Kendi yaşamını tüm çıplaklığıyla kağıda döktüğü "Kırk Yıl", Türk edebiyatının en görkemli hatıratlarından biridir. Kitabın ana tezi, "bir yazarın kimliğinin, imparatorluğun çöküş sancıları, ailevi trajediler ve edebiyat tutkusuyla nasıl yoğrulduğudur." Halid Ziya, çocukluğundan başlayarak II. Meşrutiyet’e kadar uzanan kırk yıllık bu dilimi, sadece kendi hikâyesi olarak değil, bir devrin panoraması olarak sunar.
İzmir’den İstanbul’a uzanan bir kültür köprüsünden yürümeye hazırlanın..
Öncelikle bir türlü elime alıpta bitiremediğim bir kitaptı ve sonunda oturup hakkıyla bitirdim :) kitap incelemesi yapmayı ve yapanlara bayılıyorum , ne güzel ya kitap okuyup burda kitap hakkında ki düşüncelerini paylaşmaları hayranlık duyarım hep :))
Evet fazla uzatmadan doğru bir şekilde kısaca bir inceleme yapmak istedim...
Okuyup okuyabileceğiniz en mükemmel otobiyografi. Yazarının samimi, objektif tutumu ve sanatkârane üslubuyla Kırk Yıl, edebiyatımızın anı türündeki en güzel örneğidir.
Kırk Yıl’ı okuyanlar, edebiyat tarihçileri tarafından Türk edebiyatının ilk büyük romancısı kabul edilen Halit Ziya’nın kaleminden hem modern edebiyatımızın kuruluşu hakkında bilgi sahibi olacak hem de Sultan Hamit döneminin bellibaşlı olaylarına, pek çok toplumsal ve siyasal dönüşüme tanıklık edecekler.
Sağlam bir yapısı ve tekniği olan yapıtta zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadının yaşlıca kocasına sadık kalmak kararına karşın, elinde olmayarak yasak bir aşka sürüklenişi, olayın psikolojik nedenleri üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatılmıştır.
Sürükleyici bir kitap.. Halit zıya'nın kitaplarına tanıklık etmek güzel :))
Yazarının kendisini tanıyıp anımsamaya başladığı üç dört yaşından yola çıkarak 1909 nisanına kadarki süreci anlatmaktadır. Bazı araştırmacılara göre abdülhamit devri sanat ve edebiyat hayatının önemli bilgilerini içermektedir. Eserde özellikle dönemin izmir ve istanbulunun edebiyat, sanat ve toplum hayatı gibi bir-çok önemli husus zengin, zarif ve sanatkarane bir üslupla değerlendirilmiştir. Bu eser, bir-çok edebiyat araştırmasında kaynak olarak kullanılagelmiştir.
Ben Edebiyatçı değilim. Edebitayla ilgili fazla bilgimde yok. Bu kitabı okuduğum bir Tarih kitabında, yazarın bu kitapdan Dip Not olarak verdiği bir bilgiden dolayı ilgimi çekti aldım ve okudum. Şunu kolaylıkla ifade edebilirim ki her ne kadar Edebiyat ağırlıklı (Servet-i Fünûn) bir Hatıra kitabı olsada herkesin kolayca okuyabileceği, anlayabileceği, Abdulhamid Devrini iyi işlemiş bir eser. Yazarın samimi dili sanki karşınızda oturuyormuşcasına bir sıcaklık, yakınlık veriyor size ve okurken sıkılmıyorsunuz. Kısacası bu kitabı okumak için illa Edebiyat ile haşır-neşir olmak şart değil. Herkesçe okunabilecek güzel bir eser...
Rahmetli, ömrünün ilk kırk yılını kısmen objektif kısmen subjektif, kısmen bilgi kaynağı minvalinde kısmen de "bu adam mai ve siyah'ın veya aşk-ı memnu'nun yazarı" dedirtecek ve her 100 mütefekkirin 99'unun malik olduğu bütünleyici-kuşatıcı-kucaklayıcı olamama marifetine sahip bir yazar olarak anlatmış (vakt-i zamanında bir gazeteye) olsa da kalemi enfes! İkinci okuyuşum bu, ama ilkinden daha ziyade tat alıyorum cümlelerinden, seçtiği kelimelerden, benzetmelerden. Hele bazı yerlerde anlamam için kapalı bırakıyor ya... Özellikle akıcı okuyabilme, bir oturuşta yüz sayfa okuyabildim. Hiç şüphesiz anı denilen hazinelerin böyle bir hususiyeti mevcuttur, lakin kırk yıl bir kat daha rahat okutuyor kendini.
Halid Ziya Uşaklıgil'i "Aşk-ı Memnu" kitabıyla tanıyoruz. Peki kim bu yazar? Nelerden hoşlanır? Neler yapar? Bunu anılarıyla bize aktarmıştır. O yıllardaki Türk aile ve toplum yaşayışını, dönemin eğitim ve öğretim düzenini, 19.yüzyılın ikinci yarısındaki ailece,ulusça uğranılan toplumsal,yöresel acıları anlatmaktadır.
Osmanlı Devlet'inin çöküş döneminde halkın yaşadığı acıları, mutsuzlukları anlatmıştır. Kendisi İzmir'deki Fransız lisesinde okuyan yazar, lisesinde Türk azınlığından bahseder. Onun usta kalemi kendisini bugün bile anılmasını sağlamıştır.
Okuyup okuyabileceğiniz en mükemmel otobiyografi. Subjektif mi, hiç şüphesiz! Ama Namık Kemal'i güneşe benzettiğini ifade edecek kadar objektif de aynı zamanda.
Biyografi kitaplarını, hususiyle otobiyografileri okumayı çok severim. Kırk Yıl’ı da severek, beğenerek okudum. Beklediğimden çok daha dolu bir eser. Çok ilgi duyduğum, merak ettiğim bir dönemi anlatıyor. Halit Ziya Abdülhamit döneminin tamamını, 2. Meşrutiyeti, 1. Dünya Savaşını, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yirmi küsür yılını aklı ererek, eli kalem tutarak yaşamış ve yazmış az sayıda denebilecek kişi arasında. Bu kitabında dönemin İzmir’ini ve İstanbul’unu, Osmanlı bürokrasisini, önde gelen isimlerinden olduğu Edebiyat-ı Cedide akımını, 31 Mart hadisesini, Abdülhamid’in hal edilişini tatlı tatlı anlatıyor. Özellikle Edebiyat tarihimiz açısından çok önemli bir eser. Tanışıklığını anlattığı etkili isimler arasında Recâizâde Mahmud Ekrem, Tevfik Fikret, Cenap Şahabeddin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet İhsan ve daha niceleri var. Kitapta sadece şahit olduğu hadiseleri, kendi hikayesini anlatmakla kalmıyor, sıkça edebiyat felsefesi de yapıyor. Okuduğum otobiyografiler arasında müstesna bir yer edinen bu eserde Halit Ziya’nın eşinden çok az bahsetmesi, İstanbul’a geldikten sonraki özel hayatını pek anlatmaması bana ilginç geldi. Bu kitabın devamı olan Saray ve Ötesini okumaya başlayacağım.
Xatirə - memuar ədəbiyyatı çox da marağımı cəlb etməsə də, Xalid Ziyanın bu əsəri olduqca maraqlı idi. Dönəmin siyasi, sosial və mədəni həyatını öyrənmək və xüsusən “Sərvət-i fünun” ədəbiyyatı, onun şair və yazıçıları haqqında bilgilər almaq baxımından çox dəyərlidir. Anı edebiyatı beni pek ilgilendirmese de Halid Ziya'nın bu çalışması oldukça ilginçti. Dönemin siyasi, sosyal ve kültürel yaşamını incelemek ve özellikle Servet-i funun edebiyatı, şairleri ve yazarları hakkında bilgi edinmek açısından çok değerlidir. Kırk YılHalid Ziya Uşaklıgil
Halid Ziya Uşaklıgil, Servet-i Fünûn ve cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazardır. Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.
Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.
İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçenin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te öldü. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.