Adı:
İnsanın Doğası
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753881470
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Payel Yayınları
Baskılar:
İnsan Doğası
İnsanın Doğası
1895'te Viayna'da Tıp Fakültesi'ni bitiren Adler 1902'de Freud'un çevresine katıldı. Daha sonra Viyana Ruhçözümlemesi Kurumu'nun başkanlığına getirildi. Ancak 1908'de Freud'la aralarında, özellikle bilinçdışı çatışmaların açıklaması konusunda görüş ayrılıkları belirlemeye başladı.

Kişiliğin gelişmesinde cinsel içgüdüler kadar, saldırganlığın da önemli olduğu önemi küçümseyerek, insanın temelde toplumsal bir varlık olduğunu savunmaya başladı. 1911'de Freud'un çevresinden bütünüyle kotu ve Viyana Ruh çözümlemesi Kurumu başkanlığından ayrıldı. Kısa bir süre sonra çevresinde yeni bir grup oluşturarak, Bireysel Ruhbilim" adı altında kendi okulunu kurdu.

Freud'a koptuktan sonra Adler de Jung gibi geçmişin değil, geleceğe yönelik amaçların insan kişiliğini biçimlendirdiğini savunmaya başladı. Adler'a göre, her insanın kendince seçtiği ve eriştirmek için çabaladığı idealleri, onun bugünkü davranışlarını etkiler ve o insana özgü ruhsal süreçlerin oluşmasına yol açar. Adler'e gçre, yaşam biçimi çok küçük yaşlarda belirir.
Dört, beş yaşlarındadan sonra yaşanılan herşey, o yaşa kadar edinilmiş kalıplara göre benimsenir. İnsanların davranışları, duyguları, algıları ve tutumları çok küçük yaşlarda oluşur ve böylece geleceklerini belirler.
230 syf.
·Puan vermedi
Son zamanlarda zamansızlıktan inceleme yazamıyorum. Bu incelemem de biraz aceleye geldi, bunun için hatam varsa affedin lütfen!..

Bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Adler'den söz edeyim biraz; Adler ilk anınızın yaşam tarzınızın ipucu olduğunu belirten ve bununla ilgili teknik geliştiren bir bilim adamıdır.Freud'tan farklı olarak insanı mükemmelleşmeye çalışan bir varlık olarak görmesi, insanın özünde iyi olduğuna inanması ve şahsiyet oluşumundaki en temel unsurun (Freud'un nevrozun libidodan kaynaklanması tezine karşı çıkıp) aşağılık duygusundan kaynaklandığını savunması dikkat çekicidir.
'İnsan Doğası' anladığım kadarıyla Adler'in kuram ve tezlerinin kısa bir özeti gibi; hemen hepsine değinilmiş bu kitapta. Konuyla alâkalı okullarda ders kitabı olarakta okutulan bu kitap okuduğum en iyi psikoloji kitaplarından biri oldu. Yaşama dair sıkıcı olmayan ve anlaşılır ifadeler benim çok hoşuma gitti doğrusu.
Adler'in bir erkek olarak kadına yaklaşımından özellikle çok etkilendim ; Kadının, bugünkü eril anlayışın bir parçası ve bunun geçmişten gelen kölelik kavramıyla bir bağlantısı olduğunu vurgular. Bazı kadınların buna karşı erkeksi tavırlar takınarak ya da sergileyerek farkına varmadıkları bir reaksiyon gösterdiklerini söyler.
Bir yetişkinin çocukluktaki yaşantısına ve bu dönemdeki olaylara tepkisine bakılarak ruhbilimsel analizinin büyük oranda yapılabileceğini savunur.Bu konuda özellikle 3-4 yaşındaki tepkilerimizin belirleyici olduğunu söyler.
Bunları okuyunca 'acaba ben nasıl biriyim?' diye hayatımın o ilk yıllarını anımsamaya çalışmam da kitapla ne kadar özdeşleştiğimi gösterir herhalde:))

Yanlış anımsamıyorsam daha önce Freud'un hayatına dair bir okuma yaparken Freud, Jung ile yollarını ayırdıktan sonra Adler'le çalışmaya başlamıştı. Freud ikisinin de hocasıdır ve üçü de günümüz de dahi kullanılan pek çok (klinik)psikoloji kuramının öncülerindendirler.
Aycan Özüpek'in çevirisiydi okuduğum.Çeviri çok güzeldi; bu anlamda Aycan hanıma teşekkür etmek lâzım fakat kitapta punto hataları vardı.Zaman zaman onlar dikkatimi dağıttı ama yine de keyif aldım okurken.Siz başka bir yayın evi tercih edebilirsiniz.Aynı çevirmenli başka yayınevi var mıdır bilmem?Ama okuyun derim bu kitabı.Okuyacaklara şimdiden keyifle..:)
230 syf.
·5 günde·Beğendi
Bireysel psikoloji=Adler

Alfred Adler'e nihayet giriş yaptım ve bu kitabı, İnsan Doğası ile giriş yaptığım için kendimi şanslı hissediyorum. Zira neden bireysel psikoloji deyince akla Adler gelir diye sorarlarsa garip gelebilir ama bu kitaptan yola çıkarak rahatlıkla cevap verilebilir.

Freud okuyan birçok insan ki ben de aynı kanıdayım. Olağanüstü tespitleri ve gerçekle bağdaşan, ileriye dönük savları var. Hatta bazen okuyunca yok artık dedirtebilecek türden.

Öncelikle kitabın ağır olduğunu söylemeliyim. Yani 230 sayfa gibi gözüküyor ancak küçük ve sıkıştırılmış yazıları büyütürsek 300-350 sayfa rahat çıkabilir. Bir de konu ve gerçekçi söylemleri, gözlemleri, kişilik analizlerinden yola çıkınca bu ağırlık sadece yazılar ile değil, fiziksel olarakta yorabiliyor.

Kitap içerisinde çok fazla dikkat çekici ve hayatın ta kendisi olduğu bilinen başlıca psikolojik ve patolojik bozukluklar mevcuttu.

Benim en sevdiğim ve kitap içerisinde de hayli hayli değinilen 'çocuk-sevgi ve kadınlar' üzerine tespitleri, gözlemlerini aktarması olmuştu. Eh, Freud'un öğrencisi olmak... kendini belli ettiriyor.

Kitap iki bölümden oluşmuştu. Birinci bölüm daha çok kişilik ve ruhani, düşe yönelikti. Bunlar içerisinde okuyarak bilgilendiğim ve aşırı keyif aldığım diyalogların ve gözlemlerin aktarıldığı başlıca konular şunlardı:

Ruh nedir, Ruhun İşlevi, Çocuk ve Toplum, Bebeklik, Dünyaya Nasıl Bakıyoruz, Yaşama Hazırlık, Dikkat ve Dikkat Dağınıklığı, Zeka, Cinsler Arasında Gerilim...


Şimdi burada not aldığım bu başlıklardan birkaçını ki sizler de yorum yazarak belirtebilirsiniz. Şimdi kendim yazmak istiyorum.

Çocuk ve Toplum başlığını alalım. Çocuk aslında doğar doğmaz toplum içine entegre edilmiştir; toplumdan yeni bir üyesi olmuştur. Ancak sorun şu ki; toplum çoğu zaman yeni üyeye sıcak bakmaz ve ötekileştirir hatta tabiri caizse kovar. Bu tıpkı aslan sürüsünde sürüye yeni katılan erkek aslanlarda olduğu gibidir. Belli bir yaş sonrası sürüden kovulurlar. Toplum da öyledir ve doğa kanunları üyeler içinde geçerlidir.

Çocuk ve Toplum, Bebeklik üzerine iki tane belgesel bırakmak istiyorum. Mutlaka izlemelisiniz, özellikle anne ve anne adayları.
https://www.youtube.com/...nTeLcEp&index=47
https://www.youtube.com/...nTeLcEp&index=47

Sıradaki ise Cinsler Arasında Gerilim.

Cins... Hımm. Buna çok basit bir örnek verebilirim. Bir çiftimizi düşünelim. Yoğun ve uğraştıcı geçen bir iş dönüşü sonrası eve gelen erkek birey, eşi ile tartışmakta. Sorun şu ki ev işleri ve komşuları ile uğraşmak zorunda kalan kadın birey de bu yorgunluk ile asabi durumdadır.

Bu sebeptendir ki önce iğneleyici bir soru yöneltilir ve bu soruya cevap vermek istemeyen erkek birey ile söz diyaloğa başlanır, bu gittikçe daha da artar ve argo kelimelere, hakaretlere kadar gider. Sonunda kadının baskın yapısı ile sessizliğe mahkum olan erkek çok daha fazla sinirlenir ve bu anlık bir sinir, refleks veya bilinçdışı ile saldırıya dönüşür. Evet, bu gerginlikle ne elde edebiliriz? Sizce böyle bir durumda erkek birey tek bir tokat ile yetinecek midir? Devamı ya cinnet diye tabir edilen psikolojik baskı patlaması ya da ortamda iki bireyden birinin terk etmesi olacaktır. İşte, bütün gerginlik küçük ve sıradan, anlamsız bir söz diyaloğu, günlük insan cinslerinin size üstelemiş olduğu yorgunluk ile başlamıştır.

''Öfkeli anınıza sabır gösterirseniz, yüzlerce üzüntülü günden kurtulursunuz.''

-Çin Atasözü

Bir diğer başlığım ise Yaşama Hazırlık.

İsterseniz biraz düşünün. Yaşama nasıl ve en önemlisi neden hazırlık duymaya ihtiyaç duyarız?

Cevap basit ve gerçekçi. Anne karnına düştüğümüz o minnacık damla anında hayat bize gülümser ama gözlerimizi açtığımızda ise o gülümseme yok olur ve asla bir daha ortaya çıkmaz. Artık o sıcak gülümsemeden yoksun bir şekilde ağlar, ağlar ve sürekli ağlarız. O kadar ağlarız ki, bir daha doğru dürüst uyuyamayız. Çünkü rüyamız da sürekli suratsız ve somurtkan bir yüz ile karşılaşırız, korkarız. Bu yüzden düşen uçakta mucizevi bir şekilde hayatta kalıp adaya düştüğümüz gibi bir durum oluşur. Kendi ateşimizi, tatlı suyumuzu ve yiyeceğimizi kendimiz bulmalıyız; bunun için hazırlıklar yapmalıyız.
Eee, peki sonra? Sonra yine hayat ortaya çıkar. Breh breh! Hayattan kurtulmaz mümkün değildir, bizi orada da bulur, enerjimizi düşürür, düşündürerek umutsuzlaştırır ve zamanımızı alır. Çoğunlukla da başarılı olur...

Yaşama karşı bir hazırlık, uğraş, çaba... ne kadar saçma değil mi. Öyle, ama yapacak pek bir şey yok. Ya kaldıramaz pes edersin ya da boyun eğersin. Çünkü hiç kimse sana bu dünyaya gelip gelmeyeceğini sormadı, sadece gönderildin...


Kitapta ikinci bölüm de başlıca not aldığım başlıklar ise şöyle:

Kişilik Bilimi, Olduğumuz Noktaya Nasıl Geldik, Kişilik Nasıl Gelişir...

Kişilik Bilimi bana İnsan Davranışlarının ABC'si kitabını hatırlattı. Orada da Davranış Bilimleri üzerine enfes tespitler vardı.

Burada açıklayabileceğim pek bir şey yok, mantıki şeyler. Size soruyorum: Olduğumuz noktaya nasıl geldik? uyum sağlayarak deyip geçin...

Saldırgan Kişilik Özellikler:
Kibir ve Hırs
Kıskançlık
Nefret
Keder
Tiksinti
Kader
Neşe
Sempati
Alçakgönüllülük

Baylar ve Bayanlar! Nefret sevgiden daha üstün bir duygdur. Hekes nefret besleyebilir ama herkes nefret edemez. Nefret öyle bir şeydir, öyle lanet bir şeydir ki, nefret ederken bile sevebilirsin; onu kırarken bile onu düşünebilirsin vs...
Kıskançlık ise hem illet hem de olumlu bir şeydir. Kıskançlık özellikle küçük yaşta daha çok görünen bir duygu çeşididir. Çünkü dışavurum en fazla o yaşta sağlanır, büyüyünce ise arkadan konuşulur ve ötekileştirilir.

Kitapta küçük kızların aileye yeni katılacak olan kardeşlerine çok asabi davrandığını ve ölümle sonuçlanan bir hikaye yazılmış. Kıskançlık konusunda kadınlar daha haşin ve çekilmez olurlar. Ancak bunun nedenlerinden en önemlisi de şu: Hepinizin bildiği gibi erkek çocuk kız çocukan daha üstün tutulur, sanki üstün bir özelliği varmış gibi müjdesi bile kız çocuğunu olmadık bir yere koyabilir. Bu durumda küçük kız aşırı bir kıskançlık ile o nefreti içinde büyütebilir ve aileye yeni katılacak olan kardeşini yabancı bir madde olarak algılar. Çünkü gelecek olan kardeşin ebebeyinlerinin ona duyduğu sevginin kardeşine geçeceğini ve sevgiden mahrum olacağı kanaatine varmıştır. Bu durumda anne ve babaya çok önemli roller düştüğünün Adler söylemekte.

Adler'in İnsan Doğası kitabı bu bakımdanda örnek alınacak bir kitap olabilir. Çünkü Adler, işin bireysel ve kişilik boyutana inmiştir. Adler'a göre anne ve babanın bu hassas döneminde çok dikkatli olması gerektiğini ve ileride o kıskançlık duygusunun kabarmamasını belirtmektedir.

Kitaptan birkaç önemli tespit.
#42319499
#42429401
#42363557
#42363097 (Günah keçisi kadın)
#42314143

Keyifli okumalar.
230 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Doğum; dünyada maddi olarak varlığın, duyguların ve düşüncelerin oluşmaya başladığı, başlangıçtır.

Ölüm; bu dünyada hissedilen duyguların ve düşüncelerin sonunu getirir. Ruhu maddi olarak var eden, hislerin ifade edildiği, kişiliğin algılanabildiği bedenin yok oluşudur.

Doğum ve ölüm arasında geçen süreye "yaşam" adı verilmiştir. Bedenle var olunur, bedenle hareket edilir, bedenle iletişim kurulur ve çevreyle etkileşime geçilir. Beden; ruhla özdeşleşen bir kılıftır. Beden ve ruh, karşılıklı gelişim ve değişimi yaşar. Düşünceler, duygular, değerler... kısacası kişilik, beden ve ruhun bir bütünüdür.

Daha önce bir kaç kitabını daha okuma şansına eriştiğim, Bireysel Psikoloji'nin kurucusu ünlü bilim adamı Alfred Adler; 'İnsan Doğası' adlı bu kitapta insan kişiliğinin derin bir psikolojik analizini yapmış. Psikolojinin insanı ve insan doğasını anlamak ve buna göre hareket etmek için çok önemli olduğunu bir çok yerde tekrar eden Adler; kadın-erkek, düşünceler, davranışlar, duygular... gibi insan kişiliğini birçok yönüyle ve örneklerle ele alarak, kişiliğin oluşmasının kalıtım yoluyla değil yaşam, etkileşim yoluyla olduğunu anlatmış. Aile ve okul eğitiminin bu düşünceyle planlanması gerektiğini vurgulamış.

Her bireyin dikkatle okuması ve her bölümün üstünde dikkatle düşünmesi gereken bir kitap!

İyi olan duygu ve düşünceleri barındırmak, iyi bir kişiliğe sahip olmak ve toplumsal olarak iyi, faydalı bir insan olmak ümidiyle... İyi okumalar.
"Dikkatin uyanmasında en önemli etmen dünyaya yönelik gerçek ve köklü bir ilgidir. İlgi dikkatten çok daha derinlere gider. Eğer ilgiliysek dikkat de edeceğimiz açıktır; ilginin olduğu yerde eğitimcinin dikkat için kaygılanması gerekmez."
"İtalyan bir suç ruhbilimcisi bir zamanlar şöyle demiştir: "Bir insan gerçek olamayacak kadar iyi olduğunda, yardımseverlik ve insanlığı dikkat çekici boyutlar kazandığında tetikte olmamız gerekir."
"Ussal bir biçimde yaşamaya alışkın, kendi kararlarını kendisi veren, herhangi birinin keyfi kararını eleştirmeden kabullenmeyen biri hipnoz edilemez ve dolayısıyla hiçbir zaman telepatik güçler gösteremeyecektir."
"Kadınların özgürlük hareketlerinin amaçlarına karşı çıkmamız için bir neden yoktur. Özgürlük ve eşitlik mücadelelerinde onları desteklemek görevimizdir çünkü sonunda tüm insanlığın mutluluğu kadınların kendi rolleriyle barıştırılabildikleri ve erkeklerin onlarla mutlu, rahat ilişkiler kurabildiği koşullar yaratmaya dayalıdır."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanın Doğası
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753881470
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Payel Yayınları
Baskılar:
İnsan Doğası
İnsanın Doğası
1895'te Viayna'da Tıp Fakültesi'ni bitiren Adler 1902'de Freud'un çevresine katıldı. Daha sonra Viyana Ruhçözümlemesi Kurumu'nun başkanlığına getirildi. Ancak 1908'de Freud'la aralarında, özellikle bilinçdışı çatışmaların açıklaması konusunda görüş ayrılıkları belirlemeye başladı.

Kişiliğin gelişmesinde cinsel içgüdüler kadar, saldırganlığın da önemli olduğu önemi küçümseyerek, insanın temelde toplumsal bir varlık olduğunu savunmaya başladı. 1911'de Freud'un çevresinden bütünüyle kotu ve Viyana Ruh çözümlemesi Kurumu başkanlığından ayrıldı. Kısa bir süre sonra çevresinde yeni bir grup oluşturarak, Bireysel Ruhbilim" adı altında kendi okulunu kurdu.

Freud'a koptuktan sonra Adler de Jung gibi geçmişin değil, geleceğe yönelik amaçların insan kişiliğini biçimlendirdiğini savunmaya başladı. Adler'a göre, her insanın kendince seçtiği ve eriştirmek için çabaladığı idealleri, onun bugünkü davranışlarını etkiler ve o insana özgü ruhsal süreçlerin oluşmasına yol açar. Adler'e gçre, yaşam biçimi çok küçük yaşlarda belirir.
Dört, beş yaşlarındadan sonra yaşanılan herşey, o yaşa kadar edinilmiş kalıplara göre benimsenir. İnsanların davranışları, duyguları, algıları ve tutumları çok küçük yaşlarda oluşur ve böylece geleceklerini belirler.

Kitabı okuyanlar 24 okur

  • ertan kürek
  • Tuğba Gündoğdu
  • Metin İşcan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%20 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0