• De ki: “Ey Ehl-i kitap! Bizimle sizin aramızda birleşeceğimiz, müşterek ve âdil şu sözde karar kılalım: “Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. O'na hiçbir şeyi şerik koşmayalım, kimimiz kimimizi Allah'tan başka rab edinmesin. ” Eğer bu dâveti reddederlerse: “Bizim, Allah'ın emirlerine itaat eden müminler olduğumuza şahid olun! ” deyin. 
    3/64
    Bu ayet Hristiyan ve Yahudiler için inmiş ama şimdi ki islam alemi o kadar bölünmüşki bu ayetle müslümanım diyenler birbirine ulaşmak için kullanacak acı bir sey herkes kendi görüşünün doğruluğuna inanıyor. Oysa ki ehli sünnet imanın şartları Ey iman edenler! Allah’ a, rasulune ve kendisine indirilen Kitap’ a ve daha önce indirdiği kitaplara iman ediniz. Kim Allah’ ı, meleklerini, kitaplarını, rasullerini ve ahiret gününü inkar ederse çok derin bir sapıklığa gömülmüş olur”. (Nisa 136. Ayet) ve 13/8, 25/2, 9/51..... ayetlerini tefsirle birlestirerek olmuştur
    Şianin inanç esasları
    1- Tevhid açıklama yazmiyorum tevhid denince anlamanızı bekliyorum
    2-Adalet: Allah kullarına, zulmetmez.
    Rabbin kullarına zulmedici değildir.
    Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez.
    Şüphe yok ki Allah kullarına zerre kadar zulmetmez.
    Şüphe yok ki Allah insanlara zulmetmez fakat insanlar kendilerine zulmederler.
    3- Nübüvvet:  İlk peygamber Hz. Adem (a.s) ve son peygamber de Hz. Muhammed"dir. Kurân-ı Kerim yirmi beş tane peygamberin ismini zikretmiştir. Ayrıca sayılarının bundan daha çok olduğunu da beyan etmiştir. (Mümin. 78) melekler ve kitaplar nubuvvetle ilgili olduğu için her iki meshepde değerlendirmişlerdir
     4- İmamet; Bu konu tartışılır ama her döneme kutup bekleyenler tartışamaz
     5- Mead (Ahiret)bunu kurani kerimde en kolay bulunan olaydır
    Birde mehdi ve mesih dönüşü inancı var demi ikisinde de
    Simdi bunların hak batıl kavgasını anlatın bana
  • Ehli Sünnet itikadını ve lüzumlu amel, ahlak, edeb ve insanlık bilgilerini içine alan bu kitap pek latif, çok kıymetlidir. Ebedî saadete kavuşma anahtarıdır dense yeridir.
  • Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

    عن عائشة رَضِى اللّهُ عَنْها قالت: ]سُئِلَ رسولُ اللّهِ (صلى الله عليه و سلم) فَقىلَ لَهُ إنَّ نَاساً يَأتُونَنَا بِاللَّحْمِ لا نَدرى أذَكَرُوا اسْمَ اللّهِ عَلَيْهِ أمْ َ؟ قال: سَمُّوا عَلَيْهِ أنْتُمْ وَكُلُوهُ[. أخرجه البخارى ومالك وأبو داود والنسائى .

    Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e soruldu: "Halk bize et getiriyor, kesilirken besmele çekilip çekilmediğini bilmiyoruz, ne yapalım?" "Siz besmele çekin, yiyin!" cevabını verdi.

    Kaynak : Buhari, Sayd 21, Büyu 5, Tevhid 13, Muvatta, Zebaih 1, (2, 488), Ebu Davud, Edahi 19, (2829), Nesai, Dahaya 39, (7,237)



    Açıklama :
    1- Hadisin, yanlışlığa meydan vermeden anlaşılması için, Buhârî'deki bir vechinde yer alan ziyadeyi bilmek gerek. Rivâyetin devamında Hazreti Aişe şu Açıklamayı ilâve eder: "(Eti getirenler) küfür devrine yakın kimselerdi." Bazı rivâyetlerde bu sualin İslâm'ın evvelinde vâki olduğu belirtilir. Hattâ Tahâvî'nin Müşkilü'l-Âsâr'daki bir kaydı, bu ilk zamanlarda Ashâb'n yeni Müslüman olan bedevîler karşısında bile yiyecek alışverişinde kuşkulu davranıp, zaman zaman Resûlullah'a başvurduklarını gösterir: "Ashâb'tan bir grup Resûlullah'a çıkarak sordular: "Bedevîler bize et, peynir, tereyağı getiriyorlar. Biz bunların Müslümanlıklarının künhüne vâkıf değiliz (ne yapalım?) Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm): "Allah'ın haram kıldığı şeylere dikkat edin ve onlardan kaçının, sükût ettiği hususlarda (kendinizi zora sokmayın,) sizleri affedecektir. "Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64) -Üzerine siz Allah'ı zikredin" diye cevap verir.



    Şu halde, bu hadiste medar-ı bahs olan ihtiyat hali, ilk devrelere, Müslümanlığının ciddiyeti pek iyi bilinmeyen bedevîlere karşıdır. Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) zâhire göre amel edilerek, aşırı titizliğe gidilmemesini tavsiye ediyor. Çünkü şüphenin hududu yok. Fazla ileri gidince hem zorluklara sebep olur, hem de beşerî münâsebetlere halel gelir.



    2- Şu halde, hadisten yanlış bir hüküm çıkarılarak, inançsız insanlar tarafından besmelesiz olarak kesilen hayvanların sonradan çekilecek bir besmele ile yenilebileceğine, bir başka ifade ile, başlangıçta çekilmesi esas besmele kasden terkedilmişse, sonradan çekilecek besmelenin bunun yerini alabileceğine hükmedilmesi yanlış olur. Ulemâ hadisin böyle anlaşılmaması gerektiğini belirtmeye ayrı bir ehemmiyet verir. Hadis, yemekleri yerken besmele çekmenin, besmele ile yemeklere başlamanın sünnet olduğunu hükme bağlamaktadır.İbnu'l-Melek aynen şunları söyler: "Hadis, size: "Yerken çektiğiniz besmele, kesen kimsenin çekmesi gereken besmelenin yerini tutar" demiyor, bilâkis, yemek sırasında besmele çekmenin müstehab olduğunu , kesim sırasında besmele çekilip çekilmediğini bilmiyorsanız, kesen kimsenin, kestiği şeyin yenmesi câiz olanlardan biri olması hâlinde, kesilmiş şeyin yenebileceğini beyan ediyor,"



    Âlimler ekseriyet îtibariyle bu hadisten hareketle, Müslümanların pazarlarında satılan (yiyecek) şeylerin, Müslüman bedevîlerin kestiklerinin hep helâl olduğuna hükmedilmesi gerektiğini söyler. Aksi zâhir olmadıkça, bu meselelerde Müslüman hakkında hüsn-ü zan esastır. Bu kanaatte olanlar, âyet-i kerimeden delil gösterirler. "Kitap verilenlerin yemeği size helâldir..." (Maide, 5). Ve derler ki: "Burada onların kestikleri mübah kılınmaktadır, halbuki onların bunu keserken besmele çekip çekmedikleri de bir şekk konusudur."



    3- Hattâbî, bu hadiste kesim sırasında besmele çekmenin vâcip olmadığına delil bulunduğunu söyler. Daha önce (1950. hadis) belirttiğimiz üzere, bu mesele ulemâ arasında ihtilâflıdır. Başta Ebû Hanîfe, ehl-i re'y zümresi, âmden besmeleyi terkedenin kestiği "haramdır, yenmez" diye hükmederken; Şâfiî, Mâlik ve Ahmed İbnu Hanbel, tesmiyenin müstehab olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre değil unutarak, amden bile tesmiye terkedilse, kesilen hayvanın eti yenilir, ancak tesmiyeyi terk mekruhtur. Dâvudu Zâhirî ve bazıları kesim sırasında tesmiyenin unutularak terkinde bile, etin haram olduğuna hükmetmişlerdir
  • SULTAN 2.ABDÜLHAMİD HAN
    • İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran,
    • İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan,
    • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran,
    • Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi),
    • İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan,
    • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan,

    • Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran,
    • Polisiye romanların ülkemize girişini sağlayan, (14 yıl içinde basılan 4000 kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili idi..)
    • Okullara (Hristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde, Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen, Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran!
    • Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren de, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran da, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten de!
    • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alanda O!
    • Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran,
    • Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran,
    • Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını,
    • Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen, bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri moda eden,
    • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen,
    • Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan,
    • Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan,
    • Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden,
    • Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır),
    • Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar veren,
    • Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren,
    • Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran da (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır),
    • Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur! (İzmir,Dolmabahçe..),
    • Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen,
    • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan,
    • Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan, Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur, (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır),
    • Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera izleyen,
    • Sarayda müzik okulu kurduran, çocuklarına piyano çaldırtan, hatta sarayda kızlar bandosu oluşturan,
    • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven,
    • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de O dur.
    • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çin'in göbeği Pekin'de Hamidiye Üniversitesini kurdurtan da,
    • Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu]),
    • Yeni gemiler alan, toplar(Çanakkale Savaşı’ndaki çoğu top), tüfekler getirten de!
    • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur!
    • Kiliselere, sinagoglara yardım eden (hatta Vatikan’da kilise yapılmasına bile yardım eden),
    • Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan (Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur),
    • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan,
    • İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
    • Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami koyduran,
    • Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran,
    • Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan, parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan,
    • Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran (Sirkeci Büyük Postane binası..),
    • Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..), O!
    • İlkokulu zorunlu tutan (kız ve erkeklere), ilk kız okullarını açtıran, 15 tane okulda karma eğitime ilk defa geçen,
    • Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran (32 tane) (ör.şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu), Kız Öğretmen Okullu açan (Daarül Malumat),
    • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran, (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
    • Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıktı, Fransızca dersleri konuldu,
    • Lise eğitimi için İdadiler açan (109 tane), (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
    • İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran,
    • Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu (GATA’nın atası), Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler (Harp Okulları yani) ,Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.), Mekteb-i Tıbbıye-i (Marmara Ünv.Tıp Fak.), Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu), Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu), Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.), Hamidiye Ticaret Mektebi (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi), Aşiret Mektebi (Osmanlılık fikrini yaymak için), Bursa’da İpekböcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
    • Unutmadan bide Ankara’da Çoban Okulu var..
  • Allahın rahmeti ve bereketi Muhammed aleyhiselam onun âl ve ashabı ve Bu kitabın yazarı Kıymetli Yûsuf El Karadavi nin üzerine olsun. Bu kitap Emevi doneminin kufe valisi Haccacı Zalim ve Muhaddis ve mufessir Said b. Cubeyr arasında cereyan eden ve haccacın said bin Cubeyr i şehit ettikten sonra Allahın gazabının üzerine çekmesi ile son bulur. Haccâc, Saîd b. Cübeyr'i öldürttükten kısa süre sonra kendi ölümünü isteyecek kadar büyük ruhî sıkıntılara mâruz kalmış, sonunda dayanılmaz mide ağrıları ve elem içinde ölmüştür. Ölüm haberini alan âlimler ona rahmet dilememişler; Hasan-ı Basrî, "Allahım, onu ortadan kaldırdığın gibi sünnetini de kaldır" diye dua etmiş, Ömer b. Abdülazîz şükür secdesine gitmiş ve İbrahim en-Nehaî sevincinden ağlamıştır.


    Bu kitapta nefsimi en çok etkileyen olaylardan biri Alim ve Tağut'un karşılıklı konuşmalarındaki üslupları oldu. Ben birinden rahatsız olduğumda "sen şöyle şöylesin! Böyle böyle yapıyorsun!" Diye direk yüzüne ve şahsına itham ettiğim halde burda yüce insan ve Alim mufessir Said bin Cübeyr Haccacın kendisi hakkındaki fikirlerini öğrenmek için sorduğu sorulara tıpkı burdaki gibi #33906888 Nebevi bir ahlakla "Yönetici odur ki.. Zalim budur ki.. Tağut şudur ki.. " diye direk Haccacın şahsına ve yüzüne değil yapılan yanlışlığa ve dikkat çekilmek istenen hakikate kuran ve sünnet ışığında ayetlerle hadislerle cevap vermesi oldu.

    Haccâc en kötü ithamları da hak etmiyor muydu? Ediyordu elbette. Said bin Cübeyr yüzüne karşı sen şunları yapıyorsun şöyle zulumler isliyorsun derse elbette hakkı söylemiş olur. Ama sanki burda savaşılan Haccâc olmuş gibi olur. Lakin said bin Cubeyr savaştığı "Zalimligin, Tağutlugun, yanlışlığın kendisi dir ve her kim bu yanlışlıkları yaparsa karşısında beni bulur " der gibi şahsa ve nefse değil bizzat kötülüğün kendisine karşı savaşmış ve isim vermeden şahsı itham etmeden "Zalim odur ki. . Zulüm şudur ki.." diye cevaplar vermesi oldu. Bir baba yada anne, hoca herhangi bir eğitimci yapılan yanlış karşısında faili itham ederse o yanlışlık sadece yapanla sınırlı kalır oysa direk yapılan fiilin yanlışlığı merkeze alınıp şahıs belirtilmeden anlatilmaya ve uyarilmaya çalışılırsa böylece hem yapan kişinin bir daha aynı hataya düşmesi engellenir hem de yapabileceklerin önüne geçilmiş olur, kimse incitilmeden aşağılanmadan ve hor görülmeden Şeytan ve nefis dahil edilmeden bu çok büyük bir eğitim metodu değil midir?

    Dilerim bu kitap ve hitap nefs-i emmareme bir ders bir güzel misal mahiyetinde olur da "O en güzel Ahlâk sahibi"nin ve izinden gidenlerin ahlâkıyla ahlaklanmış olurum.

    Rabbim bizi faydali ilimle nurlandirsin. Vesselâm..
  • İslam'a ve müslümanlara zarar veren fikirlerin her yerde kanserli bir hücre gibi yayılıp çoğaldığı bir zamanda bunlara karşı mücadele vermek aslında hepimizin görevidir. Fakat ne yazık ki birçoğumuz dünyalık sebeplerden dolayı geri planda kalıyoruz. İhsan Şenocak gibi insanlara ihtiyacımız var.

    Kendisine geçen senelerde haberleri seyrederken rastladım. Haberde bir hocanın konuşmaları yer alıyordu. ''Kadınların okumasına karşı bir hoca'' gibi başlıklara sunulmuştu. Bende ''Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.'' ayetinin gereği olarak kısa bir araştırma yaptım ve aslında konuşmasının uzaktan yakından medyada yansıtıldığı gibi olmadığının farkına vardım. Eh bir de kitap yazdığını görünce ilerde mutlaka alıp okurum deyip konuyu kapamıştım. Okumak bugünlere nasipmiş.

    Giriş faslını geçtikten sonra kitapla ilgili birkaç kelam etmeye başlayabilirim demektir. Genel olarak, kendilerine ''Biz Kur'an Müslümanıyız'' diyen fakat gerçek gayeleri ''Kur'an Düşmanlığı'' olan grupların fikirlerine cevap verilmiş.(Mustafa İslamoğlu ve Abdülaziz başta olmak üzere)

    Sünneti kabul etmeyen fikirlere karşı Kur'an ayetleriyle yanıtlar veren güzel bir eser ortaya çıkmış. Yalnızca meal okumaları yapmanın yeteceği düşüncesine kapılan zihniyetlere cevap vermiş. Bu kitapta Peygamber efendimizin mucizelerini kabul etmeyen, Mescid-i Aksa'nın yerini değiştirme gayreti içerisinde olan, ayetleri bilinçli olarak tahrif etmeye çalışan güruhlara cevap veriliyor.

    "Eğer Sünnet olmasaydı Kur'an'ın bir kısmı anlaşılmaz, namaz, zekat, hac dahil pek çok husus müminlerin ne olduğunu tam olarak idrak edemeyeceği emirler olarak kalır ve edaları imkansız olurdu."

    ''Sünnet'in Ümmet'i parçaladığını söyleyenler bugün bir ilmihal kitabı yazmaktan aciz oldukları gibi namazın kaç vakit olduğu noktasında dahi ittifak edememişlerdir. Bir kısmı namazın beş, diğeri dört, üç, başka bir grup da iki vakit olduğunu savunmaktadır.''

    Yalnızca bir örnek verelim, sünneti reddedip bize Kur'an yeter diyenlere yani aslında Kur'an düşmanlarına, bakın Kur'an nasıl yanıt veriyor:

    "Allah ve Rasûlü bir meselede hüküm verdiğinde, inanmış bir erkek ve kadın için o meseleyi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." Ahzab, 33/36

    Velhasıl, özellikle bilimle uğraşan insanların okumasını tavsiye ederim çünkü mutlaka bu tiplerden insanın karşısına çıkıyor belki onların hidayete ermesine de vesile olabilirsiniz.
    Sevgiyle...
  • diyerek zâhiren sûret-i haktan görünen bir sloganla, Kur'ân'ın tafsîli, tefsîri ve hayata tatbiki demek olan "Sünnet'i dışlayan din tahrifçilerine karşı, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in şu ikazlarını asla unutmamalıyız :

    "Dikkat edin, bana Kitap ve onun bir misli verildi. Dikkat edin, karnı tok bir adamın koltuğuna yaslanarak size; -Bu Kur'an'a uymanız gerekir. Onda helal bulduklarınız helal, haram bulduklarınız haramdır (başka kaynağa ihtiyacınız yoktur!)- demesi yakındır. Dikkat edin! Allah'ın elçisinin haram kıldıkları, Allah'ın haram kıldıkları gibidir." (Ebû Dâvud, Sünnet 6; İbn-i Mâce, Mukaddime 2; Tirmizî, İlim 10; Ahmed b. Hanbel, 6/8)

    Kur'an-ı Kerim'de pek çok ilahi emrin hayata nasıl tatbik edileceği de bildirilmemiştir. Onları ancak Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in tatbikatından öğrenmekteyiz.

    Mesela Kur'ân-ı Kerim'de "ölü eti" yemenin haram olduğu bildirilmiştir. Bu hususta, canlı yakalandıktan sonra kendi kendine ölen balığın müstesna olduğunu ve onun yenilebileceğini ise Sünnet'ten öğrenmekteyiz.

    Yine Kur'an'da namaz ibadeti emredilmekte, fakat onun nasıl kılınacağının tafsîlâtı; yani rekat sayıları, içinde okunacak sûre ve duâları, tâdil-i erkânı gibi hususlar, hep Sünnet'ten öğrenilmektedir.

    Yine Efendimiz (s.a.v.) Vedâ Hutbesi'nde :

    "Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emanetler, Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim ve O'nun Peygamberi'nin Sünneti'dir." buyuruyor. (Hâkim, 1, 171/318; Muvatta, Kader, 3)

    Yani "size yalnız Kur'an-ı Kerim'i emanet bırakıyorum, o size yeter." buyurmuyor. Zira Kur'an-ı Kerim'i, Sünnet-i Seniyye şerh ve izah ediyor. Dolayısıyla;

    Sünnet olmadan İslam yaşanamaz.

    -Osman Nûri Topbaş Hocaefendi