Adı:
Şer Saati
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750709906
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Mala Hora
Çeviri:
Seçkin Selvi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Adı belirsiz bir Güney Amerika ülkesinin adı belirsiz bir kasabasında yağışlı, bunaltıcı bir sonbahar. Sıcak dayanılır gibi değil, yağmur bardan boşanırcasına yağıyor, fareler kilisenin temellerini kemiriyorlar. Bu sefil ülkede değişen bir tek hükümetler, onlar da çok sık ve kan dökülerek değişiyor. Sonra bir gün, kasabanın dulu Monteilin çok önceden öngördüğü tuhaf bir olay yaşanıyor. Ama bir delinin kehanetine kim inanır ki? Birisi gece yarıları kasabalıların kapılarına fitne dolu yakıştırmalar asmaya başlar. Aynı zamanda polis şefi de olan belediye başkanı işi ağırdan alır... Gabriel García Márquezin bir solukta okunan, mizah ve eleştiri yüklü kısa romanı Şer Saati, kuşkular, sırlar, yolsuzluklar, ikiyüzlülükler ve suçların bir çıban gibi baş verip kan ve irin saçtığı o şer saatlerini anlatıyor...
Eser, sonbaharda Güney Amerika'da geçiyor. Bu kasabada yaşanan olaylar, gizemli bir şekilde gerçekleşiyor. Kilisenin papazı Peder Angel, bir yandan fareler ile uğraşırken bir yandan da kasaba halkına yakın olmaya çalışıyor...

Siyasetin ve rüşvetin döndüğü bu kasabada "yakıştırmalar" adı verilen ve daha çok zina yapıldığı söylenilen evlerin kapısına gece yapıştırılan yazıların sebep olduğu bir cinayet işleniyor...

Belediye Başkanı ise bu yazıları yazan kişiyi bulmak için uğraşırken,bir taraftan da işlenen cinayetin sanığını kendi yöntemleri ile sorgulamaya çalışmaktadır...


İlginç bir eser. Sürekli yağan yağmur ve insanlar hakkında yazılan iftiralar ile dolu olan kitapta karakter sayısı oldukça fazla...

Açıkçası beklediğimden daha vasat bir kitaptı. Özellikle karakter sayısının fazlalığı; kim kimdi diye sormanıza sebep olacak...
Bir Marquez harikası daha geride kaldı. Yüzyıllık Yalnızlık, Yaprak Fırtınası ve Kırmızı Pazartesi' yi okumuş olarak sadece Şer Saati' ne yorum yapma isteği duydum. Çünkü kitap şuana kadar okuduğum Marquez kitaplarından daha farklı bir tat bıraktı bende.
Gel gelelim kitabın konusunu , yakıştırmaları yapan kişiyi bulmaya yönelik olarak okumaya başlamıştım yani bir nevi polisiye hikaye gibi ama yazarın burada daha çok 'iktidarlık' , ''diktatörlük'' gibi kavramları tanım yapmadan olaylar üzerinden başarılı bir şekilde aktardığını romanın yarısına gelince anlıyoruz.
Öncelikle karakter havuzu oldukça dolu. Marquez' in kullandığı isimlerin de öteki kitaplarda alışkın olduğumuz amerikan, ingiliz isimlerine benzemediğini biliriz. Bu yüzden geriye dönüp hangisi hangisiydi diye baktığım oldu. Bu kadar çok karakter ve romanın kısalığı göz önünde bulundurulursa kesinlikle kitapta sönük bir karakter olduğunu düşünmüyorum. Gerek sıradan hayatına devam eden halk, gerek esnaf sınıfı gerekse de politikacılardan her birinin konu üzerinde bir etkisi ve dolgunluğu mevcut. Yazarın dili Yüzyıllık Yalnızlık' daki gibi akıcı; Yaprak Fırtınası' ndaki gibi zor anlaşılır cümleler yok. Bu da kitabı oturduğunuz gibi bitirmenize zemin hazırlıyor.
##SPOİLER İÇERİR##
Olay örgüsüne dönecek olursak Marquez, önceki kitaplarında da bahsi geçen kasabalara benzer bir kasaba koymuş arka plana. Hatta Albay Aurelino Buendia'ya da gönderme yapmaktan geri kalmıyor ki albayın Makondo kasabasında silahlı gücü kendi eline geçirerek bir nevi baskıcı yönetim kurduğunu da Yüzyıllık Yalnızlık'ı okuyanlar bilir. Neyse efendim; bir gün biri çıkar ve bütün kasaba halkının sırlarını kapılarına gizlice not bırakarak ifşa eder. Karısının papazla ilişkiye girdiğini öğrenen Cesar Montero bir an bile düşünmeden kiliseyi basar ve papazı öldürür. Böylece hikayemiz başlar. Kasabanın belediye başkanı ve aynı zamanda teğmeni, kasabaya yıllar önce gelerek silah zoruyla yönetimi ele geçirmiş ve o günden beridir 'Silahı olan konuşur' zihniyetiyle halkı bıktıran bir yönetim rejimi uygulamıştır. Doktor ve berber bu yönetime karşı her ne kadar karşı geldiğini vurgulasa de başkanın karşısında ellerinden bir şey gelmiyor. Hatta diş ağrısı yüzünden kesinlikle gitmem dediği doktoru yine silahlı bir baskınla ziyaret ediyor ve doktoru dişini çekmeye mecbur bırakıyor. Burada da çıkarı doğrultusunda yaptığı bu hareketi günümüz siyasetiyle bağdaştırmak hiç de zor değil! Başkan önceleri bu yakıştırmaları bırakan kişi üzerinde hiç durmuyor ve kendisini uyaran halk ile dalga geçiyor ama daha sonradan bir takım bildiriler ve arkasından döndüğünü düşündüğü tezgahlar yüzünden yakıştırmaları bırakan kişiyi bahane ederek sokağa çıkma yasağı ve yardımcılarına verdiği vur emri ile halk üzerinde bir baskı kurarak korkutmaya çalışıyor. Olayların farkında olan berber ve doktorun görüşlerinin halk üzerinde etki yaratmaması için onları susturmak için her yola başvuruyor. Bu arada başkanın da halk tarafından soyutlanıp yalnızlığa mahkum olduğunu görüyoruz. Sonrasında kasabadan ses soluk kesiliyor , herkes ayrılmaya başlıyor ve kasabayı bir sessizlik sarıyor. Burada baskıcı yönetimi benimseyen siyasilere doğrudan bir eleştiride bulunurken halkın huzurunun nasıl yerle bir olduğunu gözler önüne seriyor.
Kitap böyle sürüyor. Özellikle belirtmek istediğim bir iki nokta var:
1- Kitabın başında Cesar Montero' nun zengin bir birikimi olduğundan başkanla işbirliği yapıyor ve başka bir ülkeye gönderiliyor. Fakat kitabın sonlarında bir takım siyasi bildirilen yayımlayan bir genci yakalıyorlar lakin fakir halktan yararlanamayacağını bildiği için gencin ölümüne sebebiyet veriyor. Sonrasında cesedi kendisi gömüyor ve 'Bu oğlan ölmedi' diyerek olayı ört bas ediyor. Bu iki olayın arasındaki ilişkiyle günümüz yönetimlerine doğrudan bir göndermede bulunuyor!
2- Kapısına yakıştırma notu bırakılmayan kişileri listeliyorlar ve suçlunun bunlardan biri olduğunu düşünüyorlar. Fakat suçlu hem en göz önünde bulunan hem de suçlanacak en son kişi olarak bilinen Peder Angel çıkıyor. Yıllardır günah çıkarmaya gelen halkın güvenlerini boşa çıkararak sırlarını herkese aktarıyor böylelikle. Yani asıl düşmanın en yakınımızda olduğunun bir vurgusu yapılıyor bize. Roman boyunca peder başkanla sık sık buluştuğundan ikisi işbirlikçi gibi görünüyor ama pederin bizzat ona yakın olup soruşturmada kanıt bulunup bulunmadığını takip etmesine fırsat veriyor bu. Peki Peder hem bunları yapıp hem de nasıl kitap boyunca bu kadar vicdanı rahat olabiliyor? Bence kitabın kilit noktası burada!! Kitabı bitirdiğinizde şu soruyu soruyor olacaksınız muhtemelen: Peder bütün bunları neden yaptı? Silahlı gücü elinde bulunduran yönetime karşı kimsenin sesi çıkmadığı için belki de başkanın itibarını kökten sarsmak için böyle bir oyuna kalkıştı. Kötülüğe karşı kötülük mü yapmak gerekiyor? Başkanla fiziksel güçlerle karşı karşıya gelemediği için böyle bir yola mı başvurdu? Kitabın son sayfasında birçok şüpheli yakalanıp hapislerin tıka basa dolduğunu öğreniyoruz. Belki de başkan bu işle kendini helak ederken peder de oturup bir tarafıyla gülecek ona. Ya da görevini kötüye kullanarak bir nevi fedakarlık mı yapıyor peder de? Her ne yaparsa yapsın başkanı eleştirdiği halde kendi de ondan az değil. Burada da iktidar-muhalefet arasındaki ilişkiyi ele aldı diye düşünüyorum. Hayvan Çiftliği'nde hayvanların yönetimi ele geçirip sonradan insanlara benzemesi gibi.
Çok konuştum sanırım. Kitaptan daha onlarca farklı anlam çıkarılabilir diye düşünüyorum. Sonuç olarak çok beğendiğimi ve ileride tekrardan okunmaya layık olduğunu düşünüyorum.
Gabito'nun en iyi kitaplarından biri. Güney Amerika ile Türkiye'nin ne çok benzerliğe sahip olduğunu, işlerin nasıl yürüdüğünü çok güzel anlatıyor. Yakıştırmalar ise romanın ana teması ve bir metafor aslında. Birbirinin kuyusunu kazmayan, arkasından konuşmayan, iftira atmayan kaç kişi var ki. Hayatın içinden, toplumun gerçeklerini anlatan bir kitap; Marquez'in diğer kitapları gibi.
Yine bir Gabriel Garcia Marguez'in bir solukta okunabilecek mizah ve eleştiri yüklü kısa bir roman kitap da ne mi oluyor sizce Güney Amerikanin ülkesinin adı belirsiz bir kasabasında oluşan olayları ele alınıyor bu sefil ülkede değişen tek hükümetler,onlar da çok sık kan dökülerek değişiyor kasabanın dulu denilen Monteil'in çok önceden gördüğü tuhaf bir olay yaşanıyor ama bir delinin kehanetine kim inanır ki? Birisi gece yarıları kasabalı ların kapılarına fitne dolu yakıştırmalar asmaya başlıyor olay nerden mi geliyor kasabanın bir yerinde bir genelev açtıkları haberi aldıkları için ardından birileri ölüyor ama bunu gören duyanlar polis şefi ve belediye başkanı olayı ağırdan alacaklar okuduğum 4.kitabı oluyor Benim Hüzünlü Oruspularımdan ve Yüzyıllık yalnızlıktan sonra severek okuduğum bir kitap umarım sizde severek okursunuz "Şer Saati'nin" sonunu size bırakıyorum merak edip okuyanlar olur diye:))))
Bilge Nobel Dizisi'nden çıkmış üç uzun öykü içeren bir sahaf kitabındaydı benim okuduğum hali.

'Yüzyıllık Yalnızlık'ı okuyanlara tanıdık gelecektir..
Büyük bir yazar oldugu, çok fazla kararkter kullandigi ve benim hosuma en fazla giden konulardan birisi olan yönetim tarzlari ve buna bagli yasanan olaylari fazla konu almasi sebebiyle bir an once eserlerini okumak istediğim yazar haline gelmisti ancak sanirim yanlis bi secim yapmam munasebetiyle yazarla ilk tanismamiz pek hos olmadi...olaylarin, adi belirsiz bir ülkenin; adi belirsiz bir kasabasinda gecmesi gibi kitabinda basi ve sonu belirsizdi. Enerjisi , heyecani cok dusuk olup bunun sonucunda sürükleyici değildi. Okuyucuyu en fazla kitabin icine alan duygu yoğunluğunu yakalayamamisti. Hayal kırıklığı ile sonuclandi benim icin diyebilirim. Dipnot: Okudugum kitap Can yayinlarinin 1997 basimi(2. Basim) cevirmen: Tuğrul TANYOL ve 176 sayfalik. Kitabın adi o zamanlar "Kötü saatte" diye tercüme edilmiş...
"...bir gece elinizi kalbinize koyun ve ahlakın yara almış yerlerine pansuman yapıp yapmadığınızı kendinize sorun."
Gabriel Garcia Marquez
Sayfa 170 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şer Saati
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750709906
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Mala Hora
Çeviri:
Seçkin Selvi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Adı belirsiz bir Güney Amerika ülkesinin adı belirsiz bir kasabasında yağışlı, bunaltıcı bir sonbahar. Sıcak dayanılır gibi değil, yağmur bardan boşanırcasına yağıyor, fareler kilisenin temellerini kemiriyorlar. Bu sefil ülkede değişen bir tek hükümetler, onlar da çok sık ve kan dökülerek değişiyor. Sonra bir gün, kasabanın dulu Monteilin çok önceden öngördüğü tuhaf bir olay yaşanıyor. Ama bir delinin kehanetine kim inanır ki? Birisi gece yarıları kasabalıların kapılarına fitne dolu yakıştırmalar asmaya başlar. Aynı zamanda polis şefi de olan belediye başkanı işi ağırdan alır... Gabriel García Márquezin bir solukta okunan, mizah ve eleştiri yüklü kısa romanı Şer Saati, kuşkular, sırlar, yolsuzluklar, ikiyüzlülükler ve suçların bir çıban gibi baş verip kan ve irin saçtığı o şer saatlerini anlatıyor...

Kitabı okuyanlar 66 okur

  • Mehtap Ülger
  • Havva
  • Emrah İRVEN
  • Gülçehre Aydın
  • Javier Bardem
  • Uğur Demircan
  • Zeynep aşut
  • Ayşegül Temizcan
  • EZGİ ŞANLI
  • Cahit Aktag

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10
25-34 Yaş
%47.5
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%15
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.3
Erkek
%41.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16 (4)
9
%16 (4)
8
%28 (7)
7
%12 (3)
6
%16 (4)
5
%8 (2)
4
%0
3
%4 (1)
2
%0
1
%0