Ya da dünyaya kıyıdan bakanların kitabı.
*
Ece Temelkuran'ın okuduğum ilk şiir-metin türünde eseri. Altı bölümden oluşuyor kitap: Yolcu, Ova, Uçuş, Deniz, Şehir ve Ev.
*
Tedirgin ve nereye gideceğini bilmeyen bir çocuk gibi başlıyoruz yolculuğa. Aslında biliyoruz yolculuğumuz kendimize, insana. " Göçe yetişememiş bir kuş kadar üşüyor" kalbimiz, geride bıraktıklarımıza bakarken. Ama yolcuyuz öğrenmeliyiz "yatıya gelmedik bu dünyaya." Ve anlıyoruz "yolculuk kimsesizliktir." Kelebekler ve siyah kuğular eşlik ediyor bize. Anlamına varmaya başlıyoruz yolculuğun. Bir albatrosdan öğreniyoruz; "Hep bir kuş ölümüyle biter kalp ve kanat eksiltmelerinin sonu." Ve yola dönüşüyoruz en nihayetinde. Derken nehre düşüp balıkla tanışıyoruz. Artık "kendimizden ibaret, sadece kendimize aitiz." Kılıçbalığıyla gümüşün sırrına erişiyoruz. Ve kalabalıkla tanışıyoruz, sonra şehirle. "Herkes birini, biri mutlaka diğerini öldürür şehirde." Acıyı görüyoruz. "Acı herkesindir." Sonra şehrin kuralı çınlıyor kulaklarımızda durmadan; "Arkana bakma. Taş olursun!" Yoruluyoruz. Yedi Ağrı' da alıyoruz soluğu. "Beden, kendi ağrısını dindirmeyi bilir." Denizli şehirlerde sırtımızı dönüyoruz "arsız kalabalığın kişilerine." Deniz doluyor gözümüze. Arınıyoruz. Kıyıya varıyoruz, yıkıyor bizi zaman. Yolun sonundayız şimdi. Yolculuk öğretiyor insana; " su, toprak, hava ve her birimiz birer evren olsak da, biri gibi duruyoruz kalabalıkta."
*
Kıyıda durup, kendi yolculuğunu izler gibi akıp gidiyor kitap... Bu dünyadan "bir tuhaflık gibi" gelip geçişimizi yeniden anlıyoruz. Bittiği yerde yeniden başlayan yolculukları kucaklıyoruz. Öyle sıcak, öyle derin. Bir iç çekişinde bir yaşamı anlar gibi...