Doğa neyi, ne zaman yapacağımızı bize hiç sormaz; onu hayalimizde canlandırdığımız gibi değil, gerçekte olduğu gibi kabul etmeliyiz; bir çizelge, bir takvim, hatta bir imbik peşindeysek, bunları kabul etmekten başka çaremiz yoktur! Böyle yapmasak bile, bize kendini nasıl olsa kabul ettirir.
Cabir bin Hayyan!
...sekizinci yüzyılda, Arap dünyasında, kimyanın babalarından biri olarak anılan Arap bilgin Cabir bin Hayyan damıtma tekniğini düzenli bir biçimde şaraba uyguladı. Bin Hayyan, imbik denilen ve deneylerde şarabın ve diğer tözlerin damıtılmasında kullanılan gelişmiş bir damıtma aygıtı geliştirdi.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Lumen ateş, toprak, su ve hava diğer dört unsurunu birleştirmis; bütün yeryüzünü bir imbik; Alchemised yeryüzünün yaratıklarını ise ilk madde olarak kullanmıştı.İki bin yil önce hem dünyayı hem insanlığı neredeyse paramparça eden Büyük Felaket bizzat bu simyasallaştırma süreciydi. Önce yeryüzüne yağan ateş gelmişti: Kalsinasyon. Büyük şehirleri yutan bu gelgit çözünmeydi. Dağları bile yerle bir eden depremlerse ayrıştırma. Yıkımınardından hayatta kalanların ortaya çıkışı: Birleşme. Ardindan gelen veba, hastalık ve açlık: Fermantasyon. İnsanlığı neredeyse yok eden devasa ölüm deryası: Damıtma. Ve nihayetinde, Lumen'in büyük deneyinin sonucu, simyasal rezonans sergileyen insanlığın ortaya çıkışı da pıhtılaşma.
Nox yayınları·Kitabı okudu
Arap dünyasında, kimyanın babalarından biri olarak anılan Arap bilgin Cabir bin Hayyan damıtma tekniğini düzenli bir biçimde şaraba uyguladı. Bin Hayyan, imbik denilen ve deneylerde şarabın ve diğer tözlerin damıtılmasında kullanılan gelişmiş bir damıtma aygıtı geliştirdi.
Sayfa 98 - Kırmızıkedi Yayınları·Kitabı okudu
Kitap Simyacıları
Harika
Kokuda, dedi; ne çarpıcı bir şahsiyet yatıyor! Seslerin, çizgilerin, renklerin, hacim nisbetlerinin güzel sanatları var da kokuların neden yok?.. Onlar da belki iyileri ve kötüleriyle (orkestral) bir tertip içinde sahneye çıkartılabilirdi. Ve mücerret sanatların belki en tesirlisi olabilirdi. Kardan beyaz ve imbik suyundan temiz eski müslüman evinin, annede namaz tülbendinden haber verici ruh kokusu...Ve yanında, betonarme küfür gökdelenlerinin her pisliği isyan ettirecek kadar ağır mâna kokusu... Misk gibi toprak kokusu, mestedici deniz kokusu, türlü nebatlarıyle kır kokusu, çitilenmiş çamaşır kokusu ve isimleri bile insanı vuran ve kaçıran nice pis koku... Koku, koku, müthiş tecelli!.
Alıntı
Nazım Hikmet Ran
Gecenin bir geç vaktinda, kulelerin dibinde, kemerlerin altında, dolaşıp durdum Pırağ'ı. Gökyüzü karanlıkta altın çeken bir imbik, bir simyager imbiği, alevi mavi mavi, Şarl Meydanı'na doğru indim yokuş aşağı, orda, köşe başında, kliniğe bitişik, bahçe içinde Doktor Faust'un evi, Kapıyı çalıyorum. Bu evde ben de senet vereceğim şeytana, ben de kanımla imzaladım senedi. Ne altın istiyorun ondan, ne bilim, ne de gençlik. Hasretlik cana yetti, pes! Beni Istanbul'uma götürsün bir saatlik.....