Aşk BitmesinEmile Zola

·
Okunma
·
Beğeni
·
104
Gösterim
Adı:
Aşk Bitmesin
Baskı tarihi:
1970
Sayfa sayısı:
421
Kitabın türü:
Çeviri:
Okbal Akban
Yayınevi:
Altın Kitabevi
Rougon-Macquart serisinin 2 nolu kitabı. Orjinal ismi ''Le Curee''. Fransızca bilmediğim için bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyorum. Kitap Türkçe'ye, 1947 yılında 'Tazı Payı' , 1970 yılında ise benim de okuduğum şekliyle, Altın Kitaplar yayınevi tarafından ' Aşk Bitmesin' ismiyle çevrilerek kazandırılmıştır. O tarihten sonra da herhangi bir baskısı yoktur.

Bence bu kitaba 'Aşk Bitmesin' isminin verilmesi kesinlikle uygun değildir. Çünkü kitapta aşk adına hiçbir şey mevcut değildir. Bırakın aşkı, sevgiyi, kitapta iyilik diye bir şeye de rastlamak mümkün değildir. Sadece iğrenç denecek ilişkiler vardır. İyi karakter de yoktur. Belki iyi diyebileceğimiz bir veya iki karakter sayabiliriz ama onlardan da eserde çok az bahsedilmektedir. Kitap, hırsızlık, yolsuzluk, sahtekarlık, iğrençlik derecesinde ahlaksızlık başta olmak üzere her türlü kötülük ve iffetsizliğin anlatıldığı bir kitap özelliği taşımaktadır.

Konu, Fransa'da, 1851 yılı olayları sonrası kurulan ikinci imparatorluk döneminin Paris'inde geçmektedir. Pierre Rougon'un küçük oğlu Aristide, Paris'e taşınmış olup bir an önce iktidarın nimetlerinden yararlanarak zenginleşmeyi ve yükselmeyi hedeflemektedir. Bu uğurda, ailesi de dahil olmak üzere önüne gelen herkesi kullanmakta, her türlü sahtekarlık, yolsuzluk ve iğrençliği yapmaktadır. Bütün bunları yaparken de en büyük şansı eşi ve Paris'in yeniden inşa edilmesidir.

Buna ek olarak kitapta, Paris sosyetesinin, artık aleni hale gelmiş olan , iğrenç denecek şekildeki ahlaksız yaşam şekli ve bu tür yaşantıya ayak uyduran Aristide ve ailesinin aynı derecedeki yaşamı da ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.

Bu kadar kötü karakterlerin yer aldığı, bu derecedeki kötülük ve ahlaksızlıklarla dolu olan bir konunun mükemmel bir şekilde kurgulanarak, arka arkasına sıralanması ancak usta bir yazarın yapabileceği bir iştir. İşte Emile Zola da bu kitabıyla bunu başarmıştır.

Yazarın bu derece mükemmel bir şekilde yazmış olduğu eserin, benim okuduğum baskısının çevirisini yapanlar ise bana göre maalesef yeteri kadar başarılı olamamışlardır. Bazı yerlerde ( Özellikle 230 'lu sayfalarda tespit ettiğim), yazarın kaleminden çıkması mümkün olmayan çirkin cümleler uydurarak kendilerine ve çevirilerine olan güveni sarsmışlardır.

Eseri, ben serinin ikinci kitabı olarak yine beğenerek okudum. Serinin bundan sonraki kitaplarını da okumaya devam edeceğim.
Rougon-Macquart serisinin bu 2. kitabında İkinci İmparatorluk Dönemi Parisi’ndeyiz. 3. Napolyon iktidarı ele geçirmiş, Paris köklü değişimlerim yaşandığı bir şehir haline gelmiştir. Peşi sıra yıkılan ve ucuza alınıp fahiş fiyata satılan binalar, inşa edilen yeni bulvarlarla şehir kentsel dönüşüme girmiştir. Ancak bu şehirde yıkılan sadece binalar değildir, manevi değerlere dair ne varsa onlar da yerle bir olmaktadır. Ahlaki çöküntü, şehirdeki dönüşümden çok daha hızla dibe doğru seyretmektedir. Tüm bu hengâme içinde ahlaki konuları hasıraltı eden, kolay yoldan zengin olmak isteyen bir orta sınıf türer. Tüm kişisel ilişkiler sadece tatminiyet üzerine kuruludur. Aile, arkadaş, sevgililer arasındaki ilişkiler “Son zamanlarda benim için ne yaptın?” ya da “Yarın benim için ne yapabilirsin?” gibi cümleler üzerine kuruludur. Kitabımızın kahramanlarına bakalım. 3 tane öznemiz 1 tane de gizli öznemiz var: Zengin olmak için her çareye başvurmaktan çekinmeyen bir adam, kişilikten yoksun bir evlat, gençliğin tadını doya doya çıkarmaya çalışan bir eş. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş bir aile.

Aristide Rougon köyden indim şehre misali, Paris’in taşı toprağı altın diyerek çoluk çocuğu alıp Paris’e taşınır. Aristide, sülalenin Rougon tarafındandır ve serinin diğer kitaplarına aşina olan okurlar Rougonlar’ın paraya, başarıya karşı olan ateşli düşkünlüklerini iyi bilirler. Serinin önceki kitaplarından birinde Aristide için kolay ve çabuk yoldan para kazanmak isteyen biri olarak bahsedilir. Burada da bu kehanetin doğruluğuna şahit oluyoruz.

Aristide eşi ölünce küçük kızını da abisine postalar ve eşinin kırkı çıkmadan zengin biriyle evlenir. Abisi “burada iş yapacaksan adını değiştir, çünkü namuslu duracağına güvenemiyorum, benim adımı da lekeleme” gibisinden laflarla bizimki adını değiştirir ve Saccard koyar, bundan böyle tüm seride onu Saccard olarak biliriz. Saccard ismi de çok tuhaftır. Aristide bu ismi paradan çıkan sesi çağrıştırmasından dolayı seçer. Saccard bence Zola’nın en canlı karakterlerinden biridir. Gözleri fır dönen, paranın kokusunu bir köpekbalığının hassas burnu gibi kilometrelerce uzaktan duyan, kafasında 40 tilkinin döndüğü birini hayal edin. Abisinin yardımıyla belediyede iş bulur ve çok sıkı çalışarak, etrafındaki herkesle iyi geçinerek, her şeye kayıtsızmış gibi görünüp radarları sürekli açık, olup biten her konuşmayı kaydeder. Belediyenin imar planlarına ulaşarak kentsel dönüşüme girmiş şehirde yolların geçeceği yerlerden arsalar alarak belediyeye değerinin çok üstünde geri satarak ve çeşitli spekülasyonlar yaratarak kısa zamanda parayı vurur. Gizli öznemiz paradır bu arada. Para her şeyi satın alabilir mi? Romana göre cevap kesinlikle evet. Para her şeyden önce gelir ve onu elde etmek için her türlü yol son derece meşrudur ve bunda bir sakınca yoktur. Parayı seven yalnız Saccard değildir, etrafını saran herkes için durum aynıdır. Para ve aşkta sürekli inişler çıkışlar yaşayan Saccard’ın bir de ikinci karısına bakalım.

Renee ise Saccard’ın ikinci eşidir ve Saccard kızın namusunu kurtarmak kisvesi altında yüklü miktardaki çeyizine konabilmek için onunla evlenir. Ancak arada ne bir aşk ne bir sevgi vardır. Sadece alan memnun satan memnun bir ilişkileri olur. Zola, Renee’yi mutsuz bir evliliğe sıkışmış genç ve güzel bir kadın olarak tasvir ediyor. Aklımıza hemen Madame Bovary ya da Anna Karenina geliyor. Üçü arasında benzerlikler çoktur. Renee hiçbir şeyden tatmin olmayan, hep daha fazla isteyen, her seferinde yeni fantezi ve arzular peşinde koşan ve üvey oğluyla ensest ilişkiye kadar gidebilen birisidir. Tüm bunlara rağmen Renee okurda bir acıma duygusu uyandırıyor. Okur illa bir karaktere sempati duyacaksa Renee’ye duyar. Çünkü yaptıklarının sorumluluğunu üzerine almış ve tüm günahlarının kefaretini ödemiş tek kişi odur.

İlginç bir aşk romanı olması dışında “Tazı Payı” toplumsal bir yergi, tarihsel bir belge olarak da değerlendirilebilir. Zola, Renee’yi burada bırakıyor ama Saccard’la daha işi bitmediğinden serinin devam kitaplarından “Para” isimli romanında Saccard’ı yardımcı erkek oyunculuktan başrole getiriyor.
Bu adam hayatın sadece bir alışverşten ibaret olduğuna öylesine inanmıştıki, çoluk çocuk, kaldırım taşı, kireç torbası, vicdan gibi kısacası elinin altına ne düşerse hepsi, parayla değiştirilebilir şeylerdi ;
Emile Zola
Sayfa 140 - Altın Kitaplar - 1970
...ve Saccard öç alma yerine imzalı kağıdı alma yolunu tercih ediyor, alıp gidiyordu. Ve sonra da Renee, baba oğul omuz omuza karanlığa doğru dalmışlardı : ne halının üzerinde bir kan lekesi, ne bir feryat, ne bir yaralı iniltisi. Alçak adamlardı bunlar.
Emile Zola
Sayfa 384 - Altın Kitaplar - 1970
Angele'nin açık gözlerinden Sidonie ile aralarında geçen konuşmayı duyduğu, bir an önce ölmezse kocasının onu boğacağından korktuğu belli oluyordu. Bu gözlerde ayrıca bu dünyanın iğrençliklerini son dakikada anlayıvermiş, bir eşkiya ile geçirdiği yılları hatırladıkça tüyleri ürperen kendi halinde, yumuşak huylu bir insanın korkunç şaşkınlığı da okunuyordu.
Emile Zola
Sayfa 83 - Altın Kitaplar - 1970
Bu konak, geçenleri zevk ve şehvet mabedine çekmek ister gibi pencerelerini sonuna kadar açmış, zamanın hayasızca zevklerinin merkezi olarak şüpheli, damgalı bir evdi. Karı da koca da buracıkta, hizmetçilerinin gözleri önünde tam serbest bir hayat geçiriyorlardı.
Emile Zola
Sayfa 167 - Altın Kitaplar - 1970
Aile kavramı onlarda, kârın eşit hisselerle taksim edildiği bir çeşit komandit şirket durumuna geçmişti; her biri zevkten kendi hissesine isabet edeni kapıyordu; her birinin de bu hissesini kendi dilediği gibi yemesinde serbest olması, konuşup tartışılmadan kabul edilmişti.
Emile Zola
Sayfa 150 - Altın Kitaplar - 1970
Kötülüğün sonuna kadar gitme eğilimi iştahtan çok bir meraktan doğuyordu.
Emile Zola
Sayfa 142 - Altın Kitaplar - 1970

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşk Bitmesin
Baskı tarihi:
1970
Sayfa sayısı:
421
Kitabın türü:
Çeviri:
Okbal Akban
Yayınevi:
Altın Kitabevi

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Ayda kanat
  • mehmet temiz
  • Necmettin Zafer
  • Abdurrahman Tayhan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0