Adı:
Momo
Baskı tarihi:
Aralık 2004
Sayfa sayısı:
302
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272296
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Puffin Books
Baskılar:
Momo
Momo
Momo
Momo
The weird story of Momo or the time thieves and the kid who brought the stolen time back to the people ...

The people who were against Momo listened to the stupid people to bring brilliant thoughts ... The games played beside Momo could not be played anywhere else.

There is a great secret in the day that is experienced. This is a great secret. Clocks and calendars were made to measure it, but that does not mean anything ...
Momo, su gibi geldi bana. Hani Türk kahvesi içerken aralarda su içer ve ağzınızı temizlersiniz. Böylece kahvenin tadını yeniler ve keskin, doyurucu bir şekilde alırsınız ya, işte öyle. Bu kitabın bende oluşturduğu keyif bununla eş değerdir. Tam da klasiklerin keskin dokusunda yorulmuşken, bir ferahlık getirdi diyebilirim. Hiç yormadı derdini anlatırken. Hatta ruhuma masaj yaptı zaman zaman. Çocuklardan daha çok büyüklere yazılmış masalsı bir hikaye okudum diyebilirim. Kesinlikle okumaya değerdi.

Konusuna da çok az değineyim başlamışken. Zamanla ilgili düşüncelerime gerçekten yepyeni bakış açıları kazandırdı. Hatta itiraf etmeliyim, zamandan tasarruf kavramını çok kez düşünmüştüm. Oysa tasarrufun kayıp olduğunu aklıma dahi getirmemiştim. Modern dünya zamanı katık ettirirken bize, aslında hayatın değerli yanlarını çalmış bizden. Michael Ende, öyle güzel işlemiş ki bu konuyu kitapta, siz de okumalısınız derim. Zamanı verimli kullanmak bize mevcut zamanda dayatıldığı gibi değildir belki de(?).
Hayatınıza küçücük de olsa dokunan insanları bilirsiniz.O insanlarla zaman daha kıymetlidir.
Peki hayatınızdan zaman çalanları bilir misiniz? Eminim ki farkında değiliz.

Eskiden bir günde alınan yollar şimdi en cok 5 saatte alınıyor. Eskiden günlerce süren işlerimiz şimdi çabucak bitiyor. Eskiden haftalarca sürülen tarlalar şimdi bir gunde sürülüyor.

Hiç düşündünüz mü iş zamanı kısaldığı halde neden bize zaman yetmiyor? Neden hayatımızdan bunca kolaylığa rağmen zevk alamıyoruz? Neden bizim bazı güzellikler için zamanımız yok?
Cevapları çok da uzaklarda değil aslında. Tüketim çılgınlığı, acelecilik, insani değerlerle yeterince ilgilenmeyişimiz.

Hatırlıyorum da küçükken arabamız olamamasına rağmen akraba eş dost ziyaretlerine daha çok giderdik.şimdi ise daha kolay olduğu halde bir telefonu bile çok görebiliyoruz.halbuki imkanlar daha kısıtlıydı.

Çocukluğumda bebeklerimizi bile kendimiz yapardık.hayal gücümüz en güzel oyuncağımızdı.elim elim öpelek oynardık mesela.beş taş,bilye,ip atlama,çelik çomak,...
Şimdilerde sokaklarda çocukları nadir görür olduk. Kızıma bakıyorum herşeyi var ama sanki birşeyler eksik. Çocuklarımızı oyuncaklara boğuyoruz ama mutlu değiller.çünkü hayal kurmalarına bile fırsat vermiyoruz.kendi dalgamızla onlarıda sürüklüyoruz.daha ilkokuldaki çocukların ellerinde cep telefonları bu beni çok düsündürüyor.şekere boğuyoruz sevgiye boğacağımız yere.bizden bir şey istediğinde nedense hiç vaktimiz olmuyor.Anne ve babamıza bile vaktim yok diyebiliyoruz.

Çalışıyoruz kazandıklarımızı harcayacak zaman bile bulamiyoruz. Yine de çalısıyoruz. Bir tatile giderken bile hep bir acelemiz var.bir an once hedefe ulaşmak.arada yolda durup harikaları seyretmiyoruz.gectiğimiz semtlerin yöresel lezzetlerine bile vakit ayırmıyoruz. Hafta sonu etkinliği diye AVM gezileri yapıyoruz saatlerce mağaza mağaza dolanıyoruz.

Anlayacağınız zamanımızı dolu dolu yaşamak varken aceleye getiriyoruz.

Geçenlerde Kayseri Sivas Caddesinde kızımla yürürken kızım bana dönüp çok üzgün bir yüz ifadesi ile " Anne bu binalarda yaşayanlar çok mutsuz olmalı. Çünkü onların inekleri yok, koyunları yok, keçileri yok, tavukları yok, arıları yok.değil mi anne" dedi.meğer ne kadar fakirlermiş bu zengin semtin büyük ve süper lüks binalarında yaşayanlar. :))

Momo bu inceliği farkettiriyor bizlere. Keyifli ve düşündürücü okumalar dilerim
ANNE ve BABALARIN KESİNLİKLE OKUMASI GEREKEN BİR KİTAP

Kimsenin bilmediği bir yerde, bilinmeyen bir zamanda, kimsenin bilmediği başka bir yerden gelip, herkesin hayatına girip, insanların yüreklerine dokunan Momo; kimsesiz küçük bir kız çocuğudur aslında. Hatta o kadar kimsesiz ki, kendi adını bile kendisi koymuş.Kimsesiz bu kız çocuğunu çok seveceksiniz.

Kitap, fantastik bir roman.Nerden ve nasıl geldiği belli olmayan gizemli bir kız çocuğunun ana karakter olduğu masal tadında bir anlatım.İşlenen konu zaman.İşin fantastik yanı da burada başlıyor zaten. İnsanların değerli zamanlarını çalan duman adamlar var. Öyleki insanların değerli zamanlarını çalıp kendileri kullanıyorlar.Daha fazla sürpriz bozan / ayrıntı vermek istemiyorum. Kitap aslında bir modern yaşam eleştirisi.Modernliğin zamanımızı nasıl öldürdügü anlatılıyor. Ama bunu çocuklar üzerinden anlatıyor.Anne-babaları ilgilendiren kısmı da burası zaten.Bundan sonrası sosyal mesaj içerir.


"Babalık için uçurtma almak yetmez, o uçurtmayı birlikte uçurmak gerekir" demiş Can Dündar. Çocuklarimiza zaman ayırmanin ne kadar önemli oldugunu anlatan bir söz.

Çocuklarımız, biz anne babaların en değerli varlıkları.Ama hiç düşünüyor muyuz onlara ne kadar zaman ayırıyoruz ya da ayirdigimiz zaman onlara yetiyor mu? Kaç defa "şu an işim var, zamanım yok, yoruldum, hadi git odanda kendin oyna" demişizdir.Ya da daha kolayina kaçıp televizyonda çizgi film açmışızdır, tabletlere mahkum etmişizdir.Belki birçoğunuz bunları yapmıyordur ama yapan ebeveynler de az degildir diye düsünüyorum.Bu kitabi okuduktan sonra ben kendi adıma dersler cikardim ve cocuklarima az vakit ayirdigimi anladim.Anladım ki çocuklarımıza zaman ayırmak onlara hediye almaktan daha önemli ve yararlı.


Kitap, Kabalcı yayınları tarafından kırmızı punto ile yazılmış ve bence bu romana masalsı bir hava katmış.Yazarın anlatımı gayet
akıcı.Hiç sıkılmadan severek okuyacağınız bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. ZAMANımızın değerini bilmek adına okunması gereken bir kitap.
Yazar demiş ki bu kitabın son sözünde:
"Ben size bütün bunları olup bitmiş gibi anlattım, çünkü biri de bana böyle anlattı.
Oysa gelecekte olacakmış gibi de anlatabilirdim."
Bence bu kitaptaki,insanların zamanlarını çalan , modern hayatta insanları "sanal sosyal kalabalıkta " yalnızlığa sürükleyen duman adamlar ellerinde birer akıllı telefon ile içimize yerleştiler!
Yani evet bu akıllı telefonlar yokken yazılan bu hikaye, gerçekten de yaşandı yaşanıyor...

Momo sen ne güzel bir kitapsın...
Kitap, zamanin doğru kullanılmasının önemini anlatıyor. Sıradışı bir konu. Bu kitabı okurken Tim Burton'un yönetmenliğini yaptığı Alice harikalar diyarında filminde kullanılan rengarenk kostümler, ilginç karakterler ve tarifi zor ama okuyunca her insanın farklı nitelendirebileceği bir algılamayla distopik bir eser çıkıyor karşımıza. Özellikle de hayalgücünüzü önemli ölçüde genişletiyor. Her şeyi çabucak tükettiğimiz bir toplumda hızla tükettiğimiz ömrümüzün zamanın değerini bu kadar güzel anlatan bir kitabi bir
solukta okuyabilirsiniz. İnsan yaşattığı zaman kadardır. Kendinize ayıracak vaktiniz varsa ve yaşadığınız âna değer veriyorsanız mutlaka okumalısıniz.
Zamanın değerini anlatan harika bir kitap. Peki zaman neydi? Sadece iş mi, para mı, güç mü? Hayır. Zamanı asıl değerli kılan sevdiklerimizle yaşadığımız anlardı.
Momo'ya çocuk kitabı diye başladım ama bence çocuklardan çok yetişkinlere daha çok hitap ediyordu. Hepimiz zaman zaman kendimizi kalabalıklar içinde yalnız, kuşatılmış hissederiz. Bazen de sanki kurmalı bir oyuncak gibi sabahtan kurulup akşama kadar oradan oraya koşturur dururuz. Zamana karşı bitmeyen bir savaş halindeyizdir. Bu koşuşturmaca içerisinde yitirdiklerimiz,keşfedemediklerimiz,kaçırdığımız anlar ne oluyor? İşte çocuktan al haberi misali tüm bu gerçeklerle bir çocuk sizi yüzleştiriyor. Hikaye Momo adlı bir çocuğun insanlardan zamanı çalan zaman tasarruf şirketi elemanları duman adamlara karşı mücadelesini anlatıyor. Bu mücadeleyi okurken sanki bir çizgi film izler gibi oldum. Çocuklar için kitabı okumak ne kadar keyifli olur bilemiyorum ama çizgi filmi yapılsa kesinlikle etkileyici olur. Bazen durdurun zamanı inecek var demenin zamanı olabilir. Durmalı ve çevremizi ,iç dünyamızı dinlemeliyiz. Belki onların da bize anlatmak istedikleri vardır. Teşekkürler Momo ve bu kitabı benimle tanıştıran 1000 kitap ailesi.
Bazen sözcüklerini kaybeder insan. Belki sözcükler hep oradadır ama zamanı kalmaz onları arayıp bulmaya. Çünkü kendi içine bakması gerekir onları bulabilmek için. En zoru da budur zaten; insanın kendi içine bakabilmesi. Oysaki kendi içindeki o altın kubbeli tapınak ne büyük hazinedir insan için. Zaman çiçekleri öyle güzeldir ki, başını döndürür insanın. Yıldızların sesini duyabilmek… Ah konuşabilmek o yıldızlarla! Çok mu zor günümüz dünyasında? Plaza merdivenlerinde mi karşılaşabiliriz yalnızca ‘arkadaş’larımızla? “Sana ihtiyacım var, lütfen yardım et” diye bağırmak için de mi zamanımız yoktur yoksa? Belki de içimizde donmaya yüz tutmuş o zaman çiçeklerinin eriyip yeniden güzel kokular ile ruhumuza karışabilmesi için bir bardak sıcak çikolata yetiyordur, bir dostla birlikte içilen?

<"Çalınmış bir hayatı yaşıyoruz hepimiz. Kendimizden çalıp başkalarına, başkalarından çalıp yine başkalarına veriyoruz. En son ne zaman gerçekten dinledik ki kendimizi? Kendi sesimizi ne kadar tanıyabiliyoruz?

Zaman akıyor. Öyle hızlı akıyor ki. Tutabilmek ne mümkün? Ne kadar yalvarsak da akrebe de yelkovana da lütfen biraz daha kal, diye; faydası var mı? Mümkün mü kalması? "Ah! Kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya." Diyen Gülten Akın'ı ne çok anıyorum son zamanlarda. En çok da kendi adıma. Ayağımın dibinde duran kuş tüyünü almak için eğilmediğimde anladım; eski Meltem yok artık. Ayaklar altında ezilip gitmesine izin verdiğim günden beri de vicdanım hiç rahat değil.

Acaba farkına varmadan daha kaç tane kuş tüyünün, kaç tane kuşun, kaç tane duygunun ve düşüncenin hatta belki de beni önemseyen kaç tane ruhun ayaklar altında ezilmesine razı oldum? Farkına bile varmadan üstelik."

Ben bunları düşünürken otobüste, bir kıza takıldı gözüm. Benim en sevdiğim siyah tişörtümün aynısından gitmiş. Bana biraz bol geliyor üstelik, ona ne güzel yakışmış. Yanındaki kızda da çok sık kullandığım çantamdan vardı. "Kopya bir hayatı yaşıyoruz" diye düşündüm bu sefer de. Herkesin, her şeyin aynı olduğu bu dünyada bizi farklı kılacak olan nedir? Belli ki dış görüntümüz, giyim kuşamımız değil.

Öyleyse ne yapmak lazım farklı olabilmek için? Biraz 'ince' olmak yeterlidir sanırım. Biraz merhamet, biraz sevgi... Kendimizi affedince, kendimize bakışımız değiştikçe herkesi daha farklı görmeye başlıyoruz.

İnce şeyleri görmekten hiç yorulmayalım.> yazmıştım birkaç gün önce.

Sevgili Momo beni dinleyince ben de farkına varmadan dökülüverdim demek ki. Son zamanlarda yüzümün gittikçe kül rengine dönmeye başladığının farkına vardım mesela. Kendim için zaman yaratamamaktan yakındıkça daha da çok zaman kaybettiğimi ve bütün o zamanın ellerimden kayıp gittiğini fark ettim. Yıllardır hayalini kurduğum 2018 Haziranına ne kadar az kaldığını ama artık hiçbir hevesim olmadığının da farkına vardım böylece. “Peki, ne için hevesim var o zaman” dedim kendime. “Hiçbir şey” oldu gözlerimin önündeki kaplumbağanın sırtında yanıp sönen yazı. Beni benden iyi biliyor demek ki. Ben de takıldım onun peşine, beni Momo’ya götüren bu güzel kaplumbağanın bir bildiği vardır diyerek. Bir baktım ki içimdeki altın kubbeli elmas tapınağa gelmişiz işte. Elmas ki ne elmas… Tamamen defter şeklinde bir kapısı da var üstelik. Yazmadan girilmiyormuş içeri. “Ama artık yazamıyorum ki!” diye serzenişte bulundum. “Kendi içine dönmenin tek yolu bu” sözcükleri yanıp söndü o güzel kabukta. Ne yapalım; deniyoruz işte. Kendi içimize dönebilmek için yol buradan geçiyormuş madem, yazalım o halde. Bir sevgi dolu selam gönderelim en başta Momo olmak üzere bizi dinleyenlere. Gerçekten ruhumuza sızıp gerçekleri anlatmamızı sağlayanlara… Onlar olmasa nice olurdu halimiz? Nasıl bulabilirdik yolu?
Ahh momo, benim de o iri kara gözlerine bakıp içimde ne var ne yok herşeyi dökmeye ne çok ihtiyacım olduğunu bilsen, beni de diğer dostların gibi arayıp bulmaya çalışır mıydın acaba.

Kitapta momo denilen kimsesiz, küçük bir kız çocuğunun bulunduğu çevreyi nasıl renklendirdiği ve dostlarını kurtarmak için girdiği maceraların anlatıldığı, akıcı ve sade bir dille yazılmış hikayesi anlatılmaktadır.

Momo, zaman yönetimi konusunda insanlara ders kitabi olacak cinsten çok keyifli bir kitap. Öyle ki kitabın bitmesini istemiyorsunuz. İnsanların aslında çalışmak, geçinmek, statü sahibi olmak veya daha çok zaman artırmak için neleri ihmal ettiğini apaçık gözler önüne seriyor.

İnanıyorum ki bu kitabı okuduktan sonra çevrenize ve kendinize bakış açınız kesinlikle değişecektir.

Çocuk-yetişkin demeden her insana tavsiye edeceğim bir kitap. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
-Anne yardım edebilir misin?
-Tamam,daha sonra.
-Anne bu ne demek?
-Şuan zamanım yok..
-Anne bugün çok güzeldi,anlatabilir miyim?
-İşim bitsin,anlatırsın.
-Anne.
-Anne.
-Anne...

İş,para,ev,araba ve niceleri,yalnızca kayıplardan ibaret.

(...)

Yetişkinsiniz,küçümsersiniz.Yetişkinsiniz,ezersiniz.Yetişkinsiniz,şartlandırılmış,tek başına hareket edemeyen çocuklar yetiştirirsiniz.Eline oyuncak robot verirsiniz,o oyuncak dışında oyun yaratamamasını sağlarsınız.İstediği her şeyi önüne yığarsınız,baştan savmaya çalışırsınız.Çocuğun amacını para,iş,ezberlemek yaparsınız,mutluluğunu ömrü boyunca elinden alırsınız.

Yaş olarak değil,akıl ve davranış olarak çocuk,her şeyi dinler,arkada bir yerlerde gözlerinizin bebeklerine doğru bakmaya çalışır.Bir temas bekler.Başaramaz.Dinlemezsiniz,anlayamazsınız.Çocuğun bir hayali olursunuz gözünde nirvana,imkansız.

Def edemez,yapışırsınız.Zehir olursunuz.Zamanını ve hayatını elinizde çocuk oyuncağı yaparsınız.Unutursunuz,bunun hiç farkında olmazsınız.Başkalarını da düşünüyorum ayağına yalnızca kendinizi düşünürsünüz.Çünkü sizler yetişkinsiniz
Geleceğimizsiniz.
Yetişkinsiniz,sadece ve sadece yetişkin.

Çocuk olun,çocukça yaşayın.Dinleyin.Para,ev iş derdine değil,mutluluğunuzun,insanlığınızın derdine düşün.Zamanın kölesi olmayın,efendisi olun.Zamanı tasarruf edeceğim diye,zamanı bir hiç uğruna harcamayın.Unutmayın,hep Momoların yanına gidin.Momo gibi dinleyin.Momo gibi olun.

Eğer siz de uslu bir çocuk olursanız,dediklerimi hayallerinizde başarabilirsiniz. (!)

*** *** ***

Açık olayım,çocuk kitabı.Kendinizi çocukların yerine koymanız gerekiyor.Yaşanılanları çocukların yönünden hissetmeniz gerekiyor.Hatta sırf çocuk olasınız diye fontlar kırmızı(Kabalcı Yayınevi) , ve resimlerle de sayfalar süslenmiş.

Birkaç dizgi hatası dışında başka bir sorunla karşılaşmadım.Çeviri gibi.

Kitap Küçük Prens ve Dövüş Kulübünün birleşimi.Yani kitaplığınıza ha Momo'yu koymuşsunuz,ha Nitrogliserin döşenmiş ahşap ev.Hazırsanız bitiriyorum,birr,iki,üçç veee...

BOOM!
Momo, modern hayatı eleştiren sözde masal kitabı. Sözde diyorum çünkü masalların çocukları uyutmak için yazıldığını düşünürüz. Aksine bu kitap yetişkinleri uyandırmak için, yaşadığımız hayatın, yaşam tarzımızın acı gerçeklerini yüzümüze vurmak için yazılmış.

Özellikle anne babaların kesinlikle okuması gerek. Çocuğuna ayıracak vakti olmayan anne babaların... Çocukların bırakıldığı kreşlere 'çocuk depoları' demesi beni çok etkiledi. Bence yazarın dediği gibi çocuklara gereken zamanı ayırmıyor onları gerçekten sadece 'geleceğin insan hammaddeleri' olarak görüyoruz. Bunu da onlar için çalışıyoruz vaktimiz olmuyor kılıfı ile masumlaştırmaya çalışıyoruz...
Bazen burada iletilerde 'size gerçekten birşeyler kattığını düşündüğünüz kitaplar hangileri' gibi sorular görüyorum. Benim bu soruya vereceğim cevabın içinde kesinlikle Momo olacak artık. Çünkü bundan sonraki yaşamımı da bu kitabın bana kattıkları ile düzenlemeye çalışacağım. :)

"Artık öğrendiği bir şey vardı: Başkalarıyla paylaşılmayan zenginlikler insanı mahvediyordu."
Kâinatta herşey insan için, insan Allah içinken, biz nasıl yüreğimizle dinlemeyiz insanı, nasıl kalpten zaman ayırmayız dünyâ gemisindeki yol arkadaşlarımıza?..

"Modern zamanların insanlarının yamalı zamanları var, yırtık pırtık ve her geçen gün kaynar suda yıkanmış yün gibi çekiyor, kısalıyor. Çünkü “insan” kıymetli değil. Kimsenin içinin kimsesi kalmamış gibi...

Oysaki bir minicik zamanı ayırıp sadece “dinlemek” bile bereketi hareketlendirir. Çünkü öyle kodlanmış varlık. Bu böyledir...

Momo şimdiki zamanların insanları için pek çok şey yapıyor. Tüm kalbiyle sadece dinliyor ve düğümleri çözüyor. Herkes ve her şey birbirine çok yabancı ve devasa uçurumlar açılıyor gittikçe. Oysa ki “bereket” var insanın içine harcanan herşeyde. Birilerinin kalbine uzanan o ince yolda yürürken, ve içlerine çiçekler doldururken zaman o kadar, o kadar çok büyüyebiliyor ki fazlasıyla yetebiliyor herşeylere..."
Daha çok para kazanıp, daha çok harcıyorlardı. Fakat yüzleri asıktı, yorgun ve keyifsizdiler, gözleri dostça bakmıyordu.
"Ya öbür tarafta ne var?"
"İşte orada, bazen taa içinde duyduğunu söylediğin müziği bulacaksın. Ama artık sen de o müziğin içindeki bir ses olacaksın."
"Sana bu adı kim taktı ?"
"Ben kendim" dedi Momo.
"Sen kendin mi taktın ?"
"Evet."
"Ne zaman doğdun ?"
Momo biraz düşündü ve sonra dedi ki : "Hatırladığım kadarıyla ben hep vardım."
Bir insanın çok dostu olabilir, ama insan, onların içinden de birkaç kişiyi kendine daha yakın bulur ve onları daha çok sever.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Momo
Baskı tarihi:
Aralık 2004
Sayfa sayısı:
302
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272296
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Puffin Books
Baskılar:
Momo
Momo
Momo
Momo
The weird story of Momo or the time thieves and the kid who brought the stolen time back to the people ...

The people who were against Momo listened to the stupid people to bring brilliant thoughts ... The games played beside Momo could not be played anywhere else.

There is a great secret in the day that is experienced. This is a great secret. Clocks and calendars were made to measure it, but that does not mean anything ...

Kitabı okuyanlar 2.943 okur

  • Eda Akyüz
  • Nermin
  • Kadri Çolakoğlu
  • Beyza Gökgöz
  • muhammed payas
  • Emel YILMAZ
  • Ayşe Gümüşsoy
  • Puhu Kuşu

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (3)
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0.1 (1)
6
%0.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları