Ne çektin be Anna :(
Okuduktan sonra bu modla kitabı kapattım. Babasını öldürmek isteyen, gözünü intikam bürümüş ve ailesinin içine casus olarak girmiş Arthur'a aşık oldu. Adamın peşinde saf duygularla gözünün içine baktı kendisini görsün diye. Reddedildi yetmedi karşılık buldu sonra babasından intikam alacağını öğrenip yıkıldı...
Arthur da iyi bir karakter. Kitap boyu iki arada bir derede kalıp durdu. Tam bir çıkmazdı bulunduğu konum.
Bildiğim ve sevdiğim bir kitaptı. İkinci kez okuyunca daha çok sevdim. Tam bir tarihi savaş romantizmi. Aksiyon, savaş stratejileri, aşk, tutku hepsi bir aradaydı. İlk yarısı biraz zor akıyor daha sonra açılıyor kitap. Tek sıkıntısı, Arthur casus olduğu için Anna dan uzak durmak zorundaydı ve birliktr olsalar bile bağlılık sözü ve umut veremiyordu. Aralarında güzel bir ilişkiyi doya doya okuyamadık. Sonuna kadar biraz mutlu olmalarına hep bir şeyler engel oldu. Ama güzel bir şekilde sonlanıyor. Historical seven ve okumayan varsa kesinlikle bu seriyi okumalı.
Monica McCartyGazap
Serinin 3. Kitabını bittirdim. Çok severek okudum bu sefer kurgusu olayları aşkı ile çok güzeldi.
Arthur sevilmeyecek biri değil zaten. Böyle onu alıp bağrıma sokasım geldi gercekten. İkinci kitaptaki hüsrandan sonra bu kitap cok iyi geldi. Kadın karakterinide sevdim idare ederdi. Arthur daha cok sevdiğimden, kız bazı şeylerde haklıda olsa davranışlarını beğenmediğim oldu. Özellikle Arthurumu suçlarken filan sinirlenmedim değil...
Neyse uzatmayacağım. Çok guzeldi, tavsiye ediyorum hemen okuyun :)
İki Ateş Arasında ile muhteşem bir başlangıca imza atan İskoç Muhafız Alayı serisi Tutsak ile ciddi bir düşüşe geçmişti. Gazap bu yüzden kritik bir kitaptı zira onu da sevmezsem seriye devam etmem mümkün olmayabilirdi. Hâliyle Gazap'ı okumaya başlarken tereddütlerim vardı. Bu tereddütlerimi haklı çıkaran yerler olduğu gibi okumayı çok sevdiğim yerler de oldu. Kitaba olan hislerim özetle şu şekildeydi:
İlk 200 sayfa: Keyif alarak ve severek okuduğum, aynı zamanda yazarın kalemini ne kadar özlediğimi farkettiğim kısımlardı.
200 ile 400. sayfalar arası: Artık yeter dediğim ve cidden bunaldığım kısımlardı. Hatta bu kısımlarda kitabı sevmeyeceğimden neredeyse emindim. Zira Anna ve Arthur'dan bıkmıştım. İlişkileri ne kadar ileri giderse gitsin günün sonunda eski hâllerine dönmeleri, Arthur'un habire kendini geri çekmesi (haklı bir sebebi olsa da) ve Anna'nın bu duruma kırılması ama yine de bu ilişki için uğraşmaktan vazgeçmemesi feci derecede yorucu ve sıkıcıydı. Daha da sıkıcı olan, yazarın her kitabında benzer tipleri yazmasıydı. Yazarın artık klasik hâline getirdiği "kendini geri çeken erkek ile aşkı için mücadele eden kadın" muhabbetini 3 kitabında da okumak ama bu kitabında artık bu muhabbete katlanamıyor olmak, yazarın yeni tip karakterler yazması gerektiğinin kanıtıydı.
400. sayfadan sonrası: Bu sayfalarda savaş sahnelerinin hız kazanması ve karakterlerin bıkkınlık veren tavırlarını bırakması hiç umudum yokken kitabı tekrar sevmemi sağladı. Özellikle düşmanlık durumunun çözülüş şekli harikaydı. Tek bir tarafın bir şeylerden feragat etmesi ciddi anlamda hoşuma gitmezdi ama neyse ki yazar bu kısımları tam da istediğim gibi işlemişti. Hele final sahnesi çok güzeldi.
Yazarın kitabın sonunda, hikâyenin geçtiği döneme ve karakterlerinin gerçekliğine dair verdiği
güzel ve başarılı bir orta çağ romanı ancak bazı yerlerde insan çok sıkılıyor ve yazarın biraz daha yüzeysel anlatması gerektiği yerler vardı.ama bütün bu basit hatalar dışında okunmaya değer bir kitap.
Seri üç
Of kadın seni okudukça hayran oluyorum. Nasıl bir kurgu işleyiş sonuç harika bir kitaptı enfesti tam anlamı ile
Sir Arthur ve Anna
Konu olarak böyle devam kitaplarına bayılıyorum. Bruce krallığı için çabalar hala devam ediyor Şövalye Arthur gittiği son görevde karşılaştığı kızı görevi için öldürmesi gerekir iken onu kurtarmayi ve korumayı seçer.
Bilmediği ise bu kızın babasının katilinin en küçük kızı olduğudur
Kızımız onu gördüğü an etkilenir fakat onun ilgisiz kalması ona kötü davranmasını bir türlü anlamaz
Onu amansız takip ederken aşkta onla beraber gelir
Bayıldım arturun kendini kızdan korumaya çalıştıkca ona doğru gitmesine kızın ise sürekli onun peşinde olmasına güzeldi beğendim kitap oldukça iyiydi:)
BÖYLE kitapları seviyorum gerçekten10/8
Açıkçası 40 sayfa okudum ve çok sıkıldım. İki Ateş Arasında'yı okuduktan sonra bu kitap çok yavandı. Anna ve Arthur karakterleri bana pek samimi gelmedi. Kitabı okurken sürekli Arthur'un abisiyle ve Anna'nın ablasıyla dış görünüş olarak kıyaslanması sinirimi bozdu. 40 sayfada 3 4 kere kıyaslandılar. Anna'nın ablası Mary peri kızı gibi ama Anna sevimli, yok Arthur'un abisi ilah bilmem ne ama Arthur kızların ilgisini çekmez. Bir kitapta ana karakterlerin güzellik tanrıçası ilan edilmesi de tam tersine çirkin ilan edilmesi de hiç hoşuma giden şeyler değildir. Bir kere normal karakterler yazın be kardeşim biraz empati kuralım değil mi? Ama yok ya çok çirkin ya çok güzel yazılır ortası olmaz. Kısacası 40 sayfa dayandım belki okurdum devamını ama içimden gelmedi. Bunu okumak isteyenler bence bunun yerine İki Ateş Arasında'yı okusunlar.
Serinin 3. kitabi, Arthur özel yetenekleri olan izci , Anna babasının en gözde kizi. Ikisi arasında tabi ki de engellenemez bir çekim var . ihanet , ask hatta işkence bile var
Yazarın kendine has bir tarzı var. Bazen hadi ama artık dedirtiyor. Ama ıskoc savaşçısı ile ilgili historical sevenler için iyi bir kitap.
Çok güzeldi. Serinin birkaç kitabını daha okumuştum. Bu yüzden konuya hakimdim. Yazarın tarihi çok araştırdığını, anlatmaktan da keyif aldığını belirteyim. Tabi kendi eklediği ya da değiştirdiği kısımlar olan tarih. Anlatımı çok yerindeydi. Kızın babası keşke daha iyi biri olsa dedirtti. Abisi Alan merak konusu hatta muhafızların çoğunun hikayesi merak konusu oluyor. Bu kitabın içeriği ise keyifli ve heyecanlı zamanlar içeriyor. Kızımızın sevgisi, bağlılığı güzelce anlatılmış. Rahatlıkla hikayenin içinde kalabiliyorsunuz. Sevdim ve sevmenizi umuyorum. Keyifli okumalar.
Serinin ilk iki kitabından sonra bu kitap biraz basit gelmiş olsa da okuduğum çoğu tarihi kurgudan iyiydi. Tarihe olan sadakat ve aksiyon ağırlığını seviyorum. Sanki yaşanmış olayları okuyormuş tadı veriyor insana.
Arthur Campbell üstün keşif becerileriyle İngiliz ordusuna hizmet veriyormuş gibi görünse de aslında bir Bruce yanlısıdır. Görevi tamamlandığında babasından zorla alınan toprakların sahibi olacaktır. Görevini başarıyla sürdürüp casusluk yaparken tek ve ezeli düşmanının kızı her yerde karşısına çıkmaya başlar. Bu başbelası kızdan kurtulmak ile onu tutkuyla öpmek arasında bir yerlerde kalan Arthur onu öpmeyi seçer. Bundan sonrası ise her şeyi tehlikeye atacak büyük bir sorunu beraberinde getirir. Savaş yakındır. Tüm sırlar açığa çıkmak üzeredir.
"Az önce yaşadıklarımızdan asla pişman olmayacağım Anna, ama senin iyiliğin için keşke hiçbiri olmasaydı."
Tamamen içgüdüleri ile hareket eden Arthur'a doğru yaslandı. "İyi ki oldu."
O kadar güzeldi ki.. Serinin en güzel kitabıydı. Biraz uzatılmış olsa da okuması keyifliydi. Arthur Üç savaşçı içinde en sevdiğim oldu <3 Anna’nın babasından nefret ettim -.-
Toronto'da doğdu.mezun Downingtown Lisesinden mezun oldu ve 1995 yılında New York Üniversitesinden mezun oldu.2000 yılından 2005'e kadar, Shepard Time,Inc. Özel Yayıncılık çalıştı ve kurumsal müşteriler için yaşam tarzı dergileri üretti. 2002 yılında ve 2005 yılında kendi kitaplarını yazmaya başladı.Prettey Little Liars ve Yalancılık Oyunu adlı eserleri televizyon dizisi haline getirilmiştir.Shepard şu anda Pittsburgh içinde yaşamaktadır.