Rahat rahat oturduğumuz evlerimizde bilgisayardan ya da aklımızı alan akıllı telefonlarımızdan yazmak ne kolay değil mi? Herkesin içinde nefret duygusu. Susuyorum olmuyor, konuşuyorum olmuyor, yeniden, yine yine izah ediyorum olmuyor. Ah bu kelimeler neden bana yetmiyor? Azıcık sevgi dolduralım yüreklerimize. Artık şu sığamadığımız bizi kucaklayan koca dünyaya sığalım istiyorum. Umutlarımı öldürüyorlar. İnsanlar birbirinden sadece tanışırken "memnun". Dost olduğunu, arkadaş olduğunu sanırsın ve hani hissettirirsin ya onsuz olmayacağını elin ayağın gibi ona muhtaç. İşte ondan sonra kendini nimetten sayar onlar; herkes gibi öleceğini unutarak. Sonra da insanın ömrünü yer bunlar adını da deli koyar.
Tanırsın artık insanları, tamam dersin, 40 yılda bir gelir iyisi, ama sen artık delisindir. Hiç olmazsa yaşarken, içimizdeki huzurun ölmesine izin vermeyen dostluklara merhaba diyelim. Hani geriye baktığımız 'ahh' landığımız ve 'keşke'lendiğimiz zamanlar vardır. Dürüst olalım bu liste de bayağı kabarıktır. Ama öyle bir 'iyi ki'lerimiz de vardır ; işte o tüm olumsuzlukları tolere eder! İyi ki anneyim.
İyi ki hayatımda benden, benliğimden canlılar var.
İyi ki dostluklarımız var. Bazı insanlara rastlama şansı verir hayat çoğalırsınız. İyi ki var, varız deriz. İnsan olmak, ne büyük bir onur. Yaradılışımızın farkına varıp, özümüzü hissetmek için ; ne dinlere, ne eğitime, ne paraya, ne de empatiye ihtiyacımız yok. İçimize dönüp niye var olduğumuzu hatırlamak yeterli değil mi ki? Kızdığımız şeyler belki de kendimizde olmayanlardır. Varlığımızdan gurur duyduğumuz sabahlara günaydın diyebilelim. Yazarak hiçbir şeyi değiştiremiyor olsak da, en azından içten bir şekilde okunduğunda kim bilir belki birilerinin temiz kalbine değer, dua olur, gerçek olur. Derin acılarımızın sona erdiği,