Yazardan okuduğum ilk kitap İnce Mehmed imi olmalıydı bilmiyorum sonu belirsiz bitti zaten kısacık bir kitap ama yazarın amacı da merak duygusunu ön planda tutup yine bir belirsizlikle bitirmek sanıyorum.. Karakterlerle aynı duyguyu hisleri yaşayabilmek. Bir saatten daha kısa bir sürede okuyup bitirebilirsiniz.
Tek Kanatlı Bir Kuş, aslında koskoca bir belirsizliğin hikayesi. Her şey Remzi Bey ve eşinin yeni görev yerleri olan Yokuşlu Köyü’ne gitmek için yola çıkmasıyla başlıyor ama daha varmadan üzerlerine bir ağırlık çöküyor. Köyün yakınına kadar geliyorlar ama oraya giden yok, giren çıkmıyor, arabalar bile yanaşmıyor. İşin en vurucu ve insanı geren kısmı ise kimsenin "neden" sorusuna cevap vermemesi; sadece bir korku bulutu var ama içi boş. Yaşar Kemal ortada doğru düzgün bir olay olmasa bile o tekinsizliği ve merakı son sayfaya kadar diri tutuyor.
" Hayatınızı anlamlı kılan değerler yok olduğunda boşlukta salinmaya başlıyorsunuz."
Sahi eşitlik, özgürlük, insan hakkını çekip aldığımızda geriye ne kalır? Sorunun cevabını Şehri Terk Eden'deki öykülerde bulabiliriz belki de. Yazar, insanî değerlerle ördüğü yedi güzel öyküyü anlatıyor biz okuyuculara. Bireysel olarak haykirdigimiz fakat kolektif halinde sessizce izlediğimiz hayat dair meseleler...
Öykülerinde kimi zaman korkularıyla yüzleşmekten çekinen bir adami görürüz, kimi zaman mavi kanatlı kuş olarak gelen ölümü, kimi zaman işçi -patron çatışmasını, kimi zaman da haksızlığa uğramış insanları...
Yazarın üslubu da öyküleri okunasi kılan bir başka unsurdur. Geriye dönüş, bilinç akışı, serbest dolaylı çağrışım yöntemlerini ustaca kullanır.
Şehri Terk EdenHakan Sarıpolat · Can Yayınları · 202491 okunma
Mermer Kanatlı Kuşlar, düş ile gerçeklik arasındaki sınırların silindiği, sembollerle örülü bir içsel yolculuk romanıdır. Hikâye, ailesinden ayrılıp kendi hayatını kurmaya çalışan Aya’nın, taşındığı evde karşılaştığı gizemli olaylarla birlikte ruhsal bir arayışa sürüklenmesini anlatır. Evde bulduğu ve düşlerinde önceden gördüğü ASO figürü, bir karakterden çok Aya’yı kendi hakikatine yönlendiren sembolik bir rehberdir.
Roman, modern dünyanın görselliğe tapan yapısını eleştirirken, insanın içsel özünden kopuşunu işler. Bu bağlamda eserin en güçlü simgesi olan “mermer kanatlar”, özgürlük arzusuna rağmen uçamayan insanı temsil eder. Kanatlar vardır, fakat taştandır; yani potansiyel vardır ama ruhsal ağırlık onu işlemez hâle getirmiştir.
Aya’nın yolculuğu boyunca vardığı temel gerçek şudur: Aradığı kurtarıcı dışarıda değil, kendi içindedir. ASO bir hedef değil, bir aynadır. Roman böylece okura, hakikatin başkalarında değil, insanın kendi derinliğinde saklı olduğunu hatırlatır.
José Saramago’nun Kabil adlı romanı, 20. yüzyılın en kışkırtıcı edebi zekâlarından birinin din, ahlak ve insanlık hâli üzerine kurduğu yoğun bir alegorik-ironik tartışmadır. Saramago, kutsal metinlerin mitolojik ve sembolik malzemesini alıp onlara alaycı, sorgulayıcı ve sık sık rahatsız edici bir perspektiften tekrar hayat verir. Kabil, sadece İncil anlatısının bir yeniden kurgusu değil; Tanrı-insan ilişkisi, adalet, ahlaki hesaplaşma ve öznellik sorunlarını edebî olarak düşünme çağrısıdır.
Roman, Kabil’in (Cain) etrafında örgülenmiş bir dizi epizottan(bağımsız biçimde gelişen küçük olay parçaları) oluşur. Saramago, Kabil’i yalnızca bir cinayet failinden ibaret kılmaz; onu Tanrı’ya karşı sorular soran, evrensel kötülüğün, kaderin ve adaletin muhatabı kılan bir figüre dönüştürür. Roman boyunca Kabil, farklı zaman ve mekânlarda Tanrı ile konuşur; yaratılışın, seçilmişlik iddialarının ve Tanrı’nın insanlara uyguladığı adalet anlayışının çelişkilerini yüzüne vurur. Saramago, kutsal anlatıyı kırıp yeniden inşa ederek okuyucuyu metin ile modern eleştirel şüphe arasına bir arayüz koyar.
Temalar ve Felsefi Yönelimler
1. Tanrı’nın Adaleti ve Keyfiliği: Saramago’nun belki de en keskin eleştirisi Tanrı’nın adalet anlayışına yöneliktir. Esere hakim ironi, Tanrı’yı ne olduğu iddia edilen mutlak adalet kaynağı olmaktan çıkarıp -insan gözünden- sorular sorulabilir, tutarsız ve hatta zalim bir aktöre yaklaştırır. Bu, kutsal metinlerin otoritesini doğrudan sarsmakla kalmaz; aynı zamanda adalet kavramını antropolojik çerçevede yeniden düşünmeyi dayatır.
2. Masumiyet ve Sorumluluk: Kabil’in eylemi (Habil’in öldürülmesi) Saramago için tarihsel bir suçtan ziyade, insanın dünyaya ve ötekine ilişkin sorumluluğunu tartışmaya açan bir metafordur. Masumiyet tanımı, kaderle bağdaşan bir
yemen..
islam inancına göre hazreti ademin oğlu kabil, kardeşi habili günümüzde suriyede yer alan şam şehrinde bulunan kasiyun dağında öldürür..
bu olaydan sonra kasiyun dağı çevresi 'dem-u şakik' olarak anılır bölgede yaşayanlarca.. (dem: kan; lugatim.com/s/DEM , şakik: ana baba bir erkek kardeş; lugatim.com/s/%C5%9EAK%C4%B0K )
dem-u şakik: kardeş kanı.. kardeş kanının aktığı yer..
zamanla bu kelime bölgeye gelenlerce gerek söyleniş gerekse yazılış olarak farklılığa uğrar; demuşk, dımaşk, dimaşk, damascus..
kardeşini öldüren kabil, babası adem tarafından kendisine beddua edilerek buradan kovulur.. kabil, yemene gider, burada nesli çoğalır, kendi yaşamı da hazin/ibretlik şekilde son bulur..
buraya dek yazdıklarımı -varsa- dikkatli okuyanlar dem-u şakikin söyleniş ve yazılışı değişirken bölgenin günümüzdeki adı olan şamın geçmediğinin farkına varmışlardır..
peki şam adı nereden gelmiştir? şuradan; şam, arapça sol, kuzey anlamına gelir.. islamiyet sonrası bölgenin, dünyanın, evrenin merkezi sayılan mekkedeki kabe araplarca bölgedeki yerleri isimlendirme konusunda da bölge insanını etkilemiştir..
mekkedeki kabenin sol tarafında kalan dem-u şakik bölgesine araplar dimaşk eş-şam demişlerdir, soldaki kardeş kanı bölgesi.. zamanla bu isim araplar arasında eş-şam, şam şeklinde kısaltılarak kullanılmıştır, bölgedeki müslüman olmayanlar ise buraya hala damascus demeye devam etmişlerdir..
bölgedeki araplarca mekkedeki kabeyi merkeze alarak bölgedeki yerleri isimlendirme olayından etkilenen bir diğer bölge de günümüzde aden körfezinde yer alan yemen bölgesidir..
yemen de kabenin güneyinde, sağında kaldığı için arapça güney, sağ anlamlarına gelen yemen sözcüğü ile anılan bu bölge zamanla dillerde, yazıda ve haritada bu adla belirtilir, gösterilir, ifade edilir
Yaşar Kemal ’in Tek Kanatlı Bir Kuş adlı eseri, kısa hacmine rağmen insan ruhunun derin yaralarını, yalnızlığı ve çaresizliği, korkuyu yoğun bir dille işleyen unutulmaz bir anlatıdır. Adeta tek kanadıyla uçmaya çalışan bir kuş gibi, insanın yarım kalmışlığı, eksikliği ve hayata tutunma çabası sembolik bir biçimde karşımıza çıkar.
Yaşar Kemal’in anlatımı diğer eserlerinde olduğu gibi burada da büyüleyicidir: yalın ama vurucu dili vardır. Bir İnce Memed 1 , Demirciler Çarşısı Cinayeti , Yer Demir Gök Bakır kadar muhteşem değildir. Bu nedenle çok yüksek bir beklentiyle okunmamalı. Ancak Yaşar Kemal korkuyu anlattığı bu eseri küçümsenmemeli aksine okunacaklar listesine eklenmelidir.
Eserdeki atmosfer, okuyucuda bir ağırlık bırakır; ama bu ağırlık, insanın kendi içini keşfetmesine yol açan bir tür aydınlanmadır. Kitabın arka kapağında kısaca şöyle bahsedilmiş; Şaşırtıcı ve çok katmanlı olay akışı, kişilerinin zenginliği ve derinliği, zaman zaman bir röportaj keskinliği kazanan masalsı diliyle tam bir Yaşar Kemal romanı Tek Kanatlı Bir Kuş . Kısalığının şaşırtıcılığı onun roman oluşunun gerçekliğini değiştirmiyor.
Yaşar Kemal, bu kısa ama yoğun metinle okuru sarsar, düşündürür. Her kitap her okuyucuya aynı oranda geçmez. Her yazarın kitabı da aynı seviyede etkilemez okuyucuyu. Önyargıya düşmeden ve beklentiyi çok yükseltmeden okunduğunda keyifli bir okuma sunuyor.