Roman mı zordur yoksa öykü mü? Bu güzel bir münâzara meselesi olabilir ama öznelliğin pençesinden kurtulmak mümkün olamayacağından benceli cümleler kurup kıyaslamalı bir tartışmaya mahal vermemek daha mâkul. O yüzden bence öykü daha zordur, derken belki şimdiki yoğun duygularımın te’siri altında olduğumu düşünebilirsiniz. Bu beni bir nevi mâzur görmek gibi olacaksa da eyvallah, bir mahsuru yok.
İlkokul ve ortaokulda Türkçe derslerinin bana kattığı en güzel şey okumak. Okumak ne güzel şeydir, anlatmaya kelimeler kifâyet etmez. Sonra, özelde roman ve öykü okumaları elbette. Sanıyorum tanıştığım ilk öykücü Ömer Seyfettin. Kaşağı ve Falaka’nın çocuk Zâhir’in tâze belleğini nasıl sarsıp vicdânını sızlattığını seneler sonra bile anımsayabiliyorum. Sonra ağabeyimin Türkçe kitabındaki Hişt, Hişt! öyküsüyle tanıdığım Sait Faik’in beni derinden yaralayan Semaver’i ve Son Kuşlar’ı, Sabahattin Ali’nin Değirmen ve Viyolensel’i hiçbir zaman aklımdan çıkmadı. Gel zaman git zaman, ancak yakın zamanda okuduğum Memduh Şevket’in öykülerinin bir kısmı da aynı hassaslığı içerdiğini gördüm. Nedense, bu yazarlarda okuduğum insânî duyuş, hassasiyet sanki evrenseli değil de yereli yansıtan bir tarafa sâhipmiş gibi gelirdi bana. Şuncacık az sözcükle doldurulmuş üç beş sayfaya sığmış dertler, tasalar, buruk mutluluklar, nârin bağlılıklar sâdece Türkçe anlatılabilir diye düşünürdüm. Tabiî dünya çıplak gözle gördüğümüz ufuk çizgisinde son bulmuyor. Çeşitli vesîlelerle önceden parça parça okuduğum O. Henry’nin öyküleri ufuk ötesinin en güzellerinden. Okunduktan sonra insanın gözlerinden doğan parıltılarla kafatası etrâfını saran görünmez hâleler az evvel söz ettiğim insânî hassasiyetten yoğrulmuş diyebilirim.
Tanıdık bir güzellik, bildik bir incelik, hasret duyulacak cinsten hayallerden mürekkep
Film tadında altı öykünün, 80 sayfaya sığdırıldığı kitap;
Son Yaprak…
Kitaba adını veren Son Yaprak öyküsü, ortaokuldaki Türkçe kitabımda yer alıyordu, açıp açıp defalarca okuduğum bir hikayeydi.
Yıllar sonra denk gelince tekrar okumak istedim.
Ortaokul dönemi için okunabilecek en güzel hikaye kitaplarından biri, en azından benim için öyle olmuştu.
Oğlum bu kitaba beğeni kelimesi az kalır. Uzun süredir gerilla hikayesi okumamıştım. Hikayelerin hepsi birbirinden güzeldi.
Keşke hepsini alıntılayabilsem dediklerimden yine.
Bir sürü ders çıkaracaksınız.
Hikayelerde geçen mekanlar: İngiltere, Meksika ve Amerika(Texas)
Bu eseri Storytel'den dinledim, okumadan dolayısıyla mı yada konusu ile ilgili mi bilmiyorum beni çok sarmadı.
Dinlerken eski izlediğimiz Kızılderili ve kovboy filmlerine gittim açıkçası.
O.Henry’nin 6 kısa öyküsünden oluşan 80 sayfalık incecik bir kitap. İlk 2 öyküsü bir şekilde duyulmuş, daha en başından hatırlanan -çarpıcı sonlu - öyküsüydü. Rahat okunuyor. Zaten 100 yıldan önce yazıldığı halde hala okunmaya devam ediyorsa kitabın hala çekiciliği var demektir.
Son YaprakO. Henry · Yordam Kitap Yayınları · 20201,185 okunma
İlk iki hikaye hariç western ağırlıklı kısa öykülerden oluşan bir eser. "Son Yaprak" ve "Noel Hediyesi" hikayeleri en güzelleriydi benim için. O. Henry her zamanki gibi hikayelerini şaşırtıcı sonla ve ters köşeyle bitirmiş. Tekrar okunur, tavsiye ederim.
Özellikle çeviri öykü kitaplarında içeriği yayınevleri belirliyorsa sıkıntılar olabiliyor. Mesela benim okuduğum yayınevindeki kitapta altı öykü varken, incelemelere göz attığımda bazılarında on altı bazılarında dört öykü olduğunu gördüm. Bu da kitabı alırken dikkatli olmamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı bana. ( Farklı isimlerdeki romanları anlamak daha kolay oluyor ama seçme öyküler için bu pek geçerli olmuyor maalesef.)
Bu yayınevinde altı öykü vardı:
1. Son Yaprak
2. Noel Hediyesi
3. Jimmy Hayes ile Muriel
4. Yasa ve Düzen
5. Teknik Hata
6. Prenses ile Dağ Arslanı
İlk üç öykü daha çok fedakarlık üzerineydi. İlk öyküde zatürre hastası olan bir genç kızın pencereden gördüğü ağacın yapraklarının hepsinin dökülmesi ile ömrünün de son bulacağına inanması ve ağacın son yaprağının öyküsü anlatılıyor. Noel hediyesi de paraları olmayan ama birbirlerine Noel hediyesi almak isteyen evli bir çiftin yaptıkları fedakarlıklarla aldıkları hediyelerin öyküsüydü. Jimmy Hayes ile Muriel öyküsünde saldırıdan kaçtığı görülen bir askerin hikayesi anlatılırken Yasa ve Düzen’de adaletin zaafının bir örneği vardı. Teknik Hata iki kan davalısı adamın zeka yarışındaki kazananı öykünün sonunda gösteriyor. Prenses ile Dağ Arslanı’nda ise genç kızı arslandan korumak isteyen bir şövalyenin hikayesi komik bir sonla bitiyor.
Yazarın neyse burayı atlayalım, konumuz bu değil tarzında yazımıyla ayrıntıları atlaması sanırım öykülerini daha akıcı yapıyor. Ve tüm öyküler sonlarıyla daha da güzelleşiyor çünkü tabiri yerindeyse ters köşe yapıyor.
Kendi adıma yazarı okumaktan çok keyif aldım ve mümkün olursa tüm öykülerini okumak istiyorum.
Dünya edebiyatında O.Henry adıyla tanınan William Sidney Porter, 48 yıllık yaşamına 273 öykü sığdırmış. Ve öyküleri hakkında eleştirmenlerce kabul gören yargı ise hepsinin birbirinden güzel olduğu. 80 sayfalık "Son Yaprak" kitabında yazarın 6 öyküsü var. İnanın, gerçekten hepsi birbirinden güzel demek isterdim ama eleştirmenler latife etmiş. Ben genelde çoklu öykü barındıran kitaplarda bir öyküyü hepsinden daha çok severek bitiririm kitabı ve bunda da aynısı oldu. "Noel Hediyesi" hikayesi gülümsetti ve diğerlerinden bir adım öne çıktı. Harika bir kitaptı, mutlaka okuyun diyemem ama 273 öykü yazmış olan O.Henry ile tanışmanızı isterim. Takdir sizindir.
Kitapla kalın.
Son YaprakO. Henry · Yordam Kitap Yayınları · 20201,185 okunma
Bu kitabı storytelden dinledim 6 tane öykü içeriyor ilk iki öyküsü: Son Yaprak ve Noel Hediyesi iddia ederim bu öyküleri biliyorsunuzdur. Diğer 4 öykü tam tamına western film tadındaydı O. Henry hep ters köşe yapmış. Kan davası kuralları bizimki gibiymiş beğenerek dinlediğim bir kitaptı.
Dünya edebiyatında O.HENRY adıyla tanınan william Sidney porter bu kısa öykülerden oluşan kitabını pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim Amerikan toplumunun çarpıklıklarını iğneleyerek kısa öyküler şekinide aktarıyor dikkatimi çeken bir nokta ülkemizde de yaşanmış olan kan davasının dönemin Amerika’sında da olması diyebilirim.
O. Henry, (d. 11 Eylül 1862, Kuzey Carolina – ö. 5 Haziran 1910, New York) ABD'li yazar William Sydney Porter'ın takma adıdır. Yazar özellikle yazdığı öykülerin şaşırtıcı sonları ile ünlüdür.
Yazar, Kuzey Carolina'da Greensboro kasabasında doğdu. Doğduğunda aldığı ikinci ismi Sidney'in yazım şeklini 1898 yılında Sydney olarak değiştirdi. Fizikçi olan babası Dr. Algernon Sidney Porter (1825-1888); annesi ise Mary Jane Virginia Swaim Porter (1833–1865) idi. Babası ve annesi 20 Nisan 1858 yılında evlenmişlerdir. William üç yaşındayken annesini veremden kaybetmiş ve ardından babasıyla birlikte babaannesinin yanına taşınmıştır. Çocukluk yıllarında Porter, klasiklerden ucuz romanlara kadar herşeyi okuyordu.
1876 yılında Porter, halası Evelina Maria Porter'nın ilköğretim okulundan mezun oldu. Daha sonra Lindsey Street Lisesi'ne kaydını yaptırdı. Halası ona on beş yaşına kadar vasilik etti. 1879'da, amcasına ait bir eczanede çalışmaya başladı. 1881'de on dokuz yaşında eczacılık ruhsatı aldı.
1882 yılının Mart ayında Porter, Dr. James K. Hall ile birlikte Texas'a taşındı. Bir mandırada toplam yedi yıl çalıştıktan sonra emlakçılık ve proje ressamlığı yaptı. Evlendikten sonra hesaplarında bulunan bir yolsuzluk nedeniyle işine son verildi. Evlendiği eşini de annesi gibi verem nedeniyle yitirdi. Yerleşmek üzere gittiği Houston'da Houston Post gazetesinde çalışmaya başlayan Henry, hakkında açılan davaya girmeyerek Honduras'a gitti. Eşinin rahatsızlanması üzerine iki yıl sonra dönerek yargıç karşısına çıktı. Kaçması nedeniyle üç yıl fazla ceza alarak Colombus cezaevinde hapsedildi. Buradaki bir gardiyanın isminden edindiği takma adıyla öyküler yazmaya başlayan O. Henry, cezaevinden çıkınca Pittsburg'a gitti.
1902 yılında bir yayınevinin çağrısı üzerine New York'a yerleşti. Orada bulunduğu süre içerisinde 381 adet kısa hikâye yazdı. New York World Sunday Dergisi için haftada bir hikâye yazmaya başladı. Hikayelerindeki ilginç sonlar okurları tarafından beğeniyle karşılandı. Porter 1907 yılında North Carolina'yı ziyaret ettiğinde karşılaştığı çocukluk arkadaşı Sarah (Sallie) Lindsey Coleman ile evlendi. Yazar, dergilerde yayınlanan öyküleriyle gösterdiği başarıya rağmen aşırı alkol alıyordu. Bu nedenle 1908 yılında sağlığı kötüye gitmeye başladı. Bu durum yazdığı öykülerde de etkisini göstermiştir. Eşi Sarah onu 1909 yılında terk etti. 1910 yılında yazar, kalp büyümesi ve şeker hastalığının da etkisiyle karaciğer sirozundan hayatını kaybetmiştir.
Yalın dili, yayımlandığı çağı yansıtması, özentisiz kalemi ve doğal anlatımı nedenleriyle Amerikan edebiyatının en güçlü öykü yazarlarından biri olarak bilinen O. Henry'nin yapıtları, 1901 yılından sonra 10 cilt olarak yayımlanmıştır.