Giovanni Boccaccio’nun Decameron’u, okuduğum en etkileyici ve cesur eserlerden biri.
Veba salgınının karanlığına rağmen yaşamın güzelliklerini kutlayan bu kitap, insan ruhunun tutkusunu ve dayanıklılığını öyle gerçekçi bir şekilde anlatıyor ki etkilenmemek mümkün değil.
Floransa’dan kaçan 7 kadın ve 3 erkeğin on gün boyunca anlattığı yüz hikaye, aşkı, tutkuyu, ihanetleri ve ahlaki sorgulamaları ele alıyor. Dini otoritenin sorgulandığı, insan duygularının merkezde olduğu öyküler, Rönesans’ın insan merkezli düşüncesinin habercisi gibi.
Cesur, düşündürücü ve yer yer rahatsız edici olsa da, tam da bu yüzden etkileyici.
Kitabı okurken her sayfasında kendimi hikayelerin büyüsüne kapılmış buldum. Bitirdiğimde ise bu kadar bekletmiş olmaktan pişmanlık duydum. #giovanniboccaccio ’nun #decameron ’u sadece bir hikaye kitabı değil, yaşamın ve insan doğasının büyüleyici bir yansıması. Salgının karanlığından kaçıp umutlarını hikayelerde bulan bu 10 kişi, bize yaşama dair unutulmaz bir ders veriyor.
Peki, sizce yaşamın en karanlık dönemlerinde bile insana umut veren şey nedir?