Adı:
Sapık Sevgi
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
117
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754340693
Kitabın türü:
Çeviri:
Fikret Kolverdi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
"Corydon", Andre Gide'in yapıtları arasında en çok tartışılmış, üzerinde en çok söz edilmiş olanıdır. Gide, burada kurulu ahlak düzeninin dışına çıkarak "sapık" denilen sevgileri bilimsel olarak ele alıyor ve insan özgürlüğü açısından tartışıyor. Ahlak yönünden en tutucu kişileri bile düşündürecek kanıtlar bulup ileri sürüyor. Bu kitabıyla Gide, akıl ve mantık yürütmedeki ustalığının yanı sıra üslup yeteneğini de kanıtlıyor.
(Arka Kapak)
117 syf.
“Bu kitabı kendilerine okuttuğum birtakım dostlarım -her ne ka­dar bu denli önem vermemin bir hata olmadığı kuşku götürmezse de- doğa bilimlerine değin konularla çok uğraştığım kanısına vardılar; ama, diyorlar, bu konular okurları yoracak ve yıldıracak. Ne iyi! İşte benim de istediğim bu: Ben eğlendirmek için yazmıyorum, bu kitapta eğlence, sanat, espri, yani çok gerçek bir düşüncenin en yalın bir anlatı­mından başka bir şeyler arayacak olanları daha ilk satırlarda hayal kı­rıklığına uğratmak istiyorum.
En üstün olgunluk ölçüsünün kendini doğaya bırakmak ve içgüdü­lerini alabildiğine kapıp koyuvermek olduğuna hiç de inanmıyorum; inancım şudur ki, kısmak ve yumuşatmaya çalışmaktan önce onları iyi­ce anlamak önemlidir; çünkü sıkıntısını çektiğimiz uyumsuzlukların çoğu ancak yüzeyde kalır ve yalnız yorumlama yanlışlarından doğarlar.”

“Düşünüyorum da, ben bunla­rı söylüyorum diye böyle olacak değil ya! Bu zaten böyle. Ben bunun böyle olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Madem ki böyle olduğu hiç de kabul edilmek istenmiyor, bunun böyle olmasının gerçekten bu denli kötü olup olmadığını araştırıyorum, araştırmaya çalışıyorum.”

Andre Gide, işte tam da bu sözlerini kitabın önsözüne yazarak başlamış anlatmaya. Bunları eklemeden geçmek istemedim çünkü bu hassas konuda yazarın asıl düşüncesinin ne olduğu bizim için çok önemli. Eşcinselliği olağan bir durum görerek mi yazmış yoksa buna karşı mı çıkmış önce onu anlamalıyız.

Açıkcası başlarda ben anlamadım. Komik olabilir bu kısım çünkü ben de yazarken güldüm..

Konumuz, eşcinsellik bir tercih midir?

Bence yazar hakkında bu konuyu savunuyor ya da savunmuyor diyemeyiz. Yazar sadece anlamaya çalışıyor. Konunun derinliklerine ve geçmişe inerek bizlere olabildiğince mantıklı açıklamalar yapıyor. Ayrıca kitap diyaloglar halinde ilerliyor ve yazar hem eşcinsel bireyi hem de ona tamamen zıt düşüncelere sahip homofobik bir bireyi canlandırıyor ki, bu çok çok zor olmalı.. Sürekli kendini çürütüp duruyor.

Kişilerden biri eşcinselliğe tamamen karşı çıkan ARKADAŞI, diğeri ise savunan, hatta savunmak bile demek istemiyorum amacı sadece bunun olabilecek bir durum olduğunu anlatan, eşcinsel bir doktor. (CORYDON) Neden savunmak demedim onu da açıklayayım. Kendileri karşı tarafın bu kadar öfkeli ve duruma hakim olmamasını olabildiğince anlayışla karşılıyor. Ona bu düşüncelerin olağanlığı anlatmak için de kendi cümleleriyle bir savunma yapmıyor. Bilimden yararlanıyor, tarihten yararlanıyor, edebiyattan yararlanıyor ve sürekli geçmişten gelen kişilerin ağzıyla konuşuyor. Bu durumun sadece onda olmadığını, etrafta birçok kişinin içinde bulunduğunu ve fark etmediklerini dolaylı yoldan aktarmaya çalışıyor. Doğrudan demiyorum çünkü kendi düşüncelerini araya katmaktan ziyade sürekli sorular sorarak karşı tarafın kafasını kurcalamaya çalışıyor.

“Papaz Galiani’nin bir cümlesiydi bu; Madame d’Epinay’e yazmış, "Önemli olan," diyor, "Önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle bağdaşarak yaşamaktır.” (Sayfa 18)

Önemli olan iyileşmek değil.
Kendi cinsine duyduğu hislerden dolayı intihar etmiş bir çocuk anlatılıyor başlarda. Doktor, arkadaşına durumun farkında olmadığı eğer olsaydı onu iyileştirebileceği söylüyor. Arkadaşı ise doktoru papazın sözüyle vuruyor ve “Bu durum iyileşebilecek bir şey yani öyle mi?” diyor.
Doktor (Corydon) ise iyileştirmeyi, çocuğa onun “hasta olmadığını” anlatarak yapardım diyor.

Arkadaşı;
-Oldu olacak, içgüdüsündeki bu bozukluğun doğal olduğunu da söyleseydiniz bari.
Doktor(Corydon);
-İçgüdüsündeki bozukluğun doğal olmaktan başka bir şey olma­dığına onu innandırarak yapardım diyor.

Daha sonra Doktor(Corydon) ikinci konuşmasında doğabilimi üzerinden cevaplar veriyor..
(Bu arada doktor bir kitap yazıyor ve bu konular doktorun yazdığı kitabın içeriği üzerinden ilerliyor.)

Burada durum biraz daha ciddileşiyor ve doktor konuşmaya tekrar bir düşünürün sözüyle başlıyor.

“Pascal’ın sözünü bir daha söyleyiniz bakalım: “Tüm eğilimler doğanın içindedirler...”
- “Doğanın o kadar da tekdüze olmadığı kuşku götürmez. De­mek ki, doğayı tekdüze kılan alışkanlıktır, çünkü alışkanlık doğayı zor­lar; kimi zaman da doğa alışkanlığın üstesinden gelir ve insanoğlunu, iyi ya da kötü herhangi bir alışkanlığına bakmayarak...””

Arkadaş;
-Karşı cinse dönüklüğün salt alışkanlıktan doğduğunu mu savunuyorsunuz?
Doktor;
-Yok canım! Demek istediğim; bizim ancak karşı cinse dönüklü­ğü doğal saymamız alışkanlıkla varılan bir yargıdır.”

Burada ise anlamamız gereken durumun doğal mı yoksa alışkanlıktan öte mi olduğudur. Doktor genelde alışkanlığımıza ters olduğunu söyleyerek kabullendirmeye ve aslında alışkanlıklardan ötürü doğal ya da doğal olmayan gibi gözüktüğünü anlatır. Daha sonra ise şu sözleriyle durumu tamamlıyorum;

Doktor;
-“La Rochefoucault’nun şu derin sözünü hatırlayınız: “EĞER AŞKTAN SÖZ EDİLDİĞİNİ DUYMASA, HİÇBİR ZAMAN SEVEMEYECEK İNSANLAR VARDIR.” Düşününüz ki, yaşadığımız toplumda, törelerimizde, her şey öbür cinse karşı bir cinsel istek duymaya zorlar bizi, her şey karşı cinse dönmeyi öğretir, her şey ona yöneltir kişiyi, her şey bu duyguyu körükler, tiyatrolar, kitaplar, gazeteler, büyüklerden alınan örnekler, salon­lardaki gösteriler, sokaklardakiler. Dumas Fils "La Question d’Argent’ın önsözünde ne güzel söylüyor: "Bütün bunlara karşın âşık olunmazsa, o zaman yetişmede bir bozukluk var demektir." Bak hele! Bir genç sonunda çevresindeki bu ağız birliğine kendini kaptırırsa, bu yolu seçmesinde öğütlerin etkisi olduğunu, arzularının baskılarla istenen yö­ne çevrildiğini nasıl kabul etmezsiniz! Ama olur da bunca öğüte, çağrı­ya, isteklendirmeye bakmayıp kendi cinsine dönüklük eğilimi gösterir­se hemen şu kitabı, bu etkiyi suçluyorsunuz; (ve bütün bir ülke, bir top­lum içinde böyle düşünüyorsunuz); “Bu sonradan edinilmiş bir eğilim­dir” deyip duruyorsunuz; evet, bu ona öğretilmiştir, burası kesin; böyle bir şeyi yalnız başına bulabileceğini kabul etmiyorsunuz.

Daha sonra konu içgüdülere geldiğinde arkadaşı içgüdü adı altında sığınmanın doğru olmadığını o zaman katillerin, hırsızların da bu konularda içgüdü diyerek doğal karşılaşabileneceğini söylüyor. Arkadaş bir söz ile cevap veriyor ve;

“Bohn, kısa bir süre önce çıkan küçük bir kitabında büyük bir olgunlukla şöyle diyor: "Asıl tehlikeli olan şey, içgüdü sözcüğünün kullanılması değil, bu sözcüğün hangi anlama geldiğini bilmemek ve bundan bir açıklamaymış gibi ya­rarlanmaktır.” diyor ve doktorun içgüdü şeklinde kendini açıklamasının önünü kesiyor.

Şimdi buralarda tam doğabilimine giriyor ve çok güzel bilgiler aktarıyorlar. Ama hepsini yazmam mümkün değil ve haklarında sadece bu kitabı okuyarak bilgi sahibi olduğum çok konu var. Benim aktarmamdan öte kitabı okuyan kişinin daha doğru anlayabileceği konular. Ama bana can alıcı gelen noktalardan bir tanesini paylaşacağım.

Arkadaşı, dişi köpeği olduğunu ve bir gece erkek köpeklerin gece boyunca dışarıda uluyarak geçirdiklerini söylüyor.

Corydon(Doktor) ise ona kızgınlık dönemi haricinde erkek köpeklerin dişi köpeğinizin yanına yaklaşmayacağınızı biliyorsunuz diyor. Erkek için çiftleşmenin zamanı olmadığını fakat dişi köpeklerin kızgınlık süreleri olduğunu belirtiyor. Erkeğin kızgınlık döneminde isteğinin uyanmasının sebebi olarak dişi köpeklerin çıkardığı kokunun neden olduğunu söylüyor.

“Hayvanın duyguları için bu koku öyle güçlü, öyle heyecanlandırıcı ki, (eğer böyle söyle­mem doğru olursa) cinselliğin ona ayırdığı rolün dışına çıkıyor ve şeh­vet uyandıran bir ilaç gibi yalnız erkeği değil, öbür dişileri de kızışmış durumdaki dişiye beceriksizce yaklaşmayı deneyecek kadar coşturu­yor. Köylüler öbür inekleri tedirgin eden kızışmış ineği sürüden ayırırlar... Sözün kısası şunu demek istiyorum: Dişiden belirli sürelerde çı­kan koku, erkekte cinsel istek uyandırır demek, bu istek yalnız o süre­de uyanır demek değildir.(Kimi hayvanların kendi cinslerinden erkeklerden hoşlandıklar da görülür.)
Gerçekten, kendisine kısa bir süre önce çiftleşmesinden sinen ko­kuyla dişiyi hatırlatmasından ötürü erkeğin başka erkekleri uyardığı, sa­nırım ki doğru olarak, savunulmuştur.
- Samson, “Ne gariptir ki,”diyor, “Dişide pek çabuk (döllenme­den hemen sonra) uçup giden bu koku bir kere başkasına sindikten sonra kolay çıkmıyor...” “

Arkadaşı;
-Evet, az önce size diyordum ki: Ancak yeni çiftleşmiş olan bir erkek, dişinin kokusunu daha üstünde taşıdığından, saldırışları haklı gösterebilir...

Corydon;
-“Paris bulvarlarından birinde iki köpek bildiğiniz gibi gülünç bir şekilde birleşmişlerdi; arzulan yerine gelmiş olduğundan, her ikisi de kurtulmaya uğraşıyorlardı; bu ayrılma çabaları kimilerince utanç du­yulacak bir durum olarak karşılanıyor, kimileri de çok eğleniyordu; yaklaştım. Kesinlikle kokuyu alıp yanaşmış olan üç erkek köpek, çevrelerinde dönüp duruyordu. Bunlardan daha gözüpek ya da daha coşkun olan biri, artık dayanamayarak, üstlerine atlamayı denedi. Birbirlerin­den ayrılamayan bu çiftler birinin üstüne çıkabilmek için bir süre olma­dık cambazlıklar yaptığını gördüm... Dediğim gibi, şu ya da bu neden­le bu sahneyi seyretmekte olanların sayısı az değildi; ama bahse gire­rim ki, şunu farkeden yalnız ben oldum: Erkek köpeğin üstüne çıkmak istediği öbür erkekti, evet yalnız öbür erkek; dişiye aldırmıyordu bile; boyuna uğraşıp duruyordu ve kurtulamamış olmasında ötürü, öbürü de kendini iyi savunamadığından az kalsın amacına ulaşacaktı... Derken bir polis çıkageldi ve bir tekmeyle oyuncuları ve arkasından izleyicileri dağıttı.”


İçgüdü üzerine hayvanlar ve bitkilerle ilgili tonla deney, bilimsel araştırma üzerine konuştuktan sonra içgüdü konusunda en son bunları söylüyorlar;

1. Çiftleşme ne kadar güçse, içgüdü o kadar kesindir.
2. İçgüdü ne kadar kesinse, erkek sayısı o kadar azdır.
3. Demek ki: Çiftleşme güçleştikçe erkek sayısı azalır (dişinin se­vişmeye kurban ettiği erkeklerde); kuşku yok ki, şehveti tatmak için başka bir yol bulunursa bu tehlikeli çiftleşmeye yanaşılmaz bir ve böylece o tür sönüp gider. Yine kuşkusuz ki, arzularını yerine getirmeleri için doğa onlara başka hiçbir yol da göstermez.



Üçüncü konuşmada ise insanlar üzerinden gidiyorlar.

Darwin, Spinoza, Yunan ahlakından, heykelciliğinden, savaşlarından, Goethe ve hatta şu sözü paylaşayım burada;

Goethe; “Arı estetik kuralına göre erkek bedeni kadın bedeniyle karşılaştırıldığı zaman daha güzel, çok daha estetik ve daha yetkindir. Böyle bir duygu bir kez uyanmaya görsün, kolayca hayvanlığa kaçar. Cinsel sapıklık, insanlık kadar eskidir, demek ki, doğal bir şey olduğu ve doğaya dayandığı söylenebilir ama yine de doğanın yararına çalışmaz. İnsan doğadan kazandığı, ondan çekip aldığı şeyi artık elinden kaçırmaz, ne fi­yata olursa olsun geri vermez onu.”


Montesquieu şöyle anlatıyor:
"Roma’da sahneye kadınlar değil, iğdiş edilmiş kadın kılığında er­kekler çıkar. Bunun ahlak üstündeki etkileri çok kötüdür: Çünkü (bildi­ğime göre), Romalılarda hiçbir şey bundan daha fazla fizyolojik aşk uyandıramaz." Daha ilerde şunu diyor: "Ben Roma’dayken Capranica Tiyatrosu’nda iğdiş edilmiş iki çocuk vardı; Mariotti ve Chiostra, sah­neye kadın kılığında çıkarlardı, hayatımda gördüğüm en güzel yaratık­lardı bunlar ve bu konuda en sağlam ahlaklı kimselerde bile Gomore zevkleri uyandırabilirlerdi.
Genç bir İngiliz, bunlardan birinin kadın olduğunu sanarak, deli gibi aşık oldu ve bu tutkunluğu bir aydan çok sürdü. Eskiden Floransa’da granddük Come III, aşırı tutkusundan ötürü böyle bir düzen kurmuştu. Bir kere düşününüz, bu konuda yeni Atina demek olan Floran­sa’da bunun etkileri ne olur artık!" yine bu konuda Horatius’un şu sözünü tekrarlıyor: "Doğal olanı kovdunuz mu, dörtnala geri döner"

Arkadaşı ise bu sözlerden sonra Corydon’a sizin için doğal olan kendi cinsimize duyacağımız duygu mudur, insanlığın normali böyle mi olmadı diye sorular soruyor. Ve konu dördüncü konuşmaya geçiyor...(Cevap?)

Burada mitolojiye giriyorlar ve Yunan üzerinden ahlaktan bahsediyorlar. Daha sonra bu tarz eğilimleri olan kişilerin(erkekler için) kadın düşmanı olup, olmayacağı tartışılıyor. Kitap böyle tartışmalar halinde bitiyor... Yazar bir sonuca çıkmak istememiş ya da bizlere bir düşünce zorlamak istememiş. Sadece anlatmış ve konuşmuş. Gerisi de sizlere kalmış nasıl isterseniz, size ne doğru gelirse öyle anlayın demiş..

Ayrıca çoğu yerde diyaloglar çok fazla karışıyor. Bilimselliğinden asla rahatsız olmadım, terimleri araştırdım, okudum fakat ama şu diyalog olayı daha düzgün olabilirdi diye düşünüyorum. Eminim o zaman okumak çok daha kolay olacaktı. Erkekler üzerinden gitmiş fakat ben kadınların da geçmesini dilemedim değil.

Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim Corydon’u Sapık Sevgi diye çevirmek ise efsane olmuş gerçekten. Zaten bir ara kitapta müslümanların da asla böyle bir düşünceyi olumlu karşılamayacağını ve bunun ülkesine batıdan geldiği savunur yazmıştı yazar. Hah şu meşhur söz aklıma geldi yahu. “Gevurrr ahlaksızlıklarıı, batı adetlerii!!”
Bilmezler ki kendi tarihimizde de eşcinsel bireylerin olduğunu...
Eşcinsellik bir hastalık değildir bunda artık bir anlaşalım, lütfen.
117 syf.
·2 günde·4/10
Kitabın konusu 1900’lü yıllarda Fransa’da Corydon adında bir adamın eşcinsellikle suçlandığı bir dava sonrası onu yıllarca görmeyen arkadaşının ziyaretiyle yaptıkları dört görüşmenin karşılıklı diyaloglarından ibaret. Kitaba kesinlikle roman dememek gerek. Tam tanımı roman kılıfında bir tez çalışması olabilir. Kısa bir hikayemsi giriş yapıldıktan sonra diyaloglar üzerinden üreme, eş seçimi, cinsellik, eşcinsellik, ahlak konuları edebiyat, tarih, sanat ekseninde anlatılıp çeşitli kuramlara dayandırılıyor. Dili aşırı ağır ve insanı yoran bir çalışmaydı. Roman değil de bilimsel bir tez çalışması denseydi büyük ihtimal okumazdım. Bir kere de başladık bitsin bari diye okudum ama beni hiç mi hiç sarmadı hatta baya sıktı. Biraz ağır olacak belki ama artık bu kitabı görmek dahi istemiyorum :)
Papaz Galiani'nin bir cümlesiydi bu; Mademe d'Epinay'e yazmış, "Önemli olan," diyor, "önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle bağdaşarak yaşamaktır."
Burada Napoldon'un sözünü tekrarlamak tuhaf olacak: "Kadın çocuk yapsın di­ye erkeğe verilmiştir. Oysa bu iş için erkeğe tek bir kadın yetmez; emzirdiği sürede ona kadınlık edemez olur; hasta olduğu zaman da öyle; artık çocuk yapamadığı zaman karısı olmaktan çıkar, demek ki doğanın ne yaşla ne de bu sakıncaların herhangi biriyle sınırla­dığı erkeğin birkaç karısı olmalıdır."
André Gide
Sayfa 84 - Varlık Yayınları
Düşünüyorum da, hepiniz aynısınız; evde ve benzerleriniz ara­sında yiğitlik taslıyorsunuz; ama dışarda ve herkesin önünde cesareti­niz uçup gidiyor. Sizi bunaltan kınamaları gerçekte çok haklı buluyorsu­nuz; içinizden güzelce tersini savunuyorsunuz; ama bu işi yüksek sesle yapmaktan kaçınıyorsunuz.
André Gide
Sayfa 14 - Varlık Yayınları
Thebaililerin kutsal taburunu Gorgidas’ın düzenlediği söyle­nir, seçkin üç yüz kişi vardı bu taburda. Eğitim ve bakım giderleri devletçe karşılanırdı... Bu birliğin aralarında cinsel ilişkiler olan­lardan kurulduğunu savunanlar vardır ve bu konuda Pammenis’in şu hoş sözü tekrarlanır: "Sevenle sevileni yan yana koymak gere­kir, çünkü birbirine âşık erkeklerden kurulmuş bir taburu dağıtma­ya ve bozguna uğratmaya olanak yoktur; kimileri sevdiklerine bağ­lılıklarından, kimileri ise sevdiklerinin gözünde değerlerini yitirme korkusundan, taburun tümü bütün tehlikelere karşı koyacaktır."
-Corydon, işte, dedi, bu parça onlar için şerefsizliğin ne demek ol­duğunu anlatıyor size.
Bilge Plutarkhos şöyle devam ediyor: "Erkeklerin, yanlarında bulunan herkesten çok, orada olmasalar bile kendileri­ni sevenlerden korktukları eğer bir gerçekse, bu söylenenlerde şaşılacak bir şey yoktur." Ne dersiniz, çok güzel söylenmemiş mi?
André Gide
Sayfa 90 - Varlık Yayınları
Sevgili dostum, yalvarırım size, konumuza milliyetçilik sokma­yın. Gezip gördüğüm Afrika’da Avrupalılar bu sapıklığın yadırganmadı­ğını görüyorlar; fırsat bolluğu ve ırklarının güzelliğinden yararlanarak orada, bu işe memleketlerinde olduğundan daha çok kaptırıyorlar ken­dilerini; işte bu yüzden Müslümanlar, kendi yönlerinden, bu eğilimin onlara Avrupa’dan geldiğine inanırlar.
André Gide
Sayfa 29 - Varlık Yayınları
Androsantrizm genel olarak doğabilimcilerce izlenen, erkeği tüm canlı türlerinin baş temsilcisi olarak görme, yapılan tariflerde onu başa geçirme, kadını ancak ikinci sıraya koyma alışkanlığıdır.
Lester Ward’in hareket noktası ise gerekirse doğanın erkekten vazgeçebileceğidir.
- Sevsinler onu.
André Gide
Sayfa 36 - Varlık Yayınları
Aşkın fizik yönü üstüne yazdığı kitapta gözettiği tek amaç, insanoğlunun sevişmesini hayvanların çiftleşmesiyle aynı aşamaya indirmektir; ben buna insanı hayvanlaştırmak derim, her şeyi insanın eğilim ve tutkularına bağlayan antropomorfizm var ya, işte onun yanına yakışan bir görüş.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sapık Sevgi
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
117
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754340693
Kitabın türü:
Çeviri:
Fikret Kolverdi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
"Corydon", Andre Gide'in yapıtları arasında en çok tartışılmış, üzerinde en çok söz edilmiş olanıdır. Gide, burada kurulu ahlak düzeninin dışına çıkarak "sapık" denilen sevgileri bilimsel olarak ele alıyor ve insan özgürlüğü açısından tartışıyor. Ahlak yönünden en tutucu kişileri bile düşündürecek kanıtlar bulup ileri sürüyor. Bu kitabıyla Gide, akıl ve mantık yürütmedeki ustalığının yanı sıra üslup yeteneğini de kanıtlıyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 22 okur

  • piktobet
  • ŞENAY İNCİ
  • Utopia
  • Burçin Ataseven
  • Işık Işık
  • Gürkan
  • Melek
  • Burak TUTAR
  • B.G.a.E.
  • Neslihan T.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (1)
9
%25 (2)
8
%25 (2)
7
%12.5 (1)
6
%0
5
%12.5 (1)
4
%12.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0