Vehbi gülümsedi.
"Biz Jön Türkler, mektuplarımızın açılarak okunduğunu bildiğimizden arkadaşlarla aramızda bir şifre yapmıştık. Kolay yazılır, ancak şifreyi bilenler tarafından okunabilirdi. Babacığıma da öğretmiştim. Bu şifremiz sayesinde fikirlerini, düşüncelerini açık açık yazabiliyor."
“Ama zaten Alman yanlısı bir unsur Osmanlı Devleti'nin kontrolünü ele geçirmişti. Harbiye Nazırı ve sultanın damadı Enver Paşa, diğer "Jön Türkler"le birlikte bir tür milliyetçilik meydana getiriyordu. Bu milliyetçiliğin modeli Fransız devrimiydi ve "Jön Türkler", muzaffer Balkan-Hıristiyan devletlerin izinden gittiler: Yeni bir dil, yeni bir tarih yorumu, ulusal bir gelecek... Enver ile yakın arkadaşı ve Dahiliye Nazırı Talat, kendi hükümetlerini kandırarak savaşa soktular. Resmî olarak iki Alman gemisi aldılar, gemi personeline fes giydirip Türkmüş gibi gösterdiler ve Rusya'nın savaş ilan edeceği beklentisiyle Rus limanlarını bombaladılar. Ruslar Kasım başında savaş ilan etti ve Osmanlı kabinesinin büyük bölümü Enver'in provokasyonunu protesto ederek istifa etti. Yine de Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmişti. Enver Kafkasya üzerinden Rusya'ya hücum etti ve çok büyük bir aksilik yaşadı: 100.000 askeri Sarıkamış civarında soğuktan ve hastalıktan öldü. Bir Alman komutan -Kress von Kressenstein- da Süveyş'te bir aksiliğe maruz kaldı. Enver için bunun hiçbir önemi yoktu: Bu acıların içinden bir Türk ulusu doğacaktı ve Arap dünyasından çok Türkiye'ye bel bağlayacaktı. Bu hesap sonuç itibariyle başarılıydı. Yine de Türkiye’nin nüfusunun dörtte birini kaybetmesine mal oldu ve Enver tarafından değil, çok daha büyük bir insan olan, rakibi Kemal Atatürk tarafından gerçekleştirildi.”
"Jön Türklerin çoğu aynı zamanda Bektaşi ve Farmason'dur. 19.yüzyılın ikinci yarısında ve 20.yüzyılın başında Bektaşiler yeni ve terakkici düşüncelerin yayıcısı olurlar bundan sonra entelijensiyanın üyesi olarak onlar ile Aleviler arasındaki ayrılık büyüyüp gider."