• .
    Diri ve biçimli göğüslerini kuşatan damarlar oldukça belirginleşmiş , yatağından taşmak üzere kabaran berrak pınarları andırıyordu , kadife tenini kuşatan dantellerle bezeli şuh kıyafeti, baharlarda toprak örtüsünü kaplayan uçsuz bucaksız yeşillikleri, bu dantelin üzerindeki türlü motiflerse kır çiçekleri gibi kuşatmıştı her yeri . Henüz kış uykusunda olan bir canlıya baharı tattırmayı, onu tekrardan hayata döndürmeyi arzulayıp, yaşam vaadinde bulunan vücudu, bu özenle seçilmiş şehvet giysisinden bir an önce ortaya çıkmayı kelimelere gerek duymadan bizzat beyan ederken, kabarmış göğüs uçları için yeni açmış bir papatyanın can evindeki o hassas ,sarı odağı denilebilirdi ...
  • işte öldüm, işte son kadife çiçekleri son defneler, badıranlarla kefenlediler beni bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak benim ölümümden yayınlan kırpıntıları boğaz tokluğuna çalışanlar özenle kilitleyecek göğüslerine benim ölmüş olmamı hiç bir yaprak damarından hiçbir su özünden atamayacak beni ortaya benim ölümüm sürülecek pey akçesi olarak tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı
  • Sevdam Sen

    Sevdam sen,

    Kahverengi kadife gözlü!

    Seninle bir ömür paylaştık…

    Kaç bahar geçti anlamadan

    Acılar içinde mutluluk yaşadık…



    Dön de bir bak maziye

    Ne kaldı giden mevsimden?

    Acılar toplamışız

    Kır çiçekleri gibi

    Hüzün ve keder bahçelerinden.



    Bir sanatım var senden kalan

    Acılar içinde mutluluk yaşarım.

    Bak işte,

    Demir kapıların kapandığı

    Asma kilidin yanında

    Soğuk duvarların dibindeyim.



    Hiç çıkış yolu olmasa da

    Ruhumla öyle yakınım ki sana,

    Hemen gözlerindeki hüzne değeceğim.

    Uzansam bir ellerimle sanki

    Tüm gölgeleri sileceğim..

    Myo
  • işte öldüm, işte son kadife çiçekleri
    son defneler, badıranlarla kefenlediler beni
    bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm
    bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
    benim ölümümden yayınlan kırpıntıları
    boğaz tokluğuna çalışanlar
    özenle kilitleyecek göğüslerine
    benim ölmüş olmamı
    hiç bir yaprak damarından
    hiçbir su özünden atamayacak beni
    ortaya benim ölümüm sürülecek
    pey akçesi olarak
    tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca
    ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten
    hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı
  • ÜÇ FİRENK HAVASI

    1. Capriccio Alum

    Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için
    çünkü mahvına sebep nihayet bir sinektir
    ama Fanya Kaplan
    nasıl öldü diye sorarsak sanırım
    işimiz fazlasıyla ciddileşir.

    Bize ne başkasının ölümünden demeyiz
    çünkü başka insanların ölümü
    en gizli mesleğidir hepimizin
    başka ölümler çeker bizi
    ve bazen başkaları
    ölümü çeker bizim için.

    Ölümle şaka olmaz diyenler
    kıyasıya yanıldılar bu çağda
    Taksitle Alum diye bir roman yazıldı artık
    Önce Öl/Sonra Öde denilmek suretiyle
    aşılıp geçildi bu roman da.

    Doların dalgalanmasına bırakıldı bu çağda alum
    geceleri şehrin varoşlarında ikamete mecbur edildi
    gündüzün kimlik soruldu ona
    sağcı mı solcu mu olduğu sorusuna cevap verdi
    seken bir kurşun kadar
    kurşuni bir kış denizi kadar bile
    taraf tutmayan ölüm

    2. Alum Cantabile

    Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
    görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
    yerime yadırgadım
    yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
    çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
    durmadan beyaz bir aygırla taşardım derin göllerden
    bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
    güneşin zekasıyla doymak isterdim
    kaba solgun kağıtlar sunardı
    şehrin insanı bana

    şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
    kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin

    Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
    kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
    ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
    mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
    Azıcık gece alayım yanıma yalnız
    serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
    böcekler için rutubet
    örümcekler için kuytu
    biraz da sabah sisi
    yabani güvercin kanatları renginde
    biz artık bunlar olarak gidiyoruz
    eylesin neyleyecekse şehrin insanı

    şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
    bozuk paraların insanı, sivicelerin

    işte öldüm, işte son kadife çiçekleri
    son defneler, badıranlarla kefenlediler beni
    bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm
    bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
    benim ölümümden yayınlan kırpıntıları
    boğaz tokluğuna çalışanlar
    özenle kilitleyecek göğüslerine
    benim ölmüş olmamı
    hiç bir yaprak damarından
    hiçbir su özünden atamayacak beni
    ortaya benim ölümüm sürülecek
    pey akçesi olarak
    tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca
    ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten
    hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı

    şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
    pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin

    3. Requiem

    Bozkırda yaz akşamları seni seyrederdi
    seni seyrederdi ormanda gürbüz sabah
    ağırkanlı bir güneşle yaşanan kış
    ağır, kanlı bir güneşle yaşanan hasat zamanı
    bekarların kaburgalarına gümleyen karanlık
    isterik kokusu beyaz dantelaların
    seni seyrederdi
    sen diriyken sana bakmak
    başlı ve sonlu bir uğraştı sanki.

    Gövdene imrenirdi ok atmayı bilenler
    gövden aklın gibi engebeli ve dakikti
    sokaklarda kavga çıkardı senin yüzünden
    sen topuğunu gösterirdin ve dövüş başlardı
    ejderlerle çarpışırdı bey çocukları
    müminler müşriklerle savaşırdı.
    Toprak ve yağmur savaşırlardı
    anahtar ve kilit
    birbirlerine girerdi ekmekle bulutlar
    kan ve su
    nadirle zenit.

    Isıtırdın salkımları bağlar bozulunca
    tohumların bilgisine hısımdın
    beyninde yelkenlerini açarak
    serinlerdi kısır kadınlar
    sen diriyken
    sepetlerine çiçek doldurup insanlar
    peşinden gelirlerdi
    serüvenler peşinden yürürdü endazelerin
    mekikler otlakların yörüngesindeydi
    ayıklardı insanların rüyalarını
    yaktıkları tütsü, okudukları yasin.

    Sonra öldün, sonra ıslıkladılar seni
    gösterişsiz tabutunu yuhaladılar
    lahana yaprakları attılar sana
    sonradan görme tombul ortayaşlılar
    semiz, genç burjuvalar seni
    tepeden tırnağa fermuarladı.

    akşam gezmesine çıkan emekliler bile
    duygusuzca silkeledi üzerlerinden
    senin gözyaşlarını

    Bir soğuk uzay
    parıltısıyla anılıyorsun artık
    kuru bir bilgisayar tıkırtısıyla
    açıyorlar taçyapraklarını ancak
    bir alkol koması sırasında
    senin yorgunluklarını
    hastanelere makbuz yaptılar
    çekingen duruşunu intihara karşı
    kullanıyorlar koğuşlarda
    çünkü çoktan alum götürdü seni
    alum alum
    gündelik sözlerimiz arasında
    geçecek kadar kaba.

    İsmet Özel