İnsanlığımı Yitirirken - Osamu Dazai
7/10
·109 syf.··
2026 1. kitabı
Bu inceleme spoiler içerebilir. Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken romanı, ilk sayfalarda beni derin bir empatinin içine çekti. Ana karakter Yozo’nun yaşamdan hiçbir keyif alamaması, kronik depresyonun getirdiği o boğucu his ve insanların kötü sözlerinden bu kadar etkilenmesi, karşımızda bu acımasız dünyayla baş edemeyen son derece naif ve kırılgan bir kalp olduğu izlenimini yaratıyor. Toplumla bir şekilde bir arada yaşamak zorundayız insan tamamen yalnız yapabilen bir canlı değil. Yozo da diğer insanların hırslarını, kaygılarını ve beklentilerini anlayamadığı için, hayatta kalabilmek adına mükemmel bir kamuflaj geliştiriyor: "Şaklabanlık". Nihayetinde kimse bir şaklabanı kendine tehdit olarak görmez. Bu maske, onun yüzeysel de olsa sosyalleşmesine olanak tanıyor. Kronik depresyonun getirdiği o tükenmişlikle, kendi ne istediğini tamamen unutup bir people pleaser’a dönüşüyor. Çatışmadan kaçmak için sadece etrafındakilerin hoşuna gidecek rolleri oynuyor. Ancak sayfalar ilerledikçe, bu kendini koruma içgüdüsünün ne kadar karanlık bir boyuta ulaştığını dehşetle fark ediyorsunuz. Depresif insanların kendi acılarına hapsolmalarından doğan o doğal bencillik, Yozo’da adeta bir silaha dönüşüyor. Sadece kendini korumak için geliştirdiği o manipülatif tavırları, onu yavaş yavaş empati yoksunu bir canavara dönüştürüyor. Biliyoruz ki, o maskemizi indirdiğimizde bizi anlayacak insanlar her zaman bir yerlerde vardır mesele o bağları kurmaya hazır olmaktır. Yozo ise iyileşmeyi ve yüzleşmeyi baştan reddediyor. Kendi karanlığını taşıyamadığı için hayatındaki bir kadını intihara sürükleyecek kadar zehirli hale gelmesi ve eşi olan kadının tecavüze uğramasına sadece sessizce seyirci kalabilmesi, benim için karakterle kurduğum tüm empatinin nefrete dönüştüğü kırılma
Edebiyat
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 202060,3bin okunma
10/10
·4952 syf.··
Beğendi
·
2026 106. kitabı
·
1233 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 10:22
A güzel, gene ne diye kandırıyorsun beni sen? Gene dü­ zenlerle ne aldatıyorsun beni sen? Her solukta keremler ediyor da, a dost diyorum sana, ne diye aldatıyorsun beni sen? Ömürsün sen; ömür de vefasızdır; ne diye vefalıyım diyor da aldatıyorsun bizi sen? Gönül Ceyhun ırmaklarını bile içse, sömürse kanmaz; bizi sakayla ne diye aldatıyorsun sen? Ay yüzün olmadıkça göz karardı gitti ... ne diye sopayla kandırıyorsun bizi sen? Dün aman fermanı verdiğin kişiyi korkuyla, ümitle ne diye kandırıyorsun sen? Tanrı kazasına razı olmak gerek dedin; bizi ne diye kazayla, kaderle kandırıyorsun sen? Mademki şu derdimin devası yok, ne diye devayla kandırıyorsun bizi sen? Yalnızca yemek yemeyi huy edindin; peki, bizi çağırıp da ne diye kandırıyorsun sen?
Aşk ve Şiir
Divan-ı KebirMevlana Celaleddin-i Rumi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020504 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·520 syf.··
2026 43. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 12:57
Dracula klasikleşmiş bir korku romanı. Okurken beklediğimden farklı bir yapısı olması hem zaman zaman yordu hem de açıkçası ilginç geldi. Gotik hikâyeleri severim ama ağır ilerlemeleri bazen yorucu olabiliyor. Yine de şu an yaşadığım İngiltere'de GCSE sınavlarında bile sorulan bir kitap olması ve bir klasik sayılması, onu benim için daha da çekici kıldı. Hikâye günlükler ve mektuplar üzerinden ilerlediği için başlarda biraz parçalı ilerliyor; hatta ara ara yavaşladığı da oluyor. Ama atmosfer gerçekten çok iyi. Şatolar, karanlık ortamlar ve sürekli yaklaşan bir tehlike hissi kitabın en keyifli tarafı. Bir de şu var tabi, bildiğimiz vampir hikâyelerinin büyük kısmı aslında buradan beslenmiş. Bu açıdan bakınca kitabın edebiyat üzerindeki etkisi de müthiş. Genel olarak çok hızlı akan bir roman değil ama gerilimli havası ve klasik oluşu nedeniyle okumaya değer. Uzun zamandır listemdeydi; yeni filmi çıkınca da artık okumak için iyi bir fırsat diye düşündüm ben de.
Roman
DraculaBram Stoker · Can Yayınları · 20196,3bin okunma
Kemik ve Hayat
Puan vermedi·222 syf.·
2026 6. kitabı
Bu eserde ismini bilmediğimiz bir yazar, açlığın ve yoksulluğun pençesinde her gün bir arayış peşinde koşuyor. O arayış sadece yiyecek bir parça ekmeğin arayışı değil. Ortada besbelli bir açlık var. Evet en başta bir mide açlığı. Fakat bunun ötesinde varoluşsal bir açlık. İnsan özü itibariyle yalnızdır. Zirveye yaklaştığınızda başarınızdan pay almak isteyenler sizi yanıltmasın. Kitapta bahsi geçen yazar belki de bir zamanlar peşinden koşulan ünlü birisiydi. Yer yer bunun izlerini okuyoruz zaten. Fakat bu yazarın yaşadığı düşüş hayatın bir gerçeğini ortaya koyuyor. Tok bir insanı beslemek isteyen çok olur. Ya her bakımdan aç bir insanı kim beslemek ister? Toplum bazı istisnalara rağmen zayıflığı övgüyle karşılamaz. Zayıf insanı neşeyle kucaklamaz. Ona zavallı gözüyle bakar ama asla onu kendinden saymaz. Yazarımız aç ve zayıf. Yaşadığı açlığı içinde bulunduğu toplumda gidermesi ise neredeyse imkansız. Çünkü gurur denilen toplumun pek de hoş karşılamadığı bir hastalığa sahip. Yardıma muhtaç ama yardım istemiyor. Bunu görmezden gelip yardım edenlere de iyi davranmıyor. Tabii bu gururun arka planında kendini üstün görme ve başkalarını muhtaç görme illüzyonu da var. Bu illüzyon yüzünden yazarımız bazen yese içse de aslında doymuyor. Açlığı bir süre sonra fiziksel bir açlığın ötesine geçiyor. Zihinsel bir çöküşün ortasında çırpınıp duruyor. Her insan yaşadığı veya yaşayacağı düşüşü kaldıramaz. Yazarın yaşadığı durum bu aslında. Kitabın bana göre en etkileyici sahnesi yazarın bir kasaptan kemik alıp yemeye çalıştığı sahne. Aldığı kemiği bir köşede yemeye çalışıyor. Ama elbette midesi kaldırmıyor kusuyor. Buna rağmen devam ediyor. Açlığını gidermeye çalışıyor. Hayatına isyan ediyor kemik ağzındayken. Aslında burada kemik hayatın bizzat kendisini temsil ediyor. Her ne
AçlıkKnut Hamsun · Ren Kitap · 202335,7bin okunma
10/10
·462 syf.··
2025 198. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2025 13:20
Hayat öyle karmaşık bir denklemdir ki bazen hiç olmayacak şeyleri oldurtur, asla yanyana gelmeyecek iki kişiyi karşılaştırır. Kaderde karşılaşmak olmasa da bir bakmışsın iki farklı hayat birbirine dolanmış hale gelir. İster tesadüf deyin ister tevafuk... Yasemin , nam-ı diğer deli serçe ile Mehmet , nam-ı diğer pizzacı için de hayat olmayanı oldurttu ve yollar birbirine çıktı. Mehmet pizzacıda yönetici. Bir gece ikide gelen sipariş sonrası elemanına kıyamaz ve geç oldu diye gönderir. Teslimat kendi çıkar. Pizzayı teslim edeceği kadın kapıyı açmaz , bağırı çağırır... Mehmet sinir olsa da pizzacı olduğunu anlatamaz kadına. El mecbur geri döner. Kadının onları genel merkeze şikayet ettiğini öğrenince sinir olur Mehmet. Kadın ile tekrar konuşmak ve özür dilemek ister. Kadın yine kabul etmez. Gecelerin iki bira bir tekila Mehmet'i sonraları o gece olanları yavaş yavaş hatırlar. Bu evden çıkmayan, kimseye güvenmeyen bu gizemli kadında onu çeken bir şey vardır. Ne zaman içse kendini onun apartmanının önünde bulur... Yasemin... Dışarıdan herkesin imrendiği bir hayatı vardır. Kapalı kapılar ardında yaşananları en iyi o kapıların ardında olanlar bilir. Derdini kimseye anlatamamış, kendi içine atmış kendini suçlamıştır. En güvenilecek merciden yardım istediği zaman da yine yalnız kalmıştır. Yaşadıklarından sonra evinde , dört duvar arasında yaşamaya çalışmaktadır. İki yaralı yürek birbirlerini yaralarından tanımıştır belki de. Yaralı ve kimseye söyleyemeyeceği bir sırrı olan Yasemin, ona çekilen ve kol kanat germek isteyen Mehmet. Mehmet bu isteğinin farkında mıdır o da şaibeli... Hayatın sorunları yeterince başını ağrıtmamış gibi ikide bir karşısına çıkan ve rahat yediği adamlar ... Son sayfaya kadar dolu dolu ,elimden bırakmadan okuduğum bir kitap oldu benim
Bir Deli SerçeHanife Hekim · Maruzat Yayınları · 2024148 okunma
Gogol’un Kasvetli Şehir Albümü
8/10
·153 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2025 00:00
Nikolay Gogol’un Petersburg Öyküleri’ni okurken kendimi sanki bir şehir turunda buluyorum ama sanki tur rehberi depresyona girmiş. Sokak sokak gezdiriyor, ama “bakın burası ünlü köprü” yerine “burada insanlık çöker, burada hayalleriniz biter” diyor. Petersburg artık sadece bir şehir değil benim için başlı başına kasvetin ta kendisi. Öykülerde de aynı kasvet var. Kimi bürokrasiye takılıyor ve ruhunu kaybediyor, kimi hayallerinin peşinde deliriyor, kimi de hiç fark edilmiyor. Nikolay Gogol öyle bir anlatıyor ki okurken durup kendi kendime “Acaba ben de bu şehrin fon gürültüsü müyüm?” diye sormadan edemedim. Kitabın içinde en çok konuşulan ve tabi ki de en meşhur Palto öyküsü var. Zaten edebiyat dünyası topluca karar vermiş: “Hepimiz Nikolay Gogol’un Palto’sundan çıktık.” Güzel laf tabi. Ben de dedim ki, “o palto bana da dokunmuş olmalı.” Çünkü bir arkadaşım zamanında bana ayrıca Palto kitabını hediye etmişti. Hediye paketini açınca kendi kendime “Oha, bu kadar kasveti bana mı paketledin?” dedim. :) İncecik görünüyor ama, içinden koskoca bir ağırlık çıkıyor. Bildiğin kış depresyonu gibi. Ama diğer öyküler de kesinlikle ondan aşağı kalır değil. Mesela birinde adam burnunu kaybediyor. Evet, burnunu! Ben bunu okuyunca hem güldüm hem de kendime biraz acıdım. “Benim burnum bir sabah kalkıp kaybolsa? Gitse Starbucks’ta kahve içse, instagram hesabı açsa? Büyük ihtimalle benden daha çok takipçisi olurdu. :) Saçma geliyor ama işin özünde hayatın bütün absürtlüğü var. Kitap boyunca hissettiğim şey şu oldu: Petersburg sokaklarında gezen karakterler aslında bir bakıma biziz. Nikolay Gogol öyküleri yazarken resmen şehir depresyonunun kılavuzunu çıkarmış. Paltoya sarınıp hayatta kalmaya çalışan, bürokrasinin içinde ezilen, bir yandan da “ya benim varlığımın anlamı ne?” diye soran bizler. Memurlar, dilekçeler,
1000Kitap
Petersburg ÖyküleriNikolay Gogol · Everest Yayınları · 201138,5bin okunma