• Tarih, iktidar tutkusuna kapıldığı ve nerede duracağını bilemediği için kendisini ve çevresini yok etmiş insan örnekleriyle doludur.
  • "Ama insanın dili çok az kişinin egemen olabildiği bir canavardır. Durmadan kafesinden çıkmak için çırpınır ve eğer zaptedilemezse vahşileşip size acı çektirebilir."
  • 141 syf.
    Öğrenimi kurumsallaştırılmasının getirisi nedir? Ne derece doğru bir hamledir? Okul nedir ? Okullar neden devlet kurumu olmaktan çıkarılmalı? Bu süreç nasıl bir ritüel haline geldi? Bu soruların yanıtlarını bulabileceğiniz makalelerden oluşan bir eser.
    Illıch; Okulları insanları yaşlarına göre kronolojik olarak hücrelere sokan hapishane olarak görmekte ve daha iyi eğitimin ancak okullardan kurtulursak olacağını söylemekte.
    Okulların devlet kurumu olmaktan çıkarılması gerektiğini, özellikle fakir çocukların hayatlarında ikilem yarattığını belirtiyor. Ve okullar bizlere bir ideolojiyi empoze etmek yerine ( ki her iktidar kendi fikirlerince öğretim programlarında değişiklikler yapar ve eğitimin uzak hedefleri arasında gizil olarak da olsa bunlar yer almaktadır.) bize bir beceri kazandırmalı, özgürlüğümüzü kısıtlamamalı der.
  • foucault, eski roma'dan beri egemen iktidarın her şeyden önce alma hakkı olduğunu söyler; en ayırıcı özelliklerden sayılabilecek bu ayrıcalık yaşam ve ölüm hakkının kontrol altında tutulabilmesindedir. romalı aile reisleri, çocuklarına ve tutsaklarına yaşamlarını vermiştir geri alma hakkına da sahiptir böylelikle. elbette, bu davranışın orijini eski roma değildir; ancak kuramsallaşmaya başlaması açısından batılı düşünürlerce önemli tarihi malzeme barındırması nedeniyle ilgi odağı olmuştur; oysa, iktidar, bağımsızlığın söz konusu olduğu her çağda, her coğrafyada kendini temsil edecek bir vücut bulmayı başarabilmiştir.

    i k t i d a r p durumu.

    erkeğin iktidarı, iktidarsız olabilme ihtimalinden, riskinden doğar. şöyle dersek, bir tedbir olarak başlamış ve korunma-sakınma mantığı gitgide, ortaya çıkan gücün kullanılma gereğiyle saldırı mekanizmasını harekete geçirmiştir. kadının iktidar yeteneği doğuştandır içgüdüseldir. kadının fizyolojik temelli iktidarı bireyde bloke edilirken erkeğin politik iktidarı patolojik evrim sürecine girmiş, aynı zaman da sosyalleşmiş ve adeta salgına dönüşmüştür.

    herkes her şey hükmetmek ister çünkü hüküm varoluşsaldır.

    günümüzde gelişmiş ülkelerde kadının iktidarı canlı üzerinde birikirken, erkeğin iktidarı nesnelere doğru kaymaktadır. nesne-kadın ilişkisi yalnızlaştırılmış kadının hedefi olmaktan çıkmış, nesne-erkek ilişkisi erkeğin kaçış noktası olmuştur. küresel iktidarın ve kapitalizmin amacı şimdi de erkeğin ve dolayısıyla iktidarının yalnızlaştırılmasına yöneliktir. kadının iktidarı (hastalıklı da olsa) mutlulukla sınırlıyken erkeğin iktidarı tatminsizliğin yol açtığı merak, arayış ve zaafla doğru orantılıdır bilakis. böylelikle ters dinamikler çalışmayı sürdürecektir. kadının tamamlanmış bir canlı olması, erkeğin asla hoşuna gitmez. erkek tamamladığını sanırken tamamlanacağı alanlarda kuvvetlidir; kadınlar, erkeklerin 'kudret' diye tanımladıkları bu boşluğu kullanmasını kolay öğrenmişler ve iktidarlarının kılıklarını değiştirmişlerdir. sahnede her sözü söyleyen, alkışı alan kukla kuşkusuz erkektir; ancak kuklacının kim olduğunu kimse araştırmaya kalkmaz. ne yazık ki, tezahüratlar kukla için hiçbir şey ifade etmeyecektir. çünkü kulağı, gözü, dili yoktur; tıpkı kukla olduğunun farkına varamayan ve yalnızca iktidarda durmak için kukla olmayı tercih etmiş erkek gibi.

    yine foucault sorar: "cinsellik yoluyla kendini gösteren iktidar, özel olarak, gerçekliğin şu öğesine, cinsel organa (genel olarak cinsiyete) seslenmez mi? cinselliğin iktidara oranla dışta olan ve kendini ona kabul ettiren bir alan olmayıp, tersine iktidarın düzenlemelerinin sonuç ve aracı olması bir yana; cinselliğin, çevresinde etkilerini yaydığı odak olan cinsiyet, iktidara göre öbürü değil midir?"

    oysa, işte tam da incelemeden kabul edilemeyecek şey bu cinsiyet düşüncesidir. cinsiyet gerçekte, "cinselliğin" dışavurumlarını taşıyan kök salma noktası mıdır, yoksa tarihsel olarak cinsellik tertibatının içinde oluşmuş karmaşık bir düşünce midir? ne olursa olsun, bu "cinsiyet" düşüncesinin farklı iktidar stratejilerinden geçerek nasıl oluştuğu ve o düzeyde ne rol oynadığı gösterilebilir.

    cinsel düşünme biçimi genetiktir. cinsel kimlik, eğer geleneklerle ve törelerle şekilleniyorsa, kaybedilmesi muhtemel iktidarın her ne pahasına olursa olsun korunması bir gurur meselesidir. burada mutlak iktidar olmaktan çok, iktidarın korunması için oluşturulmuş ikinci bir iktidar kavramı devreye girecektir. teşhir edilmesi sakıncalı görünen, kendi iç yapısını kurmuş, tıkır tıkır işleyen bir başka iktidar. dikey iktidarı kollayan yatay iktidar. devasa bir heykeli kaidesine oturtmak için elbirliğiyle onu doğrultan başka bir güç.

    burada erkek iktidarının artık bir rol olmaktan çıkıp modelleştirildiğini görmemek saflıktır. mesele, gerçeğin yanlış ya da doğru olsun, ne kadar işimize yaradığını kendimize itiraf etmekte düğümleniyor; insan, gerçekliğin yaratılıp kabalaştırılmasının her aşamasında görevde; gerçek ona her türlü çıkarı için ilham veriyor; erkek-iktidar, kadın-hak, düşünce özgürlüğü-eşitlik benzeri ikilemelerle de derinleştirildiği iddia edilen meseleler daha da bulanıklaştırılıyor ve içinden çıkılmaz noktalara taşınıyor. tez ile eylemci arasında hiçbir etki-tepki redoksunun çalışmadığını anlamak, kimsenin dikkatini çekmiyor. tepki'nin etki kademesinde kalması ve etki-karşıetki çatışmasının önemi büyük. etkinin aktifliğine yönelik pasif konumda kalan 'ressesif' bir tepki laf ve yazı kalabalığından başka bir halt değildir.

    iktidara muhalif bir söylem geliştirmek sistemin içinde uygun bir yer bulup yerleşmekten öteye geçemez. aslolan iktidar anlayışını yıkabilecek ya da yok sayabilecek yaşam formatlarının ve ideolojilerinin benimsenmesidir; yoksa erkek iktidarda olduğunu sanmaktan, kadın da onu oraya taşıyıp orada tutarak aşağılamaktan oldukça memnun; çark böyle dönüyor.
  • 288 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Kitap çok güzel bir eleştiri yapmış. Yöneten sınıfının şımarıklığı, adaletsizliğine karşı başlatılan bir devrim ve yeni bir düzen kurulması bu düzeni yönetenlerinle iktidar hırs itibar dürtüsüne yenik düşüp eskisini aratmaması gerçekden de öyle irademizle işlerin daha adil daha sistemli gitmesini sağlayacağımıza inanıp başımıza getirdiğimiz insanlar ilk olarak irademize saldırıp bizi köleleştiriyor. Üstelik hakkınızı aradığınızda toplumu kendi aleyhine manipüle edip haklı olanları dışlıyor ve yok ediyor. Özetle eskiden krallar lordlar zengin tüccarlar vardı ve bunlar adına çalışan köle sınıfı vardı. Şimdi bürokratlar başkanlar bakanlar zengin holding patronları ve bunların düzenini korumaya çalışan modern iradeyi kendi elinde tuttuğunu düşünen başka bir nesil köle toplumu var. Her ay cebine ne kadar para gireceği ne kadar para çıkacağı ne kadar maaşla yaşabileceği hizmetlerden, teknolojiden vb. şeylerden ne kadar faydalanabileceği belirnen köle topluluğu
  • "Dürüstlük gerçekte kestiğinden daha çok kan akıtan kör bir alettir"