·
Okunma
·
Beğeni
·
80714
Gösterim
Adı:
Momo
Baskı tarihi:
Aralık 2004
Sayfa sayısı:
302
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272296
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Puffin Books
Baskılar:
Momo
Momo
Momo
Momo
Momo
The weird story of Momo or the time thieves and the kid who brought the stolen time back to the people ...

The people who were against Momo listened to the stupid people to bring brilliant thoughts ... The games played beside Momo could not be played anywhere else.

There is a great secret in the day that is experienced. This is a great secret. Clocks and calendars were made to measure it, but that does not mean anything ...
304 syf.
·3 günde·9/10
Hayatınıza küçücük de olsa dokunan insanları bilirsiniz.O insanlarla zaman daha kıymetlidir.
Peki hayatınızdan zaman çalanları bilir misiniz? Eminim ki farkında değiliz.

Eskiden bir günde alınan yollar şimdi en cok 5 saatte alınıyor. Eskiden günlerce süren işlerimiz şimdi çabucak bitiyor. Eskiden haftalarca sürülen tarlalar şimdi bir gunde sürülüyor.

Hiç düşündünüz mü iş zamanı kısaldığı halde neden bize zaman yetmiyor? Neden hayatımızdan bunca kolaylığa rağmen zevk alamıyoruz? Neden bizim bazı güzellikler için zamanımız yok?
Cevapları çok da uzaklarda değil aslında. Tüketim çılgınlığı, acelecilik, insani değerlerle yeterince ilgilenmeyişimiz.

Hatırlıyorum da küçükken arabamız olamamasına rağmen akraba eş dost ziyaretlerine daha çok giderdik.şimdi ise daha kolay olduğu halde bir telefonu bile çok görebiliyoruz.halbuki imkanlar daha kısıtlıydı.

Çocukluğumda bebeklerimizi bile kendimiz yapardık.hayal gücümüz en güzel oyuncağımızdı.elim elim öpelek oynardık mesela.beş taş,bilye,ip atlama,çelik çomak,...
Şimdilerde sokaklarda çocukları nadir görür olduk. Kızıma bakıyorum herşeyi var ama sanki birşeyler eksik. Çocuklarımızı oyuncaklara boğuyoruz ama mutlu değiller.çünkü hayal kurmalarına bile fırsat vermiyoruz.kendi dalgamızla onlarıda sürüklüyoruz.daha ilkokuldaki çocukların ellerinde cep telefonları bu beni çok düsündürüyor.şekere boğuyoruz sevgiye boğacağımız yere.bizden bir şey istediğinde nedense hiç vaktimiz olmuyor.Anne ve babamıza bile vaktim yok diyebiliyoruz.

Çalışıyoruz kazandıklarımızı harcayacak zaman bile bulamiyoruz. Yine de çalısıyoruz. Bir tatile giderken bile hep bir acelemiz var.bir an once hedefe ulaşmak.arada yolda durup harikaları seyretmiyoruz.gectiğimiz semtlerin yöresel lezzetlerine bile vakit ayırmıyoruz. Hafta sonu etkinliği diye AVM gezileri yapıyoruz saatlerce mağaza mağaza dolanıyoruz.

Anlayacağınız zamanımızı dolu dolu yaşamak varken aceleye getiriyoruz.

Geçenlerde Kayseri Sivas Caddesinde kızımla yürürken kızım bana dönüp çok üzgün bir yüz ifadesi ile " Anne bu binalarda yaşayanlar çok mutsuz olmalı. Çünkü onların inekleri yok, koyunları yok, keçileri yok, tavukları yok, arıları yok.değil mi anne" dedi.meğer ne kadar fakirlermiş bu zengin semtin büyük ve süper lüks binalarında yaşayanlar. :))

Momo bu inceliği farkettiriyor bizlere. Keyifli ve düşündürücü okumalar dilerim
303 syf.
·4 günde·9/10
Momo..
Seninle tanışmamız 9 yıl öncesine dayanıyor. Dün gibi hatırlıyorum, 11 yaşına yeni girmiştim. Babamdan hediye olarak kitap almasını isterdim hep. Babam da ismine, kırmızı punto ile yazılmış olmasına, içerisindeki resimlere bakarak Momo'nun bir çocuk kitabı olduğuna kanaat getirmiş olsa gerek, elinde Momo'yla çıkagelmişti. Ee daha küçüğüm. Renkli, cıvıl cıvıl kapaklı bir kitap bekliyordum. Kitaba bakıp "Ama baba bu çocuk kitabı değil ki" dediğimi hatırlıyorum. Taa o zamanlarda doğru bilmişim. Kendisi ne çocuk kitabı, ne de yetişkin kitabı. Türüne ister roman diyin, ister masal diyin ama Michael Ende'nın bu eserini sadece çocuk kitabı kategorisiyle sınırlamak büyük haksızlık olur. Avrupa Gençlik Kitap Ödülü Şeref Listesine girmiş, yaklaşık otuz dile çevrilmiş bu kitabımızda yazar, o kadar sade ve ustalıklı bir dile sahip ki, kitap çocuklar için oldukça heyecanlı bir serüven kitabıyken; yetişkinler için zaman konusunu irdelemek açısından insanın içine işleyen masal tadında bir roman oluveriyor.
Sonrasında ne oldu bilmiyorum ama Momo kitaplığımda alındığı ilk haliyle beni bekledi onca yıl. Daha bir hafta önce gözüme çarpmasa belki daha kaç yıl bekleyecekti. İyi ki fark ettim, belki de okumam için bu zamanın gelmesi gerekiyordu. "ZAMAN" Bu kelimeye çok dikkat edelim. Birazdan yüzlerce kez kullanacağım.

Küçük bir kız çocuğu hayal edin. Bilinmeyen bir zamanda, hiç kimsenin bilmediği uzak diyarlardan gelmiş bir kız çocuğu. Ailesi, yeri yurdu yok. Dış görünüşü biraz garip, hatta temiz pak insanlara göre korkutucu. Ufak tefek, cılız yapısı nedeniyle de yaşı kimine göre sekiz, kimine göre on iki. Simsiyah, kocaman gözleri ve yine simsiyah kıvırcık saçları var. Ve öyle kimsesiz ki, adını bile kendisi koymuş. Momo!
Peki, etraftaki insanlar kimsesiz diye, pis diye dışlıyorlar mı onu? Hayır. Seviyorlar Momo'yu. Oradaki insanlar doyuruyor Momo'nun karnını. Terk edilmiş bir tiyatroda bir oyuğu ev yapıyorlar Momo için. Seviyorlar onu. Çünkü Momo gerçek bir insan. Ve her şeyden önemlisi eşsiz bir dinleyici. Dinlemekte ne var, herkes dinler diyebilirsiniz. Sanmıyorum. Momo, şimdiki zaman insanları için ne zor bir şeyi yapıyor oysa. Tüm kalbiyle dinliyor. Ona anlatılan dertler birer birer halloluyor, en utangacının bile onun yanında dili çözülüveriyor. Tüm çocuklar en güzel oyunlarını Momo'nun yanında oynuyor. Hiçbir şey yapmasa bile herkesi sakinleştiren, huzur veren, mutlu eden bir yanı var Momo'nun. Herkesi çok seviyor, herkesle iyi anlaşıyor fakat insan daima bazı insanları kendisine daha yakın hisseder. Momo için de öyleydi. İhtiyar çöpçü Beppo ve birçok işi bir arada yapan Gigi. Bu ikisi Momo'nun en iyi dostları. Gigi, Momo'ya her gece masallar anlatıyor ve kendi küçük mutluluklarıyla dünyalarını güzelleştirirken bir gün aniden ortaya Duman Adamlar çıkıyor. Ellerinde çantaları, ağızlarında sigaralarıyla çıkagelen bu takım elbiseli adamlar insanları bir bir zaman tasarrufu yapmaya ikna ederler. Zamandan tasarruf. Kulağa hoş geliyor aslında değil mi? Ama bu kitabı okuduktan sonra fark ediyorsunuz bazı şeyleri. Şöyle ki, arkadaşlarınızla, sevdiklerinizle geçirdiğiniz hoş vakitleri, birisine harcadığımız o zamanları boşa geçmiş zaman olarak nitelendiriyorlar ve o zamanları biriktirip çalışmakla geçirin diyor bize Duman Adamlar. Sonrasında ne oluyor? Ben hemen söyleyeyim. İşte günümüz insanı! Zamandan tasarruf edeyim derken, başka şeylerden tasarruf ettiğinin kimse farkında değil. Artık yol üstünde oyun oynayan çocukları gören şoförler arabalarını durdurup onlara gülümseyerek bakmıyor -ki artık yol üstünde oynayan çocuklara rastlamak bile çok güç ama- Caddelerde karşılaşan tanıdıklar durup birbirlerine gülümseyip, halini hatrını sormuyorlar. İşe gidenlerin pencere önlerindeki çiçekleri seyredecek ya da sokak hayvanlarına, küçük bir kuşa yem atacak vakitleri yok artık. Ve anlıyorum ki, artık kimsenin kimseye ayıracak vakti yok. Bu noktada yine ince şeylerin annesinin en sevdiğim sözü geliyor aklıma.
"Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya."
Çok garip değil mi? Teknoloji bu denli gelişmişken, her şeye bu kadar kolay ulaşabilirken neden vaktimiz yetmiyor? Eskiden telefonlar var mıydı ki? Pekâlâ yoktu. Mektuplar vardı. Samimiyet vardı, sevgi vardı ve evet insanların birbirine ayıracak vakti vardı. O mektuplar, insanın kalbine uzanan ince yolda çiçekler açtırırdı. Ve şimdiye bakıyorum, telefonlar elimizin altında. Konuşmak o kadar kolayken attığımız mesajlara saatler saatler sonra cevap alabiliyoruz. Neden? Çünkü vakitleri yok. Insanlar zamandan tasarruf ettiklerini sandıkça, zaman azalıyordu. "Oysa zaman yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir." demiş yazarımız. Ne de güzel söylemişin!
Duman Adamlar demiştik, işte bu adamlar bizi sevgi, dostluk, arkadaşlık gibi değerlerden yoksun bırakıp, bizim zamanımızı çalma peşindeler. Bizden çaldıkları zamanla var olabiliyorlar. Nitekim başarıyorlar da. Momo'nun arkadaşlarını ustaca kandırıyorlar, en yakın iki dostunu bile.. Peki sonra ne mi oluyor? Sonrasını ben söylemeyeceğim. Momo, bu pis gri adamlarla baş edebilecek mi, kaybettiğimiz değerleri kazanabilecek mi, okuyun öğrenin isterim efendim.
Bu incelemeyi okumak yaklaşık 5 dakikanızı aldı. Her gün böyle bir tane inceleme okusanız ayda 150 dakika. Bunu yıl olarak hesaplarsak 1800 dakika. Yani ömrünüzden yıllık 1800 dakikayı boşa gitmiş sayar Duman Adamlar. Onlara göre okumak, öğrenmek bile zaman kaybı çünkü. İşte böyle ince hesaplarla, insan yaşamını daha tekdüze, daha zavallı ve daha soğuk geçirtmek emelleri. Saçmalık!

Bir dakika sonrasının bile garantisi olmayan şu hayatımızda, ölüm her nefeste daha da yaklaşırken, zamandan tasarruf etme çabasının ne kadar saçma, ne kadar boş olduğunu anlatan muazzam bir kitap. Bir kez geliyoruz bu dünyaya ve başka bir hayatımız daha olmayacak. Bu sebeple daha çok gülümseyin, daha çok sevin ve sevdiklerinize bolca zaman ayırın. Bu hayatı yaşanılır kılan bu çünkü. Ve bu incelemeyi yazarken, tam da ölümden bahsetmişken usta sanatçı Ayşen Gruda'nın öldüğünü öğrendim. O da gitti.. iki gözümüzün çiçeği. "Biz insanların beynine beynine vurmadan, dostça, eğlendirerek bir şeyler anlatabildik. Bizden insanlara birçok anı, gülüşler kaldı, sözler kaldı. Bunu bilmek bana hoşnutluk veriyor." demiş. Tam da incelememde günümüz insanının eksiklerinden bahsederken, siz eskilerden bize kalan anıları, gülüşleri, sözleri bilmek de bana hoşnutluk veriyor. Nur içinde uyu güzel insan!

Bu kadar zamandan bahsetmişken, değerli vakitlerinizi ayırıp buraya kadar okuduysanız ne mutlu banadır. Keyifli okumalar diliyorum, sevgiyle kalın!
304 syf.
Yazar demiş ki bu kitabın son sözünde:
"Ben size bütün bunları olup bitmiş gibi anlattım, çünkü biri de bana böyle anlattı.
Oysa gelecekte olacakmış gibi de anlatabilirdim."
Bence bu kitaptaki,insanların zamanlarını çalan , modern hayatta insanları "sanal sosyal kalabalıkta " yalnızlığa sürükleyen duman adamlar ellerinde birer akıllı telefon ile içimize yerleştiler!
Yani evet bu akıllı telefonlar yokken yazılan bu hikaye, gerçekten de yaşandı yaşanıyor...

Momo sen ne güzel bir kitapsın...
304 syf.
·7 günde
ANNE ve BABALARIN KESİNLİKLE OKUMASI GEREKEN BİR KİTAP

Kimsenin bilmediği bir yerde, bilinmeyen bir zamanda, kimsenin bilmediği başka bir yerden gelip, herkesin hayatına girip, insanların yüreklerine dokunan Momo; kimsesiz küçük bir kız çocuğudur aslında. Hatta o kadar kimsesiz ki, kendi adını bile kendisi koymuş.Kimsesiz bu kız çocuğunu çok seveceksiniz.

Kitap, fantastik bir roman.Nerden ve nasıl geldiği belli olmayan gizemli bir kız çocuğunun ana karakter olduğu masal tadında bir anlatım.İşlenen konu zaman.İşin fantastik yanı da burada başlıyor zaten. İnsanların değerli zamanlarını çalan duman adamlar var. Öyleki insanların değerli zamanlarını çalıp kendileri kullanıyorlar.Daha fazla sürpriz bozan / ayrıntı vermek istemiyorum. Kitap aslında bir modern yaşam eleştirisi.Modernliğin zamanımızı nasıl öldürdügü anlatılıyor. Ama bunu çocuklar üzerinden anlatıyor.Anne-babaları ilgilendiren kısmı da burası zaten.Bundan sonrası sosyal mesaj içerir.


"Babalık için uçurtma almak yetmez, o uçurtmayı birlikte uçurmak gerekir" demiş Can Dündar. Çocuklarimiza zaman ayırmanin ne kadar önemli oldugunu anlatan bir söz.

Çocuklarımız, biz anne babaların en değerli varlıkları.Ama hiç düşünüyor muyuz onlara ne kadar zaman ayırıyoruz ya da ayirdigimiz zaman onlara yetiyor mu? Kaç defa "şu an işim var, zamanım yok, yoruldum, hadi git odanda kendin oyna" demişizdir.Ya da daha kolayina kaçıp televizyonda çizgi film açmışızdır, tabletlere mahkum etmişizdir.Belki birçoğunuz bunları yapmıyordur ama yapan ebeveynler de az degildir diye düsünüyorum.Bu kitabi okuduktan sonra ben kendi adıma dersler cikardim ve cocuklarima az vakit ayirdigimi anladim.Anladım ki çocuklarımıza zaman ayırmak onlara hediye almaktan daha önemli ve yararlı.


Kitap, Kabalcı yayınları tarafından kırmızı punto ile yazılmış ve bence bu romana masalsı bir hava katmış.Yazarın anlatımı gayet
akıcı.Hiç sıkılmadan severek okuyacağınız bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. ZAMANımızın değerini bilmek adına okunması gereken bir kitap.
304 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Zamanın değerini anlatan harika bir kitap. Peki zaman neydi? Sadece iş mi, para mı, güç mü? Hayır. Zamanı asıl değerli kılan sevdiklerimizle yaşadığımız anlardı.
304 syf.
·8/10
Kitap, zamanin doğru kullanılmasının önemini anlatıyor. Sıradışı bir konu. Bu kitabı okurken Tim Burton'un yönetmenliğini yaptığı Alice harikalar diyarında filminde kullanılan rengarenk kostümler, ilginç karakterler ve tarifi zor ama okuyunca her insanın farklı nitelendirebileceği bir algılamayla distopik bir eser çıkıyor karşımıza. Özellikle de hayalgücünüzü önemli ölçüde genişletiyor. Her şeyi çabucak tükettiğimiz bir toplumda hızla tükettiğimiz ömrümüzün zamanın değerini bu kadar güzel anlatan bir kitabi bir
solukta okuyabilirsiniz. İnsan yaşattığı zaman kadardır. Kendinize ayıracak vaktiniz varsa ve yaşadığınız âna değer veriyorsanız mutlaka okumalısıniz.
302 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kâinatta herşey insan için, insan Allah içinken, biz nasıl yüreğimizle dinlemeyiz insanı, nasıl kalpten zaman ayırmayız dünyâ gemisindeki yol arkadaşlarımıza?..

"Modern zamanların insanlarının yamalı zamanları var, yırtık pırtık ve her geçen gün kaynar suda yıkanmış yün gibi çekiyor, kısalıyor. Çünkü “insan” kıymetli değil. Kimsenin içinin kimsesi kalmamış gibi...

Oysaki bir minicik zamanı ayırıp sadece “dinlemek” bile bereketi hareketlendirir. Çünkü öyle kodlanmış varlık. Bu böyledir...

Momo şimdiki zamanların insanları için pek çok şey yapıyor. Tüm kalbiyle sadece dinliyor ve düğümleri çözüyor. Herkes ve her şey birbirine çok yabancı ve devasa uçurumlar açılıyor gittikçe. Oysa ki “bereket” var insanın içine harcanan herşeyde. Birilerinin kalbine uzanan o ince yolda yürürken, ve içlerine çiçekler doldururken zaman o kadar, o kadar çok büyüyebiliyor ki fazlasıyla yetebiliyor herşeylere..."
304 syf.
Çocukluğum çok iyi geçmedi benim. Biraz erken büyümek zorunda kaldım. Dahası geçmişe dönüp yeniden çocuk olmak istemedim hiç. Hatta çocukluğa özlem duyanlara şaşırırım. Gabila onların çocukluğu benim anlayamayacağım bir durum.

Momo'yu okumak ilginçti benim için. Kapağına bakınca bir çocuk kitabı. Biraz okuyunca çocuk masalı. Fakat okumaya devam ettikçe çocukluğa dair ilk kez bir özlem oluştu içimde. Ben de çocuk olmalıydım. Ama kader izin vermemişti. Öyle ya herkesin çocuk olma hakkı olmaz bu dünyada.

Kitabı okumaya devam ettikçe Ende'nin aslında çok ciddi bir konu olan 'zaman'ı ne kadar güzel işlediğine hayranlık duydum. İkamesi bulunmayan tek şey olan zaman bu kitapta biz büyüklerin belkide hiç düşünmediği taraflarıyla öyle güzel işlenmiş ki.

Yazar gerçekten büyük bir iş başarmış. Zira çocuklar da okuyabilir, büyükler de. Tıpkı birçok kitapta olduğu gibi burada da kitabın kalitesini okuyucunun kendisi belirliyor. Yani algınız ne kadar enginse o denli geniş bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Bunun yanı sıra, klasiklerden ve karmaşık kitaplardan yorulmuş olanlar bu kitabı okurken bir yandan da ruhlarını dinlendirebilir.
304 syf.
·7/10
Zaman kavramını anlatan okunması kolay , dili sade ve akıcı , için de çokça hayal ürünü bulunan , okudukça da insanı düşündüren bir kitap “ Momo” . Zaman yaşarken farkına varmadığımız ama geriye dönüp bakmadığın da su misali akıp geçen bir gerçeklik.Geçmişime baktığım da bir sürü pişmanlığım ve boşa geçen onca zamana sahip olduğumu görünce insan üzülmeden edemiyor. Keşke çok bu kadar şatafatlı değil de çok sade yaşamım olsaydı, keşke gözüme güzel görünen güzel veya güzellere değil de kalbime güzel gelebilecek güzele sahip olsaydım. Etrafım da sahte , yapmacık onlarca ilişkim olacağına gerçekten dostum veya arkadaşım olsaydı. Geçmiş zaman bu kadar acıtıyor kitabı okudukça da keşkelerim zamanla ilgili o kadar arttı ki. İşte bu yüzden kendimize ,ailelerimize, sevdiklerimize , çevremize veya hak eden herhangi birine gerçekten zaman ayırmamız ve geriye dönüp de pişmanlık yaşamamamız dileğiyle ...
304 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Momo'ya çocuk kitabı diye başladım ama bence çocuklardan çok yetişkinlere daha çok hitap ediyordu. Hepimiz zaman zaman kendimizi kalabalıklar içinde yalnız, kuşatılmış hissederiz. Bazen de sanki kurmalı bir oyuncak gibi sabahtan kurulup akşama kadar oradan oraya koşturur dururuz. Zamana karşı bitmeyen bir savaş halindeyizdir. Bu koşuşturmaca içerisinde yitirdiklerimiz,keşfedemediklerimiz,kaçırdığımız anlar ne oluyor? İşte çocuktan al haberi misali tüm bu gerçeklerle bir çocuk sizi yüzleştiriyor. Hikaye Momo adlı bir çocuğun insanlardan zamanı çalan zaman tasarruf şirketi elemanları duman adamlara karşı mücadelesini anlatıyor. Bu mücadeleyi okurken sanki bir çizgi film izler gibi oldum. Çocuklar için kitabı okumak ne kadar keyifli olur bilemiyorum ama çizgi filmi yapılsa kesinlikle etkileyici olur. Bazen durdurun zamanı inecek var demenin zamanı olabilir. Durmalı ve çevremizi ,iç dünyamızı dinlemeliyiz. Belki onların da bize anlatmak istedikleri vardır. Teşekkürler Momo ve bu kitabı benimle tanıştıran 1000 kitap ailesi.
304 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bazen sözcüklerini kaybeder insan. Belki sözcükler hep oradadır ama zamanı kalmaz onları arayıp bulmaya. Çünkü kendi içine bakması gerekir onları bulabilmek için. En zoru da budur zaten; insanın kendi içine bakabilmesi. Oysaki kendi içindeki o altın kubbeli tapınak ne büyük hazinedir insan için. Zaman çiçekleri öyle güzeldir ki, başını döndürür insanın. Yıldızların sesini duyabilmek… Ah konuşabilmek o yıldızlarla! Çok mu zor günümüz dünyasında? Plaza merdivenlerinde mi karşılaşabiliriz yalnızca ‘arkadaş’larımızla? “Sana ihtiyacım var, lütfen yardım et” diye bağırmak için de mi zamanımız yoktur yoksa? Belki de içimizde donmaya yüz tutmuş o zaman çiçeklerinin eriyip yeniden güzel kokular ile ruhumuza karışabilmesi için bir bardak sıcak çikolata yetiyordur, bir dostla birlikte içilen?

<"Çalınmış bir hayatı yaşıyoruz hepimiz. Kendimizden çalıp başkalarına, başkalarından çalıp yine başkalarına veriyoruz. En son ne zaman gerçekten dinledik ki kendimizi? Kendi sesimizi ne kadar tanıyabiliyoruz?

Zaman akıyor. Öyle hızlı akıyor ki. Tutabilmek ne mümkün? Ne kadar yalvarsak da akrebe de yelkovana da lütfen biraz daha kal, diye; faydası var mı? Mümkün mü kalması? "Ah! Kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya." Diyen Gülten Akın'ı ne çok anıyorum son zamanlarda. En çok da kendi adıma. Ayağımın dibinde duran kuş tüyünü almak için eğilmediğimde anladım; eski Meltem yok artık. Ayaklar altında ezilip gitmesine izin verdiğim günden beri de vicdanım hiç rahat değil.

Acaba farkına varmadan daha kaç tane kuş tüyünün, kaç tane kuşun, kaç tane duygunun ve düşüncenin hatta belki de beni önemseyen kaç tane ruhun ayaklar altında ezilmesine razı oldum? Farkına bile varmadan üstelik."

Ben bunları düşünürken otobüste, bir kıza takıldı gözüm. Benim en sevdiğim siyah tişörtümün aynısından gitmiş. Bana biraz bol geliyor üstelik, ona ne güzel yakışmış. Yanındaki kızda da çok sık kullandığım çantamdan vardı. "Kopya bir hayatı yaşıyoruz" diye düşündüm bu sefer de. Herkesin, her şeyin aynı olduğu bu dünyada bizi farklı kılacak olan nedir? Belli ki dış görüntümüz, giyim kuşamımız değil.

Öyleyse ne yapmak lazım farklı olabilmek için? Biraz 'ince' olmak yeterlidir sanırım. Biraz merhamet, biraz sevgi... Kendimizi affedince, kendimize bakışımız değiştikçe herkesi daha farklı görmeye başlıyoruz.

İnce şeyleri görmekten hiç yorulmayalım.> yazmıştım birkaç gün önce.

Sevgili Momo beni dinleyince ben de farkına varmadan dökülüverdim demek ki. Son zamanlarda yüzümün gittikçe kül rengine dönmeye başladığının farkına vardım mesela. Kendim için zaman yaratamamaktan yakındıkça daha da çok zaman kaybettiğimi ve bütün o zamanın ellerimden kayıp gittiğini fark ettim. Yıllardır hayalini kurduğum 2018 Haziranına ne kadar az kaldığını ama artık hiçbir hevesim olmadığının da farkına vardım böylece. “Peki, ne için hevesim var o zaman” dedim kendime. “Hiçbir şey” oldu gözlerimin önündeki kaplumbağanın sırtında yanıp sönen yazı. Beni benden iyi biliyor demek ki. Ben de takıldım onun peşine, beni Momo’ya götüren bu güzel kaplumbağanın bir bildiği vardır diyerek. Bir baktım ki içimdeki altın kubbeli elmas tapınağa gelmişiz işte. Elmas ki ne elmas… Tamamen defter şeklinde bir kapısı da var üstelik. Yazmadan girilmiyormuş içeri. “Ama artık yazamıyorum ki!” diye serzenişte bulundum. “Kendi içine dönmenin tek yolu bu” sözcükleri yanıp söndü o güzel kabukta. Ne yapalım; deniyoruz işte. Kendi içimize dönebilmek için yol buradan geçiyormuş madem, yazalım o halde. Bir sevgi dolu selam gönderelim en başta Momo olmak üzere bizi dinleyenlere. Gerçekten ruhumuza sızıp gerçekleri anlatmamızı sağlayanlara… Onlar olmasa nice olurdu halimiz? Nasıl bulabilirdik yolu?
Daha çok para kazanıp, daha çok harcıyorlardı. Fakat yüzleri asıktı, yorgun ve keyifsizdiler, gözleri dostça bakmıyordu.
"Sana bu adı kim taktı ?"
"Ben kendim" dedi Momo.
"Sen kendin mi taktın ?"
"Evet."
"Ne zaman doğdun ?"
Momo biraz düşündü ve sonra dedi ki : "Hatırladığım kadarıyla ben hep vardım."
Bir insanın çok dostu olabilir, ama insan, onların içinden de birkaç kişiyi kendine daha yakın bulur ve onları daha çok sever.
"Ya öbür tarafta ne var?"
"İşte orada, bazen taa içinde duyduğunu söylediğin müziği bulacaksın. Ama artık sen de o müziğin içindeki bir ses olacaksın."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Momo
Baskı tarihi:
Aralık 2004
Sayfa sayısı:
302
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272296
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Puffin Books
Baskılar:
Momo
Momo
Momo
Momo
Momo
The weird story of Momo or the time thieves and the kid who brought the stolen time back to the people ...

The people who were against Momo listened to the stupid people to bring brilliant thoughts ... The games played beside Momo could not be played anywhere else.

There is a great secret in the day that is experienced. This is a great secret. Clocks and calendars were made to measure it, but that does not mean anything ...

Kitabı okuyanlar 10.681 okur

  • Oğuz O.
  • Ece Demir
  • Ecem KAYA
  • Fatma Özkaya
  • Eda Akyüz
  • Nermin
  • Kadri Çolakoğlu
  • Beyza Gökgöz
  • Ramazan Er
  • muhammed payas

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.5
Erkek
%38.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (3)
9
%0.1 (2)
8
%0
7
%0 (1)
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları