Beyaz Diş

·
Okunma
·
Beğeni
·
286,5bin
Gösterim
Adı:
Beyaz Diş
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059828963
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yılmaz Kitabevi
Toprakları cansız, kımıltısız, acı bile duyulamayacak kadar ıssız ve soğuk olan bu yabani ülke üzerine, ağır bir sessizlik ve hüzün çökmüştü. Bir tür acıyla çınlayan bir kahkaha gizliydi sanki; bütün acılardan daha korkunç ve buz gibi soğuk bir heykelin gülümseyişi kadar trajik, donuk ve neşesiz bir gülümseme!.. Edebiyatın acı alayı gibi bir şey, acımasız ve uçsuz bucaksız bir sonsuzluk, varoluşumuzun boş çabaları ve yaşamın anlamsızlığı ile alay ediyor gibiydi. Bu, "Kuzey"di; Kuzey'in o yüreğine kadar buz tutmuş vahşetiydi...
258 syf.
·5 günde·9/10 puan
Modern klasikler sayesinde tanıdığım Jack Londonun en çok okunan eseridir Beyaz Diş. Nedense Bluetooth geliyor aklıma bu kitabın ismini andığımda (onunda açılımı mavi diş). Yazar bir kurtun gözünden insanları anlatıyor. Tabi bunu sonraları anlıyorsunuz :) 1906 yılında çıkan bu eser vahşi doğada hayatta kalma mücadelesi içerir.Yazarın gençlik yıllarında parasızlıktan dilencilik yaptığını düşünürsek kendi yaşam mücadelesinin üstesinden gelmiş diyebiliriz. Kitabın dili sade ve akıcı her yaştan insan okuyabilir, kitaplığında bulundurabilir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
269 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Sitede başlamış olan ve benim de "666" (VESVESE TEAM!) kapı numarası ile içerisinde yer aldığım Jack London etkinliğinden dolayı okuduğum bu güzide kitap vasıtasıyla sizlerle beraberiz bir kez daha güneşte kalmış Seyyal Taner taytları .. Benim açımdan zor dediğim incelemelerden biri bu inceleme .. Zorluğu kitabın okunurluğundan ya da zor okunurluğundan dolayı değil , insanların Jack London ' a karşı bakışından kaynaklı .. İstiyorum ki bu adamı herkeşler alsın okusun .. Anlatacak çok şey var ama uzun da yazmamam lazım .. Neyse yavaştan başlayalım ..

Efenim bizim halkımızda Jack London dendiği vakit istemsiz olarak bir çocuk edebiyatı akla gelmektedir .. Bunun bir nedeni , - farzı misal bu kitabı ele alacak olursak - Beyaz Diş adlı bu romanın 90 küsür ayrı kitabevinden çıkmış olması ve çıkan bu kitaplardan en az üçte birlik kısmının çocuk kitabı olarak basılmasındandır .. Bu sadece Jack London için değil , Güliver'in Gezileri ve Robinson Crusoe için de böyledir .. Halbuki Robinson Crusoe 'yu açıp orjinalinden okuyanlar göreceklerdir ki orjinal metin içinde mayın kıvamında döşenmiş yedi sekiz satırlık baya baya beyin yakan atom bombası aromalı cümleler yer almaktadır.. Ve bu eserlerin arka planında anlatılmak istenen bambaşka olgular vardır .. "Büyük resmin tamamı", "Taşlar yerine oturuyor" tribi işte caniko !! Yani demem o ki , bir çocuk kitabı zannedilen bu kitabın daha büyük ve ağır bir misyonu var biz İNSANOĞLU için .. O kısma ilerde geleceğim yalnız her zaman dediğim gibi yazarı bilmek tanımak elzem .. Pek çok Jack London incelemesi yaptım , bir de biografisinden bahsettim sizlere daha öncesinde .. Oralarda da yazdım.. Beni takip edenler , "o ellerin kökünden kopsun yeter yazma" diyecekler ama yeni okuyacakları da düşünmek zorundayım.. Kızma şekerpare !

Pek saygıdeğer kabak kemaneler ... Jack London, doğulu (Doğu diyince dudağın büzülmesin akıtırım beyninin pekmezini .. O günlerde Amerika'nın doğusu yani New York , Boston falan uygar Amerika , batı dedikleri kısım da bildiğin Vahşi Batı cicim..) ve gayet varlıklı bir ailenin kafayı kırmış kızının sahip olduğu tek oğlu ..Evlilik dışı bir ilişkinin meyvesi.. Kafa kırık diyorum çünkü kadın geçirmiş olduğu ateşli bir hastalıktan ötürü balataları sıyırıp evi terk ediyor .. Piyano falan çalan son derece iyi eğitim almış bu kültürlü kadın sonrasında ruh çağırma ve ispirtizma ayinlerine merak salıyor .. Senin anlayacağın tahtalardan bir kaçı harbiden eksik .. Hal böyle olunca doğum yaptıktan sonra eksik tahtaların da etkisiyle çocuğuna bir evlat gibi değil de bir birey gibi yaklaşıyor ve ona iyi bir eğitim veriyor.. Bir ebeveyn gibi yaklaşmıyor ona .. Sonrasında kısa hayatının yarısını serseri olarak geçirmesinin bir sebebi de bu karadul kılıklı anası .. Okul öncesinde okuma yazma öğrenmesinin getirdiği artı değerle hayatına giren kitaplar ve diğer yanda sapkınca bir güdüyle harlanan macera tutkusu .. Bir de buna ek olarak Jack London' ın sözlük karşılığı olan AŞIRILIK olgusu.. Bunu ben değil kendisi söylüyor , " Hayatımda yaptığım her işte aşırıya kaçmışımdır" diyerek. Çalışman lazım deniliyor , herif bir öykü yazmak için günde 19 saat çalışıyor falan .. Tam bir manyak ! Çeşit çeşit iş yapıyor ..Fok balığı avcılığı , altın arama , istiridye korsanlığı ,postacılık , savaş muhabirliği ve daha onlarcası .. Sanırım bir tek kapı kapı dolaşıp atom bombası ve sonrasında bunla müdahale edersiniz diyip yangın tüpü falan satmamış.. Zamanında milletin altın diye gözünün döndüğü dönemlerde Alaska' ya gidip 500 kilo yükü 1.5 -yazıyla bir buçuk- saatte bir dağın tepesine (1200 metre uzunluğundaki yoldan) çıkarıp bu kış burda ölmezsem yazar olucam diyip işbu söylemi kulübesine kazıyan, andiçen bir adam var karşınızda.. Öyle bir deli ! YA HEP YA HİÇ ! "Toz olmaktansa KÜLE döneyim daha iyi." diyeninden.. Adamın hayattaki düsturu bu... Öyle çok şey var ki anlatacak .. Öyle iyi kalpli, öyle azimli , öyle güzel bir adam ki bu!! İşte bu yüzden Jack London incelemelerim bana bir işkence oluyor .. Tam anlatamıyorum ..

Neyse efenim toparlamaya çalışalım .. İşte bu Alaska 'da madencilik yaptığı günlerde kendisi doğayı, şartları ve çevre sakinlerini gözlemlediğini sanırken , kendisinin de gözlemlendiğinin hiç ama hiç farkına varmıyor .. Esasen yanlış bilinen bir olgu vardır Jack London ile ilgili .. Denir ki, Jack London kurtları kutsar , onları yüceltir , onlara hayrandır .. Küçük bir yüzde ile bu önerme kısmen doğrudur ama olayın aslı bambaşkadır.. Karşınızda iri yarı , sarışın , yorulmak nedir bilmez , mavi gözlü dev gibi bir adam düşünün .. Çifter vardiya çalışıyor yorulmuyor falan .. Orman olsa mekan , Phantom'un resurrection'ı diyeceğiz ama ortam kar,kış , buz , kıyamet .. Soğuk da işlemiyor herife.. On ayı gücünde bir de .. Saydığım tüm bu özellikler ,civarın yani Alaska yerlilerinin gözünden kaçmıyor .. Hayran oluyorlar adama .. Bunca çetin şartlarda çalışıp postu deldirmediği için de ona KURT lakabını takıyorlar .. Ve Jack London bu lakabı öyle benimsiyor ki , sonrasında Martin Eden ' da şair Brissenden ismiyle satırlarında can verdiği , ona sosyalizmi aşılayan adam olan George Sterling ' e yazdığı mektupları dahi WOLF imzasıyla gönderiyor.. Çok ünlü bir yazar olduktan sonra çıkan kitaplarının Kurt Dölü ve Deniz Kurdu ismiyle çıkmasının bir sebebi de bu ..Velhasıl kelam tarhanalı jelibonlar .. Sanırım pek çoğunuz Vahşetin Çağrısını okudunuz .. Okumadıysanız da okuyun .. Bu kitap yani Beyaz Diş , Vahşetin Çağrısının devamı niteliğinde yazılmış .. Orada da , Alaska'da altın patlaması yaşanınca kızak çekmesi için civardaki köpeklerin yetersiz kalması sonucu bambaşka bir yerden kaçırılıp Alaska' ya getirilen Buck isimli bir köpeğin başından geçenler anlatılanlar..

Gelelim kitabımıza... Hani çok ama çok efsane filmler vardır.. Daha girişte kameranın açısından , görüntünün akışından anlarsınız bunu .. Bu kitabın girişi size o aurayı veriyor .. Kar ve buzlar altında bir mekan tasviriyle başlayan sayfalar üzerine harala gürele bir kovalamacaya dalıyorsunuz ..Bunu öyle güzel yedirmiş ki Jack London , anlatılır gibi değil .. Ben spoiler vermemek adına anlatmayacağım sizlere ama o tarihlerde , 1900'lerin başlarında böylesi bir şeyi yazmak .. Bir romana böyle girmek ..Ve bu romanın o dönemde neredeyse hiç tanınmayan bir yazar tarafından yazıldığını bilmek .. Yazılanları su gibi içerek okumak .. Tüm bunlar "Jack London Etkisi" dediğim olgu .. Ne zaman okusam bir girdabın içine düşüp sonrasında dehşet hızlı akan bir akarsuda yol alıp ,denize ulaşıyorum.. Kahramanımız isminden de anlaşılacağı üzre kurt ve köpek kırması bir KURT ! Kurt diyorum çünkü kendisi safkan olmamasına , bir melez olmasına rağmen hemcinsleri olan köpeklere düşman ..Kitabın ana çatısını oluşturacak hikayemiz de , Beyaz Diş isimli bu kurdun doğduktan sonra insanların eline düşmesi ile start alıyor .. Jack London' ı bu noktada ayakta alkışlamak lazım .. 269 sayfa boyunca neredeyse hiç diyalog kullanmaksızın bir hayvanın bakışından insanı , insan üzerinden de bir kurdun hayatını aktarmış bizlere .. Öyle kısımlar kaleme almış ki , bazı yerlerde kime insan kime hayvan diyeceğimi şaşırdım .. Bu açıdan bakıldığında insanoğlu denen yok olası canlının kıyıcılığını da bizlere muhteşem olaylar dizisiyle aktarmış .. Kitapta sanırım en çok sevdiğim kısımlar doğduktan sonraki, gelincik ve sincap ile giriştiği savaşların yeraldığı yerler oldu ... Tek kelimeyle EPİK ! Bu arada ben Oda Yayınlarından alıp okudum .. Çeviri muhteşemdi .. Rast gelirseniz gönül rahatlığı ile alıp okuyabilirsiniz .. AH!! Az daha unutuyordum BOZ RENKLİ BU KURDU TÜM KAPAKLARDA BEYAZ ÇİZEN O ELLERİNİZ KIRILSIN ULAN SİZİN !!!

Bir sonraki incelemede görüşmek üzere KUKUMANJEROLAR !!

Esen kalın , İŞSİZ kalın !!

Kısa bir not ..

Martin Eden ve Deniz Kurdu isimli kitapları, Amerikan edebiyatında (denizlerde geçen) Herman Melville ' ın Moby Dick isimli romanıyla gelmiş geçmiş en sağlam eserlerdir ve Melville' in bu alandaki roman tekeline son verip zirveyi beraber paylaşmışlardır..Ha bu arada Moby ismiyle dinlediğiniz ecnebi gavur sanatçı da bizzat bu Herman Melville ' ın torunudur ..

Bkz : Oh sinyor Tuco !! Ne mübarek bir zatsın sen !
  • Sefiller
    9.2/10 (12,6bin Oy)14,7bin beğeni50,8bin okunma72,4bin alıntı337,4bin gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.4/10 (9bin Oy)8,5bin beğeni35,8bin okunma25,3bin alıntı132,8bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (14,5bin Oy)13,1bin beğeni54,1bin okunma104,5bin alıntı385bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (9,9bin Oy)10,2bin beğeni35,6bin okunma40,7bin alıntı180,6bin gösterim
  • Melekler ve Şeytanlar
    8.8/10 (5,6bin Oy)5,7bin beğeni24,1bin okunma5,3bin alıntı77,4bin gösterim
  • Empati
    8.4/10 (5,4bin Oy)5,4bin beğeni22,9bin okunma6,5bin alıntı86,5bin gösterim
  • Sineklerin Tanrısı
    8.0/10 (12,6bin Oy)11,1bin beğeni43,6bin okunma20,3bin alıntı181,2bin gösterim
  • Da Vinci Şifresi
    8.7/10 (7,4bin Oy)7,6bin beğeni31bin okunma4.769 alıntı93bin gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (24,1bin Oy)28,7bin beğeni87,1bin okunma126,3bin alıntı929,1bin gösterim
  • Sol Ayağım
    8.6/10 (10bin Oy)10,3bin beğeni46,3bin okunma19,3bin alıntı164,5bin gösterim
256 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Jack London "Demir Ökçe" kitabında insan üzerinden işlediği "sevgi ve özlem, özgürlük ve bağımsızlık" temasını bu kitapta köpek-kurt kırması olan Beyaz Diş üzerinden işliyor.

MEB'nın tavsiye kitaplar listesinde de olan bu kitap, heyecan uyandıran öyküsü, dili, betimlemeleri ile tavsiye edilmeyi hak ediyor.
Zaman zaman olayları özdeşleştirip; karakterlere karşı bazen sevecen, bazen nefret ve bazen de gıpta ile bakıyorsunuz. Okurken çok yoğun eylem ve duyguya maruz kalacak, yazarın sizin için oluşturduğu dünyaya gireceksiniz.

Kitap bundan yaklaşık 100 yıl önce yayınlanmış. Yazıldığı dönemdeki toplumsal yapı içindeki sınıfsal farklılıklar dikkatten kaçmıyor. Peki bu sınıfsal farklılıklar bitti mi?

İyi okumalar
258 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Yine bir Jack London eseri. Yine vahşi doğa, zorluklar, hayatta kalma mücadelesi ve bir hayvan dostumuz... Jack London okumaya Vahşetin Çağrısı ile başlamıştım ve o kitap bende güzel düşünceler bırakmıştı. Bir sonraki London kitabı olarak Beyaz Diş'i okumaya karar verdim. İyi ki böyle bir karar vermişim! İki kitap arasında bir karşılaştırma yapacak olursam Beyaz Diş'i tercih ederim diye düşünüyorum. Bunda Beyaz Diş karakterinin etkisi büyük. Vahşetin Çağrısı'nda Buck'ı sevdiğimden çok daha fazla sevdim Beyaz Diş'i. Henüz London okumadıysanız Beyaz Diş'i Vahşetin Çağrısı'ndan sonra okumanızı öneririm. Bunun nedeni sadece Beyaz Diş'in daha güzel olması değil, Vahşetin Çağrısı 1903, Beyaz Diş ise 1906 yılında çıkmış, dolayısıyla çıkış tarihine göre okuyarak da yazarın benzer bir konuda kendini nasıl geliştirdiğini görebilirsiniz.

Ana karakterimiz kitap ile aynı isimli yarı köpek-yarı kurt olan Beyaz Diş. Ancak kitabın giriş kısmında Beyaz Diş değil annesi çıkıyor karşımıza. Beyaz Diş'in annesi Kiche ile ilgili birkaç bölüm okuduktan sonra Beyaz Diş'in dünyaya geldiği kısımlara geçiyoruz. Bu kısımlarda Beyaz Diş'in kendisini ve çevresini keşfetme, içgüdülerinin farkına varma ve dünyayı anlamlandırma sürecini okuyoruz.

Romanında yer verdiği ortamları kendisi de gidip görmüş olan Jack London bu sayede Kuzey Toprakları'nın vahşiliğini, sert hava şartlarını daha gerçekçi bir şekilde aktarıyor okura. London Beyaz Diş ile belki de hayvanlar aracılığıyla bizlere gönderme yapıyor. Beyaz Diş'in insanları Tanrı olarak görmesinin arka planında insanların çeşitli otoritelere bakış açısı vardır belki de. Beyaz Diş romanında ön plana çıkan noktalardan biri de yaşanan olaylar ve durumlar karşısında Beyaz Diş'in zihninden geçenlerin anlatıldığı bölümlerdi. Bu noktada ortaya konan başlıca düşünce davranışları şekillendiren çevresel unsurlardı. İnsanın doğuştan gelen çeşitli güdüleri olsa da davranışlarının şekillenmesi anlamında çevrenin etkisi kesinlikle yadsınamaz. Romanda bu durum Beyaz Diş'in doğduğu ve ardından zorla içine sokulduğu çevreye uyum sağlama süreci ile anlatılıyor. Aslında biz canlılar ne kadar benzeriz birbirimize. Alıştığımız ortamdan koparıldığımızda, yeni bir düzene ayak uydurma konusunda bir hayli zorlanıyoruz. Yine dikkat çeken bir diğer nokta da şu: Adilbarış adı verilen bir kavram vardır ve bu kavramın mantıksal çerçevesi şu şekilde çizilebilir: "Eğer adalet istiyorsak adil olmalıyız." Kötülük yaptığınız birinden iyilik veya saygı beklemek şekline indirgeyebiliriz bu durumu Beyaz Diş için. Beyaz Diş ve diğer kurt, köpeklere yapılanların yanında onlardan tam bir itaat beklemek oldukça trajikomik.

Jack London'un insan dışında bir canlıyı ele alıp bu denli ustaca anlatışına diyecek söz yok tabii ki. Sanırım genelin aksine ismini söylediğimizde aklımıza insan karakterler yerine kurt, köpek gelecek tek yazar Jack London. Bunu da sonuna kadar hakkını vererek yaptığına şüphe yok. Sanırım yazarın ana karakterlerini hayvanlardan oluşturduğu iki kitabı kaldı: Deniz Kurdu ve Katıksız Sevgi. Beyaz Diş ile yükselen beklentilerim bu kitaplarda da karşılanacak mı diye merak etmiyor değilim. Sonuç olarak Beyaz Diş sevdiğim bir kitap ve karakter oldu. Jack London okumaya başlamamın da oldukça doğru bir karar olduğu aşikar. Okumayanlara, okumayı düşünenlere, okumakta tereddüt edenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
258 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Biz insanoğlu nasıl bir varlığız?
...
Güçlü yanlarımız da var zayıf yanlarımız da.
En güzel yaratılan da biziz en âciz de.
Sahip olduğumuz şeyleri iyi ya da kötü kullanmak bizim elimizde.
Peki ama bize hiç zarar vermeyen bir hayvana işkence etmek hakkını nerden buluyoruz? Sırf yaratılış olarak üstün oldukları için mi kendilerinde bu hakkı görüyorlar?!Bunu yaparken ne düşünüyorlar, nefslerinin onları alaşağı ettiklerinden haberleri yok mu?Vicdanlarının sesini neden işitmezden geliyorlar? Yoksa vicdanları kurumuş, pas tutmuş ve ebediyen mühürlenmiş bir yerden mi ibaret...

Tüm bunları düşünürken bu ayetin gerçekliği bir kez daha yüzüme vuruyor:

"Gerçekten insan, ziyan içindedir."
(Asr suresi/2. ayet)

Hem de ederi olmayan bir ziyan...
Ve çok daha kötüsü farkına varılmamış bir ziyan...
Kitabı elime aldığımda bu kadar muhteşem bir kitap olduğunu bilmiyordum ve beni bu kadar sarsacağını da.Kitapta annesi kurt babası köpek bir yavrunun hayat hikayesi anlatılıyor.Daha önce birçok kitap okudum ama bir hayvanın düşüncelerinin anlatıldığı bir romana rastlamamıştım hiç. Ama Jack London bunu gayet başarılı yapmış.Başta buna şaşırsam da kitabı okurken hayvanlarla yaşantılarımızın ne kadar benzediğini kavradıktan sonra neden bu kadar başarılı olduğunu anladım.Baş kahramanımız Beyaz Diş her ne kadar yarı köpek yarı kurt olsa da birçok yönden benziyor biz insanlara...
Nasıl doğduğu, neleri öğrendiği, neleri yaşadığı, insanoğlu ile nasıl tanıştığı ve yabana ait olmasına rağmen nasıl evcilleştirildiği...Hepsi bir bir anlatılıyor kitapta.Bir hayvanın düşünceleri büyük bir titizlikle, nakış nakış işleniyor satırlara.

"İyilik bir şeçenektir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar." demiş Anthony Burgess.
Kitapta bu iki insanı da görüyoruz.İyiliği seçip başarılı olan ve kötülüğü seçip ziyâna uğrayan.
Bir insanın yapabileceği en büyük iyilik ise sevmektir zannımca.
Bir eşyayı, bir hayvanı, bir insanı ya da bir bakışı...Ama sadece sevmek her ne olursa olsun...
Efendisi de bunu yapıyor Beyaz Diş'e.Acılarını dindirmek ve yeniden topluma kazandırabilmek için sevgisiyle tedavi ediyor onu.
Kitabın sonlarına doğru duygusal boyutun sınırlarını aşıyor Jack London.Gözlerim doldu okurken.İki kolu iki bacağı kesilen köpek hep aklımın bir köşesinde durdu.Yutkunamadım bazı yerlerde.Uzun zamandır duygularımı böylesine hareket ettiren bir kitap okumamıştım.Aynı zamanda çok şey kattı bana bu kitap.En önemli katkısı ise hayvanları sıradan bir canlı olarak görenlerin aksine ben, çoğunun gözlerinde yaşantılarından bir iz taşıyan o anlamı arayacağım...
Jack London'un bu etkileyici eserinden dolayı ona bir teşekkür borçluyum.Ve bunu da galiba başkalarının da onu okumasına vesile olarak yapabilirim.:)Bu incelememi okuyan değerli arkadaşım sana da çok teşekkür ederim.Birşeyler anlatıp okumana vesile olabilirsem eğer ne mutlu bana.:) İnşallah sen de en kısa zamanda bu kitabı okur ve benim gibi o eşsiz tadına varabilirsin...

İyi okumalaar... :)
216 syf.
·Puan vermedi
En iyi rolü kendinin yaptığını zannedersin ama Oscarı başkası alır :)

Adamın babası vurulur, ne babam mı vuruldu der. Oyunculuk olağanüstü :)

Ateş ettikten 10 saniye sonra ses gelmesi..
Montaj harika :)

Doktor çağırın diyip, hastaneye götürmeleri...
Senaryo güzel  :)

Az önce ne izledim ben yaa deyip,
beyin apsesi geçirebiliriz.

İzleyenler bilir,
En iyi oyunculuğu ise havlayan Köpek yapar...

Aslında gerçek hayatta da durum böyledir.İnsanlar rol yaparlar fakat hayvanlar rol yapma gereksinimi duymaz.. Onların davranışları samimidir ve tek beklentileri onlara gösterilmesini bekledikleri sevgidir...

Bu konuda gelin hep beraber empati yapalım.

Mesela köleleştirilseydik  ?
Doğal yaşama alanınımızdan koparılsaydık ?
Zevk için katledilseydik ? (İspanya Örneği)

Neler hissederdik..

Sadece biz insanların hayatı mı önemli ?

Kim daha acımasız varın kararı siz verin...


_____________________ɢÇʙ_____________________

Kendisinin izni ve bilgisi olmadığı için burada ismini belirtmek istemediğim değerli bir okur arkadaşımla geçen gün Jack London üzerine sohbet etme imkanım oldu.

London hakkında ki fikirleri,
bilgi ve birikimi yazar hakkında bende ciddi manada merak uyandırdı ve kendisiyle beraber yazarın en popüler eserlerinden birisi olan
'' Beyaz Diş '' eserini okuma kararı aldık...

Kitapda öncelikle insanların yaşantısında ve kontrolünde masum bir hayvanın sevgisiz, nefret dolu, vahşi bir canavara dönüşmesine şahitlik edip, sonra merhamet ve sevginin gücünün aynı hayvanı nasıl değiştirdiğine, sahiplerine olan saygı ve sadakatine eşlik ediyoruz.

Belgesel tadında güzel bir eser olup,
hayvanlara karşı hissettiğimiz merhamet ve sevgi duygusunu pekiştirmek adına güzel bir deneyim oldu diyebilirim.

Başka okurlar gibi mutlaka okumalısınız,
ölmeden önce okumanız gereken 100 eserden birisi diyemem ama özellikle hayvanların gözünden kendilerinden daha vahşi olan insanı tanımlamak ve empati yapmak açısından okunmasını  tavsiye edebileceğim bir eser.

Bu vesileyle bu eserle tanışmama sebep olan ve beraber okuma etkinliği yaptığım değerli arkadaşıma teşekkürü borç bilirim..

_____________________ɢÇʙ_____________________

'' Zavallı hayvan,'' diye mırıldandı.

"Bütün istediği şey azıcık sevgi... "

Sevgi neleri değiştirmedi ki bu hayatta....
Sevgiyle kalınız,
Hoş kalınız, hoşça kalınız...

Keyifli Okumalar Dilerim
258 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kitap yazarın adını Beyaz Diş koyduğu bir kurt yavrusunun annesi ve babasından itibaren doğumundan itibaren yaşam öyküsünü ele alıyor. Kitabın ilk başlarında Beyaz Diş'in annesinin hayat hikayesi ile başlıyor ve Beyaz Diş'in doğumuna kadar da annesi ile devam ediyor. Beyaz Diş doğduktan sonra hikaye onun etrafında dönüyor. Hikaye dediğime bakmayın bir kurdun hikayesi neticede. Bu kitapta ilgimi çeken bir şey oldu. Dediğim gibi kitap bir kurdun, bir hayvanın hikayesi ancak hayvandan yola çıkarak insan duygularını hayvanda anlatmış. Özgürlük, hayat mücadelesi, kavga, sadakat gibi.
Hayattaki zorluklara karşı ne olursa olsun güçlü olmamız gerektiğini anlatan bu kitap aynı zamanda sevginin değerine de çok fazla değinmiştir. Doğadaki her canlının yabani bile olsa sevgiye ihtiyacı olduğunu, bütün canlıların değer görmeye muhtaç olduğunu ve yaşama hakkına sahip olduğunu anlatan Jack London, hayatı boyunca hissettiği sevgi eksikliğini eserlerine yansıtmıştır.
258 syf.
·2 günde·9/10 puan
Merhaba 1K Ailesi.

Diğer yorumlarıma benzer bir yorum olmayacak sanırım bu sefer. Biraz daha kişiselleştireceğim ama kurallara da sadık kalmaya çalışacağım. Vahşetin Çağrısı ve Martin Eden’i okuduktan sonra benim Jack London hassasiyetim zirvelere çıktığı için o yüzden çok büyük bir beklenti içinde okudum. Beklentim boşa mı çıktı? Elbette ki “ Hayır ! “ Jack London’un diline alıştıktan sonra, o süslü ve sürükleyici, harika betimlemelere hayran kaldığım için diğer kitaplarını da okuma gereği duyup hemen elime aldım.

Gelelim kitapla ilgili bölüme; Son derece sürükleyici ve merak uyandırıcı bir roman. Başlarda ne oluyor falan deyip sıkılıp kitabı bırakmayın sakın. Bir kurt ile köpeğin kanını taşıyan Beyaz Diş’in Vahşi Yaşamdaki hayata gözlerini açışı ve hayat mücadelesi var. Sonradan Kızılderelilerle tanışıp vahşeti tanıması, insanların acımasızlığını görmesiyle devam eden süreç. Dünyayı , yaşamı, insanları ve hayvanları bir kurdun gözünden görmemizi ve onun gibi düşünmemizi sağlıyor bu roman. Onun yaşadığı maceralarda onunla beraber acımasız olabiliyorsunuz, sevgiyi yeterince tatmadığı ve bilmediği için yaptıklarından dolayı yadırgamıyorsunuz. Çünkü kendi yaşam mücadelesi ve geldiği yerin dokusu var onda. Bir kurt köpeği yaşamı değil de içinde insanlık var. Hayatta kalma mücadelesi var. London; boyun eğmez, amansız bir doğal ve sosyal çevrede, insan ve hayvanın yaşama mücadelesini etkileyici bir gerçeklikle sunmuş. Daha sonra yine insanlardan sevgi ve şefkat gördüğünde bu kez buna karşılık olarak sevgi ve saygı vermesi gerektiğini öğretmiş bu romanında. Sonlara doğru o vahşi köpeğin evcilleşmesi öyle duygusal ki. Son bölümlerde sahibine karşı olan ilgisi hele hele son bölümün tamamı artık duygusallık doruktaydı. Gözler dolabilir... Dikkat !!

Ana fikire değinip bitireyim. Her canlı vahşi de olsa sevgiye muhtaçtır. Hayatta kalmak için savaşıp zorluklarla mücadele etmelidir. Sevgiyi ve saygıyı öğrettikten sonra, şefkatle yaklaştıktan sonra hayvanlar vahşi de olsa evcilleştirilebilir.

Elbette ki tavsiye ediyorum. Bir çok yayınevinden çıkmış. Ama siz güzel bir çeviri ile okuyun. Kitap okurken kurtlarla ilgili belgeselin tadına da bakacaksınız. ;-)

İyi okumalar arkadaşlar.
256 syf.
·17 günde·10/10 puan
Bir kurt'un gözünden insan nasıl görünür?
Hayvanlar bize nasıl bakıyor?
Bizim hareketlerimiz onlarda nasıl ilgi uyandırıyor?
Bütün soruların cevabı
Vahşi doğa ve rahat yaşam arasında gidip gelen bir kurt. Kitap ilk başlarda Beyaz Diş'in annesinin hikayesini okuyoruz. Beyaz diş doğup daha sonra insanlarla ilk nasıl karşılaştığını ve bundan sonra ki gelişimi ile devam ediyor. Bir hayvanın gözünden her canlının ruhunu tanıtıyor yazar. Kısacası hayvan olsun insan olsun, ona davranıldığı biçimde şekilleniyor ruhu. Temiz ve sevgi dolu ruhlarla karşılaşmamız ümidiyle. Sıcak bir kıtap soğuk bir günde içinizi ısıtacak bir sona sahip. Kitabın bana en önemli katkısı hayvanlara özellikle köpeklere olan sevgim arttırması oldu.

Unutmayın İyilik Bir seçenektir. :)
Yaptıklarının nedenlerini araştırma zahmetine kimse girmiyordu.
Sadece sonuçlarını görüyorlardı.
Jack London
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 16.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Diş
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059828963
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yılmaz Kitabevi
Toprakları cansız, kımıltısız, acı bile duyulamayacak kadar ıssız ve soğuk olan bu yabani ülke üzerine, ağır bir sessizlik ve hüzün çökmüştü. Bir tür acıyla çınlayan bir kahkaha gizliydi sanki; bütün acılardan daha korkunç ve buz gibi soğuk bir heykelin gülümseyişi kadar trajik, donuk ve neşesiz bir gülümseme!.. Edebiyatın acı alayı gibi bir şey, acımasız ve uçsuz bucaksız bir sonsuzluk, varoluşumuzun boş çabaları ve yaşamın anlamsızlığı ile alay ediyor gibiydi. Bu, "Kuzey"di; Kuzey'in o yüreğine kadar buz tutmuş vahşetiydi...

Kitabı okuyanlar 38bin okur

  • Gizemnur kurt
  • Emre Öz
  • Merve Sönmez
  • Ahmet enes yıldız
  • Büşra Akcınlı
  • Hacı Göçer
  • Neslihan Vashan
  • Selam Yarka
  • Ekin Özköseoğlu
  • İbrahim Eken

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%14.8
13-17 Yaş
%18.5
18-24 Yaş
%7.4
25-34 Yaş
%18.5
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%11.1
55-64 Yaş
%3.7
65+ Yaş
%3.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.9
Erkek
%36.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (10)
9
%0.1 (6)
8
%0.1 (8)
7
%0 (3)
6
%0
5
%0 (1)
4
%0
3
%0 (1)
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları