• Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.
  • 280 syf.
    ·16 günde·9/10
    Her satiri tekrar okunasi.
    Kitabin basinda saf ve temiz bir genc olan Dorian in zaman icinde korkunc bir karaktere donusunun hikayesi . Bu donusumu Henry nin hayatina girmesiyle basliyor. Anlatimda devamli Henry yuzunden Dorianin kotu birine donusunden bahsediliyor. Oysa Basil Henry nin daha eski dostu ve onda bozulmamis bir saflik ve iyilik romanin tamaminda suruyor. Iyiyi Basil karakteri temsil ederken kotuyu Henry temsil ediyor. Iyi ve kotu arasinda secim yapma sansi Dorian in elinde oldugu halde -kitapta her ne kadar bu durumun icine kendiliginden dustugu benimsetilmeye calisilsa da - o kotuyu kendi iradesiyle seciyor. Yani icinde olan kotuluk bunca zaman yalnizca Henry gibi birinin onu uyarip cikarmasini beklemis gibi. Dorian iyi biri olmanin sikiciliginin karsisinda kotulugun verdi hazzi daha ilgi cekici buluyor hatta ahlaksiz olarak tanimlanan Henry den bir adim daha oteye geciyor ve dostunu oldurebiliyor. Hedonizm aslinda kitapta ana unsur. Henry ahlaksiz ve kotu bir karakter olmasina karsin insanlari inanilmaz iyi tahlil eden ve cok zeki bir adam. Okumaktan en keyif aldigim kisimlar suphesiz ki Henry nin konusmalariydi. Sanati salt sanat olarak alip kabul eden bu karakter icin onemli olan tek sey merak ve haz. O yuzden kotu tiyatroya kotu solen sofralarina asla tahammul edemiyor. Hatta karsisindaki insanin ne kadar iyi bir insan olursa olsun kotu bir solen sofrasi hazirlarsa hicbir degerinin olmadigini acik acik vurguluyor. Iplerin kopmasi Sibly nin olmesiyle basliyor. Kitaptaki diyaloglar hem o kadar akici hem de o kadar yozlasmis ki insani surekli ikileme surukluyor. Henry medeniyetin yozlasmis toplumlarda olabilecegini soylerken ahlaksizligi overek saf insanlarin aslinda gereksiz oldugunu vurguluyor. Sibly nin olumune getirdigi bakis acisi bugunun dunyasinda bile garip ve acimasiz karsilanabilir yazildigi donem dusunuldugunde bu kadar yanki uyandirip elestiriye tutulmasi gayet normal. Henry ile Dorian konusurken insanin her turlu kotu durumu aslinda gormek istedigi bicime nasil da kolay sokabilecegini goruyoruz. Kendini kandirmanin otesinde zamanla kotucul dusunceleri icsellestiriyorlar bu yuzden insan oldurse dahi bundan sucluluk duymuyor . Dorianin ruh dunyasinin portre ile bagintisi inanilmazdi. Kitabin sonunda aslinda portrenin onun vicdani oldugunu kabul etmesi ise kendisiyle yuzlesmesiydi. Daha portre ilk yapildigi zamandan itibaren kendine disardan bakmaya basladigi icin kibrinden utaniyor ve bu yuzden portreden nefret ediyordu hatta uzerini kapatip gormek bile istemiyordu. Cunku portre yani Basil onun kendisiyle yuzlesmesini sagliyord Basilden kurtulmanin icindeki vicdani ve iyi sesi susturacagini dusunmus ama yanilmisti cunku kotu olan ne portre ne de Basildi. Dorian Henry gibi olabilecegini sanmisti oysa kotuluk Henrynin benliginde olan bir seydi Dorian sa onu taklit ediyor ne iyi kalabiliyordu ne de kotu olabiliyordu.Ortada sikismisti .Bu yuzden de kotulugun onu takip ettigini saniyordu Vicdaniyla daha fazla yuzlesemeyince de kendi sonunu aci bir sekilde getirdi. Henry nin her cumlesi aforizma niteligindeydi . Uzerine sayfalarca konusulur . Diger cevirilerini de mutlaka okuyacagim .
  • 336 syf.
    ·20 günde·8/10
    Harari’nin okuduğum 2. kitabı olan 21. Yüzyıl İçin 21 Ders adlı eser daha giriş cümlesi ile ilgi çekici olmayı başarıyor. Bknz;”Yerli yersiz bilgi yağmuruna tutulan bir dünyada net olmak güç demektir.” Kitap; Teknolojik Zorluk, Siyasi Zorluk, Umut ve Umutsuzluk adlı 3 ana bölümden oluşuyor. İçeriğinde ise; göç, din, medeniyet, iş, özgürlük, eşitlik, savaş, terörizm gibi konu başlıkları bulunduruyor.
    En çok ilgimi çeken yerlerden bahsetmem gerekirse “yapay zeka” konusunu içeren sayfalar çok merak uyandırıcıydı. İlgili bölümlerde; Yapay zekanın gelişmesi ile ortaya çakacak olan yeni meslek gruplarının anlatılmasının hoşuma gittiğini söyleyebilirim (sayfa 43/ paragraf 2). Bunun dışında “din” hakkında ilginç tespit ve düşüncelere de yer verilmişti. “Eşitlik” adlı başlıktaki şu cümle de bazı gerçekleri gözler önüne seriyordu kanımca;
    “Şimdiden en zengin %1 lik grup dünya servetinin yarısını elinde tutuyor. Daha da tedirgin edici olanı, en zengin 100 kişinin servetinin en yoksul 4 milyar insanın toplam servetinden çok olması.” Ayrıca sürekli farklı yerlerde denk geldiğim “Cesur Yeni Dünya” adlı eserden de kitapta bahsedilmişti. Bunu da not alarak kitap listeme ekledim :)
    Harari nin okuduğum ilk kitabı olan Sapiens’ten sonra bu eser çok farklı ve değişik gelmemiş olsa dahi okumakta yarar var diye düşünüyorum. Keyifli okumalar:)
  • 300 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Dünya edebiyatında uzun zamandır felsefe-bilim-edebiyat üçlüsünün beraber kullanıldığını görmüyorduk, nitekim bunun eksikliğini de çekiyorduk. Demirtaş bu kitabında bunları çok iyi birleştirip bir de üstüne politikayı ve sosyal yaşamı serpiştirince ortaya içine dalması kolay ancak derin bir eser çıkmış. Kitabın daha ilk cümlesi bu derinliği bize hissettiriyor ve bu derinliği hissedip yüzmeye başlıyoruz. Diyarbakır'da doğmuş bir karakterle tanışıyoruz. Bu karakter evdeki dili mi öğreneyim yoksa okulda dayatılan dili mi öğreneyim derken dilsiz kalan milyonlarca insanı temsil ediyor. Demirtaş bölgedeki sorunları iyi bildiği ve iyi bir mizahı olduğu için bizi tatlı bir tebessümle düşündürüyor biraz da ağlatıyor. Daha sonra karakterimiz aşık oluyor ama sıradan bildiğimiz aşklar değil. Mehmed Uzun'u ve İhsan Fikret Biçici'yi anarak bize zaten aşkı güzelce anlatacağını gösteriyor. Öyle de oluyor. Aslında kapağa başağı koyup kitabı buğdaylarına adaması Demirtaş'ın kötü bir aşk anlatamayacığını belirtiyor zaten. Daha sonra Kudretin hikayesi yarım kalıyor ve yeni bir hikayeye geçiyoruz. Yeni hikayenin ismini "Hayat hep yarımdır" koyarak bize ufak bir şaka yapıp bambaşka bir hikayeye geçiyoruz.

    Hayat kafamızın içindeki mi? Dışındaki mi? sorusunu işleyerek bizi bilimsel bir kurguyla bırakıp düşünmemizi sağlıyor. Tabiki topraklarını unutmuyor ve bu topraklarda yaşanan sorunları hiç çekinmeden direk önümüze koyuyor. Bunu tasvip etmeyip, Demirtaş'a edebiyatına baksın diyerek komik yorumlarda bulunanlar Halid Hüseyni Kabil'de yaşananları anlatınca aa toplumsal sorunları ne kadar güzel edebiyatına yansıtmış diyenlerle aynı kişiler. Konumuza dönecek olursak Demirtaş gerçeklik ve gerçeklik algımızı felsefik bir bakış açısıyla yazıyor ve bunu örneklerle güzelce anlatıyor. Gerçeklik algımızı matrixvari şekilde işliyor. Ancak kahin gibi makinaların matrixi değil makinaları yaratan beynimizin matrixine bağlanıyoruz. Bu teknoloji bir taraftan dehşete düşürürken bir yandan geleceğin dünyası için düşünmemizi sağlıyor. Kitabın ismi burada anlaşılıyor. Hiç gerçek olduğunu düşündüğünüz bir rüya gördünüz mü? Bu bilişimde matrix, Sahra Çölünde serap, Zagros ve Toros dağların da Leylandır.
  • Had Ra
    Had Ra Ahlak ve Davranış Tarzları Nefislerdeki Ahlaki Hastalıkların Tedavisi'yi inceledi.
    283 syf.
    ·1 günde·10/10
    Merhaba kardeşler;

    İbn Hazm’a ait ‘’Ahlak ve Davranış Tarzları, Nefislerdeki Ahlaki Hastalıkların Tedavisi’’ isimli eserle karşınızdayım.

    ‘’Her birliktelik, her buluşma, er geç ayrılığı tadacaktır. Ayrılığın acısının ne olduğunu anlamak için, uzunca bir süre ayrılıktan sonra kavuşmanın nasıllığından bahsetmek isabetli olacaktır: ‘’Ayrılıktan sonra yeniden kavuşma, insanın ölümle burun buruna gelip yeniden hayata dönüşünde duyduğu sevince eşdeğer bir sevinç meydana getirir.’’

    ‘’Sevgilisi Nu’m’un ölüm haberini duyunca mezarlığa koşar ve mezarların ortasında şunları söyler İbn Hazm: ‘’Bu felaket haberini duymadan önce keşke ölseydim, yüreğimdeki korları yeniden tutuşturdun. İsterdim ki cenazesi yıkanırken kanım su yerine kullanılsın! Göğsüm onun mezarı olsun.’’ Ölüm dışındaki ayrılıklar belki buna ölümde dahil, aşkı besler, umutları büyütür, özlemleri diriltir ve yatışma temin eder. Sevgiliye ait bir şey, bir elbise teselli verir. Tıpkı Yusuf’un gömleğini, yüzüne, gözüne süren Yakub’un gözlerinin görmeye başlaması gibi…’’

    Bu paragraflarıyla İbn Hazm’ı tanımış ve bu tanışıklığı bir eseri ile pekiştirmek adına ‘’Güvercin Gerdanlığı’’ isimli kitabına sarılmıştım. Hayatına ve felsefesine ilişkin makalelerle merakımı hepten celb eden bu güzel kişiliğin bu eserine geçtiğimiz günlerde kitap fuarını dolaşırken rastlamış ve edinmiştim.

    İbn Hazm el Endelüsi el Kurtibi, Endülüs’ün Kurtuba (İspanya’nın Kordoba) şehrinde doğmuştur. Kaynakların çoğunda Fars asıllı olduğu belirtilir. Birçok İspanya tarihçisine göre İspanyol asıllı, bazılarına göre annesi İspanyol kökenlidir. İslam kaynaklarına göre İbn Hazm’ın ailesinin Müslüman olması çok eskilere dayanır. Batılı yazarlar ise dedesinin geç dönemde Müslümanlığı kabul etmiş bir İspanyol olduğunu ileri sürerler.

    İbn Hazm babasının yüksek mevki sahibi olması sayesinde ilk zamanlarda aristokrat bir çevrede müreffeh hayat yaşamış, fakat Endülüs’teki şiddetli taht kavgaları yüzünden sıkıntılı dönemlerden geçmiştir.

    Babasının saray mürebbiyelerinden okuma yazma öğrenen ve Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen İbn Hazm, şiir meclislerine katılmış; birçok hocadan fıkıh, hadis ve kelam dersleri almış; ayrıca edebiyat, tarih, mantık ve bazı felsefe konularında iyi bir öğrenim görmüştür. Latince de dahil birçok dil bildiği ifade edilmektedir.

    İşte ‘’Ahlak ve Davranış Tarzları- Nefislerdeki Ahlaki Hastalıkların Tedavisi’’ başlığı ile çevrilen bu eserin hemen hemen her cümlesi, İbn Hazm’ın yüksek düzeydeki bilgi birikimini, tecrübe zenginliğini ve düşünce derinliğini yansıtmaktadır. Sistematik bir ahlak kitabı olmaktan çok, bilge bir alimin ahlak üzerine kaleme aldığı sohbet tarzını hatırlatan eser gerek Arap dünyasında gerekse Batı müsteşrikleri arasında iyi tanınmasına karşılık ülkemizde çok fazla bilinmemektedir.

    Kitap başlı başına bir terapi, içsel huzur sağlamaya ilişkin sohbet havasında kaleme alınmış. Yer yer kendi hayatına ilişkin örneklemelerle harmanlanan bu eserde hem İbn Hazm’ın öğütlerine hem de kendi nefsine olan eleştirilerine ve tecrübelerine rastlıyoruz. Bitmesin diye (: bir solukta okumaktan çekineceğiniz enfes bir eser. Yeterince uzun olan bu incelememe birkaç pasajla son veriyorum:

    Kendini kendinden daha değerli olan amaçlara ada ! Akıllı kimse kendisi için cennetten başka bedel kabul etmez.

    Bütün rezilliklerin temeli dörttür, bunlar zulüm, bilgisizlik, korkaklık ve cimrilikten ibarettir.
  • “Her cümlesi bir düşlemeden doğan, her sözcüğü uzun hülyalara yol açan ilk aşk mektubunu kim hatırlamaz?”
  • 64 syf.
    ·Beğendi
    Ölüm cezasına giden yargılama sürecindeki Sokrates'in, "Ama bilin ki, ey Atinalılar, ölüp ölüp dirilsem de yolumdan asla ama asla dönmeyeceğim." sözleriyle aklıma kazınan bu kitap, sadece Sokrates'in değil, cehalete ve kötülüğe karşı mücadele etmiş ve bu yolda haksızlığa uğramış nice aydınların sesini okuyucuya duyuruyor ve kitabın her cümlesi tüyleri diken diken ediyor. Hiç tereddüt etmeden okunacak kitaplar arasında ilk sırada yer almalı.