·
Okunma
·
Beğeni
·
1.912
Gösterim
Adı:
İsmail
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
307
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756827017
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Om Yayınevi
Baskılar:
İsmail
İsmail
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Osmanlının mehteri ve Safevilerin binbir türlü sazı, ovanın göğünü dolduran sesler çıkarmaya başladı. İsmail, yanındaki komutanlarına döndü ve "şu işe bakın," dedi, "bu iki ordu burada İslam'ın kaderini tayin edecek ve iki orduda da kafirler var" Sonra askerlerine döndü ve yüksek sesle şiirini okumaya başladı, aynı anda bütün Safevi birliklerinde aynı şiir okunuyordu.
367 syf.
·16 günde·Puan vermedi
"Yepyeni bir saltanat olacağına
yıllanmış şarap olsun, bir yudumcuk.
Şaşma seni şaraba götüren yoldan,
bir tası, sarayda yaşamaktan daha güzel.
Küpün ağzına konan kerpiç var ya,
metelik etmez yanında şahların tacı."
348 syf.
·5 günde·9/10 puan
Şah İsmail’in şeyhlikten hükümdarlığa giden yolu. Dedesinin, babasının ve abisinin yapamadığını yapan, zafer kazandıkça şeyhliğinden soyunup hükümdarlığa evrilen İsmail’in yolu. Doğunun İskenderi olduğu anda Selim’le karşılaşması ve bir hükümdarın tükenişi, teslimiyeti, kabullenişi... Hükümdarlıktan “Hatayi” oluşu. Bayılıyorum böyle tarihi kişilikleri konu alan biyografik eserlere. Su gibi gitti.
348 syf.
·8/10 puan
Safevi Devleti'nin en parlak dönemini geçirdiği yıllarda devletin başında bulunan şah İsmail, dedesi Cüneyt ve babası Haydar 'i konu edinen tarihsel bir roman İsmail.

15. Yy'da Osmanlı zulmünden bunalan Anadolu Alevileri, bir Mehdi olarak gördükleri İsmail etrafında birleşirler. Öyle ki, bu Osmanlı'nın hiç hoşuna gitmez. Önlerini kesmek için yapılan hamleler, şah İsmail'e ilgiyi daha da artırır. Ve büyük bir güç haline gelir safevi devleti.

Osmanlı padişahı 1. Selim ve şah İsmail arasındaki mücadele, 1. Selim daha Trabzon valisiyken başlamıştır. Atışmalar, tehditler, hakaretler ve güç gösterileri eşliğinde Çaldıran'da son bulan ilişkiler.
1. Selim, şah İsmail'i Anadolu Alevilerini ayartmakla; şah İsmail ise 1. Selim'i Anadolu Türkmenlerine eziyet etmekle suçlar. Her ikisi de haklıdır aslında. Çaldıran da iki ordu karşı karşıya geldiklerinde sonuç bellidir aslında. Çünkü Osmanlı ordusu teknolojik olarak epey öndedir. Safevi ordusunda ise ok, kılıç, kalkandan başkan bir şey yoktur.
İsmail, şah İsmail'in şair yönüyle de ilgilidir. Hatai mahlasıyla birbirinden güzel şiirler yazan şah İsmail bu konuda da inanılmaz yeteneklidir.

Sonucu safevi devleti açısından iyi olmasa da, şah İsmail Türk tarihi açısından çok önemlidir. Anadolu Türkmenlerinin inanılmaz sevgisi karşısında büyüdükçe büyümüştür.

Böylesi tarihi romanlar okurken bazen sikilabiliyor insan. Ancak kolay okunur olması ve akıcı dili sayesinde su gibi akıp gidiyor roman. Hele bu konuda biraz bilgi sahibiyseniz tadından yenmez.

Benim iki yıl önce okuduğum bir romandı. Keyifle okumuştum. Meraklılarına tavsiye ederim.
367 syf.
·5 günde·Beğendi
Reha Çamuroğlu’nun ilk romanı olan "İsmail", üç temel noktadaki çıkarımlarıyla da büyük önem taşır.
Birincisi, zulüm üreten her tür siyasal iktidardan uzak durarak gönüllerde taht kurmayı seçen heterodoks İslam, kendisi devlete dönüşünce özünden uzaklaşmıştır. İkincisi, sosyal tabanının büyük kısmını ve özellikle silahlı gücünü Anadolu Türkmenlerinin oluşturduğu Safevî Devleti’ni bir tür "ihanet" sayan Osmanlı, bunun bedelini Alevîlere kanlı bir şekilde ödetmiş, Anadolu’da "Alevî-Sünnî" çatışması resmiyet kazanmıştır. Üçüncüsü, Osmanlı Devleti’nin (kamu hukuku anlamında) getirdiği Sünnî şeriata inançları nedeniyle karşı çıkan Alevî Türkmenler, devletleştikten sonra Şiî şeriatını benimseyen Safevîlik tarafından da dışlanarak yalnızlaştırılmıştır.
"İsmail"in olay örgüsü, daha sonra Şah İsmail olarak tarihe geçecek olan İsmail’in 1487’de doğmasıyla başlayıp 22 ağustos 1514’te Çaldıran Ovası’nda Osmanlı ordusuna yenilmesiyle son bulur. Ancak roman, bir süreci aktardığı için, Safevîliğin oluşum aşaması ile yenilgiden sonra Şiî karakterinin nasıl kesinleştiğini de gözler önüne serer. Böylece "İsmail", kronolojik bir yaşamöyküsü olmaktan çıkıp ortodoks ve heterodoks İslamî zihniyetlerin çatışma dinamiklerinin açımlandığı bir metne dönüşür.
Bir heterodoks İslam tarikatı olarak Safevîlik, XIII. yüzyılın sonuna doğru, Hazar Denizi’nin güney kıyısında, bugün Azerbaycan toprakları içinde yer alan Erdebil şehrinde yaşayan Şeyh Safî’nin çevresinde oluşur. Irak, Suriye, İran ve Anadolu’nun batı ve Akdeniz kıyılarına kadar yaygınlık kazanan, şeyhliğin babadan oğula geçtiği tarikata, Osmanlı sultanları da uzun süre "çerağ akçesi" adı altında hediyeler gönderir. Tarikatın tarihinde en önemli rolü ise Ankara Savaşı’nda (1402) Yıldırım Bayezid’i yenen Timur oynar.
Anadolu’dan çekilirken savaşta aldığı çok sayıda esiri de yanında götüren Timur, bu savaşçı Türkmenleri devrin Safevî Şeyhi Hoca Ali’nin (1392-1429) şefaatiyle serbest bırakır. Ayrıca Erdebil ve çevresindeki büyük araziye sahip köylerin mülkiyetini de tarikata bağışlar. Anadolu’dan geldikleri için Rumlu adıyla anılan bu Türkmenler, daha sonra Kızılbaş adıyla tarih sahnesine çıkacak Safevî askerlerinin en cengâver kesimini oluştururlar. Timur’dan gördüğü himaye, tarikatı, Ege kıyılarından Horasan’a kadar geniş bir coğrafyada heterodoks İslam’ın cazibe merkezi haline getirir. Tarikatın ulaştığı büyüklüğü, önce Şeyh Cüneyd (1447-1460), ardından da Şeyh Haydar (1460-1488) siyasal bir güce dönüştürmeye çalışır. 
Şeyh Haydar zamanında Safevîler, edindikleri silah ve donanımla askerî örgütlenmeye geçer. Başlarına kızıl keçeden yapılmış, Hz. Ali ve On İki İmam’ı simgeleyen on iki dilimli başlık giyip sarık saran Safevî müritler, bu dönemden itibaren Kızılbaş olarak anılır. Tarikatın siyasal anlamda genişleme girişimleri, önceleri Anadolu’nun doğusuyla sınırlıdır. Şeyh Haydar’ın bu amaçla giriştiği bir savaşta ölmesi, Safevîliğin devlet olma çabalarının ilk evresini oluşturur.
İkinci evre, Şeyh Haydar öldüğünde henüz bir yaşında olan İsmail’in on üç yaşına girmesiyle (1499) başlar. Henüz çocuk denecek yaşta olmasına karşın tarikat postuna oturan Şeyh İsmail, gördüğü eğitim ve deha düzeyindeki kişisel yetenekleri sayesinde çevresinde son derece etkilidir. Komutasındaki Kızılbaşlarla iki yıl içinde düşmanlarını yenerek, taç giyip Safevî Devleti’nin hükümdarı olur (1501).
Hükümdarlığı sembolik anlamda "On İki İmam inancı"yla örtüştürülen Şah İsmail, Mehdî (Allah’ın yeryüzünde bedenlenmiş hali) olarak algılanır. Dolayısıyla da başta Anadolu’daki heterodoks (Alevî) Türkmen, Rumlu, Ustaclı, Tekeli, Bayburtlu, Karamanlı, Çapanlı, Dulkadırlı olmak üzere, Karadağlı, Varsak, Avşar, Kaçar, Şamlu, Musullu ve Hindli aşiretlerinden on binlerce savaşçı, topraklarını terk ederek Safevî ülkesine akın eder. Ordusu beklenmedik bir şekilde büyüyen Şah İsmail, Irak ve Diyarbakır’ı topraklarına katar, Anadolu’da da Elbistan’a kadar ilerler. En büyük rakibi Osmanlı’yla hesaplaşmak için hazırlıklara girişir. 
Roman olarak "İsmail"in birinci katmanını oluşturan olay örgüsü, kronolojik bir çizgide ilerler. Yazar, hemen her tarih kitabında bulunabilecek bu bilgiden romanın ikinci katmanını açımlamada yararlanır. Bu yüzden de "İsmail", yansıttığı olaylardan çok olgusal anlamda önem kazanır, çünkü asıl istediği, devrinin en güçlü heterodoks tarikatının, Şeyh Cüneyd’le başlayıp Şah İsmail’le devletleştiğinde özüne yabancılaşmasının nasıl ve nedenlerini sergilemektir. Bu açıdan bakıldığında "İsmail", yazarın daha önce "Tarih, Heterodoksi ve Babaîler" adlı kitabında geliştirdiği "Heterodoksi iktidar karşıtıdır" tezinin bir tür doğrulanmasıdır.
Heterodoks İslam sayesinde bireyde gelişen karşı bilinç, kul olmayı reddeder. Safevî tarikatının da dünyaya hak, adalet, özgürlük ve doğruluğu yerleştirmeyi amaçlayan savaşı, Şeyh Cüneyd zamanında nitelik değiştirmeye başladığında tarikat içinde tartışma çıkar ve bu tartışma Şeyh Haydar zamanında da sürer. Ancak tarihin o noktasında iç ve dış etkenler, siyasallaşmaya karşı direncin kırılmasına yol açar.
Tarikat-inanç-iktidar ilişkisi, küçük yaşına rağmen hak ve hakikat bilgisiyle yetişen Şah İsmail için de içinden çıkılması güç sorunlardan biridir. Yazar, inanç ile gerçeklik arasında ortaya çıkan çelişki ve çatışmaları, kahramanının ağzından, her zaman olduğu gibi, belgelere yaslanarak yansıtır. Önce şeyh sonra şah olarak kazandığı zaferlerin muhasebesini en yakın dostuyla (Necm) yapan Şah İsmail, her defasında özünden biraz daha uzaklaştığının farkındadır. Kimi zaman bilincini yitirecek kadar yoğun yaşadığı iç hesaplaşmalarını Hatayî takma adıyla yazdığı şiirlerine yansıtır. Ancak son tahlilde, inancını yedeğe alıp iktidarını güçlendirmekten vazgeçmez. 
Şeyh kimliğinden uzaklaşıp şah kimliği baskın hale geldiğinde, yakın çevresindekiler de fetihçi figürlerle yer değiştirir. Yeni hedef artık Osmanlı ülkesidir. "Eğer hızlı bir darbeyle Osmanlı yok edilirse ehlibeyt dostlarının hiçbir ciddi rakibi kalmaz, eğri Müslümanların doğru yola gelmekten başka bir seçeneği olamaz" tezi, Şah İsmail tarafından da kabul görür. Tam da o sırada Anadolu’da, Teke ilinde (bugünkü Antalya’nın Teke köyü) yerleşik Tekelü oymağı, Osmanlı zulmüne karşı, Şahkulu önderliğinde ayaklanır (1511). 
Merkezden uzakta yaşayan Safevî yanlıları, tarikatın geçirmekte olduğu dönüşümün farkında değildir. Nitekim, harekete geçmeden iki yıl önce Şahkulu, kendisini vazgeçirmeye çalışan babasına, "İsmail"de yer alan şu sözlerle karşı çıkar: 
"Adımdan başlayalım baba. (.....) Adımı sen koydun, Şahkulu dedin, iyi de ettin, doğrudur, ben şahın kuluyum. Ama hangi şahın? İsmail Şah'ın mı? Yoksa âlemlerin efendisi Allah’ın mı? Ben her zaman bu ismi ikinci şekilde anladım. Ben Allah’ın kuluyum, ben Şahkulu’yum. Ama sen şimdi de bu söylediğimden Şahım İsmail’e bir saygısızlık ettiğimi çıkarırsan yanlış edersin. Ona saygım da, aşkım da pek büyüktür. Fakat seni sürekli dinledim, Tekelülere davamızı anlatırken hep Erdebil Ocağı’na hizmetten söz edersin, doğrudur ama niçin? Zulme karşı savaşan, zulmü yok etmek için canı başı ortaya koyan tek ocak olduğu için değil mi? Peki baba sana sorarım, zulüm sadece Azerbaycan’da, Irak-ı Arap’ta, Irak-ı Acem’de midir? Rum ülkesinde zulüm yok mudur? Osmanlı ülkelerinde, Memluk ülkelerinde zulüm yok mudur? Şimdi yarın Şam’da, Halep’te, Kahire’de zulme karşı bir kıyam ortaya çıksa ne dersin? Durun, oturun, Erdebil’den, Tebriz’den, İsmail Şah’tan emir bekleyin mi dersin? (.....) Şahım İsmail bir örnek verdi, biz de bu örneği gördük, daha ne emir beklersin? O bize bir şey gösterdi, gösterdi ki, dervişler ağzına vur lokmasını al değildir. Gösterdi ki dervişler aşktan anlamayan kayaları tokmakla parçalayabilirler. Gösterdi ki, bu kaba Türkmenler, hepsi birer aşk bülbülü olabilir, ülkeleri güle çevirebilir, peki ben Şahım İsmail’den ne emri bekleyeyim?" 
Babasının ölümünün hemen ardından ayaklanan Şahkulu, ilk anda beş bin kişilik bir güce ulaşır. Teke İli Sancakbeyi Şehzade Korkud, Manisa’ya çekilirken yolu kesilir, hazinesi ele geçirilir. Sünnî halktan topladığı üç bin kişilik bir güçle yardıma gelen Antalya subaşısı da Şahkulu kuvvetlerince yenilir. Antalya, Kızılcakaya, İstanos, Elmalı, Burdur ve Keçiborlu yağmalanır, yağmalanan yerlerin kadıları öldürülür. Şahkulu’nun "Allah’a hamt etmek için ibadethane gerekmez" sözü uyarınca camiler, medreseler, mescitler yakılır. Şahkulu, Burdur’u teslim aldığında, etrafında kadın ve çocuklarla birlikte yirmi bin Kızılbaş vardır. 
Kızılbaşlar, isyanı bastırmak üzere yola çıkan Osmanlı paşasını da Kütahya’da yenince, Saray, bu kez de Veziriazam Hadım Ali Paşa komutasındaki dört bin yeniçeri, dört bin kapıkulu sipahisi ve elli topla donanmış bir kuvveti sefere sürer. Anadolu’daki beylerin de katılmasıyla Veziriazam Hadım Ali Paşa’nın ordusu, kısa sürede otuz bin kişiye yükselir. Veziriazam Hadım Ali Paşa, Şahkulu ve Kızılbaşları ile Osmanlı birliklerinin Sivas yakınlarındaki Gedikhanı’nda yaptığı savaşta ölür. Şahkulu ve beraberindeki on beş bin Kızılbaş kuşatmayı yararak "Şah'a gitmek" üzere Tebriz’in yolunu tutar.
Şah İsmail olayı Irak’tayken öğrenir ve çok sinirlenir. Kurmaylarını toplar. Reha Çamuroğlu, "İsmail"de, Şah İsmail’in "Ben bu Türkmenlerle ne yapacağım?" diye başlayan konuşmasını şöyle sürdürür: 
"Savaşta bunların üstüne yoktur, bağlılıkta, imanda en önce bunlar gelir. Ama bunlar akıllarını Allah’a vermiş, yerine aşk almışlar. İnceden inceye düşünüp davranmaktan söz edeceksen bunların dizginlerini sıkıca ele alacaksın. Bakın şu Şahkulu denen deyyusun yaptıklarına, nasıl da bir hamlede bütün planlarımızı altüst etti, nasıl da bir çırpıda Osmanlı’nın düşmanlığıyla bizi karşı karşıya bıraktı. Ortalığı kasıp kavurdu, düşmanlarımıza hizmet etti, şimdi de ‘Şah’a gidelim’ diye tutturmuş, bize geliyor." 
Şah İsmail’in konuşmasına yansıyan bu tutumu, heterodoks (Alevî) Türkmenler ile Safevîlik arasına çektiği kalın çizginin de en önemli göstergesidir. 
Kurduğu devleti Şiî şeriatı esaslarınca yönetmeye karar veren Şah İsmail, daha önce yüzüne bile bakmadığı Şiî din bilginlerini göreve çağırmıştır. Bu yüzden de ciddi bir tehlike arz eden Şahkulu öldürülür, on beş bin askeri de çeşitli biçimlerde tasfiye edilir. Olay, heterodoks Anadolu İslamı (Alevîlik) ile Şiîliğin bir daha buluşmamak üzere yollarının ayrılmasına yol açar. Ancak, yaşanacaklar bununla sınırlı değildir.
Kardeşlerini devre dışı bırakan I. Selim Osmanlı tahtına çıkar çıkmaz öncelikli olarak Safevî Devleti’ni besleyen damarları kesmeye yönelir. Ordusuyla Safevî ülkesine doğru yol alırken, "arkadan vurulma ihtimali"ni ortadan kaldırmak üzere, Sünnî din bilginlerinin verdiği fetvalara dayanarak Anadolu’nun her yerinde büyük bir temizlik harekâtına da girişir. 
Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail’in orduları, 1514’te Çaldıran Ovası’nda karşı karşıya gelir.
Reha Çamuroğlu, "İsmail"de, savaş başlamadan önce, komutanlarına dönen Şah İsmail’e şu sözleri söyletir:
"Şu işe bakın. Bu iki ordu burada İslam’ın geleceğini tayin edecekler ve iki orduda da kâfirler var."
Gerçekten de iki orduda da "kâfirler" vardır. Osmanlı ordusunda Rumeli’den gelme çok sayıda Hıristiyan beyi ve askeri, Safevî ordusunda da Gürcü ve Ermeni prensliklerinden gelen kuvvetler. Sultan Selim, İran topraklarında gereğinden fazla ilerlemediği için İslam’ın geleceğinde etkili olamaz. Ama iki ordunun komutanı da, Alevîlik ile Sünnîlik ve Şiîlik arasında yüzyıllarca sürecek kötülük tohumlarını ekmiş olurlar.
348 syf.
·8/10 puan
Tarih kitaplarının kasvetli sıkıcılığını barındırmayan bir kitap. Şah İsmail'i anlatırken dedesi ve babasından da epeyce söz etmiş yazar. Şahkulu'na ayrıca değinmiş ve aslında bu yolla bize bir tarih kitabından onca ders vermiş. Tarih kitapları sevmeseniz bile bence okunmaya değer.
348 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Türk Milletinin dünya üzerinde yaptığı en büyük hatalardan biri. Büyük kardeş katli. Suçlu? Her İki tarafta. Bir tarafta Tebriz ve Özbek Ellerinde Sünnileri katleden Anadolu'da karışıklık çıkartan İsmail diğer tarafta Anadolu'da Öz be Öz Türkleri katleden Yavuz...

Sonuç elem bir durum. Belki bugün ecdadın hüküm sürdüğü İran'ın Türk olmamasının yegane sebebi...
348 syf.
Reha Çamuroğlunun "Ismayıl" adlı tarixi romanını oxudum.
Kitabın mövzusu
Kitab Ərdəbil şeyxliyinin yaranmasından başlayaraq Şah Ismayil Xətainin vəfatından bəhs edir.Əvvəlcə hər birinizin azda olsa tanıdığı Şeyx Cüneyddən,daha sonra Şeyx Heydərdən onların Şirvanşahlarla,Qaraqoyunlularla və Ağqoyunlularla mübarizəsindən danışılır.Daha sonra Heydərin dayısı olan Uzun Həsənin qızı ilə evlənməsi,bu evlilikdən 3 oğlunun olması qələmə alınıb.Ismayıl Heydərin ortancıl oğlu olur,anasının üzünü 12-14 yaşına kimi görmür (çünki Ismayıl düşmənlərdən gizlədilir)Və Ismayıl böyüyür Şirvanşahlar,Ağqoyunlular,Şeybanilər dövlətini məğlubiyyətə uğradır.Şah Ismayılı çox vaxt Çaldıran döyüşü ilə tanıyırlar(Kitabda döyüş səhnəsi açıq-aşkar təsvir edilməsini çox bəyəndim).Bu bizim hər bizimizin bildiyi tarixi faktlardı.Bəs bilmədiyim nələri öyrəndim onları qeyd edəcəyəm
1.Ismayıl uşaq yaşından Nəsiminin şeirləri ilə böyüyübmüş (şairliyinin mənbəyi)
2.Uşaq yaşından bir adəti varmış:harda olursa olsun qaldığı yeri səhər tezdən dolaşmaq,gəzmək.
3.Atası Heydərin kəlləsinin 13 il saxlanılıb sonunda Ismayıla verilməsi (Ismayılın kəlləni günlərlə qucaqlayıb yatması)
4.Ismayılın atasının qatillərini (soyunu) kütləvi şəkildə edam etməsinə anasi Aləmşah bəyiminin qarşı çıxması.
5.Bu qarşı çıxmağın nəticəsində Şah Ismayıl Xətainin anası Aləmşah bəyimin ölüm hökmünü verdirib öldürtməsi.
6.Ismayılın iki dəfə evlənməsi:Evli olduğu iki qadının adı da Taclı bəyim (xanım) olması (biri dayısı qızı olur).
7.Çaldıran döyüşündə Tacli xanımın əsir düşməsi.Sultan Səlim Ismayilın arvadını satması ilə Ismayılın əlini-ayağını hər şeydən çəkməsi bir olur.(Çaldıran döyüşündən ağır gəlir.)
8. Ismayılın daha çox əsir düşən həyat yoldaşını sevməsi ( məncə şeirlərinin çoxunuda ona yazır)
9.Xətainin şeir vaxtı da bu hadisədən sonra başlayır.
10.Son şeirini əziz adami olan Nəcmə oxuyub gözlərini əbədi yummasi.
Bir sözlə,kitabi hədsiz çox bəyəndim (tarixi romanlari sevməmək olar heç?)Xüsusi ilə Ismayılın hakimiyyəti dövrünü,uşaqlıqda yanında böyüdüyü Nəcmlə söhbətləri kitaba ayrı hava qatıb.
348 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İsmail mi Hatayi mi?
Türkmenlerin şeyhi, şahı ve son olarak Hatayi... Henüz çocuk yaşta Şeyh, ergen denilecek yaşta Şah, gençlikte Hatayi... Safevilerin muhteşem öyküsü... Kısa bir ömür de serüven tabir edilecek bir yaşam öyküsü, savaşlar, intikamlar, katliamlar hükmetme arzusu ve sonunda kendince faniliğin yumruğunu zihninde hisseden İsmail in Kamer Tay ın kişnemesiyle Hatayi olarak gidişi...

"Güneş tek zahir olmuşdır gözinde,
Cihan bağın gülistan eyleyen Şah."
"Cihane ışk ile üryan gelenler,
Gidende hem yine üryan değil mi!"
#rehaçamuroğlu #ismail #şahismail
348 syf.
·10/10 puan
müthiş seri farzedilebilir finali günümüzde yaşanılan olaylara uzanır sayfa olarak da ansiklopedi cildi olur heralde kökenleri bugüne yarına mekanı olmadan uzardı
348 syf.
·Beğendi·9/10 puan
İsmail, yani Şah İsmail, yani Hatayi, Selim’e karşı savaşırken vurulur. sol elinden ya da sol kolundan. Yarasından kan akmaya başlar. İsmail, kendisi de inanıyordur ki, Mehdi’dir. Yani kanının akması olacak iş değil! İsmail orada bir şaşırmak şaşırır; nasıl diyeyim, öyle bir şaşırmak hepimize nasip olsa. Hiçbir koşulda sarsılmayacağından emin olduğumuz şu sünepe varlığımıza bir an için o kadar şiddetle uzak düşsek. Bir an için ürpererek düşünsek ki, ya hu, yaradılmışların en mühimi ben olmayabilir miyim? Belki benden daha kıymetli birileri vardır bu dünyada… Belki etraftaki her şeyden bu kadar çok yakınıp kainatın bereketini kaçırmak konusunda biraz daha eli sıkı davranabilirim. Belki bütün hayatım ve ölümüm, kendimden başka kimsenin işine yaramayacak… Belki, benim bile işime yaramayacak birisiyim ben…
348 syf.
·18 günde·Beğendi·Puan vermedi
Şah İsmail'in doğumundan başlayarak hayatını, savaşlarını, inancını ve inancını kullanarak geldiği yeri anlatan tarihi bir roman "İsmail". Bu kitap; 12 dilimli Kızılbaşlığı takan kafalardaki zihin dünyasının, bu dünyanın seçilmişlik algısının, dinin tek sahibi olma ayrıcalığı için verilen savaşların ve bu düşüncelerin ilerleyen zamanlarda fiiliyattaki tezahürünün romanı.
Her deprem, beraberinde bir günahkar avı getirirdi. Her deprem sonrası, birkaç fahişe, birkaç berduş, birkaç büyücü, bu sürek avının kurbanları olurdu. Halk her şeyi unutur, şehrin yıkıntıları ve insanların cesetleri arasında günahkar peşine düşer, bulduğunda da tüm depremin acısını onlardan çıkarırdı.
"Herkes biraz diğerine benzeyecek. Aynaya niye bakarsınız? Üstünüzü başınızı düzeltmek için. Hor görmeden, dikkatle ve eksik bulmak, güzeli görmek için bakarsınız. Mümin, müminin aynasıdır. Öyleyse birbirinize öyle bakın."
Reha Çamuroğlu
Sayfa 28 - Everest
“Hayatım uykuda geçti, rüyalarımda Nesimî, Fazlullah, Sabbah, İsmail, Aktar, dedem Cüneyd ve atam Haydar dolaştı. Ne öğrendiysem bu rüyalardan öğrendim. Bunların kimi kılıçla, kimi ateşle öldürüldü. Kimi de av hayvanı gibi kovalandı, kaçıp gizlenmek zorunda bırakıldı. Artık feleğin bu oyununu oynamayacağım. Av bitti. Şimdi avcı benim.Ama bu kez kaçıp saklanacak yer kalmayacak bu dünyada."
Reha Çamuroğlu
Sayfa 115 - Everest Yayinlari

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İsmail
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
307
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756827017
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Om Yayınevi
Baskılar:
İsmail
İsmail
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Osmanlının mehteri ve Safevilerin binbir türlü sazı, ovanın göğünü dolduran sesler çıkarmaya başladı. İsmail, yanındaki komutanlarına döndü ve "şu işe bakın," dedi, "bu iki ordu burada İslam'ın kaderini tayin edecek ve iki orduda da kafirler var" Sonra askerlerine döndü ve yüksek sesle şiirini okumaya başladı, aynı anda bütün Safevi birliklerinde aynı şiir okunuyordu.

Kitabı okuyanlar 256 okur

  • Eren Eray
  • glzrkrpz
  • Bahar TORUN
  • ercan kara
  • Rabia Aydın
  • Samet
  • Okty
  • İsمail
  • Kul Vahad

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%1.2 (1)
7
%1.2 (1)
6
%1.2 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0