• 479 syf.
    Birinci Dünya Savaşı sonrası halkın düştüğü zor durum ve Milli Mücadele konu alınmıştır. Romanda, bir Anadolu kasabası olan Akşehir'den yola çıkılarak, kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.

    Kitaptan Alıntılar

    ... Çünkü görmediğin, gaflet ve delaletinle inkâra meylettiğin imkanlarla doludur.
    Düşmanın bir mi? Sen ona bir daha ekle. Üç mü, beş mi? Sen ona bir de kendini ekle ve üçse dört, beşse altı de. Ve sen sana düşmanların en çetini oldun, bunu böyle belle!...
    Harp onu bilmeyenler için ne kadar akıl dışı, ne kadar insan ve hayat gerçeklerine zıt ise, onu bilenler için de tek gerçek hâlini alıyor, o kadar tâbileşiyordu.
    Gelen nedir? Zafer veya diyeti imkansız yeniliş mi? Bunu tarih her nesle bar bar bağıracak, ama hiçbir nesil bu geceki nal seslerini ve kahkahaların sahiplerini bilemeyecekti ve bilinmeyen onbinler olacaktı daha.
    Sır, galiba işte bu unutulmaya mahkumiyeti bile bile maceraya razı oluşta, bu rızayı yaratan akıl ermez hakikatte idi, ölümü bir teselli saydıran imanda idi.
    Ama yalnız eli silah tutanlar değil, beş on okka yük taşıyabilecek, bir kağnının öküzlerine embel dürtebilecek çocuklar ve kadınlar da cihada akıyordu. Daha şimdiden isimler çıkmıştı ortaya; Kara Fatma' lardan, Ayşe Onbaşı' lardan, Pembe Çavuş' lardan bahsediliyordu. Kadınlık ilk defa şehadet ve gaza mertebelerine ermişti.
    Gönül istiyordu ki, bu destanlara pek benzeyen macerayı bütün Akşehir öğrensin. Zira bu macerada doğrultucu, diriltici, bütün güçleri tazeleyen bir şey vardı. Bu macerayı bilenin ümidi, azmi yıpranmazdı artık.
    Bu macerada insan - altıyüz yıllık, hatta bu altıyüz yılı hazırlayan çağları ile - kanının, medeniyetinin, yaşama iradesinin hep zafere, hep üstünlüğe yönelen akışını, milletin hüviyetini ve ebedi kaderini bulabilirdi.
    Küçük Ağa sarsılmaz imanı ile, eninde sonunda, zar zor olsa da, mutlaka fakat mutlaka iyi'nin, doğru'nun ve haklı'nın kazanacağına inanıyordu.
    ....Tıpkı bulutlar ardındaki bir güneş gibi hüzün, hüzün, yığın yığın hüzün tüllerinin ardında; hüzün mutluluğunun ikinci adıydı artık.

    Arka Kapağından Alıntı

    Küçük Ağa Kurtuluş Savaşı yıllarında siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır.
  • KISAS, cinayette ödeşmek. Bir suç işleyenin aynı cinsten bir ceza ile cezalandırılması. Öldürme veya yaralamada, suçluya aynı şeyin yapılması. Kasten adam öldürene veya yaralayana İslâm hukukunun uyguladığı ceza.

    Bir İslâm hukuku terimi olarak kısas; ferdin hakkı olarak yerine getirilmesi gereken, âyet ve hadislerde miktarı belirlenen ve suçlunun bedenine yönelik bulunan cezayı ifade eder. Kesmek anlamına gelen "kass" kökünden alınmıştır.

    Kısas cezasını gerektiren suçlar;

    Kasten adam öldürme ile bazı kasten yaralama ve sakat bırakma eylemlerini kapsamına alır.

    Kısas cezası Kitap ve Sünnet delillerine dayanır. Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

    "Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hür hür ile köle köle ile kadın kadın ile kısâs olunur. Öldürülenin velisi tarafından, öldüren lehine bir şey affolunursa (diyet için) yapılacak uygulama örfe göre normal olmalı ve en iyi bir şekilde ona ödenmelidir. Bu size Rabbınızdan bir kolaylık ve rahmettir. Artık bu hükümden sonra kim haddi aşarsa ona acı bir azap vardır. Sizin için kısasta hayat vardır, ey tam akıllı insanlar." (el-Bakara, 2/178-179).

    "Her kim haksız olarak öldürülürse onun velisine yetki verdik. O da öldürmede haddi aşmasın. Çünkü ona yeterince yardım olunmuştur." (el-İsrâ, 17/33).

    "Biz Tevrat'ta onlara şu hükümleri farz kılmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ile kısas yapılır. Yaralarda da kısas vardır. Fakat kim hakkından vazgeçerse, bu onun günahlarının affına bir sebeptir. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir." (el-Mâide, 5/45).

    Kısas hükümlerinin önceki semâvî dinlerde de bulunduğunu Kur'ân-ı Kerîm bildirmektedir. Yahudilerin mukaddes kitabı Tevrat'ta bugün konu ile ilgili şu kurallar yer almaktadır:

    "Bir kimseyi vurarak öldüren kimse, mutlaka öldürülecektir." (Çıkış: 21/13).

    "Bir kimsenin komşusuna kini olur ve onu hile ile öldürürse, öldürülmesi için onu mizbahından bile alacaksın." (Çıkış: 21/14).

    "Bir kimse bir adamı öldürürse mutlaka öldürülecektir." (Levililer: 24/17).

    İslâm'ın ortaya çıkışından önce, Medine'de yaşayan iki yahudi kabilesi Nadîroğulları ile Kurayzaoğulları arasında çatışma olmuş, Nadîroğulları üstün gelmişti. Bu üstünlüğü ondan sonra işlenecek suçlara uygulanacak cezalara da yansıtmaya başladılar. Meselâ; bir Nadirli, Kurayzalıyı öldürürse kısas uygulanmıyor, yüz vask (200 kg.lık ağırlık ölçüsü) kuru üzüm fidye olarak ödeniyordu. Fakat bir Kurayzalı, Nadirliyi öldürürse, kısas yoluyla suçlu da öldürülüyordu. Eğer bu son durumda fidye ödemesi kararlaştırılırsa, iki kat olarak fidye uygulanıyordu. İşte Cenâb-ı Hak onların Tevrat'tan sapma noktalarını belirlemek ve İslâm ümmetine de kısas hükümlerini teşmil etmek üzere yukarıdaki âyeti indirdi (bk. İbn Kesîr, Tefsîru'l Kur'ani'l-Azım, İstanbul 1984, I, 299, 300 vd.).

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Kim kasten öldürürse, bunun hükmü kısastır." (Ebû Davud, Diyat, 5).

    "Allah'tan başka ilâh olmadığını ve benim Allah'ın elçisi olduğumu tasdik eden müslüman bir kimsenin kanı, şu üç durum dışında helal değildir: Cana karşı can, zina eden evli kişi ve dini terkedip cemaatten ayrılan kimse." (Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebû Dâvud, Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15; Nesâî, Tahrîm, 5, 11, 14; Dârimî, Siyer,11; Ahmed b. Hanbel, I, 61, 63, 65, 70, 163, 382, 428, 444, 465, VI, 181, 214; es-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, Mısır t.y, VII, 7).

    Kasten ve taammüden öldürmenin kısası gerektirdiği konusunda görüş birliği olmakla birlikte kasıt ve taammüdün karinesi üzerinde görüş ayrılığı vardır. Ebû Hanîfe'ye göre, bir uzvu bedenden ayırabilecek bir silâh veya âlet ile işlenen öldürme fiili, kasten ve amden işlenmiş sayılır. Keskin demir, taş, ağaç ve benzerleri ile bir kimseyi öldürmek gibi. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre, ister öldürücü âlet ile olsun, ister ölüme götüren bir eylem ve fiille olsun, işlenen öldürme suçu "kasten" sayılır. Denize atmak, yüksek bir yerden düşürmek ve zehirlemek bunlar arasında sayılabilir. İmam Şâfiî'ye göre, bedene batan veya kesici âletlerde olduğu gibi genellikle ölümü doğurabilecek bir şeyle öldürmek de "taammüden öldürme" kapsamına girer (el-Kâsânî, Bedâyiu's Sanâyi', Beyrut 1401/1982, VII, 233 vd.).

    İslâm hukukçuları yukarıda verdiğimiz ayet ve hadislere dayanarak, kasten öldürme ve yaralamalarda kısasın uygulanacağında görüş birliği içindedir. Ancak, İslâm'da kısas şahsî şikâyete bağlı bir ceza olarak kabul edilmiş, âmme cezası sayılmamıştır. Çünkü kamu düzeni sadece suçlu ile mağdur taraf arasında bozulmuştur. Onlar anlaşır, barışır ve helalleşirlerse Devlet düzenini ilgilendiren sakıncalar ortadan kalkmış olur. Bu nedenle, kendisine karşı müessir fiil işlenen kimse veya ölüm hâlinde, ölenin velisi affederse kısas düşer (bk. el-Kâsânı, a.g.e., VII, 241 vd.; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, İstanbul 1333, II, 330; Abdulkadir Udeh, et-Teşrîu'l Cinî'l-İslamî, Kahire 1959, I, 79, 663 vd.).

    Kısas affedilince, ayrıca diyet hakkının da düşüp düşmediği, suçlunun rızası olmadan diyet istenip istenemeyeceği konusunda iki görüş vardır:

    Ebû Flanîfe ve İmam Mâlik'e göre, öldürülenin velisi ya kısas ister, ya da affeder. Veli, suçlu ile diyet üzerine anlaşmazdan önce kısas hakkından vazgeçerse, diyet isteme hakkı da kendiliğinden düşmüş olur. İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre ise; velî seçimlik hakka sahiptir. Ya kısas uygulanmasını ister, ya da kısası affeder ve diyet alır. Affetmenin anlamı kısasın diyete dönüşmesi demektir ve bu, suçu işleyenin rızâsına da bağlı değildir (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 241; eş-Şevkanî, a.g.e., VII, 7 vd.; Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku, İstanbul 1986, I, 136, 137).

    Ölen kimseye bedel olarak verilen mal veya nakit paraya "diyet" denir. Bu, öldürülenin mirasçılarına verilmesi gereken mâlî bir bedeldir. Yaralama, uzvu koparma veya sakatlama gibi müessir fiillerde mağdura verilmesi gereken bedele erş adı verilir. Diyet ismi kimi zaman erş yerine de kullanılır. Elin diyeti gibi (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, Mısır 1307, V, 504; el-Meydânî, el-Lübâb, Kahire 1374).

    Hz. Peygamber ve ilk dört halife döneminde belirlenen diyet miktarları şu mal veya nakit paralardan birisidir:

    a) Yüz deve,
    b) Bin dinar (miskal) altın,
    c) On veya on iki bin dirhem gümüş,
    d) İki yüz tane sığır,
    e) İkibin koyun,
    f) İki yüz takım elbise (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 254; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 504; İbn Hazm, el-Muhallâ, Kahire 1350-1352, X, 759).

    Yaralamaların tazminatı olan erş miktarlarından bir bölümü hadisle belirlenmiştir. Meselâ; el kesme suçunun erş'i, tam diyetin yarısıdır, diş kırmada erş, tam diyetin onda biri kadardır. Prensip olarak; vücutta tek bulunan organlar için tam diyet, çift organların her biri için yarım diyet, dört tane olanların her biri için dörtte bir diyet gerekir. Nass'larda tayin ve takdir edilmeyen durumlarda, tazminatın miktarını hâkim belirler (bk. Eş-Şevkânî, a.g.e., VII, 61 vd.; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 252 vd.; İbn Kudâme, a.g.e., VIII, 57-58).

    Kur'ân-ı Kerîm'de; "...göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ile kısas yapılır. Yaralarda da kısas vardır." (el-Maide, 5/45) buyurularak, ölümün dışında kalan müessir fiillere de kısas hükmü getirilmiştir.

    Hz. Peygamber devrinde bir kadın bir câriyenin dişini kırmış, câriye tarafı diyeti kabul etmeyerek, kısasta israr etmişti. Ashâb-ı kiramdan Enes b. en-Nadr, kısâsen dişin kırılmasına karşı çıkınca, Rasûlüllah (s.a.s); "Ey Enes!. Allâh'ın kitabında ceza kısastır" buyurmuştur. Câriye tarafının suçluyu affettiğini bildirmesi üzerine Allah Rasûlü onların bu affı sebebiyle kazandıkları manevi dereceyi şöyle ifade buyurmuştur:

    "Allâh'ın öyle kulları vardır ki Allah'a yemin etse, Allah onu yemininde yalancı çıkarmaz." (es-Şevkânî, a.g.e., VII, 26, 27).

    Yaralama ve sakatlamalarda kısasın uygulanabilmesi için, suçun kasten işlenmesi yanında şu şartların da bulunması gerekir:

    a. İki yer arasında eşitlik,
    b. Eşitliği sağlamanın mümkün olması;
    c. Daha fazla veya daha eksik bir uygulama ile zulüm yapılmaması.

    Bu çeşit suçlarda af, kısasın diyete dönüşmesini sağlar (bk. el-Kasânî, a.g.e., VII, 297; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 485).

    Mafsalından kesilen veya kesilmediği halde sakatlanan kollar ve bacaklar, kemiğe kadar dayanıp, kemiği ortaya çıkaran yaralarda da kısas uygulanır (Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1976, III, 80 vd.)

    Kasten adam öldürme fiilinden dolayı kısas uygulanabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:

    a. Suçu işleyenin âkıl ve bâliğ olması gerekir. Akıl hastası veya küçük çocuk işlediği bir cinayetten dolayı diyetle yükümlü tutulursa da, kısas hükümleri uygulanmaz. Bunların kasten işleyecekleri suç, hata hükmünde olup, bundan dolayı mirastan ve vasiyetten de mahrum olmazlar.

    b. Öldürme fiilinin kasten işlenmesi gerekir. Bir kimseyi hata veya sibh-i amd suretiyle öldüren kimseye kısas uygulanmaz.

    c. Katilin, suçu serbest iradesiyle işlemiş olması gerekir. Öldürülme veya bir uzvun sakatlanması gibi bir zorlama (ikrah-i mülcî) altında işlenen suçlarda, Ebû Hanife ve imam Muhammed'e göre, kısas veya diyet zorlayan üzerine gerekir. Ebû Yusuf'a göre, burada zorlayana yalnız, üç yılda ödenmek üzere diyet lâzım gelir. İmam Züfer'e göre ise, zorlama, kısasa engel değildir.

    d. Öldürülen, öldürenin fer'i, yani çocuk veya torunlarından biri olmamalıdır. Oğlunu, kızını veya torununu öldüren kimse için diyet, ta'zîr ve mirastan mahrumluk gibi hükümler uygulanırsa da, kısas gerekmez. Hadîs-i şerîtte; "Babaya, çocuğundan dolayı kısas uygulanmaz." buyurulmuştur (bk. Tirmizî, Diyat, 9; Dârimî, Diyat, 6; Ahmed b. Hanbel, I, 16, 22).

    Ancak baba, anne, dede ve nine gibi usûlünden birisini kasten öldüren kimse hakkında kısas uygulanır.

    Kısas yoluyla öldürülüp öldürülemeyecek kimseler şunlardır:

    Erkek erkek karşılığında, erkek kadın karşılığında ve kadın erkek karşılığında öldürülür. Hür erkek köle karşılığında ve köle köle karşılığında öldürülür. Yine kâfir, müslüman karşılığında, müslüman zimmî (İslâm Devleti tebeası olan ehl-i kitap) karşılığında ve zimmî zimmî karşılığında kısasen öldürülür. Bir zimmî başka bir zimmîyi öldürse, öldüren daha sonra İslâm'a girse yine kısas uygulanır. Bu konuda görüş birliği vardır. Müslüman veya zimmî İslâm ülkesine (daru'l-İslâm) emân'la girmiş bulunan bir harbî karşılığında öldürülmez. Zâhir (açık, kuvvetli) rivayete göre, müste'men (pasaportlu gayri müslim yabancı) başka bir müste'men karşılığında öldürülmez. Bir müslüman mürted (İslâm'ı terkettiğini ilân etmiş veya inanç bozukluğu nedeniyle dinden çıktığına hükmedilmiş bulunan) bir erkek veya kadını öldürse, öldürene kısas uygulanmaz. Yine dâru'l-harp'te pasaportla bulunan iki müslümandan biri diğerini öldürse, hanefîlere göre, kısas gerekmez. Müslüman, dâru'l harp'te, müslüman bir savaş esirini öldürse kısas gerekmez. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre, öldürenin mal varlığından diyeti ödenir. Ebû Hanîfe'ye göre, diyet de gerekmez.

    Büyük kimse çocuk karşılığında; sağlam insan, kör, topal felçli vb. hasta veya sakat kimse karşılığında öldürülür. Ölmek üzere bulunan kimseyi öldürene kısas uygulanır. Yaşamını sürdüremeyeceğini bilmesi de sonucu değiştirmez. İki çocuk arasında kısas uygulanmaz. Çocuğun kastı ve hatası eşit tutulur, iki durumda da yalnız diyet gerekir (el-Fetâvâ'l-Hindiyye, Beyrut 1400/1980, VI, 3, 4).

    Diğer yandan kısasın uygulanabilmesi için öldürülenin velisinin belirli olması ve vârislerin kısas talebinde bulunması da şarttır (Bilmen, a.g.e., III, 68 vd ).

    Yaralama veya sakat bırakmalarda kısas isteme hak ve yetkisi mağdura âittir. Ölüm halinde ise bu hak ve yetki önce öldürülenin vârislerine, sonra da İslâm Devleti'ne aittir. Prensip olarak ölenin mal varlığına mirasçı olan, kısas veya diyetle ilgili haklara da sahip olur. Çünkü mirasçı, ölene insanların en yakın olanıdır (el-Kâsânı, Bedayiu's-Sanayi', Beyrut 1402/1982, VII, 242; el-Fetâvâ'l Hindiyye, VI, 7 vd.; Bilmen, a.g.e., III, 88 vd.)
  • 72 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    ~yarış atıyız.☆☆☆

    #79275334


    Hayvanlar üzerinden insanoğlunun vahim durumlarını edebiyata döken kitaplara bayılıyorum.

    Hayvan Çiftliği, Dönüşüm ,Bir Köpeğin Araştırmalarına da bayılmıştım bundan ötürü.

    Gelelim bu kitapta neler gözler önüne seriliyor.


    Basitçe bir soru sorsam sizlere " AT "nedir diye?

    •Satrançta rakip taşın üzerinden atlayacak tek taş.
    •Tarihte ilk olarak Türklerin ehlileştirdiği ,ayakta uyuyan ve çok hızlı koşan bir hayvan.
    .
    .
    Cevapları dışında bir cevap bulabilir miyiz?

    Hmm ,bir düşünelim...

    Hiç fark ettiniz mi aslında bizler de birer "AT" ız.

    Nasıl mı?
    Gelin bu sorunun cevabını bu kitapta arayalım...

    Öncelikle İngilizce çevirisinden okuduğum kitabın başlığının bizdeki ifadesi

    Black Beauty = Siyah İnci şeklinde.

    Beauty= Güzellik

    İnci =Nadir bulunan , eşsiz,nadide.

    Hatta Meryem Ana için kullanılan tabir = Azra (el değmemiş inci,bakire)

    Bu Siyah İnci bizim kitaptaki ana karakter "AT" ımız.

    Simsiyah parlak yeleleriyle, kürküyle çiftlik sahibinin çok kısa bir sürede dikkatini çekmiş ve bu isme layık görülmüştür.

    Güzellik özgürlüğün önünde bir perdedir bazen :
    En güzel koşumlar, en güzel dizginler (prangalar) hep en güzel ata takılır.
    Çünkü o müşteri kazandırır fayton denen at istismarı ticaretine...
    Çünkü ona binmek ister , o at arzulanır insan tarafından...
    #79293638
    #79312617
    #79314650
    #79330358
    #79330405
    #79330450
    #79330592
    Bu durum insanoğlunda da geçerli değil midir? Sizce de ?
    Bazen o istediğimiz kıyafetlerin içine girebilmek için tatlıyı iki dilim eksik yeriz . Sorana da sağlık için canım ne diyeti deriz...

    Bilmez miyiz ki hamburger firmalarının zayıflama ürünleri satan şirketlerle anlaşmalar hâlinde olduğunu.

    Tıpkı sigara ve nikotin  bağımlılığı bıraktıracak ürünleri üreten şirketlerin anlaşmalı olduğu gibi...

    Hatta bu güzellik ve ihtişam denen kavrama öyle bağlıyız ki bu uğurda düştüğümüz haller ve en sonunda bitap hâle geleceğimiz hiç aklımıza gelmez.

    Kapitalist düzen siz ona isteklerini vermediğiniz zaman,  ilk gözden çıkartacağı  kişi siz olursunuz.!

    Tıpkı artık sırtındaki yükleri kaldıramayacak hâle gelen Siyah İnci 'nin ayaklarını bu uğurda sakatlandıktan sonra sahibi tarafından gözden çıkarılması gibi;

    •Onu satmalıyız.Ahırlarımda böyle bacakları olan bir at olamaz.  Çok üzgünüm,.."

    #79293490 bizi de hep kamçılayan arzularımız yok mudur?
    Hep dolu dizgin koşarız hayatta öyle değil mi?
    Hatta şu dönemlerde sınav maratonundan yeni çıkmış nesil daha iyi bilir:
    Yarış atına döndük iyice...
    Hem de ne için..
    Önünü bile göremediğimiz hayatta bize de bir yer bahşetsinler diye..
    Sana doktor, ona hakim,bana mühendis desinler diye...
    Kimlikteki yazılan değil, diplomadaki önemlidir çünkü..
    Ali , Ayşe,  Fatma kim ki?
    Bana paranla gel...

    Ha bir de takındığımız "At Gözlükleri"...
    Hani şu uğrunda insanları kırdığımız siyasi düşüncelerimiz
    Ha bu arada söyleyim (siz bu tartışmaları yaparken milletvekillerin ceplerinden bir milyar bile eksilmiyor)
    Hani şu deveyi yardan uçuran bir tutam ottur misali takıntılarımız...

    Galiba bir AT"tan da çok farkımız yokmuş .. Sözde at güçlüdür ama cılız bir kuş kadar özgür değildir..

    #79325038
    Söyleyecek söz çok.. Okurken neredeyse ağlama seviyesine geldim. Acıları içinde hissettim.
    En iyisi kitabı okuyun. Tavsiye ediyorum.
  • 248 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    ***Sevgilimin nefret ettiğim kankası****
    Duygu neydi öle yaaa
    Gülmekten helak oldum neler yaşanmış
    'Sevenleri rahat bırakın , sevimsiz kankalar!'

    ***Yine mi özel gün abi!..***
    -Murat bu hafta sonu ........oluyorsun!
    Bu sözden sonra gözümün önüne 'Selvi Boylum Al yazmalım'dan bir sahne geldi. (yazısınin ardından gelen cumle sonu bir kahkaha)
    -S....t neydi? S....t, Ali'nin bir hafta sokağa çıkmama sebebiydi...

    ***İlk buluşma ama çok heyecanlıyım***
    (Ahhh o Özlem neymiş arkadaş. Onun için yapılanlara hayran kaldım vallaha Masum ve tertemiz sevgi ile mücadele edilirken düşülen komik durumlar. Eeee Aşk bu )
    "Birisinin gülüşüne aşık olursam, başkalarının kahkahaları umurumda olmaz."

    ***Aşkımı Layklasana***
    "Demode oldu muhallebicilerde gizli gizli buluşma. Artık Facebook'tan ava çıkmak yeni moda..."

    "Sosyal medya öyle bir hal halini aldı ki, günlük hayatımızın bir parçası değil, hayatın kendisi oldu."

    (Yanlışlıkla istek gönderilen abla ile mesajlarda muhtesemdi )
    "Aradan saatler geçti ve uyumak için yatağa girmemle telefonun titremesi bir oldu. Mesajın sahibi üzerime vicdan gibi çöken ablaydı...
    - Uyuyor musun?
    ( işte burda da bir kahkaha)

    (Sene 2009 ve Burak'ın yaşadıkları neydi arkadaş yaaa
    Burak fazlasıyla dersini almıştır herhalde...)

    ***Sevgilim ve gudubet annesi***
    "Kızını alayım dedim, yanında annesi cikletten çıktı. Benimki gerçekten büyük şanssızlıktı. Sanki kızıyla değil de annesiyle çıkıyordum. "
    (Yazar Murat, Halim'in yanına gittiğinde yaşadığı durum ve Perşembe pazarındaki teyzeyi asla unutmam sanırım. Gözümün önünde sahneyi canlandırdımda Bu olayın ardından Halim'e kız istemeye gidilmesi ve kızın evinde yaşanılanlar başlı başına bir komedi )

    "Her divanın üstünde saçlarını ve bıyıklarını boyatmış, bıyıklarıyla kaşları aynı ebatta olan adamlar oturuyordu. Adamlar bir ayağını poposunun altına almış bizi bekliyordu. Odaya girince içimden 'Allah kurtarsın abiler' demek geldi. Gerçekten de kendimi genç yaşta hapishaneye düşmüş mahkum gibi hissediyordum. Odadaki tek eksik elinde saz olan bir ihtiyardı."

    Ve sayfa 155 e kahkalar eşliginde geldim.
    Muhteşemdi, bakalim diger sayfalarda neler bekliyor bizi
    #MuratTavlı

    ***Sen kilo mu aldın***
    'Sema hanımın grisini hikayesi'
    -Sema nasıl gidiyor diyet?
    -Ne diyeti Ahmet?
    -Ee grisini getiriyorum ya ben her akşamm
    -Hee ben onu çayla yiyorum, çok güzel oluyor.
    -Fesupanallah...


    'Onur'un hikayesi'
    Ahh be Onur mahalle arkadaşlarına ne çektirmişsin öyle...
    Mahalledekiler senin yanında bir şey yemeye korkar olmuş
    Aşık olduğu kız içinde 20 kg verdiğini okuduğumda benden çıkan ses
    Ooooooo
    Hemde 6 ayda
    Onur & Melike hikayesi gerçekten guzeldi hatta harikaydı yaaa
    -Melike aşığım sana çıksana bana.

    ***Yine mi Tripliyiz Yine Mi Guzel?***

    Sen bilirsin, Tamam ya önemli değil, Peki, Ben bir şey demiyorum, Tamam aramıyorum, Sana iyi eğlenceler...

    'Trip atmalarının en büyük sebebi gördüğü ilginin yeterli olmadığı düşüncesidir.'

    'İlk okul 5 karne günü için yapılan hazırlıklar' Beyaz gömlek, fitilli kadife pantolon, parlak ayakkabı ve bir avuç jöle

    'Sena gözümün önünde ayı İbrahim'in pençeleri arasında salındığını düşünüyordu ama dışarıdan bakıldığında ayının pençelerinden kurtulmaya çalışan ceylan gibi gòzüküyordu. Bunun üzerine ben de gidip Hakan'ı dansa kaldırdım. Şaka yaptım şaka aloo!!'

    (Bu bölümü okuyuca ilk okul 5 karne günümü hatırladım. Bende bizim Hakan'dan hoşlanıyordum belki de aşk tı
    Beni dansa kaldırmayınca bende sınıfın şişman kızı Gökçe'i dansa kaldırdim ve bir baktım ki... Hakan Hümmet ile dans ediyor.
    Bütün sınıf tahmin edersiniz ki koptu
    Ve yıllar geçti ben Hakan'a söyleyemedim tabiki. Ilk okul öğretmenim Türkan hanımı ziyarete gittim 2013 te ve bana dedi ki Keşke bir gün Hakan'da beni ziyarete gelse, kapının zili çalsa ben Hakan'im öğretmedim dese. Bende o günden sonra Facebook ta bulduğum ilkokul arkadaşım Volkan'a söyledim iletmesi için rica ettim. Gitti mi bilmiyorum. Umarim gidip mutlu etmiştir.)

    Sonrasında Meryem ile dans etmesinin ardından kıskançlık ile Sena'nin yaptığı ... Yazık yeni kıyafetlere...

    ***Erkeğin günlüğü***

    'Nüfusu ne kadar olursa olsun, aşk yoksa hep bir eksik şehir.'
    'Belki de aşk en değerli anıydı...'
    'Evet sevgili günluk, ben kaybeden bir adamım...'

    ***Kadının Günlüğü***

    'Onunla yazışan, görüşen ne kadar kız varsa Allah hepsinin belasını versin'
    'Hangi pişmanlık beni sana geri getirebilir ki ben seni sevdiğime pişman olduktan sonra...'

    'Oturduğum yerden birden ayağa kalktım. Ben bir kadınım ve bunun üstesinden gelebilirdim. Güçlüydüm ve bitmiş bir ilişkinin arkasından son defa gözyaşı döküyordum. Bir daha Mustafa için gözümden tek damla yaş akmayacak. Madem o beni, bu evdeki hatıraları bırakıp gitti, benim içinde Mustafa bitti! Bu günden itibaren bir daha dönmemek üzere ben de ondan gidiyorum!'

    'Kaderimde olan insan da tam bir gerizekalı!!! Hayır ben burada onu bekliyorum o kim bilir hangi yalanlara kanıyor. Gelsene biz işimize bakalım, aşkımızı yaşayalım.'

    ***Ne Yani Şimdi Bitti mi?***

    'Sevgiliyi ayrılık sonrası tanıyorsun. O zaman anlıyorsun sensiz yapamam diyenlerin sensizken neler yapabildiğini...'

    'Ben bunca giden gördum. Ama en çok senin özlüyorum. Benim güzel çocukluğum.'

    'Ayrılık iki taraflıdır. Ya ağlayansındır ya da ah alan.'

    'Her ilişki insanın bir parçasını alır götürür. Şehrin her yerinde binlerce anı, sence bırakırmı yakanı? Nereye gitsen gözünün önüne bir sahne gelir ve sen uzaktan izlersin. Tüketir biten ilişkiler insanı. Zaman geçtikçe kendini tanıyamazsın. Sen büyüdün zannedersin ama olay sadece büyümek değildir. Yaşadıkça hissizleşirsin.'

    'Bir amca o sırada halimi gördü ve bana "Eğer bu hayatta durursan herkes seni tökezletir, durma evlat arkana bakmadan yürü" dedi.'

    'Selim ile Sibel'in hikayesi'

    Sibel'in Selim'in kaderine yazılıp kaderin karşısina çıkılmasının ardından yaşadıkları büyük aşk ve sonrası... Selim'in yaptığı fedakarlıklardan sonra Sibel'in ona yaptığı nı okurken yüreğimin hüznü

    'Kimi hakkıyla gitti, kimi ahıyla'

    'Kalp yarısı kalp yarası olduğu zaman, her şeyden vazgeçiyor insan.'



    #MuratTavlı

    Yazarımıza eline yüreğine saģlik diyorum. Muhteşem bir eser olmus. Eser bitti fakat ben elimden bırakmaya kıyamıyorum. Esere resmen hayran kaldim. Daha onceleri alacaktim bu eseri, bazi yorumlar vazgecirmisti beni. Ama okuyunca o yorumlarin gercek olmadigini anladim. Iyi ki almisim iyi ki senin okurunum. Nice yeni eserler ile birlikte olmak dilegiyle.
  • 248 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Salih Uyan'in bu kitabini okumaya başlamadan önce kitap tasarımı çok hoşuma gitti. Aslında kitabı elinize aldığınızda insana bir rahatlama hissi geliyor. Yazarin kitabında kullandiğı mizahi bir yön var ve bu benim çok hoşuma gitti. İnsan kitaptan kopmak istemiyor. Hatta ilk kitabı okumaya başladığınizdan itibaren kitap sizi içine alıyor. Çünkü bizden parçalar barindiriyor içinde. Kitabı okurken çok uzaklara gitmiyorsunuz. Her satırda ve paragrafta mutlaka kendinizden bir şeyler hissediyorsunuz. Her yazar bunu başaramaz. Ama Salih bey çok güzel başarmış.... Salih Uyan