Çağın Vicdanı Bediüzzaman

9,3/10  (4 Oy) · 
19 okunma  · 
12 beğeni  · 
761 gösterim
Vicdan için, ‘ne yapmak gerektiğini söyleyen iç ses, yanlış yapmaktan koruyan iç bekçi, hiçbir şey yapmama yanlışından koruyan iç ölçü, nasıl yapacağını anlatan bir iç eğilim’ denilir. Vicdanın doğru tanımı buysa, ‘çağın vicdanı’dır Bediüzzaman. Çünkü, doğup büyüdüğü topraklar, İslâm dünyası ve bütünüyle dünya büyük acılar yüklü zorlu bir sınanmadan geçerken, maddî-manevî her türlü savrulma ve bunalımın yaşandığı bir dönemde, bunca kargaşa ve gürültüye rağmen vicdanının sesine kulak vererek çağın ‘vicdanî normlarını’ belirlemiştir. Onun akıl ile kalbi buluşturan düşünce sistemi ve akıldan kalbe yolculuğu içeren yaşama modeli ise, bu vicdanî değerleri herkes için yaşanabilir hale getiren bir yol haritası niteliğindedir. Çağın Vicdanı Bediüzzaman, ‘çağın vicdanı’ olabilmiş bir düşünürü, hayatı ve tefekkürüyle gündeme taşıyor… Bu çağda kelimenin tam anlamıyla ‘insan’ olmak ve ‘insan’ kalmak isteyenler için, elinizdeki kitap çok şey söylüyor…

Bediüzzaman kadar yanlış anlaşılmış bir insana tarihte çok az rastlanır. Onun hakkında kalem oynatmak mayınlı araziye girmek gibiydi. Türkiye’mizin tarihinde ‘Psikolojik Savaş’ın kurbanı olan bu değere sahip çıkmazsak tarih bizi ayıplar diye düşündüm. Balık okyanusta doğar, büyür, yaşar ve ölür; fakat okyanusu bilemez. Bunun gibi, hakikatin kölesi olmuş hür adam Bediüzzaman’ı bilememişiz. Sahici bir insan, şefkatli bir üstad, yoksul ama kanaat zengini bir hoca, müthiş bir bellek, keskin bir zekâ, şaşırtıcı bir muhakeme gücü ile karşı karşıyaydım. Bu bilgileri okuyup kendime saklayamazdım, çünkü kendimi borçlu ve sorumlu hissediyordum. Gerçekleri arayanlara vasıta ve vesile olmam gerekir, diye düşündüm.
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    296
  • ISBN:
    6051311098
  • Yayınevi:
    Nesil Yayınları
  • Kitabın Türü:
Mihemedê NOJDAR 
18 Şub 21:53 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 7/10 puan

Kitabı okumaya başlarken beklentilerim yüksekti. Çünkü Bediüzzaman gibi bir zatın, bir profesör psikyatrist tarafından hazırlanmış psikobiyografisini okumak harika olacaktı. Lakin yazar bir psikyatristin ötesine geçip bir sosyolog bir tarihçi gibi davranmaya ve Risale-i Nur'un tahrif edilmiş kısımlarını savunmaya başlayınca okurken sıkılmaya başladım.

Yazar Abdülhamid'i saf, adil, hiç birşeyden haberi olmayan mecburen istibdat yolunu seçtiğini söylüyor. Üstad istibdata ciddi anlamda karşı çıkıyor, bunun baştan başlayıp her tarafa sirayet ettiğini söylüyor. Malesef Üstad Bediüzzaman hayatından sonra eserleri tahrifata uğruyor. Mesela "Hamid ağanın istibdatını"* kısmını "Sultan Abdülhamid'in mecbur olduğu istibdadını"** şeklinde değiştiriliyor. Bunun gibi pek çok örnek var. Yazar profesör olmasına rağmen metin kritiğini yapmamış tarikatvari hale gelen ortodoks nurculuğu zihniyetinde kaleme almış.

Üzücü başka bir nokta ise Şeyh Said kıyamını dini gerekçeleri olmayan sadece basit bir ırkçılık nedeniyle ortaya çıkan bir isyan olarak ele alıyor. Resmi İdeoloji paralelinde konuşuyor.

Psikyatri anlamında yeni öğrendiğim şeyler yok değil. Ve ciddi anlamda faydalı.

Şu an kitaba devam edip etmeme noktasında kararsızım. Sosyoloji ve ya tarih kitabı okumak istesem gidip alanın uzmanlarından okurum.


*içtimai dersler - 103 Zehra yayınları
**Asar-ı Bediiyye - 325 envar neşriyat