Adı:
Şer Saati
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750709906
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Mala Hora
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şer Saati
Şer Saati
Kötü Saatte
Adı belirsiz bir Güney Amerika ülkesinin adı belirsiz bir kasabasında yağışlı, bunaltıcı bir sonbahar. Sıcak dayanılır gibi değil, yağmur bardan boşanırcasına yağıyor, fareler kilisenin temellerini kemiriyorlar. Bu sefil ülkede değişen bir tek hükümetler, onlar da çok sık ve kan dökülerek değişiyor. Sonra bir gün, kasabanın dulu Monteilin çok önceden öngördüğü tuhaf bir olay yaşanıyor. Ama bir delinin kehanetine kim inanır ki? Birisi gece yarıları kasabalıların kapılarına fitne dolu yakıştırmalar asmaya başlar. Aynı zamanda polis şefi de olan belediye başkanı işi ağırdan alır... Gabriel García Márquezin bir solukta okunan, mizah ve eleştiri yüklü kısa romanı Şer Saati, kuşkular, sırlar, yolsuzluklar, ikiyüzlülükler ve suçların bir çıban gibi baş verip kan ve irin saçtığı o şer saatlerini anlatıyor...
188 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Askeri darbenden yeni çıkmış bir kasaba. Aniden bardaktan boşalırcasına yağan sağnak yağmurları ve bunaltıcı sıcaklarından başka belirli bir özelliği olmayan sıradan bir kasaba. Bir gün bu kasabada ilginç ama rahatsız edici şeyler olmaya başlar. Evlerin duvarlarına kasabalılar hakkında dedikodu içeren kağıtlar yapıştırılmaktadır. Kasabalı ilk önce önemsemez ama sonra çok rahatsız edici bir hal alır bu durum. Hatta bu yüzden cinayet işlenir. Bu sıradan kasaba böylece ilginç bir hal almaya başlar. Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmi gibi bir tat bırakan romanın her satırında Gabriel Margues’in edebi tarzını hissedebiliyoruz.

Diktatörlük rejiminin temsilcisi ve kasabada her yetkiyi elinde tutan bir belediye başkanı, onun işe yaramaz polisleri, olmayan adalete gönderme olarak hiç işinin başında olmayan bir yargıç, eczacısı, berberi, dişçisi, tüccarı, postanesi, bilardo salonu, sirki, küçük kasabalara has bitmek bilmeyen dedikodular, bu dedikodulara konu yasak aşkları, her şeye rağmen bir çan sesiyle film gösterimini durdurabilecek kadar otoritesi olan din adamı, kilisesi, kilisenin fareleri, bıkıp usandığı farelerden kurtulabilmek için kilisenin her yerine alçı tozu döken ve alçı tozunu yedikten sonra susayıp su içtiklerinde katılaşıp öleceklerini ümit eden trinidad'ı ve daha birçok renkli karakteriyle ki elinizden düşürmeden tek solukta okuyabileceğiniz bir Gabriel Marques klasiği.
200 syf.
·4 günde·8/10 puan
Eser, sonbaharda Güney Amerika'da geçiyor. Bu kasabada yaşanan olaylar, gizemli bir şekilde gerçekleşiyor. Kilisenin papazı Peder Angel, bir yandan fareler ile uğraşırken bir yandan da kasaba halkına yakın olmaya çalışıyor...

Siyasetin ve rüşvetin döndüğü bu kasabada "yakıştırmalar" adı verilen ve daha çok zina yapıldığı söylenilen evlerin kapısına gece yapıştırılan yazıların sebep olduğu bir cinayet işleniyor...

Belediye Başkanı ise bu yazıları yazan kişiyi bulmak için uğraşırken,bir taraftan da işlenen cinayetin sanığını kendi yöntemleri ile sorgulamaya çalışmaktadır...


İlginç bir eser. Sürekli yağan yağmur ve insanlar hakkında yazılan iftiralar ile dolu olan kitapta karakter sayısı oldukça fazla...

Açıkçası beklediğimden daha vasat bir kitaptı. Özellikle karakter sayısının fazlalığı; kim kimdi diye sormanıza sebep olacak...
200 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir Marquez harikası daha geride kaldı. Yüzyıllık Yalnızlık, Yaprak Fırtınası ve Kırmızı Pazartesi' yi okumuş olarak sadece Şer Saati' ne yorum yapma isteği duydum. Çünkü kitap şuana kadar okuduğum Marquez kitaplarından daha farklı bir tat bıraktı bende.
Gel gelelim kitabın konusunu , yakıştırmaları yapan kişiyi bulmaya yönelik olarak okumaya başlamıştım yani bir nevi polisiye hikaye gibi ama yazarın burada daha çok 'iktidarlık' , ''diktatörlük'' gibi kavramları tanım yapmadan olaylar üzerinden başarılı bir şekilde aktardığını romanın yarısına gelince anlıyoruz.
Öncelikle karakter havuzu oldukça dolu. Marquez' in kullandığı isimlerin de öteki kitaplarda alışkın olduğumuz amerikan, ingiliz isimlerine benzemediğini biliriz. Bu yüzden geriye dönüp hangisi hangisiydi diye baktığım oldu. Bu kadar çok karakter ve romanın kısalığı göz önünde bulundurulursa kesinlikle kitapta sönük bir karakter olduğunu düşünmüyorum. Gerek sıradan hayatına devam eden halk, gerek esnaf sınıfı gerekse de politikacılardan her birinin konu üzerinde bir etkisi ve dolgunluğu mevcut. Yazarın dili Yüzyıllık Yalnızlık' daki gibi akıcı; Yaprak Fırtınası' ndaki gibi zor anlaşılır cümleler yok. Bu da kitabı oturduğunuz gibi bitirmenize zemin hazırlıyor.
##SPOİLER İÇERİR##
Olay örgüsüne dönecek olursak Marquez, önceki kitaplarında da bahsi geçen kasabalara benzer bir kasaba koymuş arka plana. Hatta Albay Aurelino Buendia'ya da gönderme yapmaktan geri kalmıyor ki albayın Makondo kasabasında silahlı gücü kendi eline geçirerek bir nevi baskıcı yönetim kurduğunu da Yüzyıllık Yalnızlık'ı okuyanlar bilir. Neyse efendim; bir gün biri çıkar ve bütün kasaba halkının sırlarını kapılarına gizlice not bırakarak ifşa eder. Karısının papazla ilişkiye girdiğini öğrenen Cesar Montero bir an bile düşünmeden kiliseyi basar ve papazı öldürür. Böylece hikayemiz başlar. Kasabanın belediye başkanı ve aynı zamanda teğmeni, kasabaya yıllar önce gelerek silah zoruyla yönetimi ele geçirmiş ve o günden beridir 'Silahı olan konuşur' zihniyetiyle halkı bıktıran bir yönetim rejimi uygulamıştır. Doktor ve berber bu yönetime karşı her ne kadar karşı geldiğini vurgulasa de başkanın karşısında ellerinden bir şey gelmiyor. Hatta diş ağrısı yüzünden kesinlikle gitmem dediği doktoru yine silahlı bir baskınla ziyaret ediyor ve doktoru dişini çekmeye mecbur bırakıyor. Burada da çıkarı doğrultusunda yaptığı bu hareketi günümüz siyasetiyle bağdaştırmak hiç de zor değil! Başkan önceleri bu yakıştırmaları bırakan kişi üzerinde hiç durmuyor ve kendisini uyaran halk ile dalga geçiyor ama daha sonradan bir takım bildiriler ve arkasından döndüğünü düşündüğü tezgahlar yüzünden yakıştırmaları bırakan kişiyi bahane ederek sokağa çıkma yasağı ve yardımcılarına verdiği vur emri ile halk üzerinde bir baskı kurarak korkutmaya çalışıyor. Olayların farkında olan berber ve doktorun görüşlerinin halk üzerinde etki yaratmaması için onları susturmak için her yola başvuruyor. Bu arada başkanın da halk tarafından soyutlanıp yalnızlığa mahkum olduğunu görüyoruz. Sonrasında kasabadan ses soluk kesiliyor , herkes ayrılmaya başlıyor ve kasabayı bir sessizlik sarıyor. Burada baskıcı yönetimi benimseyen siyasilere doğrudan bir eleştiride bulunurken halkın huzurunun nasıl yerle bir olduğunu gözler önüne seriyor.
Kitap böyle sürüyor. Özellikle belirtmek istediğim bir iki nokta var:
1- Kitabın başında Cesar Montero' nun zengin bir birikimi olduğundan başkanla işbirliği yapıyor ve başka bir ülkeye gönderiliyor. Fakat kitabın sonlarında bir takım siyasi bildirilen yayımlayan bir genci yakalıyorlar lakin fakir halktan yararlanamayacağını bildiği için gencin ölümüne sebebiyet veriyor. Sonrasında cesedi kendisi gömüyor ve 'Bu oğlan ölmedi' diyerek olayı ört bas ediyor. Bu iki olayın arasındaki ilişkiyle günümüz yönetimlerine doğrudan bir göndermede bulunuyor!
2- Kapısına yakıştırma notu bırakılmayan kişileri listeliyorlar ve suçlunun bunlardan biri olduğunu düşünüyorlar. Fakat suçlu hem en göz önünde bulunan hem de suçlanacak en son kişi olarak bilinen Peder Angel çıkıyor. Yıllardır günah çıkarmaya gelen halkın güvenlerini boşa çıkararak sırlarını herkese aktarıyor böylelikle. Yani asıl düşmanın en yakınımızda olduğunun bir vurgusu yapılıyor bize. Roman boyunca peder başkanla sık sık buluştuğundan ikisi işbirlikçi gibi görünüyor ama pederin bizzat ona yakın olup soruşturmada kanıt bulunup bulunmadığını takip etmesine fırsat veriyor bu. Peki Peder hem bunları yapıp hem de nasıl kitap boyunca bu kadar vicdanı rahat olabiliyor? Bence kitabın kilit noktası burada!! Kitabı bitirdiğinizde şu soruyu soruyor olacaksınız muhtemelen: Peder bütün bunları neden yaptı? Silahlı gücü elinde bulunduran yönetime karşı kimsenin sesi çıkmadığı için belki de başkanın itibarını kökten sarsmak için böyle bir oyuna kalkıştı. Kötülüğe karşı kötülük mü yapmak gerekiyor? Başkanla fiziksel güçlerle karşı karşıya gelemediği için böyle bir yola mı başvurdu? Kitabın son sayfasında birçok şüpheli yakalanıp hapislerin tıka basa dolduğunu öğreniyoruz. Belki de başkan bu işle kendini helak ederken peder de oturup bir tarafıyla gülecek ona. Ya da görevini kötüye kullanarak bir nevi fedakarlık mı yapıyor peder de? Her ne yaparsa yapsın başkanı eleştirdiği halde kendi de ondan az değil. Burada da iktidar-muhalefet arasındaki ilişkiyi ele aldı diye düşünüyorum. Hayvan Çiftliği'nde hayvanların yönetimi ele geçirip sonradan insanlara benzemesi gibi.
Çok konuştum sanırım. Kitaptan daha onlarca farklı anlam çıkarılabilir diye düşünüyorum. Sonuç olarak çok beğendiğimi ve ileride tekrardan okunmaya layık olduğunu düşünüyorum.
200 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okurken yorulduğum bir Marquez kitabıydı. Yazarın kitapları biraz ağır ilerliyor genelde olayların içine girmeniz kitabı anlamaya başlamanız öyle hemen ilk sayfalarda olmuyor. Bolca dikkat ve sabır istiyor. Adamın tarzı bu naparsınız Şer Saati 188 sayfalık bir kitap bu kadar zor okunmasını beklemiyordum açıkcası. Bir yerden artık olayların içerisine girerim ve kitap akıp gider diye bekledim ama olmadı Öncelikle çok fazla karekter var kitapta sürekli bu kimdi acaba diye geriye döndüm durdum Bu okumamı ciddi şekilde etkiledi sabote etti diyebilirim. Yüzyıllık Yalnızlık kitabında da çok fazla karekter vardı ama ondaki karekterleri tanıyıp anlayabiliyordunuz bunda öyle olamadı Amerika'da bir kasaba bir gece kapılara o evin sahiplerinin gizli yaptığı işeri anlatan notlar bırakılmaya başlanır. İlk oöarak Belediye Başkanının karısıyla papazın ilişkisinin olduğu not bırakılır, belediye başkanı papazı öldürür tabi hemen. Kitap bu olayla başlıyor bem aslında polisiye, gizemli bir kitap okuyacağımı sanmıştım bu olayla birlikte, kitabın ortalarına gelince politik bir kiatp okuduğuma karar verdim diktatörlüğü eleştiriyor kitap ama bunu baya dolaylı bir şekilde yapıyor. Okurken ben yoruldum Konu ilginizi çekerse, sabırlı bir okuyucuysanız buyrun okuyun aksi taktirde eziyete dönüşebilir. Zaten kitabın sonu açık kalmış gibiydi nereye çeksem gidecekti sevemedim der Yorumumu bitiririm İyi akşamlar
.
190 syf.
·20 günde·5/10 puan
Gabriel Garcia Marquez’in pek çok romanını okudum ve genelde bir çırpıda bitirirdim. Hikaye beni içine çeker ve bırakmak bilmezdi. Adeta içinde yaşardım hikayenin merak duygusu daima diri idi. Şer Saati’nde böyle olmadı. Bitirmek için çok zorladım kendimi ve uzun süre elimde kaldı. Hikayenin sonu da aşırı açık uçlu. Kendi tahayyülümde de bir son uygun göremedim açıkçası. Anlatım elbette ustalıkla yine. Fakat tercih edeceğim bir kitap olmazdı. Marquez’in elinden çıkmış çok daha başarılı hikayeler mevcut. Bunun dışında kitabında basımında olan noktalama hataları beni kitaptan aşırı soğuttu. Belki de bu yüzden odaklanamadım. Elime alır almaz gözümü yorduğu için bu yanlışlar okumakta ve dikkatimi vermekte çok zorlandım gözümü yordu resmen. Can Yayınları bu konuda sınıfta kaldı. Nasıl basmışlar bu kitabı hayret ettim. Çok kötü diyemem okunabilir bir kitap ama aman aman da sürüklemedi.
188 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Şer saati... Marquez'in güzel kitaplarından...Her şey adı bilinmeyen, yağmuru çok, fırtınası bol, kışı sert, denize veya koca bir göle kıyısı olan(hatırlamıyorum, marquez de belirtmemiş olabilir) küçük bir kasabada geçiyor. 188 sayfalık bir kitap ve bu niceliğe ağır gelecek kadar da karakter var...kitap,ülkede büyük bir çalkantının,zulmün, gerilla mücadelesinin, faşizan politikaların bittikten sonraki sürecin zamanını anlatıyor.yani,kitabın işlediği zamandan önceki zamanlarda, iktidarın zulüm yaptığını,buna karşı direnişin gerçekleştiğini, bu direnişi bitirmeye çalışılıp bitirildiğini ve bunun kasabadaki yürütücüsünün de belediye başkanı olduğunu görüyoruz.kaos sona ermiş, iktidar sözde kimi özeleştiriler vermiş, politik değişikliğe gidilmiş ve refahın, barışın sözü verilmiş. İnsanlarda buna inanmış demiyelim de inanmak istemiş. öyle diyorum, çünkü iktidarın ürettiği yeni söylemin reel de pek karşılığının olmadığını halk gayet iyi görüyor.gerilla direnişi bastırıldığı için ölümler, açık şiddet olmasada, bilindik iktidar politikaları halen devrede;Marquez bunu, B. Başkanının pratikleriyle göstermektedir.ülkede denetimsiz bir yapı vardır ve en küçük iktidar odağı olan bir kasaba belediye başkanı, çeşitli yalan dolanlarla, insanları sömürüp mallarına çeşitli kisveler altında el koyup zenginleşebiliyor.gittikçe otoriterleşen, istediğini yapabilen, yargıcı da, pederi de, doktoru da tehdit edip ekarte edecek bir güce ulaşabilen... Kurgunun ana teması bu... Başkanın sıkça övündüüğü husus, kasabaya düzen getirdiği, kasaba toplumunu diğer kasaba ve köylerden daha namuslu ve ahlaklı kıldığı, barış ve huzuru getirdiği, yeni iktidar politikasının da bu minvalde olduğudur.ama tam da bu süreçte birileri, kasaba ahalisi derin uykuya dalarken,evlere kimi yakıştırmalar asar. Bu yakıştırmalar fitne, dedikodu doludur.(nitekim bu nedenle bir cinayet işlenir) kitap boyunca bunun kim tarafından yapıldığı, neden yapıldığı söylenmez, dahası başkan tarafından bulunmaz. Bulunması için sokağa çıkma yasağı uygulanır, devriyeler gezer. Halk bundan rahatsız olur ve eski günlerin geri geldiğini belirtir. Bu aynı zamanda bitti denilen direnişinde, tetikleyici bağlamda yeniden doğuşuna imkan tanıyacaktır.nitekim broşür dağıtan bir genc tuutuklanır ve karakolda öldürülür. Tüm bunlar;başkanın sınırsız insiyatifi ile gerçekleşen baskıcı uygulamalar, ölümler halkta yakın zamanda büyük bir patlamanın yaşanacağı düşüncesini oluşturur. Diğer bir deyişle, olası bir direniş için, sosyo-psikolojik zemin yavaş yavaş oluşur...kanımca yakıştırmalar, iyi, ahlaklı, namuslu toplum yarattığını iddia eden iktidarın bu iddiasını boşa çıkarıp, bir gerçekliğinin olmadığını belirtip bir kargaşa oluşturmak için, yüksek ihtimalle yeraltı çalışmalarda bulunan militanlar tarafından yapılıyordu (Kitap da buna dair bir şey yok tabi)... Bana sorarsanız, marquez harika bir malzemeyi pek de iyi işlememiş. Kitap güzeldi fakat pek de değil.bu malzemeyle çok daha iyi bir kitap yazılabilirdi diye düşünüyorum... Diğer bir husus ise, başta belirttiğim gibi, biraz da günümüz türkiye yi anlatıyor. Bir belediye başkanının nasılda zenginleşebildiğinin hikayesini,toplum sorunlarını çözmedeki zayıflıklarını, toplum çıkarlarını gözetlememeleri gibi...
188 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Gabriel Garcia eserleri tavsiye edilince okuyayım dedim, sanırım yanlış eserle başladım. Ben eseri pek sevemedim. Karakterlerin fazla oluşu çoğu yerde kim kimdi dedirtti. Olayların ani değişmesi kitaba adapte olmamı zorlaştırdı açıkçası. Büyük beklentiyle başladığım bir eserdi, maalesef beklentimi karşılayamadı.
207 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
İlk okuduğum Marquez eseri oldu, ben yazarın dilini oldukça beğendim, karakterlerin çokluğu, olay örgüsünün soru işaretleri ile merak uyandırması, olayların hem yüzeysel hemde yer yer ince detaylarının olması oldukça hoşuma gitti. Hikayenin adı belirsiz bir ülkenin bir kasabasında geçmesi, ana karakterlerden birinin adının verilmemesi bana biraz José Saramago'nun Körlük kitabını anımsattı, konu ve içerik olarakta oldukça benzer diyebiliriz. Hikayemiz oldukça çarpıcı ve düşündürücü, toplumun hem siyasal, hem ahlaken, hemde bireysel çöküşünü gözler önüne seriyor...
176 syf.
·9/10 puan
Kitap böyle bir çırpıda okunacak, nadide romanlardan. İnsanın hiç sıkılmasına fırsat vermeden akıp gidiyor sayfalar, Gabriel Markuez'in çok kitabı kütüphanem de var ama ben tesadüfen bu kitabı aralarda bir yere sıkışmış olarak buldum başladım ve bitirdim.
Olayların örgüsü sessizce kalemlenmiş gibi okuyucuyu bıkmadan bir an önce bitireyim hissine kaptırmayan nadide kitaplardan olarak kütüphanem deki yeri değişecek.
Şiddetle tavsiye ederim.
188 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Eylülün sonuna doğru yaklaşırken Güney Amerika Edebiyatı'nın büyülü gerçekçilik akımının öncülerinden Gabriel Garcia Marquez'in pek bilinmeyen eseri Şer Saati'ni okudum. Pek bilinmeyen diyorum zira yazarın Yüzyıllık Yalnızlık, Kırmızı Pazartesi, Kolera Günlerinde Aşk kitaplarının gölgesinde kalmış bir kitap Şer Saati.

Şer Saati, bilinen Marquez üslubundan biraz farklı bir anlatıma sahip. Yazarın diğer kitaplarında geriye dönüş söz konusu iken bu kitabında böyle bir durum yok denecek kadar az. Konusunu rüşvet ve siyasi düşüncelerin hüküm sürdüğü bir kasabada yaşanılan gizemli olaylar oluşturuyor. Geceleri insanlar hakkında "yakıştırma" adı verilen yazıların evlerin kapısına yapıştırılması ile sonuçlanan bir cinayet işleniyor ve bu cinayet bilmecesi çözülmeye çalışılıyor.

Eser, daha önce okuduğum Marquez kitapları kadar akıcı değil ama düşündürücü bir eser. Eğer Marquez'in bilinmeyen bu hazinesine göz atmak isterseniz tavsiye edebilirim.
200 syf.
·Puan vermedi
Nobel ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez’in “Şer Saati” bir kötü yönetim portresi olarak değerlendirilebilir. Daha iyi yöneteceğini iddia ederek ve kan dökerek başa gelen hükümetler birbirinin tekrarı niteliğindedir. Değişenler sadece isimler ve kişilerdir. Şaşırtıcı olan ise, hükümetler hep böyleyken, halkın daha iyi bir yönetim için ümidini kaybetmemiş olmasıdır. Baskı, iltimas, nepotizm gibi kavramların bol miktarda bulunduğu “Şer Saati” koşulsuz itaatin bir sonucu olarak varlığını gösterir. Hikâyenin geçtiği yer Márquez tarafından belirtilmezken, yoğun eleştiri komedi ile harmanlanır. Bir çırpıda okunan eser, iyi bir dinlenme kitabı olarak okunabilir.
200 syf.
·8/10 puan
Gabito'nun en iyi kitaplarından biri. Güney Amerika ile Türkiye'nin ne çok benzerliğe sahip olduğunu, işlerin nasıl yürüdüğünü çok güzel anlatıyor. Yakıştırmalar ise romanın ana teması ve bir metafor aslında. Birbirinin kuyusunu kazmayan, arkasından konuşmayan, iftira atmayan kaç kişi var ki. Hayatın içinden, toplumun gerçeklerini anlatan bir kitap; Marquez'in diğer kitapları gibi.
“Kol gücü isteyen işleri hangi delikanlı olsa yapar. Oysa ahlaka çekidüzen vermek için, yılların deneyiminden süzülmüş, görmüş geçirmiş olmak gerekir.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şer Saati
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750709906
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Mala Hora
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şer Saati
Şer Saati
Kötü Saatte
Adı belirsiz bir Güney Amerika ülkesinin adı belirsiz bir kasabasında yağışlı, bunaltıcı bir sonbahar. Sıcak dayanılır gibi değil, yağmur bardan boşanırcasına yağıyor, fareler kilisenin temellerini kemiriyorlar. Bu sefil ülkede değişen bir tek hükümetler, onlar da çok sık ve kan dökülerek değişiyor. Sonra bir gün, kasabanın dulu Monteilin çok önceden öngördüğü tuhaf bir olay yaşanıyor. Ama bir delinin kehanetine kim inanır ki? Birisi gece yarıları kasabalıların kapılarına fitne dolu yakıştırmalar asmaya başlar. Aynı zamanda polis şefi de olan belediye başkanı işi ağırdan alır... Gabriel García Márquezin bir solukta okunan, mizah ve eleştiri yüklü kısa romanı Şer Saati, kuşkular, sırlar, yolsuzluklar, ikiyüzlülükler ve suçların bir çıban gibi baş verip kan ve irin saçtığı o şer saatlerini anlatıyor...

Kitabı okuyanlar 456 okur

  • NİLHAN YUGAC
  • rabiaslr
  • YOK
  • Mehmet A
  • kitapuzmanı
  • Sengulun kitapligi
  • Esma nur ayşe çelik
  • Kurtuluş
  • Epónine Thénardier
  • İlknur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.5
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10
25-34 Yaş
%47.5
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%15
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.3
Erkek
%41.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.9 (17)
9
%9.8 (14)
8
%18.2 (26)
7
%16.1 (23)
6
%8.4 (12)
5
%4.9 (7)
4
%0.7 (1)
3
%2.1 (3)
2
%0
1
%0.7 (1)