• 1. Sözkonusu kolaylığı sağlamanın çarelerinden birisi, üzüntünün ne olduğunu düşünmek ve onu bölümlerine ayırmaktır. Deriz ki, üzüntü ya bizim veya bir başkasının yaptığı bir şeyden kaynaklanır. Eğer bizden kaynaklanıyorsa bizi üzen o şeyi yapmamalıyız. Şayet bizi üzen şeyi yap­mamak lehimize olduğu halde onu yaparsak, yapılmaması lehimize olan bir iş yapmış oluruz. Onu yaptığımıza göre ya istediğimiz ya da istemedi­ğimiz bir şeyi yapmış oluruz. Üzülmemek istediğimiz halde üzen şeyi is­teyerek yapıyorsak o zaman istemediğimizi istiyor durumuna düşeriz. Bu ise aklını yitirmiş olanlara has bir davranıştır. Bu durumda biz de akılsız­lardan sayılırız. Eğer bizi üzen başkasının yaptığı ise, onu önlemek ya lehimizedir veya değildir; eğer lehimize ise onu önleyip üzülmemeli­yiz, lehimize değilse üzücü olay meydana gelmeden önce üzülmemeli­yiz; zira bir yetkili çıkıp bize zarar vermeden önce onu engelleyebilir. Bel­ki de gerçekleştiğinde üzüntü vereceğinden korktuğumuz şey bizi etkile­meyecektir. Şayet üzücü olay gerçekleşmeden önce üzüntüye kapılacak olursak, belki de üzüntüleri önleyen [Allah] veya bize zarar vermesini en­gelleyen bir yetkilinin engel olmasıyla olay gerçekleşmez ve biz de yok yere üzülmüş oluruz. Böylece başkasının vermediği üzüntüyü biz kendi­mize vermiş durumuna düşeriz
  • 304 syf.
    ·10/10
    İbni arabinin arayışı ..
    Araf..
    Rüyalarından yola çıkarak hayalin içindeki gerçeği ve kendini bulma mücadelesi.
    Yağmur damlarının usulca yaprağa düşmesi gibi bir anlatım..
    İbni arabinin mi hâl dili yazara tesir etmiş yoksa yazarın hâl dili mi böyle naif bilemedim.
    İbni arabinin koşurken havayı bile incitmekten korkması gibi yazarın da okuyanı incitmekten korkması ve incelikle seçtiği kelimeleri ahenk içinde dizmesi usulca dokunuyor içinize.
    1.Bölümü okurken bir yağmur ferahlığı hissettim nedense..
    Birinci bölüm alıntıları:

    Uyku bakmaya perde görmeye bir ışıktı. Hakikate açılan bir pencere.. Göz uyurken uyanırdı bazen kalp. Gönlüne düşecek ilhamları toplamak için önce uykuya, sonra rüyaya ihtiyacı vardı.
    Gaflet değildi bu uyku. Duyular aleminin ötesine uzanan gönül gözüydü.

    elinde kitap, kapandı gözleri. Gözlerindeki perde, hakikate açıldı. Bir rüya gördü ibni arabi. Şerh etmek için ömrünü harcayacağı sembollerle örülü bir rüya.
    Kendi aydınlığını içinde taşımayanın gündüzü beklemesi beyhudeydi. Karanlığın örtüsüne bürünene gün ne yapabilirdi ki?
    İnsan en çok yurdunda kendisi olabiliyordu. Çocukluğundan itibaren toplayıp getirdiği ne varsa, sinesinde bohçalanmış bütün anıları, annesine sarıldığında ve onun kokusunu içine çektiğinde daha çok depreşti.

    ” Rüyalar, ruhumuza kaydedilen bir yazıdır. Onun şekilsiz alfabesini çözebilmek için, nefsimizi saflaştırmamız ve dünyevi hislerimizden arınmamız gerekli” dedi.
    insanın kendi yalnızlığında büyüteceği çiçekleri olmalıydı. Bahar’ın tazeliğini, içe akıtılan gözyaşı diriltebilirdi bazen..
    “Uzakları yakın eden Rabbim beni sana yabancı kılacak uzaklara savurma.! İçimde büyüttüğüm sevgimi, arayışıma perde kılma.. Hakikatin gölgesiyle avutma beni Rabbim! Sırrını göster, rüyamı hayra yor, ömrümü ardı sıra süreceğim bir işaret göster bana..”
    Bulmak için aramak gerekiyordu.

    1146 yılında El İdris’i tarafından çizilen haritanın farklı sebeplerle el değiştirmesi ve haritanın İbni Arabinin de rüyasına girmesiyle “Kuş nedir ? Sel nerede? Harf neyi gösterir? Ayna kimi sırlar? Ya harita ? “
    diye diye rüyasının peşinden diyar diyar gezerek bir yandan içindeki hakikati arama yolculuğu diğer yandan da gittiği yerlerde etrafındakilere hakikati anlatma yolculuğunun başlangıcı..
    O haritanın başına gelenler diyar diyar gezmesi şimdi kavuşacak derken her seferinde kıyısından dönmesi bu kadar da olur mu dedirtiyor insana.
    Diğer bölümlerde uğradığı şehirlerin coğrafi özellikleri içinde yaşayan insanların halleri ve siyasi durumlarına da değinilmiş. İskenderiye, Kudüs, Mekke ve Anadolu toprakları, Konya ve en nihayetinde Şam hafızama en çok kazınan şehirlerden. Oraların topraklarında gezmiş çarşılarından geçerken baharat kokularını duymuş gibi hissettim kendimi. Akıcı ve duru bir dille anlatıldığı için romanın içinde kaybolmamak mümkün değil. Kitapta verilen tüm duygular çok dozunda abartısız olağan ve doğal olması sizi okuduklarınızın tamamını gerçek olarak algılamanıza sebep oluyor.
    ... o zamandan günümüze haritanın yolculuğu ve günümüzde alanı tarihi haritalar olan bir doktorla haritanın buluşması sizi en çok hayrete düşürecek olan şeydir.
    Kitap sonuna kadar sizi sürüklüyor, merak ettiriyor, kendi içinizde sizi yoruma sürüklüyor. En etkilendiğimden kısımlardan biri de İbni Arabi, Abbas ve Mecuddini İshak dostluğu ve aralarındaki manevi bağı. “Evvela yoldaş sonra yol” kavramının altını fazlasıyla çizmiş. Birbirlerine bağlılık ve sadakatleri göz yaşartan cinsten. Her birinin dokunaklı hikayeleri ve vakti geldiğinden dünyadan göçmeleri.
    Etkisinden ne kadar sürede çıkabilirim bilmiyorum lâkin uzun süre rüyalarımda okuduğum yerlerde dolaşacak gibiyim. Ve bir haritayı inceleme ihtiyacı hissettim nedense.

    “Ölüm sönmüş bir hayat.. Ruh bir kuş gibi kanatlanıp Semaya yükseldiğinde, geride bıraktıklarına bir bak. Ne görüyorsun? İnsan hiçliği görmeden varlığın sırrını bilemez. Ölüm bir uyanıştır, varlığa uyanış...”

    2.3.4. Bölümden de yine ufak alıntılar:

    Kalpler iyilik ve kötülüklerin yazıldığı kağıtlardır. Kimi bu kağıtları yazarak uyanır rüyadan, kimi okuyarak.
    insanın imtihanı kıtlıkla değil, kendisiyle. Ölmek değil bazen yaşamak zor.
    Suyun rengi, kabın rengindendir. Eğil, bir bak kendine, kalbin hangi renk?
    Gönül toprağında neyi mayaladığına dikkat et!
    Ahiret, insanların adeta düş gibi olan hayatlarının tabir edildiği yerdir. Herkes yaşamının tabirinin ne olduğunu, neye takabül ettiğini ahirette bulacaktır.
  • TÜRKİYE'DEKİ İLLERİN MEŞHUR YERLERİ/YİYECEKLERİ

    1. ADANA - Kebap, Şalgam, Pamuk
    2. ADIYAMAN - Nemrut Dağı, Cendere Köprüsü
    3. AFYONKARAHİSAR - Kaymak, Sucuk, Mermer
    4. AĞRI - Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü
    5. AKSARAY - Ihlara Vadisi,Eğri Minare, Yılanlı Kilise
    6. AMASYA – Elma,Borabay Gölü, Amasya Kalesi
    7. ANKARA - Anıtkabir,Tiftik Keçisi,Ankara Kalesi
    8. ANTALYA - Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları
    9. ARTVİN -Kafkasör Şenlikleri, Çoruh Nehri, Karagöl – Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları
    10. ARDAHAN – Çıldır Gölü, Kaşar Peyniri,Kesme aşı, Kaygana
    11. AYDIN - İncir,Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri, Kuş Adası
    12. BALIKESİR - Höşmerim Tatlısı, Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini,Kaz Dağları
    13. BARTIN - Amasra Kalesi,İnkum Plajı, Bartın Çayı
    14. BATMAN - Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi
    15. BAYBURT - Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri
    16. BİLECİK -Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu
    17. BİNGÖL - Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi
    18. BİTLİS - Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Büryan Kebabı
    19. BOLU - Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri,
    20. BURDUR - Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri
    21. BURSA - Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri,
    22. ÇANAKKALE - Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı
    23. ÇANKIRI - Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri
    24. ÇORUM - Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi
    25. DENİZLİ - Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti,Karahayıt Kaplıcaları
    26. DİYARBAKIR - Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları
    27. DÜZCE - Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı
    28. EDİRNE - Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri
    29. ELAZIĞ - Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü
    30. ERZİNCAN - Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği
    31. ERZURUM - Cağ Kebabı,Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi
    32. ESKİŞEHİR - Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı,Tarihi Odun Pazarı Evleri
    33. GAZİANTEP - Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri
    34. GİRESUN -Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi
    35. GÜMÜŞHANE - Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı
    36. HAKKARİ - Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale)
    37. HATAY - Künefe,Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları,Biberli ekmek, Kağıt kebabı
    38. IĞDIR - Kayısı, Pamuk Üretimi,
    39. ISPARTA - El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Gül,Davraz Dağı Kayak Merkezi
    40. İSTANBUL - İstanbul Boğazı,Ayasofya Müzesi,Sultanahmet Camii,Kız Kulesi,Galata Kulesi
    41. İZMİR - Kordon,Boyoz,Kumru,Lokma,İzmir Köftesi,Tire Kebap, Ekmek Dolması
    42. KAHRAMANMARAŞ - Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları,Maraş Kalesi
    43. KARABÜK - Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu
    44. KARAMAN - Karaman Koyunu,Yunus Emre Camii,Lal Hamamı
    45. KARS - Kars Kazı,Sarıkamış Kayak Merkezi
    Kars Kalesi
    46. KASTAMONU - Taşköprü Sarımsağı,Kuyu Kebabı,Çekme Helva
    47. KAYSERİ - Kayseri Pastırması,Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti
    48. KIRIKKALE - Silah Müzesi ve Fabrikaları
    49. KIRKLARELİ - Dupnisa Mağarası, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri
    50. KIRŞEHİR - Ahi Evran Heykeli,Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Mucur Yeraltı Şehri
    51. KİLİS - Kilis Yorganları
    52. KOCAELİ - Pişmaniye,Değirmendere Fındığı,Kandıra Yoğurdu
    53. KONYA - Mevlana Türbesi,Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti,
    54. KÜTAHYA - Kütahya Çinisi, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi,
    55. MALATYA - Malatya Kayısısı,Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri
    56. MANİSA - Mesir Macunu,Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma'nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri
    57. MARDİN - Kaburga Dolması,Mardin Kalesi, Taş Evleri
    58. MERSİN - Tantuni,Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu
    59. MUĞLA - Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi
    60. MUŞ - Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü
    61. NEVŞEHİR - Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbes
    62. NİĞDE - Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu
    63. ORDU - Fındık,Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası
    64. OSMANİYE - Yer Fıstığı,Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri,
    65. RİZE - Çay,Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı
    66. SAKARYA - Islama Köfte,Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri
    67. SAMSUN - Atatürk Anıtı,Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi
    68. SİİRT - Siirt Fıstığı,Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi
    69. SİNOP - Tarihi Sinop Cezaevi,Sinop Kalesi
    Sinop Balatlar Kilisesi
    70. SİVAS - Kangal Köpeği,Buruciye Medresesi, Gök Medrese,Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği'nin Demiri
    71. ŞANLIURFA - Çiğ Köfte, Göbekli Tepe,Harran Şehri, Balıklı Göl
    72. ŞIRNAK – Hz. Nuh Kabri,Kutlık,Perde Pilavı
    73. TEKİRDAĞ - Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi
    74. TOKAT - Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası
    75. TRABZON - Trabzon Ekmeği,Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı
    76. TUNCELİ - Munzur Vadisi Milli Parkı,Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri
    77. UŞAK -Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye'deki İlk Şeker Fabrikası
    78. VAN - Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi
    79. YALOVA - Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi
    80. YOZGAT - Testi Kebabı,Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları
    81. ZONGULDAK - Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

    Güzel Ülkemin güzel şehirleri. Bunlar şehrin adını duyduğumuzda aklımıza gelen meşhur şeylerden birkaçıdır. Tabi ki her şehrin meşhur yerleri ve yiyecekleri bundan kat kat fazladır.

    Bu bilgileri derlemek ve paylaşmak istedim. Bu vesile ile Ülkemin farklı şehrinden olan herkese selam ve saygılarımı gönderiyorum. :)
  • "Siz Allahiniz Rabbin ogullarisiniz... Çünkü sen Allahin Rabbe mukaddes bir kavmsin, ve Rab yer üzerinde olan bütün kavmlardan üstün olarak, kendisine has (özgü) bir kavm olmak üzere seni seçti" (Tesniye Bap 14: 1-2).
    Bu tema Tevrat'in hemen her bölümünde tekrarlanir.
    Tanri'nin neden dolayi Israil ogullarini kendi kavmi olarak seçtigi ve diger kavmlere nazaran üstün ettigi sorusunu Yahudiler bile dogru dürüst yanitlayamazlar. Bir Yahudi yazar bu soruyu yanitlamaya çalisirken söyle der: "Baska milletler varken Tanri neden Yahudileri seçmis olsun... (Ve) Neden Tanri, bütün milletler içerisinden en zayif ve sayica en az olmaga mahkum bir toplumu seçmis olsun?" 2
    Oysa ki sorunun yanitini Tevrat'da aramak daha uygun olacaktir. Tevrat'in Tesniye adli besinci kitabinda Musa'ya atfolunan sözlerden anlasilmaktadir ki Tanri, Ibrahim'e, Ishak'a ve Yakub'a karsi besledigi sinirsiz sevgi nedeniyledir ki onlarin zürriyetini çogaltmis ve Israil ogullarini kendi öz kavmi saymistir. Onlari Misir'dan kurtarip yeni ve güzel ülkelere kavusturmasi Musa'ya karsi besledigi sevgidendir (Bkz. Tesniye, Bap 9-10; Bap 11: 9)
    Daha baska bir deyimle Tanri'nin Israil ogullarini benimsemesi, ve onlari diger milletlere üstün kilmasi nedeni, Israilogullarinin fazilet sahibi bir millet olmalarindan degildir. Çünkü Israil ogullari, Tanri'nin söylemesine göre, aslinda "ensesi sert, isyankar, Tanri emirlerini dinlemeyen, çogu kez Tanriyi hiçe sayan" bir millettir (Tesniye, Bap 9: 6). Tanri güyâ onlari, sadece atalari nedeniyle var etmis, basariya ulastirmaga çalismis ve kendi öz kavmi yapmistir. Yani asil sevgi besledigi kisiler, Israil ogullari degil fakat onlara yol göstermek üzere kendine seçtigi liderlerdir: yani Ibrahim'dir, Ishak'tir, Yakup'tur, Musa'dir! Ve iste Tanri, bu kisilere (ve özellikle Musa'nin seriâtine) itaat ettikleri taktirde Israil ogullarina inâyetlerde bulunacagini söylemistir; hem de öylesine ki Ahd-i Atiyk'in son kitabinin son satirlarinda: "Kulum Musanin seriatini, kanunlari ve hükümleri anin; o seriati ki, Horebde bütün Israil için ben ona emrettim" demistir (Malaki, Bap 4: 4)
  • İmam Evzai'den İmam Ahmed'e kadar '' 20 '' Ehl-i Sünnet aliminin istiva ve uluvv hakkındaki sözleri.

    1- İmam Evzai ( vefatı :157) ; '' Bizler - Tabiin nesli - şöyle derdik : Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah, Arş'ının üstündedir. Biz sünnette O'nun sıfatlarına dair gelmiş şeylere iman ederiz '' [1]

    2- İmam Malik : '' Allah semadadır. İlmi heryerdedir. Hiç bir şey O'nun ilminin dışında değildir ''[2]

    3- İmam Hammad b. Zeyd : '' Onlar ( cehmiyye ) bu sözleri ile semada bir ilah yoktur demek istiyorlar '' [3]

    4- İmam Muhammed b. İshak : '' Arşın üzerinde celal ve ikram sahibi olan vardı. O yüceliği ile mahlukatı üzerinde zahir olandır. Onun üstünde hiçbir şey yoktur.'' [4]

    5-İmam Cerir ed-Dabbi ( vefatı 188): Cehmiyyenin söyledikleri sözün başı bal sonu zehirdir. Onlar semada bir ilah yok demeye çalışıyorlar. '' [5]

    6- İmam Abdullah bin Mübarek ( 181): O ( Allah ) yedinci semada Arş'ın üzerindedir. '' / '' Cehmiyenin dediği gibi o işte burada yerdedir demeyiz '' Başka rivayette '' Biz Cehmiyye'nin dediği gibi O işte burada yerdedir demeyiz. Bilakis Arşına istiva etmiştir '' [6]

    7-İmam Abbad el Avvam ( 185 ) : '' Ben Bişr el-Mersi ve onun ashabı ile konuştum. Onların nihayetinde sözlerinin: 'Semada bir şey yoktur ' demeye vardığını gördüm. Görüşüme göre onlarla nikahlanılmaz onlarla mirasçı da olunmaz ''[7]

    8-Hafız Bişr b. Ömer ez- Zehrani ( 207 ) : '' Ben müfessirlerden bir çok kimseyi şöyle derken dinlemişimdir : '' Rahman Arş'a istiva etti '' Arş'ın üzerine yükseldi demektir ''[8]

    9-Şeyh Ebu Muaz el-Belhi : Cehmin sözlerine karşılık şöyle demiştir '' Allah'ın düşmanı yalan söylüyor. aksine Aziz ve Celil olan Allah, kendisini vasfettiği gibi Arşın üstündedir ''[9]

    10-Şeyh Şaz b. Yahya dedi ki : Yezid b. Harun'a Cehmiyye kimlerdir diye sorulurken şu cevabı verirken dinledim: '' Rahman'ın Arşa istiva ettiğini genel olarak herkesin kalbinde yer ettiği şekilden farklı bir şekilde iddia edip açıklayan bir kimse Cehmi'dir '' [10]

    11-İmam Amr b. Ed-Dabbai ( 208 ) : '' Onlar ( cehmiyye ) Yahudilerden ve Hristyanlardan daha kötü sözler söylediler. Yahudiler ve Hristyanlar ve diğer din sahipleri Müslümanlar ile birlikte ittifakla Aziz ve Celil olan Allah'ın Arş'ının üzerinde olduğu konusunda ittifak etmiştir''[11]

    12-Cerh ve Ta'dil İmamı İbn Mehdi ( 198 ) : '' Cehmiyyeciler Allah'ın Musa ile konuşmuş olduğunu ve Arş'ın üzerinde olduğunu red etmek istemişlerdir. Görüşüme göre Tevbe etmeleri istenir, yoksa boyunları vurulur '' [12]

    13-İmam Vehb b. Cerir ( 206 ): '' Cehm'in görüşünü kabul etmeyin. Çünkü onlar semada bir şey olmadığını söylemeye çalışıyorlar. Oysa bu ancak iblisin fısıldamasıdır. Bu küfürden başka bir şey olamaz '' [13]

    14-İmam Abdullah b. Cafer er-Razi : Akrabalarından Cehmin görüşünü benimsemiş birisinin başına vurmaya başladı. Ayakkabısyla o kişinin başına vuruyor ve aynı zamanda ' '' Rahman Arşa istiva etti '' ve yaratıklarından ayrıdır demediğin müddetçe seni bırakmam ' diyordu ''[14]

    15-İmam Şafii : ''Benim izlediğim ve Süfyan, Malik ve buna benzer gördüğüm kimselerin izledikleri sünnete göre, Allahtan başka bir ilah yoktur....Allah seması ve Arş'ının üstündedir... Yaratıklarına dilediği şekilde yaklaşır...''[15]

    16-İmam Ubeydullah er-Razi (221 ) : Bir adamı Cehmin görüşlerine uyması dolayısıyla hapsetmiş sonra adam tevbe etmişti. Adamı sınamak için ona '' Allah'ın mahlukatından ayrı olarak Arşı üzerinde olduğuna şahitlik eder misin '' dedi. Adam: '' Ben mahlukatından ayrı olarak ne demek bilmiyorum '' diyince ; '' Bunu götürün, hala tevbe etmemiş '' dedi. [16]

    17-İmam Muhammed b. Mus'ab el-Abid ( 228 ) : ( dua ederek ) '' Senin konuşmadığını, ahirette görülmeyeceğini iddia eden bir kimse, Senin zatını inkar eden biridir. Şehadet ederim ki Sen Arşın üstündesin. Yedi semanın üstündesin. Allah'ın düşmanı zındıkların söyledikleri gibi değilsin. '' [17]

    18- Zahid Şeyh Bişr el-Hafi şöyle dua etmiştir '' Allah'ım sen Arşının üstünde biliyorsun ki .... '' [18]

    19- İmam İshak b. Rahuye (238) : İbn Mübarek'ten O arşı üzerindedir yaratıklarından ayrıdır sözünü nakletti ve sonra dedi ki : '' Bu hususta en üstün ve en açık şey yüce Allah'ın '' Rahman Arşa istiva etti ( taha:5) sözüdür.[19]

    20- Ve İmam Ahmed '' Ebubekir Hallal'ın hocası Yusuf b. Musa el-Kattan dedi ki : Ebu Abdillah'a ( İmam Ahmed ) '' Allah yedinci semanın üstünde, Arşı üzerinde yaratıklarından ayrı ama kudreti ve ilmi her yerdedir, öyle mi diye sorulunca , şu cevabı verdi '' Evet , O arşı üzerindedir ve hiç bir şey onun ilminin dışında değildir. . Bunu el-Hallal nakletmiştir. [20]

    Yukarıda ki rivayetlerde geçen '' Semadadır '' sözü arapça ifade ile '' yüksektektedir/ üsttedir '' anlamına gelmektedir. Yani herşeyin üstündedir demektir. Yoksa şu gördüğümüz gökyüzündedir anlamında değildir. Bunu hadis alimleri defalarca kez açıklamıştır.

    Zehebi'nin el-Uluvv kitabı ümmülkura yayıınevi tarafından , M. Beşir Eryarsoy hocanın tercümesi ile Türkçeye tercüme edilmştir.
    el-Elbani'nin tahkiki ile.
    -------

    [1] Bunu Beyhaki el-Esma'da nakletmiş. İbn Teymiyye, İbn Kayyim ve Zehebi senedinin sahih olduğunu söylemiş. İbn Hacer ceyiddir demiştir.

    [2] Abdullah es-Sünne'de, Ebu Davud el-Mesail'de, Acurri eş-şeriat 'ta, Lalekai Şerhu İtikadi Ehl'is-Sünne'de , İbn Teymiyye Hamaviyye'de, Zehebi el-Uluvv'da senedi ile nakletmiştir. el-Elbani senedinin sahih olduğunu söylemiştir.

    [3]İbn ebi Hatim er-Razi, Kitabu er-Red ala'l-Cehmiyye'de; Abdullah es-Sünne'de ;İbn Teymiyye Hamaviyye'de nakletmiştir. İbn Teymiyye ve el-Elbani senedinin sahih olduğunu söylemiştir.

    [4] Zehebi el-Uluvv
    [5] Zehebi el-Uluv , el-Elbani senedi ceyyiddir dedi
    [6] Bunu Darimi er-Red ala'l-Mersi de , Abdullah es- Sünne'de, Buhari Halku ef-alil ibad 'da, İbn Teymiyye Hamaviyye'de, İbn Kayyim ictimau Cuyuş 'ta, sahih olarak nakletmiştir. Zehebi ve el-Elbani'de sahih olduğunu söylemektedir. İbn Kayyim bu sözün tevatüren geldiğini söylemektedir.

    [7] Abdullah es-Sünne'de nakletmiştir.
    [8] İshak b. Rahuye'den sahih olarak nakledilmiştir. Zehebi el-Uluvv'da
    [9]İbn Ebi Hatim nakletmiş olup ; Zehebi el-Uluvv'da kaydetmiş,el-Elbani senedinin sahih olduğunu söylemiştir.
    [10] Abdullah es- sünne'de, Ebu Davud es-Sicistani el-Mesailde, Buhari talik yoluyla Halku Ef'ailil İbad'da nakletmiştir. el-Elbani senedi Ceyyid demiştir.
    [11]İbn Ebi Hatim'den naklen, Zehebi el-Uluvv, İbn Kayyim ictimau Cuyuş, Buhari Halku Ef'alil İbad'da nakletmiştir.
    [12]Abdullah es-Sünne'de nakletmiş, İbn Kayyim ictimau cüyuş'da Zehebi el-uluvv'da sahih olduğunu söylemiştir.
    [13]Zehebi el-Uluvv'da kendi senedi ile nakleder.
    [14]Zehebi el-Uluvv da nakletmiştir, el-Elbani senedinde beis olmadğını söylemiştir.
    [15]Ebu Muhammed el-Makdisi, 'den Zehebi nakletmiştir.
    [16]el-Heravi Zemmu'l-Kelam, Zehebi el-Uluvv ibn Ebi Hatim'den naklen
    [17]Abdullah es- Sünne'de, Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdat'ta, Darekutni 'den nakletmiştir. Zehebi ve el-Elbani sahih demiştir.
    [18]Zehebi el-Uluvv
    [19] Bunu Hallal e Sünne'de nakletmiştir. Heravi Zemmu'l-Kelam'da Harb. el-Kermani'den nakletmiştir. el-Elbani der ki Harb el Kermani İmam Ahmed'in ashabından hafız ve fakihtir.Zehebi el-Uluvv'da Hallal'dan nakletmiştir.

    [20] el-Elbani der ki buradaki el-Kattan Buharinin hocalarından sika birisidir. Ondan da Hallal dinlemiştir ( Hallal zaten sika olduğuna göre ) sened sahihtir.

    | Alıntıdır!
  • 139 syf.
    ·2 günde
    —————————————————
    HEDİYE KİTAPLAR SERİSİ - 2
    TAVSİYE KİTAPLAR DİZİSİ - 1
    —————————————————

    Bu, Kabil'in öyküsüdür..
    Adem'in oğlu Kabil..
    Kardeş katili Kabil..
    Günahkar kul Kabil..
    Dünyadaki ilk suçlu Kabil..

    Peki sadece bunlar mıdır Kabil?.
    Ya başka nedir Kabil?.
    Bunlar dışında kimdir Kabil?.

    José Saramago'nun ölmeden önce yazmış olduğu son romandır Kabil..
    Yeryüzüne veda etmeden önce son armağandır Kabil..
    Akıl sahiplerinin sorgusudur Kabil..
    Yüreksizlerin dile getirmeye çekindikleridir Kabil..
    Gizliden gizliye beyni kemiren kuşkular bütünüdür Kabil..
    Farklı bir açıdan izlemektir yaşamı Kabil..
    Saramago'nun insanlığın ortasına, kafasına, beynine atmış olduğu son bombadır Kabil..

    Bu kitap, insanlık tarihinin bir tür alternatif anlatımıdır. Dini metinlerde yer alan yaratılış vd önemli sayılan konuların tanrısal olmayan bir pencereden bakışıdır. Dine bağlı kimselerin tabiriyle "Ateist" bir bakış açısıdır.

    (Not; bu kitapta da yer alan birçok konu inanılanın aksine İslam dininde yer almamaktadır.. Doğrusu, pek az bu konulara değinir.. Örneğin bir Adem yaratılmıştır.. Ondan da bir kadın yaratılmış ve bu kadardır.. İnanılanın aksine geri kalan detaylar "Kadının adının Havva olması gibi" yer almamaktadır.. Veya bu kitapta anlatılan Adem'in iki oğlu anlatılmamaktadır.. Anlatılsa dahi bunların adı yoktur.. Geçmez ve bu kadar detaylı değildir.. Nuh zamanında tufan olmuştur ve gemi "Ağrı değil Cudi -yani Kur'an'da bu böyledir" dağına inmiştir.. Ama öte detay yoktur..)

    Şimdi devam edecek olursak, bu kitapta anlatılan olayların kaynakları Tevrat ve İncil'dir.. Doğrusu bugün hangi akıl sahibi zat bu iki kitabı okursa Saramago'nun bu kitabında değindiği soruları soracaktır.. Çünkü olaylar dallandırılıp budaklandırılırken acayip derecede mantık hataları ortaya çıkmaktadır.. Burada İslam dini de istisna değildir.. Çünkü her ne kadar o da bu diğer dinler kadar detaya inmemiş olsa da öz itibariyle aynı olduklarından farklı sonuçlar beklenemez.. Diyebilir miyiz ki, bir adam girdiği bir yolun sonunda teröristler ile karşılaşıyor ve bu teröristler malına el koyuyor, fakat bu adam üçüncü kez bu yoldan giderse, bu teröristler ona dokunmayacaktır.. Bunu düşünmek mantık dahilinde değildir.. Elbette saflıktır, ki ilkinde olduğu gibi üçüncü ve hatta beşinci geçişinde de teröristlerin saldırısına uğrayacaktır.. Ta ki farklı bir yol takip etsin..

    Saramago'nun bu eserinde ana karakter olarak ele aldığı kişi, dini metinlerde Adem ile Havva'nın iki oğlundan biri olan Kabil'dir.. Her ne kadar İslam kaynaklarında bu olay aktarılmıyor olsa da hepimizin bildiği o meşhur cennetten kovulma hadisesi ile başlar.. Yok yılan gelmiş de Havva'yı yoldan çıkarmış da o da kalkmış Adem'i yoldan çıkarmış vs vs.. İlk soru burada geliyor işte.. Peki Tanrı (veya Saramago'nun ifadesiyle Efendi) gerçekten o ağaca yaklaşılmasını istemeseydi buna engel olmaz mıydı?. Ağacı oraya koymamak, onlardan daha uzak bir yere yerleştirmek veya etrafını çitle örmek gibi tedbirler alınamaz mıydı?. Şimdi diyeceksiniz ki, bu dünya bir imtihan dünyasıdır.. Ben de diyeceğim ki, bu olay dünyada değil, imtihanın olmadığını söylediğiniz cennette olmaktadır.. Peki o zaman neden?. Sonra işte dünyaya gelip Habil ile Kabil olayını anlatır Saramago.. Tabii ki o klasik şekliyle değil.. Daha sonra bir şekilde (spoiler olmaması nedeniyle detaya girmiyorum) Kabil'i diğer önemli olaylara tanıklık ederken izleriz.. Ne gibi?. İbrahim'in İshak'ı kurban etmeye çalışması (evet, İslam kaynaklarında bu İsmail olarak geçse de Tevrat'ta kurban edilmek istenilen kişi İshak'tır..), Nuh tufanı, Lut kavminin helakı (Sodom ve Gomore şehirleri olayı), Musa'nın Mısır'dan çıktıktan sonra kavmi ile Sina dağında yaptıkları ziyaret, Babil'in Asma Bahçeleri ve dillerin meydana gelişi hadisesi gibi gibi olayları Kabil'in gözüyle izleriz.. Tabii bu olayların tümü kutsal metinde aktarıldığı şekline sadık kalınarak anlatılmakta yalnızca farklı bir perspektif ile değerlendirilmektedir.. Ki yukarıda da ifade ettiğim gibi, her akıl sahibi insanın Kitabı Mukaddes'i (Tevrat'ı) okuyunca aklında oluşan sorular ile yer alır olaylar bu kitapta..

    Diyeceğim o ki, okuyun arkadaşlar.. Okumadan bilemezsiniz.. Belki de kendinize dahi itiraf etmediğiniz soruları soracakken bulursunuz kendinizi..

    Aklın şüphesidir Kabil..
    Mantığın sesidir Kabil..
    Farklı bir penceredir Kabil..
    İnsanlığın tarihidir Kabil..
    Dinlerin tarihidir Kabil..
    İnsan ile efendi arasındaki anlaşmazlıktır Kabil..
    Yalanın kitabıdır Kabil..
    Hakikatin resmidir Kabil..
    Okunması şiddetle tavsiye edilen kitaptır Kabil..

    "İNSANLARIN TARİHİ, TANRI'YLA ANLAŞMAZLIKLARIN TARİHİDİR; O BİZİ ANLAMAZ BİZ DE ONU ANLAMAYIZ." (Syf - 73)