Baba romanı aslında sadece bir mafya hikâyesi değil; güç, sadakat, aile ve insan doğasının karanlık yüzü üzerine yazılmış dev bir destan gibidir.
Don Corleone, dışarıdan bakınca bir suç örgütünün başıdır ama özünde onun dünyası “aile” üzerine kuruludur. Onun için aile kutsaldır, sadakat vazgeçilmezdir. Devletin ve adaletin işlemediği yerde, kendi adaletini dağıtır. Bu yönüyle hem korkulan hem de saygı duyulan bir figürdür.
Michael’a gelince… Onun hikâyesi daha da çarpıcıdır. Başlangıçta farklı bir yol ister; ama kader, aileye olan bağlılığı ve koşullar onu masanın başına oturtur. Böylece, masum bir delikanlıdan stratejik bir lidere dönüşür. Bu da bize şunu gösterir: İnsan, ne kadar uzak durmaya çalışsa da köklerinden, ailesinden ve sorumluluklarından kolayca kaçamaz.
Romanın asıl büyüsü, güç ile insanlığın arasındaki o ince çizgiyi göstermesinde. Güç çoğu zaman korur, ama aynı zamanda yalnızlaştırır. Don’un ve Michael’ın hikâyesi, işte tam da bunun destansı bir anlatımıdır.
Bana kalırsa, Baba bize şunu fısıldar: “Hayatta her şey değişir ama sadakat ve güç dengesi asla kaybolmaz. Sadece el değiştirir.”