Sonuncu Sonbahar

·
Okunma
·
Beğeni
·
872
Gösterim
Adı:
Sonuncu Sonbahar
Baskı tarihi:
1 Ocak 1992
Sayfa sayısı:
285
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755104454
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sonuncu Sonbahar
Sonuncu Sonbahar
Sonuncu Sonbahar, Pınar Kür'ün bir önceki kitabı olan Bir Cinayet Romanının bir tür devamı. Pınar Kür, o romanında postmodern anlatım, biçim ve üslup arayışlarına girmişti; bu yeni romanında, bu arayışlarını, daha da ileri giderek sürdürüyor. Sonuncu Sonbaharda, yazarın on beş yıl önce yayımlanan ilk romanı Yarın Yarındaki kişiler de, Bir Cinayet Romanındaki kişiler de var. İlk ve son romanı arasındaki on beş yıllık bir çember de böylece kapanmış oluyor. Pınar Kür, bu son romanında, hem kendi romancılık serüveniyle, hem de roman sanatıyla bir tür hesaplaşma içinde görülüyor. Bir Cinayet Romanındaki şişman matematik profesörü, Sonuncu Sonbaharda yeni bir cinayeti çözmeye çalışırken, sinema, edebiyat ve müzik çevrelerine dalar, kendinden pek emin olarak karıştığı işin içinden kolay kolay çıkamaz...
304 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Pınar Kür'den ilk kez bir roman okudum. Bunu da arkadaş önerdi. Postmodern tarz içinde yazılmış olduğunu da özellikle belirtti. O tarz hakkında biraz da bilgi verdi ve ayrıca internetten de yardım alarak yanlışa düşmemeye çalıştım.
 
Pınar Kür'ün Sonuncu Sonbahar adlı kitabı ise çok değişik geldi. O klasik anlatıyı tamamen dışlayan, savuran, reddeden anlayış. İşlenen bir cinayet ve oradan hareketle cinayeti çözme süreci ve bu süreç de olaya dahil olanların davranışları. Cinayetten çok anlatıcının hayatına odaklanıp, iç dünyasında yaşadığı gelgitler okuyucuya gösterilir.
 
Eğer postmodern anlatı ve postmodern roman üzerine biraz bilginiz yoksa okumaya başladıktan belli bir süre sonra sizi sarmayabilir. Çünkü, polisiye romanda anlatı, sebep-sonuç-mekan-kişi üzerinden giderken; gerilim, aksiyon, heyecan arka arkaya gelir. Suçlu kaçar ve polis (Burada okuyucu) kovalar.
Konuyu ayakta tutan da odur. Burada ise kurgu kendi içinde hareket ediyor ve gerilim, aksiyon, heyecan yerine, olaylar durağan, sıradan, normalmiş gibi akar. Cinayet arka planda. Anlatıcı ön planda.
 
Postmodern unsurlar üzerinden değerlendirildiğinde-bu işin uzmanı değilim ama- bence başarılı bir çalışma denilebilir. Ama genel okuyucu -ben de genel okuyucu içindeyim- için çok tercih edilecek bir tarz olmayabilir (yanılabilirim).
(Roman okuduğumda, gerçek olaylardan esinlenilerek yazılmış kitapları daha çok tercih ederim.)
 
Cinayet, yazarın kendi kafasında oluşturduğu dünya ile anlatılır. Geçmiş ve şimdi hareket halindeyken ona takılan vagonlar içinde iç içe geçmiş hayatların parçaları da bulunur. Kişilerin iç sesleri daha yoğundur (burada anlatıcı). Kitapta yazarın oluşturduğu iç ses bazen parantez içinde gözükürken bazen de anlatılan metin içinde düz bir şekilde verilir. Cinayetin çözülmesi için gerekli maddi unsurlar çok önemli değil. Onlar arka plan da silik olarak verilir.
 
Roman içinde roman var. Bir cinayet romanı yazmaya karar veren yazarımız, ünlü türkücünün öldürülmesi üzerine yazmaya başlar. Yazar Emin, cinayet soruşturmasında komiser Haydar'a yardım ederken, bilinen olgular haricinde kendi kafasında oluşturduğu bazı düşünceleri de kendi romanına ekler. O zaman şu soru sorulabiliyor? Yazarımız Emin, komisere yardımcı olup cinayeti çözmek mi istiyor yoksa yazacağı kitap için malzeme mi topluyor?
 
 
Yazarımız evli ve karısı (Akın) da kendisi gibi bir yazar. Bir cinayet iki yazar var. Yazarımız, düşüncelerini bize sürekli aktarırken karısı ise eve misafir olarak gelen gizemli yabancıyla günlerini değerlendirir.
 
Yazarımız hem sesli hem de sessiz düşünür. Soru sorar ve kendince cevap verir. Kendi oluşturduğu yapı içinde herşey doğrudur. İç ses gün gelir dış olaylara yani maddi delillere dayanmadığı halde sezgi olarak önplana çıkar.
 
Yazar, düşlerinde oluşturduğu hayatı gerçek hayata taşımak ister ve ikilem içinde kalır. Cinayeti çözmeden önce kendi kafasında oluşturduğu o umarsız sorular için cevap arar. Bazen o cevabı iç dünyasından çıkarıp dış dünyaya montajlar.
 
 
Kitabı okudukça (yani okuyucu) cinayetin çözümlenmesini mi okuyoruz yoksa yazarın (Emin) yazdığı cinayet romanı mı okuyoruz, bu düşündürüyor.
 
Roman içinde romana bakarken daha sonra başka bir roman taslağı karşımıza çıkar. Klasik anlatı sevenlerin -belki de- garipseyeceği bir tarz olabilir. Anlatı bir cinayetle başlarken, farklı, ayrıcalıklı bir düşünme ile başka bir yere doğru gider. Bu gidişat Emin'in istediği gibi mi yoksa komiserin istediği gibi mi olacak bunu da zaman gösteriyor.
 
Birinci tekil anlatımla hikaye başlar. Yazar rıhtımda oturup, aklından geçenleri anlatmaya başlar. Önce kendi hayatını anlatır ve oradan cinayete bağlanır kitap. Anlatıcının ağzından yapılacakları öğreniyoruz. O bizi yönlendiriyor.
 
Anlatıcı kendini, etrafını, karısını anlatarak panoramik bir fotoğraf çeker. Kendisinin ve karısının (ikinci karısı) da matematikçi olduğunu ve ayrıca karısının da iyi bir yazar olduğunu buradan öğreniriz.
 
Anlatıcı hayata dair şeylerden kısaca bahsediyor. Karısının yazdığı romana atıfta bulunuyor. Yaptığı katkıları anlatır ve yazar olarak karısını da eleştirir. Yazar bir erkeğin, yazar bir kadın ile ilgili edebi çalışmaları hakkındaki düşüncelerini de okuyoruz.
 
Kitap uzun bir ön bilgilendirme içerir. Konuya hemen girilmez, olay hemen anlatılmaz. Sadece ileri de anlatılacak olayların nereden başladığını bildirir.
 
Roman içinde roman okuyoruz. Biz romanı okurken içerde oluşturulan bir romanın da yapım sürecine (sonra başka bir roman daha ortaya çıkar) eşlik ederek hem yazarın 'acaba bu kısım oldu mu?' gibi sorularına muhatap olurken hem de bu doğrultuda okuyucunun da zihin jimnastiği yapması sağlanır. Kendi kendine sorular sorar. Esasında kafasında düşündüğü o soruları, çıkmazın aydınlatılması için hem de biz okuyucuların olaya dahil olup yazarla beraber düşünmemiz amacıyla sorar. Yazar tek başına düşünürken okuyucu da tek başına okurken, kendisine bir çeşit empati kurulmasını ister. Salt onun bize aktardıkları yanında bizim de okurken düşündüklerimiz çözüme ulaşmaya kılavuzluk yapar.
 
Cinayetin aydınlatılması için yapılan işler (mekan, kişi, delil) anlatılır. Zanlının evine girildiğinde evin içi, masasının üstündekiler ayrıntılı bir şekilde anlatılır. O var, bu var, şu var diye. Ama masanın üzerindeki sigaraya gelince sigara diye geçmez. Samsun sigarası da demez. Özgün adıyla yazar: SAMSUN. Ama daha sonraki sayfada ise ilaçları anlatırken bir ilacı söyleniş şekliyle de yazar.
 
Emin kentsoylu bir yazardır ve kendi çevresinden alıntılar yapar ve şaşalı bir şekilde yaşanan hayatı anlatır. Bekar evinde karşılaştığı manzara ve devamında elde ettiği bir kanıt onu 'Türk halkının lümpen zevkinin…" gerçeğiyle karşı karşıya getirir. Önce toplumu lümpenleşmekle eleştirir sonra 'görmezden gelmeyi yeğlediğini…" diyerek eleştirdiği toplum üzerinden kendilerini ayrıcalıklı yere koymayı sürdürür.
 
İncelemeyi kitabın içinde geçen şu bilgiyle bitiriyorum: "Gerek katiller, gerekse yazarlar için başarı, inceden inceye örülmüş, belli belirsiz bir algılama ağı olmalı. Okur (ya da çözümcü) zorlanmalı, sonuca varmak için uğraşmalı ki, olay ödüle dönüşsün".
 
Ezcümle: Beğendim, tavsiye ederim.
 
Not: Keşke Fransızca kelimelerin Türkçeleri de yazılabilseydi.
304 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Pınar Kür’ün tür olarak birbirine benzeyen romanlarının ikincisi. Bana biraz Ahmet Ümit polisiyesi kıvamında geldi. Baş karakterler aynı sadece çözülen cinayet her eserde değişiyor. Ben bu tarz devam kitaplarını çok seviyorum daha önceden tanıdık karakterler okumak beni yormuyor sadece katil kim sorusunu düşünerek okuyorum. Sonlara doğru iş biraz çığrından çıksa da ben oldukça beğendim. Zaten yazarın daha önceden okuduğum kitaplarında da yazma biçimini sevmiştim. Elimde kalan tek bir roman yine Pınar Kür’e ait bu romanın karakter ve konu bakımından devamı niteliğinde bir an önce ona başlamak istiyorum. Polisiye kadın işi değildir diyenlere cevap olsun bence Pınar Kür ve yazdığı eserler.
304 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Dikkat spoiler içerir.
Matematik profesörü Emin Köklü karısı Akın ile konuşurken yeni bir cinayet çözeceğini söyler. Karısı da iddi olarak sinema aktris Aysel Aslan'ın kocası Ateş Altındal cinayetini söyler. Katil hala bulunamamıştır. Polis teşkilatındaki dostu Haydar Bilir dosyayı rafa kaldırmak üzeredir. Emin bey soruşturmaya girişir ve Ruşen Kaya adında birine ulaşır ama bu adam da ölü bulunur. Karısı bir köye gitmiş ve Gokhan adında biri ile eve dönmüştür. Emin bey bu Gökhan'dan şüphelenir ama elinde delil yoktur. Zamanında Aysel'e şantaj yapan Tarık adında bir adam olduğunu düşünür. Bu arada bir theorem geliştirir. Katil Gökhan'dır ve cinayetlerin sebebi santajdır. Bu arada karısı Gokhan ile ortadan kaybolur. Haydar Bilir haftalar sonra yanına gelir ve kendi teorisini anlatır. Katil Aysel'dir ve eski şaşalı hayatına dönmek için bu cinayetleri işlemiş ve azmettirmiştir. Acaba hangi teori doğrudur? Akın kocası Emin Bey'e dönecek midir? Gökhan gerçekten Tarık mıdır? Tarık'ın başına ne gelecektir? Keyifle bir solukta okunan bir roman.
304 syf.
Kitabı bitirmenin heyecanıyla hemen aklımda kalanlar ve bana hissettirdiklerine dair bir inceleme yazmak istedim. Fakat hemen genel bir bilgiyle kitabın bir üçlemenin ikinci kitabı olduğunu fakat birinciyi okumadan da müstakil olarak anlaşılıp okunabileceğini belirtmek isterim(bir cinayetin romanı, sonuncu sonbahar,cinayet fakültesi).Serğnin ilk kitabı Bir Cinayetin Romanı’nı çok evvel okumama çok beğenmeme karşın neden seriyi tamamlamakta bu kadar geciktiğime bunu da okuyunca kızdım. Kesinlikle ilkinden daha başarılı ve daha iyi bir tekniğe ulaşmış pınar Kür bu kitapta.Postmodern edebi metinlerin vazgeçilmezi olan pekçok(üstkurmaca, bilinçakışı,içmonolog...)gibi teknikler bu romanda daha da güzel kullanılmış. Neyse yazıma dönecek olursam incelememi iki boyutlu yapmak istiyorum yine ama bu defa kitabı üslup ve içerik olarak tahlil etmek yerine: kitapta olanlar ve bana hissettirdikleri olarak anlatmak daha güzel olacak.
Bu kitapta ne var? Evvela heyecanı ve merak unsurunun zirvede olduğu romanları sevenler için müthiş bir konu var:Çözülmeyi bekleyen bir CİNAYET. Ve en mühimi yakalanmasını ya da daha doğru ifade ile ortaya çıkmasını istediğimiz KATİL.Tüm bunlardan da belli olduğu üzere tipik bir polisiye romanı(konu bakımından). Aman sakın popüler kültürün pekçok kötü örneğini sunduğu basit polisiye romanlarından sanıp kitaba haksızlık etmeyin. Polisiye dediysek sadece konu bakımından. Gelin görün ki anlatımı oldukça orijinal bir roman.
Kitap üst kurmacaya dayalı olarak yazılmış. Yani eserde kahraman anlatıcımız hem de yazarımız aslında romanı nasıl oluşturduğunu , kurmacanın sırlarını da biz okurlara sunmuş. Kişisel olarak en sevdiğim tekniklerden olduğundan ve Pınar Kür’ün de bunu çok iyi yapmasından ötürü henüz başında büyüledi kitap beni. Kahraman anlatıcımız olan matematik profesörümüz ki birinci kitapta da vardı hem romanı oluşturuyor hem de cinayeti çözmeye çalışıyor. Biz okurlar da esasen kahramanımızın cinayeti çözmesini merakla okurken romanın oluşumunu da takip ediyoruz. Kahramanımız matematik profesörü Emin Beyin eşinin de yazar olması romanın oluşumunda üst kurmacanı da üstüne çıkılmasını sağlamış( böyle bir teknik varsa da adını bilmiyorum ve bilmeden sevdim).Emin beyin iç monologları, uzun pasajlar halindeki bilinçakışları romanın çıtasını yükseltip postmodern lezzettini arttırmış.
Romandaki geniş şahıs kadrosunu Emin Beyin gözünden irdelerken pekçoğunun davranışlarına dair yorumları da yine Emin beyden alıyoruz. Özellikle bu kısımlarda içmonologlarla Profesörümüz dış dünya gerçekliği ile kendi gerçekliğini mukayese edip derinleşen sorgulamalara giriyor ve tam da bu bölümler romanı basit bir polisiye roman olmaktan kurtarıyor.
Tüm bunlar romanda olanlardı.Gelelim bana hissettirdiklerine. Evvela üzüldüm ikincisini okumakta geciktiğim için ve hemen üçüncü kitabı edindim. Sonra her solukta cinayetin sonunu ya da katili merak etmekten ziyade Emin beyin psikolojik tahlillerini, dış dünyayı, farklı tabakadan insanları yorumlama şeklini , eşini , aşk ve sevgi tanımını merakla okudum.Birinci kitapta olduğu gibi bu kitapta da sonunda hayalkırıklığına uğradım. İpucu verip okumayanların tadını kaçırmamak için neden hayal kırıklığına uğradığımı yazmayacağım. Belki de bilindik polisiylerden ayrı olması için yazarımız hep böyle sonları tercih ediyordur bilemiyorum. Üçüncü kitabı okuduğumda sanırım bu soru daha netleşir kafamda.
Kitapta en çok elbette merak hissediyorsunuz. Ama sonra varlık ve varoluş sorunsalını daha alt metinlerde işleyen kitapta farkında olmadan kendinizi sorgularken buluyorsunuz. Özellikle son 70 sayfa daha felsefik bir atmosfere büründüğünden kitap biter bitmez baştaki cinayet,katiller, polis, takip ... havasından kopup ben kimim? Gerçek miyim? Gerçek ne? Varlığım neyin varlığıyla tanımlı.... gibi sorularla yüzleşiyorsunuz.
Velhasıl öncelikle üslubu ve tekniği sonra içeriği bakımından çok güzel bir kitap. Herkese önermem bu tarzı sevenlere mutlaka öneririm:)
304 syf.
·9/10
Postmodern bir romanın insanı ne derece çıldırtabileceğini gösterir bir cinayet romanı Sonuncu Sonbahar. Üst kurmaca tekniği ve yazarın alt kurguda var olduğunu ve kendinin de sadece bir roman kişisi olduğunu anladığı yer yazara da okura da yeni bir bakış açısı getiriyor.
İşin kötüsü roman üçlemeden oluşuyormuş ve ben ikinciyi okumuşum. Ama cinayet farklı olduğu için sorun olmadı. Akın ile Emin'in nasıl evlendiğini öğrenmek için ilk kitabı okumayı planlıyorum. Ama üçüncü kitabın yaklaşık 14 yıl sonra yazılmış olması aralarında bağ olmayacakmış hissini uyandırmıyor değil. Ama merakımdan ilk fırsatta onu da okuyabilirim. Okurken zevk aldim, tavsiye ederim.
Biri demiş ki, Paris'in en güzel görünümü Eyfel'in tepesindendir, çünkü oradan baktığınızda Eyfel'i göremezsiniz, demiş.
Pınar Kür
Sayfa 150 - Everest Yayınları 4,Baskı Ekim 2007
"Nitekim çözdünüz," dedim. "Katil elinizde."
"Katilin cesedi elimizde. Ölüler konuşmuyor, sayın hocam. Acı fakat gerçek..."
Pınar Kür
Sayfa 134 - Everest Yayınları 4,Baskı Ekim 2007
İnsan belli bir yaştan sonra boşa geçelen zamanın büyük kayıp en azından ayıp olduğuna inanabiliyor
Pınar Kür
Sayfa 24 - Can yayınları
Yaşamını yöneten can sıkıntısıdır öteden beri.Sıkılmadığı zaman mutlu uyumlu cana yakın ve sevimlidir. O dönemlerde aşık olabilir ona insan. Ama çabuk sıkılır.
Pınar Kür
Sayfa 35 - Can yanınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sonuncu Sonbahar
Baskı tarihi:
1 Ocak 1992
Sayfa sayısı:
285
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755104454
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sonuncu Sonbahar
Sonuncu Sonbahar
Sonuncu Sonbahar, Pınar Kür'ün bir önceki kitabı olan Bir Cinayet Romanının bir tür devamı. Pınar Kür, o romanında postmodern anlatım, biçim ve üslup arayışlarına girmişti; bu yeni romanında, bu arayışlarını, daha da ileri giderek sürdürüyor. Sonuncu Sonbaharda, yazarın on beş yıl önce yayımlanan ilk romanı Yarın Yarındaki kişiler de, Bir Cinayet Romanındaki kişiler de var. İlk ve son romanı arasındaki on beş yıllık bir çember de böylece kapanmış oluyor. Pınar Kür, bu son romanında, hem kendi romancılık serüveniyle, hem de roman sanatıyla bir tür hesaplaşma içinde görülüyor. Bir Cinayet Romanındaki şişman matematik profesörü, Sonuncu Sonbaharda yeni bir cinayeti çözmeye çalışırken, sinema, edebiyat ve müzik çevrelerine dalar, kendinden pek emin olarak karıştığı işin içinden kolay kolay çıkamaz...

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 1 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0