Ece Temelkuran'ın Hayat Üçlemesinin ikincisi bu kitap.
İlk kitabı Bütün Kadınların Kafası Karışıktır birkaç gün önce bitirdim ve dayanamayıp buna başladım.
Meğerse bir seriyi bilmeden sırasıyla okuyormuşum.
Yayınevleri kitabın üzerine bir zahmet yazsa keşke seri olduğunu. Everest baskısında yazıyor da öyle fark ettim.Kitaplar birbiriyle bağıntılı değil, istediğiniz gibi okuyabilirsiniz.
"İç kitabı" ilk kitaptaki isyanından, kavgasından, sorgulamalardan soyutlanmış. Acıdan dengeye ulaşan insanlarda bir tür sessiz kalma hali sirayet ediyor. Bu kitap sessiz bir iç döküş. İlk kitabına göre daha fazla etkilendim.
Öyle metaforlarla anlatıyor ki, yüz yüze gelsek de olayları anlatsa bu kadar hissedebileceğimi sanmıyorum.
"Her eprimiş şeyin iç yüzü tazedir" bölümünde kaleminden kan damlamış. O çekirdeğiyle olan ilişkisine kaybedişine, boğazım düğüm düğüm oldu. Bir bebeğin aldırılma süreci, hissedilenler, okuyucuyu ancak bu kadar acıtarak yazılabilir. Hala kalbim sızlıyor.
Okuyunuz.
(mümkünse empatiyle)
Ece Temelkuran.... Okuduğum iki eseri değil. Hayran olduğum Türk kadın yazarı. Her kitabının bendeki yeri ayrı. Aldığım her kitaptan sonra başka bir tane alma arzusu doğuruyor bende. "Devir" le başlayıp, "İyilik güzellik" le devam edip şimdi de "İç kitabı"... Bir kitap düşünün.. Bitirmemek için okumuyorsunuz. Günde bir sayfasini okuduğum muhteşem bir eser.
İnsanın kendi iç dünyasına yolculuğun kitabı.
İçe içtekine yolculuk bu kadar güzel anlattılabilirdi.
Çok güzel betimleme ve değindiği noktalarla her sayfanın üçte iki ya da yarısını kaplamış yazı paragraflariyla dolu bir kitap.
Bu kitap okuyup bir kenara bırakılacak kitaplardan değil. Zaman zaman karıştırip okunacak bir eser.
İç kitabı'dan çok güzel bir alıntı...
Biz yapılan dansı, şiiri, cümleyi, delirmeyi, sözü bilmeyiz. Biz, bu dilleri bilmediğimiz için, kalbimizi yakarak öleceğiz.
Kalabalıkların hoşuna gidecektir biz yanarken çıkan alevler.
onların ruhlarında tarif edemedikleri, adını koyamayacakları bir yere temas edecektir bu görüntü. Görüntüye dalıp gittiklerinde sormak isteriz biz, onlar yüzünden ölmek zorunda kaldığımızı bilmeden bizi acıyarak bakan kalabalığa:
Nasıl oluyor sizin hoş bulacağınız bir şarkıyı söylemek için ölen birini izlemek?
İç KitabıEce Temelkuran · Everest Yayınları · 2015835 okunma
Müjdeliyorum:
Yeni çağın yeni kıtası, "iç"tir.
Kıpırtısız seyahatlerin vakti gelmiştir. Pek yakında insan, kendi "iç"ine gidecektir.
Kendinizden çıkıp "iç"inize yolculuk yapacağınız bir kitaba hoşgeldiniz.
Kitabı okurken delik deşik oldum ama okudukça açılan yarıklardan içeri ışık süzdüğünü fark ettim..
Yazar sanki ruhunuza dokunuyor içinizdeki düğümleri elleriyle buluyor ve çözüyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz..
(Bu kitap yüksek sesle okunmalıdır.)
"Müjdeliyorum;
Yeni çağın yeni kıtası, "iç"tir.
Kıpırtısız seyahatlerin vakti gelmiştir.Pek yakında insan, kendi "iç"ine gidecektir."
"Yazmak, müzik, dans, oyun, anlatmak...değil; Sen, içini çıkarıp vermek istiyorsun başkalarına. Başkaları da bilsin, sana baksınlar diye... değil.
Sen gibi baksınlar dünyaya diye. Çünkü orada baktıkça, tanıdıkça, anlattıkça, çoğalan, gerçekleşen bir acı var. Bütün organlarını yuvalarından çıkarıp başkalarına vermek istiyorsun. Bilsin bakalım onlar da, nasıl oluyormuş hiç anlaşılamayacak bir dilde oluşan bir başka evreni... taşımak.... içinde."
Psikolojik ve sosyolojik analizleri, zekası, duruşu, özellikle de 'köşe yazıları'ndan kendisine hayran olduğum Ece Temelkuran'a hayranlığımı belirtmeden geçemedim. Bu kitabını okumayı düşünenler; Kitap 6 düğüm ve bunların çözümlerinden bölümlerle bizlere sunulmuş, her bölümü iki defa okumanızda fayda var...
Ece Temelkuran'la ilk karşılşmamız ilk buluşmamız ben sevdim dilini kelimelerin, uyumunu, derinliğini ve hissettirdiğini
En kısa zamanda yeniden buluşma sözü verdik..
Kutsal kitaplar bile söz etmemişse bizden, mutlaka bir bildiği vardır göklerin... Her şeyin varlığını tarif eden kutsal kitaplar bile bize dair bir cümle sarf etmekten kaçınmışsa, Demek ki yerimiz yok yeryüzünde...
(S:8) başlarken
Hikâye ancak anlatılınca var olandır ve anlatılan, görülenden söz ederken bile yazanı dile getirir. Ece Temelkuran’ın şiir-metinlerinden İç Kitabı, bu nedenle önce yazarın kendi iç yolculuklarından, hesaplaşmalarından yola çıkıyor...
Sizde uğrayın buraya bırara seversiniz biliyorum
Artık e-kitap okumak için üyelik aldığım bir anda elime tutuşturulan ve mutlaka okumalısın denildiğinde çokta gönüllü değildim açıkcası..
Kitabı sahibine geri verirken okumamış olmanın mahçubiyetini yaşamamak için başladım okumaya..
Daha kapağı açınca sıradan birşeyler okumayacağımı anladım. Okuduğunuz bir sayfada felsefe kitabı zannedip derin mevzulara dalarken, diğer sayfada sizi bir şiir karşılıyor şaşırıp kalıyorsunuz :) Aynı anda farklı duygular silsilesinin içinde mest olacağınıza kefilim .
İnsan nedir?
İnsan mıyız ?
Ne kadarız ?
Kendinizle yüzleşirken sonuç ne olursa olsun sımsıkı sarılmayı öğreniyorsunuz neyseniz ona!
Demem o ki ,bol bol sohbet ediyorsunuz içinizle, kişiliğinizle , sizi siz yapan her gerçeğinizle.
Hazırsanız başlayın derim..
İç KitabıEce Temelkuran
İç KitabıEce Temelkuran · Can Yayınları · 2016835 okunma
Ece Temelkuran, kitabının İlk Söz kısmında der ki:
"Müjdeliyorum:
Yeni çağın yeni kıtası "iç"tir.
Kıpırtısız seyahatlerin vakti gelmiştir. Pek yakında insan, kendi "iç"ine gidecektir."
Hem kitabın adına, hem de bu İlk Söz kısmına baktığımız zaman okuyacaklarımızın derinine, deyim yerindeyse sözcüklerin de iliğine ineceğimizi; kendi "iç"imize doğru dünyevi şeylerin sığlıklarından uzaklaşarak bir yolculuk yapacağımız belirtiliyor aslında. İnsanın kendi içinde çıkacağı bu iç serüvenini başlatmaya, keşfini etmeye ve nihayetinde bunu sonlandırmaya mecbur olduğunu, açıklanamayan şeyin "yapmak" değil de "olmanın" olduğunu, dağıldığımızda ve parçalarımızı toplamaya çalıştığımızda ardımızda her zaman fazladan bir parça bırakacağımızı ve daha nicelerini, 6 düğüm ve bu düğümlerin çözülüşleriyle okuyoruz. Her bir düğüm ve bu düğümlerin çözülüşleri, kısa kısa olmasına karşın derin, şiir-metin yazılarıyla anlatılmış. Çözülüş, bir nevi benim insanın iç acısını sağalttığı ve mecburi olarak "iç"ini yok ettiğini anladığım kısımlar, farklı bir izah yöntemi ve metaforla açıklanmıştı. Çağla, kelebek, denizkestanesi, taş, zakkum ve albino tavuskuşunu kullanarak okuyan, neden söz ettiğini kavrayan her okuyucunun hayranlığını kazanacağından neredeyse emin olduğum bir şekilde kalemindeki ustalığını açığa çıkartmıştı Ece Temelkuran.
Bu benim kendisiyle tanışma kitabımdı. Nedendir bilmiyorum fakat kitaplığımda kendisine ait bir kitap daha duruyor, Düğümlere Üfleyen Kadınlar. Keza çok okumak istediğim, son derece merak ettiğim kitaplardan biriydi ama geçenlerde kitapçıya gittiğimde ve İç Kitabı'nı elime aldığımda kısalığından ziyade, Ece Temelkuran'la tanışma kitabımın bu olması gerektiğine dair bir his aldım. Çok iyi bir yazar olduğunu okuduğumdan beklentim bir noktaya dek vardı fakat kitabı
"'Taş, taş olmayı öğrenir' diye devam eder...
Tesellisiz bir zamanda yazmıştım İç Kitabı'nı, insanın bütün tesellileri tek tek çürütüp tükürüp attığı o zamanlardan birinde. İnsanın içinin kitabı ne zaman yazılır zaten!" Diyen yazarın okuduğum ikinci kitabı. Tahmin edilmesinin zor olmadığını düşünüyorum ki birincisi; "Düğümlere Üfleyen Kadınlar"dı. Ki onu da çok severek okumuştum. Uzun zamandır bir Ece Temelkuran okuma hissi vardı içimde özlemiştim kalemini. Uzun bir ara vermişim ki; bu aranın fazla uzun olduğunu kitabını alıp okuyunca bir kez daha anladım. Yukarıda yaptığım ufak alıntısından :) anlaşılacağı gibi bir sohbet-bir sesleniş usulü yazılmış şiir-metin kitabıdır bu. Yazar, içini-içimizi çıkarıp koymuş önümüze. Mutlaka içinde bir pasajında kendinizden bir nokta bulabileceğiniz bu kitap tam altı düğüm (çağla, kelebek, denizkestanesi, taş, zakkum ve albino tavuskuşu ) ve bu düğümlerin çözümlerinden oluşmakta. Ve düğümler hakikatli birer düğüm diyebilirim :). Şayet ben çözümlere gelesiye kadar allak bullak oldum. Bu nedenle başlangıçta zor bir kitap olarak gözükse de iki kere okunmadan asla hakkında tam bir hüküm giydirilebilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Belki bir baş ucu kitabı olmasa da -ki ben çok uzak bir noktaya kaldırmayı düşünmüyorum.- elinizi attığınızda bir bölüm açıp okuyup kapatabileceğiniz ve o küçücük bölümünde kaybolacağınız kitaplardan.
Bunca zaman, düşüncelerimin kendi dudaklarımdan dökülmesindense dokusunu hissedebileceğim sayfalar üzerinden bana aktarılmasının nasıl bir his olacağını merak ettim. İç'imi biraz tanıtsınlar bana, yalnız olmadığımı anlayayım, kanlı düşüncelerim ve aykırı hislerim anlaşılabilir kılınsın, ne çok istedim.
Çoğu deneyim ve keşfim hayal kırıklığı ile bitiyorken ön yargılıydım büyükçe kurulmuş cümlelere ve hatta arsızca konulmuş kitap ismine... Yanılmışım. Uzun bir yolculukta, kendime tahammül edemediğim bir vakitte eşlik etti bana. Dağıtayım kafamı diye düşünmüşken tam tersine koca kalabalıkta kendimle daha da yapayalnız kaldım. Öylesine ağır cümleler hatırlıyorum ki yutamadım. Bazen ise heyecandan kıvrandım.
Yazmak her kelimede canından verdiğin bir parça. Hiçbir melodi yaşadığını dökemeyecek notaya; sadece yanından geçip gidecek, kapının kolu oynamayacak bile, anahtarın yüzünü göremeyecek kilit. Ben de benim gözümden baksınlar isterdim dünyaya. Yaratmaya istekli yanım eriyip gittiğinde eksik kalacağım ben zaten. Sevgili yazardan ziyade İç'imden kopmaya cesaretim yok benim.
O' parçamdan kopamadıkça bu hayatı nasıl deneyimleyemeyeceğimin kısa bir özeti gibiydi adeta. Rum falcıların kulaklarına fısıldanmışçasına ruhumun her kıvrımını yazarın ağzından duydum sanki. Bu kitap mistik bir deste, açılım oldu benim için.
zehir dolu ruhuma, zakkum'un kaderinden de kötü bir kederin işaretiydi. Pek dinleyemedim ben öğütlerini, kulağımdan girdi ve çıktığı gibi karıştı havaya hiç söylenmemiş gibi. Bu yüzden savaşın olduğu bedenler çürümeye mahkumdur nezdimde. Acını mı seçeceksin, hiç ait olmadığın bir refahı mı devamın için? Seçemedim ben. Tam da bu yüzden kitabın en etkileyici yanı -sonu- uğurlayışındaydı lanetini.
Daha önce bu yollardan geçmiş bir deneğin rehberliğinde yürüyor
Bu sayfalara bir şeyler bıraktım koptu gitti içimden bu samimiyet ve ifade şekli karşısında. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve beni yıkana kadar devam edeceğim okumaya muhtemelen
1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi'ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisi'nde yayınlandı.
Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'te Hindistan'a gitti. Venezüella'daki sosyalist devrimini ve Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı. Milliyet gazetesinde "Kıyıdan" adlı köşesinde yazdı. Habertürk Gazetesi'nde 8 Şubat 2010 gününden itibaren yazmaya başlayan Temelkuran'ın yazı günleri Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi oldu. Ancak 4 Ocak 2012 tarihinde Temelkuran'ın işine son verildi.
Her yıl Dünya Sosyal Forumu'nu yerinde izlemeye devam ediyor.
Ece Temelkuran, Aslı Erdoğan, Ümit Kıvanç, Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Murat Uyurkulak ve Şamil Yılmaz ile birlikte Son Bir Kez oyununun yedi yazarından biridir.
17 Ekim 2010 tarihinden itibaren Habertürk TV kanalında her pazar yayınlanmaya başlanan "Kıyıdan" adlı bir programı hazırlayıp sundu.
Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcuçiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. (Özgür Mumcu, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmış ve şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistanlık yapmaktadır.) Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.