Pêngav dergisinin 2011 yılında kendisiyle yaptığı röportajından Keskin, Avestanın o güne kadar yaklaşık 350 kitap yayınladığı, bunlardan yaklaşık 150 tanesinin Kürtçe olduğu, aşağı yukarı bir milyon civarında kitap sattığını, tahminen 250.000’den fazlasının Kürtçe olduğunu dile getirir. İlgili röportajında basım adetlerinde bazı kitapların 6000, 5500, 3500 gibi sayılara ulaştığını; 2000 civarında basılan 20 adet kitap olduğunu, ama genelde kitapların 1000-2000 gibi sayılarda basıldığını dile getirir.
Kafede okumakta olduğun ve devam etmek için sabırsızlandığın kitap, sonradan ona verebilmen için yanında; bu kitap aracılığıyla başkalarının kazdığı, dolayısıyla yabancı bir ses tarafından, o sessiz hiç kimse tarafından mürekkep ve basım aralıklarından oluşturulmuş kelimelerden tünel aracıyla onunla iletişim kurabilirsin; bu tünel artık size ait olabilir, ikinizin arasında bir dil, size özgü bir şifre yaratıp birbirinize işaretler vermeye, birbirinizi daha iyi tanımaya yarayabilir.
Bizler namaz kılmayarak lisan-ı halimizle Allah'a: "Ben kendi dünya cennetimde mutluyum Allah'ım. Senin vereceğin cennete ihtiyacım yok. Kendi işim, eşim, çevrem beni mutlu etmeye yetiyor. Tamam sen Allah'sın ve zaten bende başım sıkışınca Sana dua ediyorum. Sen bununla yetin. Ben ciğerimi ayda dört bin lira maaş için günde on saat patrona satarım. Ama Sana günlük bir saatimi satamam, kusura bakma." diyoruz ve bunun farkında bile değiliz.
Kitaplara yapılan kıyım halka yapılan kötülüktür bence. Ben buna hiç dayanamam. Nerde böyle bir olay, böyle bir kitap kıyımı görsem, o an başkaldırasım gelir. Başım döner, gözüm önümü görmez."
onun için varlığın tüm olguları harflere döküldüğünde, bir kitapta toplandığında ve aynı zamanda her şeyden arınmış olduğunda başlıyordu. Fakat bu kitapların içerdiği anlamlarla, fikirlerle ve üslubuyla ilgilenmiyordu: Onun için önemli olan yalnızca kitabın ismi, fiyatı, basım yeriydi, kitabın ilk sayfası ise en çok ilgisini çeken yerdi.