1937'de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yazar adı kullanılmadan yayınlanmış olan kitap. Bugünkü geometrik terimlerin ortaya çıkışı hakkında fikir sahibi olabileceğimiz güzide bir eser.
Hayatının her anında varlığını ulusuna adamış bir insanın ölümünden bir sene önce gelecek nesillerin geometri konusunda çekebilecekleri zorlukları gözönünde tutarak matematik terimlerini sadeleştirip anlaşılabilir bir türkçe ile bilim dünyasına sunmuş olması onun ne kadar ileri görüşlü, vatansever, insan olduğunu beyninin tamamen saf Türklük gayesi ile dolu olduğunu gösteren kendi küçük özü büyük bir kitap.
Gazi Mustafa Kemal'in son yıllarında kaleme almış olduğu geometri kitabı, Türkçe'nin matematiksel ifadelere uygun olması için yazılmıştır. Öncesinde zaviye olarak kullanılan ve sonrasında açı olarak değiştirilen terimler, bu ifadelerin öğrenilmesini çok zorlaştırıyordu. Gazi Paşa bu ihtiyacı farkedip Geometri kitabını yazmıştır. Her Türk gencinin okuması gerektiğini şiddetle söylüyorum.
GeometriMustafa Kemal Atatürk · Rönesans Yayınları · 02,406 okunma
Merhabalar arkadaşlar. Rastgele kitaplığımı karıştırırken uzun zamandır okumayı düşündüğüm ama okumadığım Ata 'nın Geometri kitabını elime aldım ve biraz incelemeye başladım ve o kadar güzel anlatmış ki Ata inanırmısınız ben normalde geometri düşmanı bir insanım. Ama Ata misallerle anlatması beni ısındırdı Geometriye inanırmısınız. Öyle gözümün ucuyla okudum ve anladım. Çok akıcı hele hele Ata anlatıyorsa tabi akıcı olacaktır. Rahmet ve Minnetle Analım...
Mustafa Kemal Atatürk’ün 1937 yılında bizzat kaleme aldığı Geometri kitabı, sadece bir matematik metni değil, aynı zamanda bir uygarlık manifestosudur.
O döneme kadar Batı dillerinden alınan karmaşık ve Arapça-Farsça kökenli terimlerin öğrencilerde yarattığı yabancılaşmayı fark eden Atatürk, bilimi halka yaklaştırmak amacıyla Türkçeleştirilmiş matematik terimleriyle bu kitabı hazırlamıştır.
Karmaşık formüllerden uzak, öğrencinin temel kavramları kavramasını önceleyen bir anlayışla yazılmıştır. Bu yönüyle yalnızca bir matematik kitabı değil, aynı zamanda iyi bir pedagojik örnektir.
Geometri, Atatürk’ün bilim ve eğitim vizyonunun sessiz ama güçlü bir ifadesidir. Harf devrimi, millet mektepleri, Türk Dil Kurumu gibi reformlarla birlikte düşünüldüğünde bu kitap, Atatürk’ün yalnızca bir lider değil, aynı zamanda bir düşünür ve eğitmen olduğunu da kanıtlar. Bugün sınıflarda bir öğrenci “çemberin çevresi”ni hesaplarken kullandığı her terimde, aslında bu kitaptan bir iz taşır.
Mustafa Kemal Atatürk
Eğer size "Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesinin irtifaına hâsıl-ı zarbinin nısfına müsavidir" desem anlayabilir misiniz? Efendim bunun Türkçesi "Üçgenin alanı taban uzunluğu ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir" demektir.
İşte bu karışıklığı yaşamamamız için Atatürk, III. Türk Dil Kurultayından hemen sonra, 1936-1937 yılları arasında, yani ölümünden bir buçuk yıl önce, Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmaya başladı. Bilime önem veriyordu ve bilimin Türk insanı için öncü olmasını, herkesin kolaylıkla matematiği anlamasını istiyordu. Çünkü Atatürk için her zaman en hakiki mürşit ilimdi, fendi.
Atatürk; askerî dehâsının, edebiyat tutkusunun, sanata verdiği önemin yanı sıra -tekrar etmek gerekiyor- bilime çok önem veriyordu. Çünkü matematiğin, mantığın yolunu; felsefenin ise düşünmenin yolunu açacağını biliyordu. Analitik düşünebilen, sorgulayan, okuduğunu rahatça anlayan bir millet yetişsin istiyordu. Ancak analitik düşünme becerisi için öğrendiğimiz terimlerin kolay ve anlaşılır olması gerekiyordu. İşte bu noktada ters giden bir şeyler vardı. Çünkü geometriye, hendese; üçgene, müselles; alana, mesaha-i sathiye; dik açıya, zaviye-i kaime; yüksekliğe, kaide irtifaı derken telaffuzda ve anlamda zorluklar yaşandığını fark etti.
Ve bize “Geometri” kitabını armağan etti.
Peki, bu kitabı bize armağan etmeden önce neler yaptı?
Geometri terimlerini anlaşılır hâle getirmek için Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman ve Agop Dilaçar’ı Beyoğlu'ndaki Haşet Kitapevine gönderdi ve onlardan uygun buldukları Fransızca geometri kitaplarını almalarını istedi.
Kitaplar gelir gelmez uzmanlarla beraber genel tasarı üzerinde çalışmaya başladı. O yıl, tüm kış boyunca, odasına kapandı ve bize 44 sayfalık bir geometri kitabı hediye etti. Bu kitapta atomu yeniden parçalamadı; ama
Öncelikle bu kitabı yazdığı için Atamıza minnet ve şükran borçluyuz. Onca derdin, sıkıntının, hastalığın içinde bu kitabı yazarak eğitime ve dile ne kadar önem verdiğini görmüş oluyoruz. Ölümünden bir buçuk yıl önce bu kitabı yazmak onun sadece bir asker, siyasi değil bilim insanı olduğunu da gösterir. Gerçekten hangi lider vardır ki bu kadar özelliği kendinde barındırsın. O çağının çok ötesindeydi ve Türk milletinin başına gelmiş en iyi şeylerden biriydi. Onu anlamak çok önemli. Onun fikirlerini, yaptıklarını, yazdıklarını okumak görevimiz. Bu yüzden bile bu kitap okunmalı.
Ben bir matematik öğretmeni olarak da bu kitabı okumam gerektiğini biliyordum. Görevime de başlamadan okudum. Özellikle matematik öğretmenleri okumalı bence. Lise öğrencilerinin okumasını çok tavsiye etmem ama lise mezunları, 20 yaş üstü okumalı bence.
Kitap neyin nereden geldiğini ve belki de alışık olmadığımız farklı gösterimleri verdiği için bilgilendirici. Terimlerin şu anki halleri ile öncesi farklı olabiliyor. Zaten o zamandan günümüze de Türkçemiz bayağı değişmiş. Kitabı okurken Türkçe'nin eski kullanımlarını da görmüş olup bilgi sahibi oluyoruz.
Kitapta zaten bildiğim şeyler vardı ve bildiklerimi tekrar etmiş oldum. Faydalı idi. Zaten çok kısa olduğundan hemen bir çırpıda okunabilir. Herkesin okuması dileği ile...
Atama sonsuz teşekkürler...
Mustafa Kemal Atatürk tarafından yazılmış bir geometri kitabı... Dünyadan gelip geçmiş liderleri düşünelim, acaba hangisi toplumu için böyle bir eser bırakmıştır, kendine rahat bir uykudan ödün verip (pi sayısını 3 almadan:D) hesaplamalarla uğraşmıştır? Sanırım hiçbiri...
Zaten hayran olduğum bu adama, kitabı okudukça daha da büyük bir saygı ve sevgi beslemeye başladım. Kitapta geometrinin temelleri atılmış. Düzlem, üçgen, piramit, açılar, paralel doğrular, uzay, boyutlar, çokgenler, prizmalar ve bunların alanları, hacimleri... Ya adam kesik koninin hacmini bile örneğiyle anlatmış. Ne diyebilirim daha fazla bilmiyorum. Eşsizdi gerçekten. Tabii bazı terimlerde değişiklikler var, örneğin tümler açılar yerine tümey açılar, küre yerine yüre gibi kelimelerde ses değişiklikleri olmuş günümüze kadar.
Sizi bilmem ama ben ülkemin, bir pozitif bilimin temelini atan bir adamın elinden geçmiş olmasıyla gurur duyuyorum...
Herkese iyi okumalar...
GeometriMustafa Kemal Atatürk · Panama Yayınları · 20182,406 okunma
Atatürk’ün geometriyi çok sevdiğini öğrendiğim günden beridir geometri konularına hep çok ilgi duymuşumdur. Kitabın içi çok kıymetli bilgilerle dolu, çok az sayfa sayısı olmasına rağmen kitaplığımda ağırlığı en çok olan kitaplardan birisi bu kitap. İçinde daha önce görmediğim “çekül” ve “direget” kelimleri vardı belki diğer okurların da bilmediği kelimeler vardır, bence mutlaka incelenmesi gereken çok güzel ve çok değerli bir eser. Ayrıca kitabın içinde Atatürk’ün birçok fotoğrafı var bu yüzden kitabı incelerken duygusallaşabilirsiniz. Ardında böyle onlarca eser bırakması her gün ona olan hayranlığımı katlayarak arttırıyor, iyi ki onun önderliğini yaptığı ülkede yaşıyorum, iyi ki Türk’üm. ♡
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.
Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.
Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.
Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:
1. Siyasal Devrimler:
• Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
• Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
2. Toplumsal Devrimler:
• Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
• Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
• Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
• Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
• Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
• Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)
3. Hukuk Devrimi:
• Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
• Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)
4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
• Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
• Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
• Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
• Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
• Güzel sanatlarda yenilikler
5. Ekonomi Alanında Devrimler:
• Aşârın kaldırılması
• Çiftçinin özendirilmesi
• Örnek çiftliklerin kurulması
• Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
• I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması
Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.
Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.
Kaynak: kultur.gov.tr/TR-96300/atatur...