Babanın kanlısının canına kıymak sana düşer,
Kasığından düştüğün anan bile olsa bu,
bu canı almak sana düşer.
YAŞLI ERMİŞ KİŞİ— Hüküm verilmiştir.
Son kelam söylenmiştir.
TÜFEKLİLER- Kutlu bir törendir bu!
Güneş bir mızrak boyuna vardığında ananı vuracaksın Heja Ağa. Unutma güneşin bir mızrak boyuna yükseldiği vakit, ölümün vaktidir. Al şu tabancayı Heja Ağa. Babanın kanı gayrı sana emanet!
(Kevsa Ana kalkar, kuşağından bir tabanca çıkarır. Öper, başına koyar. Sonra Heja Ağa'ya uzatır. Bir süre derin bir ses- sizlik olur. Heja Ağa umarsızdır. Gergindir.)
HEJA AĞA- Aklım bir yanda, yüreğim bir yandadır Kevsa
Aney.
KEVSA ANA- Akıl ile yürek bir araya gelmez oğul. Kader de zati budur. Ya yürekten olursun, ya akıldan. Ve lakin akıl felaketin ortasında lazım olur insana.
Al şu tabancayı Heja, ağalığın kutlu olsun! Erliğin kutlu olsun!
HEJA AĞA - Kulağımda anamın ninnileri, masalları...
BÜTÜN YAŞLILAR- Yerde öç vaktini bekleyen babanın kanı...
HEJA AĞA- Göğsünden emdiğim süt, daha ağzımın kıyısında kurumamıştır.
BÜTÜN YAŞLILAR- Babanın kanı toprağın üstünde daha kurumamıştır.
TÜFEKLİLER- Toprağın kan vakti geldi Heja. Toprağın da töresi vardır. Geciktirmeye gelmez.
Babasının öcünü yerde koyan oğuldan bize ne ata olur, ne ağa Heja. Bunu bir iyice belleyesin.
Biz ağamızdan gayrısına dizgin tutturmayan Tüfeklileriz,
Aşiretimizin şerefine baş koyan yeminlileriz!
"Içimde bir kurbanlık koyun büyüttüm ben yıllarca. Ne kesmeyi ne sevmeyi becerebildim. Kendim için üzülmeye itirazım yok ama acımadan merhamet edebilir miyim? Görmeye bile katlanamadığım parçalarımı kabullenebilir miyim?"
Dış ses (Pavese): “İnsanları öldüren kader, onları görebilmemiz ve gözlerimizi bu cesetlerle doldurabilmemiz için bizi de sorumlu kılıyor. Korku, alışılagelmiş korku, kaçış değil. İnsan gerçeği kavradığı için utanıyor– işte gerçek önümüzde. Her ceset sen, ben ya da biz olabiliriz. Arada hiç fark yok. Eğer yaşıyorsak, bunu bir başkasının kirletilmiş cesedine borçluyuz. Bu nedenle her savaş bir iç savaştır. Her şehit, yaşayan canlıya benzer ve ondan ölümünün hesabını sorar.”
Ben bir şey düşünmezdim, bütün insanlar gibi yaşarken pek çok şeyi düşünme gereği duymuyordum. İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamayordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pekçok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR demek biçimiydi.
"İnsan, hayatın akışına bazen öyle bir kapılıyor ki, nereye gittiğini sormayı bile unutuyor. Sadece sürükleniyor, tıpkı kıyısı olmayan bir denizde yüzer gibi."