Yorumlar ve İncelemeler

7/10
·520 syf.··
2025 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2025 22:43
Müşahedat bir roman, epeyce de kalın bir roman. Kırmızı Kedi yayınevi bence tam da olması gerektiği gibi orjinal metne önsözde belirttikleri üzere hiç dokunmadan, sayfa altlarında eski kelimelerin karşılıklarını vererek romanı basmış. Böylece Ahmet Midhat'ın kullandığı bize her gün daha da yabancılaşan eski dilin tadını almak mümkün olmuş. Nitekim bugünün okuruna bu romanı okutacak şey de konudan ziyade dilden, o döneme ve yaşayışa, ilişkilere dair alacağı ipuçlarından elde edeceği keyif olacaktır herhalde. Zira konu roman içinde roman yazan ve bizzat baş karakter olarak yer alan Ahmet Mithat Efendi'nin peşine düşmeyi vazife edindiği kadar sarsıcı ve merak uyandırıcı hiç değil, hele bizim gibi bu yüzyılın okurları için! Okuru şaşabırakmayı kurduğu belli olan "entrikaları", "plot twist"leri okurken gülümsemeden edemedim; yani biz biraz kaçın kurası olmuşuz bu yüzyılda, ne entrikalar görüyoruz belki bizzat içinde yaşıyoruz bize bunlar değer mi:) Bir vapur seyri sırasında iki Ermeni hanımefendinin sohbetine kulak kabartmasıyla başlıyor roman, sohbet Ahmet Mithat Efendi'ye epey ilginç geliyor, üstüne bir de hanımefendilerden biri ansızın kalkıp yolcu beylerden birini tokatlamaya başlamasın mı! Artık Ahmet Mithat Efendi dayanamıyor, türlü şekillerde hanımların ve onların "pek ilginç" hikayelerinin diğer kahramanlarının hayatına giriyor, roman içinde bir yandan gitgide dostluğa ve aile olmaya evrilen bu tanışıklıktan sonraki olayları okurken bir yandan da roman olarak yazsın diye Ahmet Mithat Efendi'ye tek tek anlatılan, vapurdaki o esrarengiz olayın önünü, arkasını okuyoruz. Ve elbette, yazarın hemen her yapıtında yaptığı gibi sıklıkla araya aldığı türlü konulardaki fikirlerini de. Ahmet Mithat Efendi'nin roman içinde roman ve kendini de bir karakter olarak dahil ederek
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2021912 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2025 9. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 18:19
Ahmet Mithat Efendi'nin eserlerine dair en sevdiğim yönlerinden biri, döneme dair Istanbul da hayatların nasıl yaşandığına, insanların birbiriyle ilişkilerinin nasıl oduğuna, yani kısacası o döneme dair bize bol bilgi veriyor olması. Bu romanda da gözlerimizin önünde o dönem İstanbul'u tam olarak canlanıyor. Eserde anlatılan hikâye'ye yazar kendisini de dahil ederek okuyucusuna bir sürpriz yapmış ve yer verdiği diyologlar sayesin de fikirlerinden de faydalanmamızı sağlamış. Aslında çok da ilginç olmayan bir hikâyeyi, bu kadar sürükleyici bir hale getirmesi ise onu Ahmet Mithat yapan bir unsur... Severek okuduğum ve Türk edebiyatına ilgi duyanların da okuması gerektiğini düşündüğüm bir eser.
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005912 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2024 93. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2024 11:00
merhaba sevgili arkadaşlar! Ahmet Mithat Efendi - Müşahedat kitabından bahsedeceğim bugün sizlere. Hüseyin Rahmi’den sonra en sevdiğim klasikçi olduğumu bilmem kaçıncı kez söylüyorum ve asla söylemekten sıkılmayacağım. yazardan okuduğum dokuzuncu kitap ve tabi ki beklentimi karşıladı. yazardan okuduğum en ilginç eserdi, Natüralist bir tarzda yazılmış. roman roman içinde bir eser olmuş tabiri caizse. Ahmet Mithat bu eserinde kendisi de romanın içerisine dahil olmuştu, hem de kendi kimliğiyle. hatta hikâyenin gidişatında Ahmet Mithat’ın ismini yanlış okudum sanıp “yahu bir yerde şaşırdım galiba” deyip o kısmı baştan tekrar okumuştum. Türk edebiyatında bir ilki daha gerçekleştirip natüralist yazmasına hayran olduğumu söylememe gerek var mıdır? canım Ahmet Mithat seninle tanışmayı öyle çok isterdim ki… iyi ki edebiyatımızda yazı makinemiz sensin. konusuna değineyim, yazarımızın bir vapur yolculuğunda iki genç hanım ve orta yaşlı bir kadının konuşmaları dikkatini çekiyor. genç hanımlardan biri, öfkeyle durduk yere bir adamı tokatlayınca bizim yazarın merakı ne olur? işte yazılacak ilginç bir hikâye der ve bu hanımların peşlerine bir merak uğruna düşüverir. hikâyemize pek sonraları genç bir beyde dahil olur. e sonra ne mi olur? bu üç genç ve bizim Ahmet Mithat’ın başına neler gelir, gidişat nasıl olur okuyup görebilirsiniz. çok sevdim. romanın nasıl oluştuğu, olayların bağlantısını ve finali çok sürükleyiciydi. Ahmet Mithat’ın klasik dostluk/vefa temasını bu eserde de görmüş oldum. Siranuş, Refet ve Agavni iyi ki roman kahramanlarım arasına dahil oldunuz. herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim, okuyunuz efenim. sevgiler, buse.
Alıntı
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024912 okunma
Puan vermedi·432 syf.··
2017 30. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2017 23:34
Nereden, nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Doğalcı romana bir örnek olarak Müşahedat’ı yazdığını iddia eden Ahmet Mithat Efendi ki bence de öyle ama başlangıçta romantik romandan da izler vardı, başka türlü olduğunu iddia edenler de olmuş, okurken, araştırırken ilginç şeyler deneyimledim. Dergâh Yayınlarından 2013 birinci baskıyı okudum ve anladığım kadarıyla ikinci baskı şimdilik yapılmamış, alışveriş sitelerinde tükendi yazıyor. Bu ayrıntıyı niçin veriyorum, Dergah Yayınları eseri sadeleştirmeden basmış ki, eserin kalitesi ve orijinalliği bakımdan özenli bir çalışma da yapmışlar ama ülkemin gerçekleri farklı olunca belki de bu sebepten ikinci baskıyı yapamadılar. Ne diyorum ben! Okurken yoruldum, yoruldum demek eseri beğenmedim, keyifle okumadım, sıkıldım manasında değil. Bilmediğim kelimeler, bilemediğim kelimeler, yayınevinin dipnotları ve sözlük arasında gidip gelmeler, bazı yerleri tekrar okumama sebebiyet veren durumlar… Yıl 1890, yıl 1920 de, yıl 1935 de, yıl 1940 da fark etmiyor… Yanlış bir şeyler var çok açık ortada… Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini sadeleştirmek durumda kalmışız… Derinden üzüldüğüm için bu konuya girdim… İşin bir başka boyutu Türk Dil Kurumu tarafından eser 2000 yılında basılıyor… Eee Cemil Meriç Ahmet Mithat Efendiye “tek kişilik akademi” diyor, Türk edebiyat tarihinde romancılığa yeni başlandığı zamanlarda, meddahlık kültürü ile yetişmiş bir topluma kitap okuma alışkanlığı kazandırmış, kendini sevdirmiş ve bu uğurda da bir sürü eser vermeye çalışmış bir yazar ki şöyle söyleniyor hakkında: “Gazeteci, hikaye ve roman yazarı, tarihçi, ilahiyatçı, felsefeci…O, bütün bu alanlarda ciltler dolusu eseri bulunan, edebiyattan coğrafyaya, müzikten dinler tarihine hemen her konuda kalem oynatmış ve okuyucularını her alandan haberdar etmek isteyen bir
Tarih
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Dergah Yayınları · 2017912 okunma
7/10
·460 syf.··
Beğendi
·
2025 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2025 19:51
İlk defa 1891 yılında yayımlanan Müşahedat, ismi ile müsemma tam bir gözlem romanı ve edebiyatımızın ilk natüralist romanı olma özelliğini taşıyor. Ahmet Mithat Efendi objektifini eline alıyor ve kendini de hikâyenin içine dahil ederek bazı hayatları müşahede ediyor. Yazım tekniği olarak yazarın da içinde yer aldığı ve yer yer okuyucu ile konuştuğu farklı bir eser. Ayrıca oldukça da akıcı bir metin olduğunu söylemeliyim. Hikayenin ana karakterleri Siranuş Hanım ve Refet Bey. Üçüncü sıraya da hikaye içinde olması nedeniyle Ahmet Mithat Efendi'yi yazabiliriz :) Seyyit Mehmet Numan ise her iyi romanda olması gereken iyi bir yan karakter olarak yerini alıyor. Hikaye, Ahmet Mithat Efendi'nin Beykoz'dan İstanbul'a giden bir şehir içi vapurunda seyahati ile başlıyor. Vapurda Siranuş Hanım ve arkadaşı ile tanışıyor. Sonrasında hikaye akıp gidiyor. Edebiyat dünyamızın bu klasik romanı ilgisine tavsiye olunur. Herkese faydalı okumalar dilerim.
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Mercan Okul Yayınlar · 0912 okunma
Müşahedat
10/10
·364 syf.··
Beğendi
·
2024 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Ekim 2024 10:48
Ahmet Mithat Efendi gölgede kalmış bir edebiyatçı... Bu sözü onun ile ilgili araştırma yaparken; bir söyleşiden aldım. Bu kitabında Türk edebbiyatında bir ilke imza atarak Natüralist bir roman kaleme almış. Kitapta da bahsi geçen Emile Zola kadar etkili olduğunu da bir yerde okumuştum. Bir Vapur yolculuğunda yazarımızın dikkatini çeken iki genç ve orta yaşlı bir bayanın aralarındaki konuşmalar ve içlerinden birini durduk yere bir adamı tokatlaması üzerine peşlerine düşen yazar, adım adım romanı nasıl oluşturduğu bilgisi eşliğinde birbirini doğuran olayları, gidişatı ve sonuçlarını sürükleyici bir şekilde anlatmış. Romanın kahramanlarından biri...bizzat Ahmet Mithat Efendi olarak yer vermiş kendisine. Yine romanımız dostluk, vefâ, erdemlik üzerine oturtulmuş. Üslüp yönünden Ahmet Ümit ile bir benzerlik gösterdi bu sefer ki kitabım.. Yine güzel mutlu bir sonu okuyucudan esirgememiş Ahmet Mithat Efendi.. Sadeleştirilmiş diliyle,severek okudum , çok keyifliydi tavsiye ederim. Çok beğendim.
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Kum Saati Yayınları · 2003912 okunma
8/10
·383 syf.··
2024 17. kitabı
Sevdim mi sevmedim mi bilemediğim, arada kaldığım bir okuma. Anlattığı zamanın yaşantısını çok beğendiğim için kitabın sevdiğim yönü de bu kısımları oldu. O zamanın kalifiye insanları ve yaşayışı. Yani 2-3 dil bilen, birkaç enstrüman çalabilen insanlar. Şimdilerde mumla aradığımız, kaliteli sosyal aktiviteler filan. Sevmediğim yönü ise konu ve de anlatım sanırım. Epey sıkıldım okurken. Sürükleyici de değil bence, merak uyandırmıyor.
İnceleme
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022912 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 20:52
Müşahedat, okurken bana hayatın içinden bir sohbet dinliyormuşum hissi verdi. Ahmet Mithat Efendi’nin anlatımı çok samimi ve öğretici. Yazar sadece bir hikâye anlatmıyor, aynı zamanda okuyucuyla konuşuyor, düşündürüyor ve olayları yorumlamamızı sağlıyor. Bu yönüyle kitap, klasik romanlardan biraz farklı bir tarz sunuyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şey insan ve toplum üzerine yapılan gözlemlerdi. İnsan ilişkileri, günlük hayat, ahlak ve toplum yapısı üzerine yapılan yorumlar oldukça gerçekçi ve düşündürücüydü. Yazarın olaylara bakış açısı, insanı sorgulamaya yönelten bir derinlik taşıyor. Özellikle “görmek” ve “anlamak” arasındaki farkı vurgulaması kitabın ana fikrini güçlü şekilde hissettiriyor. Dil olarak sadeleştirilmiş hâlini okumama rağmen yer yer eski dönem havasını hissetmek güzeldi. Bu da kitabın atmosferini daha etkileyici kıldı. Bence bu eser sadece bir roman değil, aynı zamanda insanı gözlemlemeyi ve hayata farklı bir bakış açısıyla yaklaşmayı öğreten bir kitap. Genel olarak Müşahedat, insanı düşündüren, hayatın içinden çıkarımlar sunan ve okurken insana farklı bakış açıları kazandıran bir eserdi. Klasik Türk edebiyatına ilgi duyan herkesin okuması gereken anlamlı bir kitap olduğunu düşünüyorum.
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Kapra Yayıncılık · 2023912 okunma
Puan vermedi
Aşağıda okunacaklar bir inceleme değil, Berna Moran'ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1 adlı eserinden bir alıntıdır. Müşahedat için daha açıklayıcı olduğunu düşünerek burada paylaşmayı daha uygun buldum. "Romanın yazılışını konu haline getirme bakımından Müşahedat’takini andıran bir tekniği, 18. yüzyıl İngiliz romancısı Lawrence Sterne Tristram Shandy’de kullanılmıştı. Roman görünüşte Tristram’ın yaşamını anlatıyordu, ama Tristram’ın ağzından anlatılan bu yapıtta romanın kahramanı sözde gerçekçi bir yöntemle yazmaya çalışırken, gerçekçi romanın bir parodisini yapmış ve dolayısıyla bu tür romanın benimsediği kuralları sergilemiş ve saymaca olduklarını ortaya koymuş oluyordu. Başka bir deyişle Tristram Shandy’nin de konusu bir bakıma ‘’roman’’dı. Romanın kendi dışında bir şeyi değil de kendisini anlattığını söyleyen Rus Biçimcilerinden Şklovskiy, bundan ötürü Tristram Shandy’yi dünyanın en tipik romanı sayar. Ahmet Mithat’ın yaptığı elbette ki çok daha basit bir düzeyde, ama doğalcı bir romanın yazılış yöntemini ve kurallarını konu edinmesi bakımından Stern’ü çağrıştıran bir yönü var. Rus Biçimcileri Müşahedat’ı okumuş olsalardı, bu açıdan ilginç bulurlardı herhalde… Ahmet Mithat’ın, kişilerini romanın yazılması eylemine katmakla, L. Pirandello’nun Altı Şahıs Yazarını Arıyor (1921) oyununda kullandığı tekniği ondan önce bir ölçüde denediğini de söyleyebiliriz isterseniz. Müşahedat ile Andre Gide’in Kalpazanlar’ı (1925) arasında da teknik bakımından bir benzerlik bulunur. Kalpazanlarda da romanın içinde bir romancı vardır ve onun roman sanatı hakkındaki düşünceleri, romanın kişileriyle ilgili notlar ve anı defterine yazdıkları romanın içinde yer alır ve konunun bir parçasını oluşturur. Andre Gide bu tekniğin sağladığı olanakları çok iyi değerlendirir ve yaptığı iş
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Anonim Yayıncılık · 2013912 okunma
8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 00:00
Ahmet Mithat Efendi Müşahedat romanı, kendi yazılış serüvenini konu alan, edebiyatımızdaki ilk natüralist ve metinlerarasılık izleri taşıyan en yenilikçi eserlerden biridir. Yazar Ahmet Mithat Efendi, eserde sadece bir anlatıcı değil, aynı zamanda bizzat romanın başkahramanlarından biridir. Karakterlerle sohbet eder ve olaylara müdahale eder. Romanda İstanbul’un çeşitli kesimlerinden gelen karakterlerin (Seyyale, Fitnat, Agop ve İhsan Bey) ilişkileri ve yaşadıkları çatışmalar işlenir. Yazar, çalıştığı gazeteye gitmek için bindiği vapurda, konuşmalarına kulak misafiri olduğu iki kadının (Seyyale ve Fitnat) hikayesini araştırmaya karar verir. Kadınları takip edip güvenlerini kazanan yazar, onların sıra dışı yaşamlarına ve çevrelerine dahil olur. Bu süreçte karakterlerin hayatlarını yakından gözlemleyen Ahmet Mithat, toplumsal normları, evlilik kurumunu ve sınıf farklılıklarını eleştirerek şahit olduğu bu olayları bir romana dönüştürür. Ahmet Mithat Efendi
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Dergah Yayınları · 2017912 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Ahmet Mithat EfendiYazar · 107 kitap
Ahmet Mithat (d. 1844; Tophane, İstanbul - ö. 28 Aralık 1912, İstanbul), Türk yazar, gazeteci ve yayıncı. Tanzimat dönemi yazarlarındandır. Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. 1878'de çıkarmaya başladığı ve yayın hayatını 1921'e kadar sürdürmüş olan Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biri olmuştur. 1844 yılında İstanbul'un Tophane semtinde dünyaya geldi. Babası Bezci Süleyman Ağa, annesi bekar çamaşırı diken Nefise Hanım idi. Annesinin ilk evliliğinden olma Hafız İbrahim adlı bir ağabeyi ve Halime, Şerife, İsmet ve Şerife adlı kardeşleri vardır. 6-7 yaşlarında iken babasını kaybetti ve ailesi büyük geçim zorluğuna düştü. Ailesi ile beraber ağabeyi Hafız Ağa'nın kaza müdürü olarak görev yaptığı Vidin'e gitti ve bir mahalle mektebinde öğrenim görmeye başladı. Ertesi yıl İstanbul'a dönerek öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebi'nde devam etti. 1857-1861 yıllarında Mısır Çarşısı'nda bir aktar dükkânında çırak olarak çalıştı. 1861’de ağabeyinin yeniden Vidin Kasabası'na atanmasıyla Vidin'e, Mithat Paşa'nın ağabeyini yanına aldırması üzerine Niş kasabasına gitti ve 1864 yılında üç yıllık Niş Rüştiyesini bitirdi. Mithat Paşa'nın Tuna Valisi olarak atanıp ağabeyini vilayet merkezi Rusçuk'a getirtmesinden sonra kendisi de Rusçuk'ta bir devlet dairesine memur olarak atandı. Memuriyetini sürdürürken bir yandan da Arapça, Farsça ve Fransızcasını ilerlettiği için kendisini takdir eden Mithat Paşa ona kendi ismini verdi. Böylece asıl adı olan Ahmet'in yanına 'Mithat' da eklenerek, bu şekilde anılmaya başladı. Bu dönemde memuriyet görevlerine ilave olarak Teşkilat Kanunu gereği çıkartılan Tuna Gazetesi'nin yazıişlerinde yardımcılık yapmaktaydı. 1866'da ağabeyinin yanında tercümanlık göreviyle gittiği Sofya'da ailesinin isteği üzerine evlendirildi. Kısa süre sonra Rusçuk'a dönerek çeşitli işlerde çalıştı. 1868’de Tuna Gazetesi'nde yazar olarak göreve başladı, gazetenin başyazarı oldu. Bu dönemde tanıştığı Muhacirin Komisyonu (Göçmen Komisyonu) başkanlığını yapmakta olan Şakir Bey'in evinde uzun süre konuk olan Ahmet Mithat, onun zengin kitaplığından yararlandı, Şakir Bey'in Romanyalı bir müzisyen olan eşi sayesinde ilk defa Batı sanatı ile tanıştı. Bağdat yılları Şura-yı Devlet Reisi olan Mithat Paşa 1869 yılında Bağdat Valiliği'ne tayin olduğunda Şakir Paşa'yı da merkez mutasarrıfı olarak Bağdat'ta görevlendirmesi üzerine Ahmet Mithat, onunla birlikte Bağdat'a gitmek istedi. Bu isteğini kabul eden Mithat Paşa kendisini bir matbaa kurmakla görevlendirdi ve çıkartılacak olan 'Zevra' adlı gazetenin başına geçirdi. Bağdat yolculuğu sırasında ressam Osman Hamdi Bey ile tanışmıştı. Osman Hamdi ile dostluğu sayesinde Batı kültürünü tanımaya başladı. Bağdat'ta bulunduğu sırada Muhammed Zuhavi ve yarı derviş bir kişi olan Şirazlı Muhammed Bakır Can Muattar ile tanışıklığı onun kültürünü genişletti, öğrenme hırsını kamçıladı. Bağdat'ta hem gazete yönetmenliği yaparken hem de sanat okulu öğrencileri için fen bilgileri kitabı hazırladı. Kitabı Maarif Nezareti'nin yarışmasında ödül kazanıp ders kitabı olarak okutuldu. Devrin Maarif Nazırı Saffet Paşa ile yazışmaları onda İstanbul'a dönme isteği doğurdu. Basra mutasarrıfı (valisi) olan ağabeyi Hafız İbrahim'in ölümü üzerine 1871 yılında görevinden istifa eden Ahmet Mithat, İstanbul'a dönüp ailesinin geçim yükünü üstlendi. 'Ceride-i Askeriye' ve 'Basiret' Gazetelerinde çalıştı gibi matbaahanesini de kurup eserlerini bastı. İlk önce kendi evinin altında kurduğu matbaayı kısa süre sonra Eminönü'nde kiraladığı bir odaya taşıdı. Edebiyatımızın ilk hikâye koleksiyonu olan 'Letaif-i Rivayat' adlı eseri kaleme aldı. 'Letâif-i Rivayat', 'Kıssadan Hisse' ve 'Hace-i Evvel' isimli eserlerini kaleme aldı, bu eserlerin satışıyla geçimini temine çalıştı İlk sayıda kapatılan 'Devir' ve 13. Sayıda kapatılan 'Bedir' Gazetelerinin ardından 'Dağarcık' adlı dergiyi çıkardı. Bu dönemde Genç Osmanlılar ile ilişki kuran Ahmet Mithat, Ebüzziya Tevfik aracılığıyla Namık Kemal ile tanıştı. Kendi bastığı eserlerinin yanı sıra gazetelerde de yazıları yayımlandı. Namık Kemal'in yayınlamaya başladığı "İbret" gazetesinin sürekli yazarları arasına girdi. 1873 yılında kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılar ve Yeni Osmanlılar'la yakınlığı nedeni ile tepki çekti. Özellikle mecmuanın 4. Sayısında yayınladığı “Duvardan Bir Seda” adlı makalesi nedeniyle dinsizlikle suçlandı. Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyununun yarattığı hava içinde Gedikpaşa Tiyatrosu'nda iken 6 Nisan 1873'te Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos'a sürüldü. 38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınladı, Rodoslu çocuklara ders verdi, 'Medreseyi Süleymaniye' adlı bir ilkokul açtı. En üretken dönemlerinden birini yaşayan yazar, 'Hasan Mellah', 'Hüseyin Fellah' ve 'Dünyaya Yeniden Geliş ya da İstanbul'da Neler Olmuş' gibi önemli eserlerini burada yazdı. İstanbul'da çıkan 'Kırkambar' dergisi'ne yazılar gönderdi. Abdülaziz'in vefat etmesi ve V. Murat 'ın başa geçmesiyle çıkan genel af sonucu İstanbul'a geri dönmesine izin verildi. İstanbul'a döndükten sonra gazetecilik, yayıncılık ve romancılığa ağırlık verdi. İstanbul'a dönüşünden 15 gün sonra 'İttihad' adlı gazeteyi çıkardı. Vakit gazetesinde yazar (1877), Takvim-i Vakayi'de müdür oldu (1878). Bu dönemde yazdığı ve sürgüne kadarki hayatı ile sürgün yıllarını anlattığı 'Menfa' adlı eserinde Yeni Osmanlılar'ı eleştirdi; 'Üss-i İnkılab' adlı eserinde de II.Abdülhamid'in siyasetini överek yeni sultanın gözüne girdi. 27 Haziran 1878'de Osmanlı sarayının desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başladı; gazete, Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından birisi oldu. Başlangıçta gazetenin tüm yazılarını kendisi yazıyordu. Zamanla gazetenin yazarları arasına giren Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim gibi isimler, bu gazetenin sütunlarında meşhur oldular. 1879’da Matbaayı Amire'ye müdür olarak tayin edildi. Rodos sürgününden döndükten sonra Kabataş'ta yeni bir eve taşınan Ahmet Mithat Efendi, burada şair Fıtnat Hanım ile komşu olmuştu. Annesi Nefise Hanım'ın kardeşinin kızı olan Fıtnat Hanım ile aralarında doğan aşk, mektuplarla sürdürüldü. Mektuplaşmaları 1944 yılında kitaplaştı. 1880 yılında Beykoz bir çiftlik satın aldı. Ona ait araziden kaynayan suya 'Sırmakeş' adını verdi ve şişeleyerek içme suyu satışı başlattı. Beykoz kıyısında bir yalı satın alarak sanat ve edebiyat çevrelerinden pek çok kişiyi bu yalıda ağırladı. 1884’te büyük kızı Mediha'yı Muallim Naci ile evlendirdi. Damadı Muallim Naci, 1883’te Tercüman-ı Hakikat'in edebiyat sayfasının yönetimini üstlendi. Ne var ki Ahmet Mithad eski edebiyat alışkanlıklarını savunan damadı ile görüş ayrılığına düştüğü için 2 yıl sonra onu gazeteden kovdu. 1888'de 'Gümüş İmtiyaz Madalyası', 1889'da 'Bâlâ Rütbesi' ve ikinci dereceden 'Mecidî' aldı. 1888'de Türkiye temsilcisi olarak Stockholm'daki VIII. Müsteşrikler Kongresi (Doğu Bilimleri Kongresi)'ne katıldı. Dönünce gözlemlerinden yola çıkarak 'Avrupa'da Bir Cevelan' kitabını yayımladı. 1908'e kadar Tercüman-ı Hakikat'te roman, hikaye ve makaleler yazmayı sürdürdü. Yazar, II. Meşrutiyet döneminde yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Yazıları eskisi gibi rağbet görmediği için yazı hayatından da çekildi[1]; Bakanlar Kurulu'nun özel kararıyla Darülfünun'da genel tarih, felsefe tarihi; Darülmuallimat'ta tarih ve eğitimbilim dersleri; Medreset-ül-Vaizin'de dinler tarihi dersleri verdi; ayrıca Darüşşafaka'da gönüllü olarak öğretmenlik yaptı. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka'da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatını kaybetti. Fatih Camii Mezarlığı'na defnedildi. Ölümüne dek ikiyüzden fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. En büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmak idi. Çoğunluğa hitap etmek, dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi 'kırk beygir gücünde yazı makinesi' olarak tanındı. Eserlerinde Avrupa'nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Ürünlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, 'Açıkbaş, Ahz-i Sar, Ziba' adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde ürünler vermiştir. Fransızca'dan yaptığı roman çevirileri, Batı yazınının ilk çeviri örneklerini oluşturur. Romanları, Namık Kemal, Şemseddin Sami ve Samipaşazade Sezai ile birlikte onu ilk Türk romancılar kuşağının bir üyesi yaptı. Gazeteciliğin dışında tarih, coğrafya ve felsefeye ilgi duymuş; çoğunlukla Batı kaynaklarından yararlanarak kaleme aldığı bu eserleri hem kitap oylumunda, hem de fasikül olarak çıkarmıştır.