İlk kitaba göre daha durağan fakat daha derin bir anlatıma sahip. Genel anlamda Paul’ün yönetim sistemini ele alsa da tanrılaşmanın verdiği güçlükleri ve onun bu durumdan kurtuluş isteğini görüyoruz. Bir yandan amacı uğruna savaşan bir imparatoru, bir yandan da sıradan bir insanın iç savaşını fark ediyoruz. Bu kitap biraz daha karakterlerin içyüzünü anlatan ve onların karmaşalarını aktaran bölümü olmuş diyebiliriz. Zamanla çoğalan güçlerine tanıklık ediyoruz fakat aynı zamanda bu güçlerin onların sonunu hazırladığını da hissediyoruz. Son olarak, devamında bizi daha büyük maceraların da beklediğini duyuruyor. Şimdi sırada “Dune Çocukları”.
Sarsıcı ve etkileyici bir sondu. Hiç ama hiç beklemiyordum. Üçüncü kitap yanımda ama hiç bir şey olmamış gibi nasıl okumaya başlarım. Emeği geçen herkese teşekkürler.
Dune serisi, karanlık temalarıyla benim için hem beni sarsan ama bir o kadar da hayran bırakan bir yolculuk oldu. İkinci kitapta Paul Atreides’i imparatorluk tahtında, ancak Cihatın vicdani yükü altında ezilirken buldum. Öyle ki, kitapta zikredilen Cengiz Han ve Hitler isimleri, Paul’ün dehşetini tarihsel bir zemine oturtuyor. Bene Gesserit, Lonca ve Tleilaxu gibi güçlerin kurduğu kötülük ittifakı bir yandan, Duncan Idaho’nun 'farklı' bir şekilde geri dönüşü ve veliaht krizi olayları iyice çıkmaza girilmesi bir yandan insanı bunaltıyor. Mutlu son beklentim karşılık bulmasa da, yazarın 'Liderlerinize güvenmeyin' uyarısı tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Paul’ün hikayesi trajik bir noktada dursa da, üçüncü kitapta olayların nasıl şekilleneceğini merakla bekliyorum.
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Paul imparator olduğundan beri 12 sene geçmiş, artık evrende Muad Dib’in cihadı iyice yayılmış, yayılmanın hızının yavaşlama dönemine girmiştir. Bu cihat evrenin en kanlı dönemini neden olmuştur. 61 milyar insan katledilmiş, 90 gezegen yok edilmiş, 40 dinin kökü kurutulmuştur. Evrende artık Paul’un kurduğu bu despot düzenim karşısında birçok güç de beraberinde gelmiştir. Bu kitabın çoğu olay bakımından ilk kitap kadar yoğun değildir. Olaylar daha çok Paul’a karşı kurulan komplolar üzerinden ilerler. Paul üzerinden cihadın etkilerini anlarız; iç dünyasını ve düşüncelerini iyice öğreniriz. Paul artık nefret dolu, en yakınlarında bile korku uyandıran, entelektüel olarak yalnız bir adamdır. Başına geçtiği bu yalan din ve kontrolünden çıkan cihat, ona ahlaki bir yük ve ikilem getirir. Ne kadar sona erdirmek istese de onun gitmesinin bir şey değiştiremeyeceğini bilir. Çünkü cihat kendisinden büyüktür. Ölmesi, efsanesini daha da büyütecek; fanatiklerin daha çok şiddet ve kaos çıkarmasına sebep olacaktır. Bu noktada kitap bence fazla kaderci görüşü benimsemiştir çünkü 12 sene boyunca 61 milyar insanın katlinin cidden önüne geçemez miydi? Bana mantık olarak önüne geçebilirdi ve farklı yollar izleyebilirdi gibi geliyor.
Paul'un imparatorluğu ile ilgili önemli olan bir etken de şudur ki Paul’u bu kadar büyük bir figür yapan şey onun talihidir. Babasından öğrendiği liderlik ve yönetme şekli, annesinden öğrendiği Bene Gesserit irade ve analiz yöntemleri onu yetenekli bir yönetici yapar tabi ki. Ancak en önemli özelliği Kuisatz Qaderah olması ve gelecek ile ilgili kehanetleri görmesidir. Ve tabi ki peygamber rolünü üstüne geçirmesi. Bu yüzden yeteneksiz biri bile olsa bu sebeplerden inanılmaz bir güç elde etmesi kaçınılmazdır. Aslında demek istediğim sadece yönetme yeteneğine
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Kahraman olmak zordur.
Ama bir efsaneye dönüşmek çok daha tehlikelidir.
Dune'un sonunda Paul Atreides, Arrakis'in çöllerinden çıkarak evrenin en güçlü insanına dönüşmüştü. Dune Mesihi ise bu yükselişin zaferini değil, bedelini anlatıyor.
Aradan geçen yıllarda Paul artık yalnızca bir imparator değildir. Milyarlarca insan tarafından kutsal bir figür, yaşayan bir peygamber ve neredeyse bir tanrı olarak görülmektedir. Onun adına yürütülen cihat, galaksiyi kana bulamış; milyonlarca insan, Muad'Dib'in kutsal savaşı uğruna hayatını kaybetmiştir.
Oysa Paul'un en büyük trajedisi burada başlar.
Çünkü geleceği görebilmektedir.
Ve gördüğü geleceklerin hiçbiri onu gerçekten özgür bırakmaz.
Frank Herbert bu romanda alışılmış kahraman hikâyelerini ters yüz ediyor. Güç kazanan bir adamın zaferini değil, gücün altında ezilen bir adamın yalnızlığını anlatıyor. Paul'un sahip olduğu yetenekler onu yenilmez yapmıyor; aksine kaderinin esiri hâline getiriyor.
Roman boyunca entrikalar, suikast planları, Bene Gesserit oyunları ve siyasi mücadeleler hikâyeye yön verirken, asıl mesele her zaman aynı kalıyor:
Bir insan geleceği biliyorsa, gerçekten özgür olabilir mi?
Dune Mesihi'nin en büyük başarısı, ilk kitabın görkemli yükseliş hikâyesini karanlık ve sarsıcı bir sorgulamaya dönüştürmesi. Herbert burada gücün, dinin ve lider kültünün ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Bu kitap bana bir kahramanın nasıl tanrılaştırıldığını değil, tanrılaştırılan bir insanın nasıl yalnızlaştığını anlattı.
Ve son sayfayı kapattığımda geriye şu düşünce kaldı:
Belki de geleceği görmek bir lütuf değil, insanın taşıyabileceği en ağır lanettir.
9/10
her sey ilk kitaptaki gibi guzel ilerliyor. bu kitap tek bir olayin ustune kurulmustu denebilir, kisa da zaten ve okumasi cok keyifliydi. tum komployu takip edip nasil sonuclanacagini okurken planlanmis olaylari okumamiza ragmen bircok surprizle de karsilastim ve devaminda neler olacagini da cok merak ediyorum, hikaye daha da guzel bir yere dogru ilerleyecek gibi.
spoiler!!
ikizler geliyor gumbur gumbur... sonraki kitabin ismi de zaten dune cocuklari, o yuzden onlarla alakali olacagi kesin. leto neden oyle dogdu hic bilmiyorum ama ogrenecegiz... kitapta alia ve duncan'in iliskisini de cok begendim acikcasi, duncan'in geri donusunu okumak superdi. ama gurney'ye ne oldu?? hic bahsedilmedi, eceliyle mi öldü acep... paul'un yanindaydi hep yani bir anda nereye kayboldu anlamadim, kitapta da ismi sadece bir kere gecti.
paul'un her seyin nasil olacagini bilip asla cizgisinden bozmamasi ama en sonunda onun bile gormedigi seylerin yasanmasi... paul sadece tek bir gelecek mi gorebiliyor ki, daha bir suru ihtimali de gorebilecegini saniyordum ben?? oyle ihtimaller gorup secemez miydi? direkt gordugu tek ihtimale bagli kalmak zorunda kaldi gibi. veeee oglunu gorememe sebebi oglunun da kahin olmasiydi, o yuzden sadece kizini gordu... daha neler neler olacak merakla bekliyorum.
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Tanrı olmak zordur, Tanrı oldugunun farkına varmak ise iç çöküşün başlangıcıdır.
Gittiği yoldan çok emin olan Paul'un, yolun getirdiklerinin farkına vardığı bir bölüm okuyoruz. Yavaş yavaş Tanrı olmanın verdiği ağırlığı hissediyor ve kaçış yolları arıyor. İlk kitapta çokça eksikliğini hissettiğim Paul'un iç dünyası bu kitapta tamamiyle okuyucu önüne serilmiş ve kitap boyunca da bunu okuyoruz.
Paul'u tanımak, Muad'Dib'e Paul'un gözünden bakmak bence hikayenin temelini oluşturan en gerekli bölümlerden biriydi. İlk kitaba göre daha sakin olan ve okurken kadere yürüdüğümüz bu kitapta Tanrı olmanın bile bir sınırı olduğunu ve hayatın kör noktaları olduğunu görüyoruz.
"Ve sonunda 'Ay' düştü."
Tanrılar bile noksan olabilir, peki noksan bir Tanrı'yı müritleri kabul eder mi? Peki Tanrı, Tanrı olmayı istemiş miydi? Ya da Tanrı olmayı istemişken gerçekten gelmek istediği nokta bu muydu?
Paul'un insanı yönlerine fazlaca rastladığımız bu kitap aşırı duygu yoğunlukluydu, sanki bir aktara girmişiz de bütün kokuların farkına varmaya çalışıyormuşuz gibi buram buram hissettiriyordu kendini.
Liderler de insandır, işte bu insanı anlamaya çalışıyoruz hep beraber.
İlk kitaba göre ikinci kitabı çok daha fazla beğendim, kat kat daha etkileyici olduğunu düşünüyorum. Çıktığım bu serüvende yol beni nereye götürecek çok merak ediyorum, tabi bu seriyi bu zamana kadar keşfedememiş olmanın üzüntüsü bir var bir yanda...
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Dune Mesihi. Paul ve Alia’nın yolculuğunda ikinci kitap. Birinci kitabın incelemesinde fazla spoiler olmasın diye Alia’dan bahsetmemiştim. İnanılmaz bir karakter olarak kitaba girdi. Anne rahmindeyken elde ettiği bilinçle çok farklı bir yaşam formu oldu bence. Ne insan diyebilirim ne de başka bir şey. Dolayısıyla ben çok sevdim. En sevdiğim karakter oldu diyebilirim.
Serinin 2. Kitabında yeni bir imparatorluk ve bu imparatorluğun kurulduğu hızla çürümesini okuduk. Temeli sağlam olmayan her topluluk çürümeye mahkumdur. Burada da temeli ne kadar sağlam gözükse de aslında bir jenga gibi tek harekette yıkılacak bir İmparatorluk kuruldu. Paul’un birinci kitapta kaçmak isteyip kaçamadığı ne varsa başına geldi. Cihat’ı istemiyordu ama kendisi yaptı. Gerçekten kaçmak istedi mi? Yoksa içten içe aslında gerçekleşmesi için duyduğu hazza engel olamadı mı? Bence ikincisi…
Bu kısımlar beni açıkçası çok yanılttı. Zaten Paul en başından beri Cihat’ın gerçekleşeceğini görüyordu. Ancak onun bir kahin olması, geleceği binlerce farklı formda görmesi bizim ne işimize yaradı? Bence hiçbir işimize yaramadı. Çünkü sonuç gene aynı oldu. O zaman Paul’un kehanetleri ya da geleceği görmesi neyi değiştirdi? Kitabın başından beri hemen hemen hiçbir şeyi… Bazı şeyleri sonuna doğru değiştirmeyi başardı belki ama onları da yarım yamalak yaptı. Hem Paul hem de Alia’nın üstüne yüklenen o tanrısal bakış açısı ve kahinlikleri ne işimize yaradı? Ben bu konuda büyük bir farklılık ya da başka bir şey göremedim. Daha farklı olaylar görmek isterdim.
Dune hayranlarını kızdırmak istemem, ki ben de hayranım ancak 2. Kitap benim için bir hayal kırıklığı oldu. Olaylar birinci kitabın sonunda zaten çok hızlı ilerlemişken ve ben onu sindirememişken ikinci kitap benim için şok edici oldu. Olaylar hızla ilerlemiş,
Dune Mesihi, Frank Herbert Frank Herbert tarafından yazılan Bilim Kurgu Dune serisinin ikinci kitabıdır. Serinin ilk kitabı 1965 yılında çıktıktan sonra Dune Mesihi 1969’da yayımlanmıştır.
Dune Mesihi, ilk Dune kitabında olduğu gibi olay akışını merkeze almak yerine daha çok karakterlerin üzerinde durmuş.
Serinin ilk kitabı Dune incelemem: #223973013
Dune Mesihi, Paul Atreides’in hükümdarlığı dönemine odaklanmış. Paul Atreides’in imparator olması ve Bene Gesserit Rahibeleri tarafından yayılan hikayeler sayesinde kendi dininin yöneticisi konumunda oturmasının üzerinden 12 yıl geçmiş yani ilk kitaptan 12 yıl sonrasını anlatıyor. Paul, çöl gezegeni Arrakis’teki melanj (baharat) kaynakları sayesinde güçleniyor ve Galaktik İmparatorluğu’nun kontrolünü ele geçiriyor. Ancak bu güç ve ün, onu çeşitli tehlikelerle karşı karşıya bırakıyor. Fremenlerin başına geçip Dune adıyla bilinen Arrakis gezegenini kontrol etmeye başlamakla kalmayıp evrenin hükümdarı olan Paul, çağlar süren bir düzene son verip bir halkın kurtuluşu olmuş ve bir gezegenin en büyük ütopyasını gerçekleştirmeye ant içiyor ve kitapta bu şekilde ilerliyor.
Frank Herbert, Dune evrenini biraz daha genişleterek "Yüz Dansçıları" olarak anılan bir grubu da kitaba dahil etmiş. Kitap, Paul’ün liderliği altında kurulan düzenin karmaşıklıklarını, politik oyunları ve entrikaları daha çok ele almış diyebilirim. Bu kitapta bazı bölgelere su gelmiş hala kısıtlı ama yine de gelmiş. Bu bende ayrı bir heyecan yarattı.
Herbert, Arrakis'i oluştururken Oregon Çöl Tepelerinden ilham almış. Aynı zamanda insanoğlunun temel doğasının, sorgulamadan yönetilmeye daha yatkın olduğuna inanıyor. Hristiyanlık, İslamiyet, ve Yahudilik gibi üç büyük dinin temeli de çöllerde atılmıştı. Bu durum Herbert için
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Dune serisine ikinci kitap ile tam gaz devam! İthaki'nin bence en güzel yanlarından biri kapak tasarımı. Her seferinde kitabı elime alırken mutlu ediyor görüntüsü beni. Kelime hatalarına rastlasam da bu seriyi İthaki'den okuyup kütüphaneme yerleştirmekten keyif alıyorum.
Dune Mesihi yine ilk kitap gibi birçok ders verici cümleye sahipti. Dikkat ettiğim birkaç sözü yazarak başlamak istiyorum;
* "Bir insanın sesi, kendisine ait olmalıdır. Kendi tınısının içine gizlenmiş, başka bir adama ait mesajlar taşımamalıdır."
* "Güçlü duyguların ilk kurbanı akıldır."
* "Korku akıl katilidir. Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür."
* "Güç, çok fazlasını elinde tutanı izole etme eğilimi gösterir."
* "Akıllı insan kendini biçimlendirir… Aptallar yalnızca ölmek için yaşar."
Bu cümlelerden daha fazlası vardı yine Dune Mesihi'nde. Gelelim ikinci kitabın konusuna. İlk kitapta tüm gezegeni kontrol almıştı Muad'Dib ve İmparator olmuştu. Bu gelişmelerden on iki yıl sonrasını anlatıyor Dune Mesihi. On iki yılda, Paul'un imparatorluğunu kabul etmeyen 61 milyar insan öldürülmüştür. Gezegendeki her yere olmasa da bazı yerlere su gelmiş ve yeşillikle kaplamayı başarmıştır Fremenler. Tabi yine Paul'un büyük desteği ile. Ancak bu gelişmeler bile Paul'un kendini sorgulamasına engel olamamıştır. Ve insani yönü, duyguları daha fazla ortaya çıkmaya başlamıştır.
İlk romanda az rastladığımız Sima Dansçıları'na, Tleilax'lara Dune Mesihi okurken çok fazla rastlıyoruz. Onların yeteneklerini, düşüncelerini daha çok okuyoruz ve öğreniyoruz. Paul'u çok sevsem de favorim olan Duncan Idaho ile bir kez daha karşılaşmak beni mutlu etti. Ancak bu karşılaşmanın da bir nedeni vardı tabi ki... Bir yanda Bene Gesserit rahibesi ve Sima Dansçıları, diğer yanda tahta çıkmasını sağlayan karısı Irulan vardır
Frank Patrick Herbert (d. 8 Ekim 1920 Tacoma, Washington - ö. 11 Şubat 1986), Amerikalı bilimkurgu kitapları yazarı. Romanlarıyla ünlü olmasına rağmen, kısa öyküler de yazdı. Gazeteci, fotoğrafçı, kitap eleştirmeni, ekolojik danışman ve öğretim görevlisi olarak çalıştı.
Herbert, Tacoma Washington'da 8 Ekim 1920'de dünyaya geldi. Küçüklüğünden beri yazar olmak istedi. 1938'de üniversiteden mezun oldu ve 1939'da Glendale Star adlı gazetede yazarlık kariyerine başladı. II. Dünya Savaşı sırasında yazarlığa altı ay kadar ara verdi ve Amerikan Donanması'nda fotoğrafçı olarak çalıştı, ancak bu görevden sağlık sebepleri ile ayrılmak zorunda kaldı.
Herbert'in ilk bilim kurgu öyküsü Looking for Something, aylık olarak Samuel Mines tarafından düzenlenen bir dergi olan Startling Stories'in, Nisan 1952 sayısında yayınlandı.
Frank Herbert'in roman yazarlığı kariyeri 1955'te yazdığı "Denizdeki Ejderha" (The Dragon in The Sea) ile başladı. Dünya çapında Dune adlı ünlü bilim kurgu serisi ile tanındı. Tarihte verilen ilk Nebula Ödülü’nü kazanan yazarın Dune ile kazandığı bir de Hugo Ödülü bulunmaktadır. Roman, tüm zamanların en çok satan bilim kurgu romanı unvanını almıştır. Uzak bir gelecekte kurulan ve insanlığın uzun zamandan beri yıldızlar arası seyahat geliştirdiği ve binlerce farklı dünyaya yerleştiği bir gelecekte geçen romanda, insan türlerinin uzun vadede hayatta kalması, insan evrimi, gezegen bilimi ve ekolojisi ve din, politika, ekonomi ve gücün kesişimi gibi karmaşık temaları araştırıyor.