İkinci Dünya Savaşının son günleri. Yazar, Almanya'da bir kampta tutulan eşinin sağ olarak gelmesini bekliyor. Her gün kamplardan tutsakların katledildiği haberleri geliyor. İşte bu durumda bulunan bir kadının yaşadığı kaygıları,acıları neredeyse saat saat yazdığı günlüğünden okuyoruz. Olay tamamen gerçek.
Yazarın, bize günlüğünden aktardığı, o kaygılı,huzursuz,eşinin halen sağ olup olmadığını bile bilemediği, hiç bir haberin ulaşmadığı ve sadece kaygılı bekleyişin sürdüğü günlerdeki ruhsal durumunu, bize tüm gerçekliğiyle yansıtması muhteşem bir şey. Ama o bölümler, bir o kadar da sıkıcı bir şekilde okunuyor. Bu da bir gerçek.
Kitapta,ayrıca ,yazarın eşini tutuklayıp kamplara gönderen Gestapo şefi ile olan ilişkisini anlatan bir bölüm ve Paris kurtulduktan hemen sonra olan olayları anlatan bir bölüm de bulunmaktadır. Bu bölümlerde olaylar, son derece akıcı bir şekilde anlatılmaktadır. ve tamamen yazarın yaşadığı gerçek olayların bize aktarımıdır.
Benim okuduğum baskıda, kitabın sonuna iki tane de kısa öykü eklenmiştir.
Kitabın, sadece o acılı ve kaygılı bekleyişin, müthiş bir şekilde yansıtılmış olması için bile okunması gerektiğini düşünüyorum.
AcıMarguerite Duras · Sel Yayıncılık · 2024112 okunma
#acı Duras’ın İkinci Dünya Savaşı’nda tuttuğu günlüklerinden derlediği kitabı, iki tane de dönem ile ilgili öyküsü yer alıyor.
Fransa’nın Naziler tarafından işgalinde Duras direnişçilere katılıyor ve eşi esir düşüyor Nazi kampına gönderiliyor. Duras eşiyle ve arkadaşlarıyla ilgili bilgi alabilmek için bir Nazi subayı ile yakınlaşıyor. Eşini bekleyişi, kamptan kurtulduktan sonraki süreç, Nazi subayı ile iletişimi, işgal bittikten sonra gestapo ajanları ile yaşananları çarpıcı bir şekilde anlatmış.
Sevgili’de olduğu gibi zaman kullanımı dağınık hem hikaye düz bir zaman çizgisinde ilerlemiyor hem anlatımda faklı zaman kipleri kullanıyor. Kendisinden bazen başka bir kişi gibi bahsediyor, bu Sevgili’de daha yoğundu.
Kısa, kesik cümleler var. Özellikle yaşadığı endişe-korku anlarını çaresizliğini bu biçimle yansıtıyor. Bayıldım.
AcıMarguerite Duras · Sel Yayıncılık · 2024112 okunma
“Kimi zaman ölmediğime şaşıyorum: Gece gündüz canlı ete dondurucu bir hançer saplanıyor da insan gene de yaşamayı sürdürüyor.”
Paris işgal edildiğinde Nazilere karşı direnen, Yahudilerin katledilmesini engellemek için mücadele eden direniş grupları kuruluyor. Duras ve eşi Robert da direnişçilerlerden. Bu kitap Robert’ın toplama kamplarına alındığı, Duras’ın beklediği, beklerken tükendiği zamanı anlatarak başlıyor. Hiçbir şey beklemeyen ve bir de artık hiçbir şey beklemeyen insanların, dönüşü imkansız evlatlarının giysilerini onarıp bekleyen, Hitler’e,Tanrıya kafa tutan annelerin koluna girerek bekliyor Duras. Ve bu haliyle bile başkalarının acısına koşmayı bırakmıyor. Canım.
Sonraki bölümler yine aynı zamanın içinde yaşamış insanları ve yaşanmış hikayeleri öyküleyerek anlatmaya devam ediyor. Ama sanırım hiçbiri ilk bölümdeki günce kadar etkili değil. Çünkü fazla çıplak bu bölüm. Onarılmış, törpülenmiş değil cümleler. Acı var, ve Duras’ın masum bir Alman çocuğuna bakarken duyduğu öfke de acıya dahil.
İkinci Dünya Savaşı’da yaşananlara dair okurken binlerce sayfa okumuşumdur. Ama elime ne zaman yeni bir kitap alsam, sanki tüm bunları ilk defa duyuyormuşum gibi okuyorum. Düşünüyorum da, kelimenin tam anlamıyla akıl almadığı için sanırım. Akıl tüm bunları süzüp bir yere koymayı, onlardan anlamlı bir bütün oluşturmayı reddettiği için. Akıl anlamaya yaklaşınca bile insanlıktan uzaklaşıyormuş gibi hissedip geri döndüğü, yürüdüğü yolu hep yarım bıraktığı için.
Bu kitabı okurken de yine kendimi bir şeyden savunmam gerekiyormuş gibi, dişlerimi sıka sıka okudum. Aynı şeylere cevap aradım: Bu nasıl olabildi? Gaz odaları, fırınlar, nasıl? Çocukları öldürmekle görevli kadınlar nasıl “acısız olacak” diyebildi, nasıl gülümseyebildi, nasıl yaşamaya, ekmek yemeye, su içmeye devam
Son iki öykü hariç etkileyici bir kitaptı.Son iki öyküde yeni şeyler denemiş yazar.Eğer sadece son iki öykünün ayrı kitabı olsa güzel olurdu.İlk başlangıçtaki anlatım daha yoğun daha etkileyiciydi.Siz de yazarla birlikte zayıflıyor ve uykusuz kalıyorsunuz.
AcıMarguerite Duras · Sel Yayıncılık · 2024112 okunma
Dünya tarihi, “ötekileştirme” başlığı altında toplayacağımız pek çok olaya sahne olmuş, oluyor ve bu kör zihniyetle olacak da... Daha önce de belirtmiştim; iyilik bir tercih, kötülük insanın mayasında var. Neden kendimiz gibi düşünmeyene,inanmayana, yaşamayana tahammülümüz, saygımız yok? Yaşam ve seçim hakkı bir insanın ellerinden nasıl alınabilir?
II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Nazi zulmü insanlık ayıbı olarak tarihe geçse de, ne yaşanılanları yok sayabiliriz ne de acının binbir tonunu...
Paris İşgali'nde Nazi subayları, dönemin en ünlü sanatçı ve düşünürlerinin mesken tuttuğu bu kentteki Yahudilerin izini sürüp onları toplama kamplarına gönderirler.
Aralarında Marguerite Duras ve #francoismitterand ‘ın da olduğu “Direnişçiler”, Yahudilerin öldürülmesini engellemeye çalışırlar. Hayat bu ya, Duras'ın eşi Robert Antelme de tutuklanıp toplama kampına gönderilenlerden biri olur.
Eşinin nerede olduğunu öğrenmeye çalışan Duras, çareyi eşini yakalayan Nazi subayı ile yakınlık kurmakta bulur.
Hayatta kalabilmek ya da sevdiklerinizi hayatta tutabilmek için
nelerden vazgeçebiliriz?
Kendi yaşamından acı bir kesiti kitabın ismiyle müsemma olarak okuduğumuz metin finalde iki öykü ile sonlanırken tarihin en büyük trajedilerinden birinin aklınızda bıraktığı sorularla baş başa kalıyorsunuz.
AcıMarguerite Duras · Sel Yayıncılık · 2024112 okunma
Yazar Marguerite Duras'ın İkinci dünya savaşı sırasında eşi Robert Antelme'nin tutuklanıp toplama kampına gönderilişini ve eşinin nerede olduğunu öğrenmeye çalışan yazarın bizlere günlüğünden aktardığı o endişeli,huzursuz,acı dolu günlerini anlatıyor.
Duras,eşinin sağ olup olmadığını bilemediği o günlerdeki ruhsal durumlarını ve çaresizliği sonucu eşini yakalayan Nazi subayı ile kurduğu yakınlığı,bizlere çok güzel bir şekilde aktarıyor.
Nazi dönemi Dünya tarihinde asla yaşanmamalıydı dediğim bir dönem.
Din tercihi yüzünden insanların ötekileştirilmesi ve hayatlarına son verilmesi bir insanlık ayıbı.
Bu sebeple içim burkularak okuduğum bir kitap oldu.
AcıMarguerite Duras · Sel Yayıncılık · 2024112 okunma
Yazar; İkinci dünya savaşı sırasında kendi yaşamından kesitler ağırlıklı bu kitabıyla o döneme ışık tutuyor. Eşi Robert Antelme nin hikayesi ibret alınacak derecede.
AcıMarguerite Duras · Sel Yayıncılık · 2024112 okunma
Yazar, Almanya'da bir kampta tutulan eşinin sağ olarak gelmesini bekliyor. Her gün kamplardan tutsakların katledildiği haberleri geliyor. İşte bu durumda bulunan bir kadının yaşadığı kaygıları,acıları neredeyse saat saat yazdığı günlüğünden okuyoruz. Olay tamamen gerçek. Yazarın, bize günlüğünden aktardığı, o kaygılı,huzursuz,eşinin halen sağ olup olmadığını bile bilemediği, hiç bir haberin ulaşmadığı ve sadece kaygılı bekleyişin sürdüğü günlerdeki ruhsal durumunu, bize tüm gerçekliğiyle yansıtması muhteşem bir şey. Ama o bölümler, bir o kadar da sıkıcı bir şekilde okunuyor. Bu da bir gerçek. Kitapta,ayrıca ,yazarın eşini tutuklayıp kamplara gönderen Gestapo şefi ile olan ilişkisini anlatan bir bölüm ve Paris kurtulduktan hemen sonra olan olayları anlatan bir bölüm de bulunmaktadır. Bu bölümlerde olaylar, son derece akıcı bir şekilde anlatılmaktadır. ve tamamen yazarın yaşadığı gerçek olayların bize aktarımıdır.
Marguerite Duras, Fransız yazardı.
1914'te Saygon yakınlarındaki Gian-Dinh'de doğdu. Fransa'ya döndüğü 1932'ye kadar çocukluğu ve ilk gençliği Vietnam'ın çeşitli bölgelerinde geçti. Felsefe ağırlıklı lise diploması aldı; hukuk, matematik ve siyasal bilimler alanlarında öğrenim yaptı. 1943'te ilk kitabı yayımlandı: Les Impudents (Saygısızlar). Aynı yıl Direniş Hareketi'ne katılıp François Mitterrand'la aynı hücrede çalıştı. 1944'te kocası Robert Antelme tutuklanıp toplama kampına yollandı. Bu dönemi daha sonra La Douleur (Acı) adlı kitabında anlatacaktır. Aynı yıl Fransız Komünist Partisi'ne üye oldu; 1950 sonlarında partiden ayrıldı. 1955'te yayımlanan Le Square (Alan) adlı kitabı "alt-konuşma" tekniğine çok yakın bir yazı cinsinin doğuşuna damgasını vurdu. 1955-60 arasında Cezayir Savaşı ve De Gaulle rejimine karşı mücadele verdi. Makale ve röportajlarında toplumun dışına atılmış insanlarla ilgilendi (örneğin "Orange'lı Nadine", [Yeşil Gözler, Metis, 1990). 1958'de yayımlanan Moderato Cantabile'nin tirajı beş yüz bini buldu. 1959'da senaryosunu yazdığı Hiroshima mon amour (Hiroşima Sevgilim) Alain Resnais tarafından filme alındı. Tiyatrodaki ilk başarısını 1965'te sahneye konan Une Journée Entière Dans les Arbres (Bütün Gün Ağaçlarda) piyesiyle yaşadı. 68 olaylarına etkin olarak katıldı, Öğrenci-Yazar Eylem Komitesi'nde yer aldı. 1969'da ilk filmini çekti: Détruire dit-elle (Yıkmak, Dedi Kadın). Bu dönemle birlikte ve özellikle 1970'te L'amour (Sevgi) adlı kitabının yayımlanmasından sonra yazısı sinemanın hizmetine girdi; metinlerinin başlığında "metin-tiyatro-film" ibaresi görülmeye başladı. 1975'te India Song'u çekti. Bu filmde "metin dışı sesler" ilk defa bu kadar ağırlığını hissettiriyordu. 1980 yazında yeniden edebiyata döndü. Bu dönemin ilk kitabı L'été 80'dir (80 Yazı). 1982'de Ölüm Hastalığı (La Maladie de la mort), 1983'te Sevgili (L'amant) yayımlandı. Bunları 1987'de Emily L., 1990'da La Pluie d'Eté (Yaz Yağmuru) izledi. Duras, Ekim 1988-Haziran 1989 arasını hastanede koma halinde geçirdi.