Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
1983
Sayfa sayısı:
185
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ada Yayınları
188 syf.
·Beğendi
Hemingway’e atfedilen bir cümle  okumuştum: “İyi bir yazar olabilmek için mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak gerekir.” Dünya tarihi Hemingway’i doğrulayan örneklerle dolu. Sartre "Sözcükler" adlı yapıtında çocukluk dönemini ağırlıklı olarak anlattığı bir özyaşam öyküsü sunuyor bizlere. Burada şu soruyu sormak yerinde olur: “Varoluşçuluk felsefesine yaptığı önemli katkılarla, bu felsefeyi  edebiyata uyarlamasıyla ve bizzat yaşamıyla felsefesine sahip çıkan bu aykırı adam, mutsuz bir çocuk muydu?” "Sözcükler" tam da bu soruya  cevap niteliğinde bir eser. Çok küçük yaşta babasını kaybeden; anne, büyükbaba ve büyükanne üçgeninde, ama daha çok otoriter bir figür olan büyükbaba yönetiminde geçirilen bir çocukluk Sartre’ın çocukluğu. Peki mutlu mu? Huzursuz bir ruh Sartre, daha çocukluktan itibaren kitaplara ve yazmaya tutulmuş, hayatı boyunca bu tutkunun peşinden koşmuş, aykırı bir adam. "Sözcükler, varoluşçuluğun 'insanın kendi kendisini yeniden kurması' temeline dayanan görüşünü her cümle ile teyit ediyor adeta. Çocuk Sartre, okuma ve yazma konusunda dinmek bilmeyen bir susuzluğa sahip. Yazmayı bir hobi olarak gören ve torununu yazar olmaktan kurtarmak için her türlü çareye başvuran bir büyükbaba figürü, Sartre’da yazarlığı bir tutkuya dönüştürüyor. Zayıf ve çelimsiz yapısı ile her daim annesinin şefkatine maruz kalan, anneyle dost bir çocuk Sartre. Sıra dışı bir adamın sıra dışı özyaşam öyküsü "Sözcükler".Kitap her cümlesiyle sizi ters köşe yapıyor. Her cümlesiyle iğneliyor, dikkatinizi bambaşka bir yöne çekiyor. Sartre’a ve onun felsefesine bir adım daha yaklaşmak için okunması gereken bir yapıt. 176 sayfadan oluşan kitap, ince gibi görünse de yoğunluğu ile dikkatli bir okuma gerektiriyor. Kitabı okurken her cümlenin altını çizme ihtiyacı hissediyorsunuz ve bol bol alıntı yapma arzusu duyuyorsunuz.  Kanaatimce, Jean Paul Sartre külliyat olarak birkaç defa okunmadıkça tam olarak keşfedilemez. "Sözcükler" tıpkı  yakın zamanda okuduğum “Varoluşçuluk” kitabına yazdığım incelememde belirttiğim gibi Sartre’ı biraz daha yakından tanımak için iyi bir adım, ama asla yeterli değil.  Ama eğer Sartre okumaya başlayacaksanız başlangıç için en iyi Sartre kitaplarından biri. Herkese iyi okumalar!
188 syf.
·2 günde·9/10
Birini tanımam, bana ölümü hatırlatır.

Böyle  bir sözle giriş yapmak durumunda kaldım. Bunun sebebi ise Jean-Paul Sartre'ı okuyanın yaşadığı dengesizliktir. Kuşkusuz dengesizim artık. Yıllardır ayaklarımı koyduğum kaldırım taşının bir boşluk olduğunu farkettim ve o boşlukta gövdemle yol alıyorum sanki. ( Boşlukta gidilecek çok yer vardır. )

Bu kitap hakkında fazla söyleyecek bir şeyim yok. Jean-Paul Satre kitaplarında fiziksel bir geldim-gittim olayı pek yoktur. Düşünsel gitmeler vardır.

Pek inceleme yapmam. O yüzden kısa keseyim. Ben  sevdiğim yazarların çok okunmasını istemem. Bu da onlardan birisi.
188 syf.
·Puan vermedi
Jean- Paul Sartre, çeşitli edebiyat alanlarını kapsayan çok sayıda yapıtıyla bize 20. yüzyılın bir özetini sunar. 1964'te değer görüldüğü Nobel Edebiyat Ödülünü kabul etmeyen Sartre, kuram ve eylem adamı niteliklerini kişiliğinde birleştiren yazar-aydın kimliğiyle tüm dünyada yaygın bir etki uyandırmıştır. Yazar, Sözcükler adını verdiği özyaşamöyküsünü 1953 yılında yazmaya başladı, 1954 yılında büyük bir bölümünü bitirmişti. 1964 yılında Sözcükler'i yeniden, bu kez daha yumuşatılmış, ayrıntılara daha çok önem veren bir üslupla yeniden kaleme almış.
188 syf.
·Beğendi·9/10
Sartre'ın bu kitabını okurken otobiyografisi değilde sanki varoluş üzerine yazdığı bir romanını okudum. Muhteşem bir şekilde yazmış. Bulantı tarzında yazılmış, oldukça derin ve anlaşılması güç. Yazarlığa başlamasını, babasını kaybetmesinin üzerinde bıraktığı etkileri, yalnızlık içinde geçen çocukluğunu ve hayatında dönüm noktası sayılabilecek bir değişikliğe yol açacak olan dedesi ile olan ilişkisini çok güzel bir dille anlatmış. Küçüklükten beri süren kitap tutkusu ilerde büyük bir yazar olacağının sinyallerini veriyor zaten. Sartre'ı anlamak isteyenin mutlaka okuması gerekiyor bu kitabını. Kitabı okuyacak arkadaşlara iyi okumalar şimdiden.
150 syf.
·Puan vermedi
Tüm kitap boyunca Sartre bu kadar haklı olamaz, bana yericek düşünce bırakmıyor ... diyerek kitabı tamamladım. Ben onun özgünlüğünü düşünürken bi dostum o da en az senin kadar tuhaf neden şaşırıyorsun gibisinden bi yorumda bulundu. Ona kısmen katılıyor ve yorumunu şu şekilde geliştiriyorum hepimiz histeri delisi ruh hastalarıyız sadece bazılarımız kabul ediyor . Kitabın bende yarattığı etki yorucu betimlemeler ve varılamayan sonuçlar olsa da yeniden bulunmuş olduğum hissiyatındayım
188 syf.
·17 günde·7/10
Sözcükler, geçtiğimiz yüz yılın -kısıtlamak yanlış olur, geçtiğimiz tüm yüz yılların- en mühim filozof ve entelektüellerinden biri olan Jean-Paul Sartre'ın sözcüklerle ilk temasını ve sözcüklerle olan ilişkisini temel alan otobiyografik bir eser.

Sartre kendini anlatmaya, kendinden çok çok önce başlıyor. Bu otobiyografi Sartre'ın doğumuyla başlamıyor. Kendinden iki göbek öncesinin anlatımıyla yaklaşık on, on beş yaş civarına kadarki dönemini, yazıldığı zamanın ağzıyla aktarıyor bize. Kitaba başladığımızda kendinizi bir Marquez romanında hissedeceksiniz: Birbirine karışan isimler, soylar, soy isimler. Bu isimlerin nereye bağlanacağını başta fark edemedim ancak bu ahmaklığımdı elbette çünkü kitap bir otobiyografi: İlla ki Sartre'a çıkacaktı yollar, çıktı da. Ancak anlatmak istediğim şey şu: Sartre'a gelene kadarki yirmi, otuz sayfada bir afallama yaşayabilirsiniz.

Sartre'ın yaşamının -80(yaklaşık, tahmimi), +10 yıllık bölümüne tanık olduğumuz kitap "Okuma" ve "Yazma" olarak iki bölümden oluşuyor. Tahmin edileceği üzere "Okuma" bölümünde doğumunun öncesi, doğumu, aile yapısı ve kitaplarla olan ilk kontağı anlatılıyor. Burada en çok ağır basan şey babasız büyümesinin onun kendini var edişinin en büyük yardımcısı olduğu fikri. Sartre çocuk yaşta babasını kaybetmese kendi varoluşunu asla tamamlayamayacağı görüşünde. Varoluşçuların genelinde olduğu gibi "baba" ideasına karşı tavır almış durumda, üstelik "baba" tesirini hiç hissetmemesine rağmen. Ayrıca kitapta neredeyse Sartre kadar yeri olan büyükbabası Charles'ın onu olumlu-olumsuz ne seviyede etkilediğini okuyoruz bu ilk bölümde.
İkinci bölüm olan "Yazmak"ta ise Sartre'ın yine okumalarına paralel olarak vücut bulmaya başlayan yazma girişimlerini okuyoruz. Ailesinin, çevresinin, öğretmenlerinin ve özellikle de büyükbabası Charles'ın onu ne denli cesaretlendiğini, bu cesaretlendirme neticesinde de Sartre'ın kendisini yazmak mevzusunda bir seçilmiş kişi gibi algıladığını okuyoruz. Yazmanın onun hayatındaki muadilsizliğini, özellikle otobiyografisini yazmaya başladığı, elli yaşlarındaki Sartre gözüyle anlattığı bölümlerde görüyoruz.

"Sözcükler" benim Sartre'la tanışma kitabım oldu. Sartre'ı, köklerini ve çocukluğunu anlattığı bu otobiyografik eserinden tanımadan önce bir romanıyla tanımanın daha iyi olabileceği fikrindeyim.
188 syf.
·7 günde·Puan vermedi
İlk Sartre kitabım, Sartre'la tanışmak için iyi bi' seçim mi bilmiyorum üstelik. Bir dergi yazısında rastladım kitaba, bir Sartre röportajıydı, Bulantı'yı yazdığından itibaren değiştiğini söylüyordu. Sonra sonra kendi gerçekliğinin farkına vardığını itiraf ediyordu Sartre. "Gerçekliğini bulmak" benim için hayli değerli olduğundan merak ettim, bi' fuarda denk geldim, edindim kitabı.
-bundan sonrasını yazarken kitaptan alıntılar yapacağım, spoiler sayılabilir-
Ailesi, annesi şekillendirirmiş ya insanı, somut gözlemleme şansım oluyor böyle biyografi/otobiyografilerde. Sartre'ın farkı, aksi beklenmeyecek şekilde çok derin tespitler ve incelemeler içermesi. "Babamın ansızın bu dünyadan gidişi, eksik kalmış bir Oedipus kompleksi bağışlamıştı bana." diyor. "Annem bana aitti, kıskançlık denen o zor öğrenilir şey benim için söz konusu değildi." Bununla Beauvoir - Sartre ilişkisi geliyor hatırıma. 'Hayat arkadaşını nasıl olur da başkalarıyla izlersin?' diye soruşum geliyor ve sonra cevabımı bulmuş oluyorum.
Değiştim, gerçekliğimi buldum dediği noktayı keşfediyorum sonra. "Evrene, kitaplarda rastladım ben. Kitabi deneyimlerin karmaşıklığını gerçek olayların rastlantısal akışından ayırt edemedim. İçinden sıyrılmak için otuz yıl harcadığım felsefi idealizmim buradan kaynaklanıyor işte." diye anlatıyor, din adamı olan büyükbabasının etkisiyle çocukluğu bir kitap yurdunun içinde, "yazmak" ve "okumak" görevi bilinciyle geçirdiği günleri. Bu alıntıyı netleştirmek adına başta bahsettiğim beni kitapla karşılaştıran dergi röportajı alıntısını paylaşmak istiyorum: "Bulantı'da sonradan pişman olduğum şey kendimi işin içine bütünüyle sokmamış olmamdır. Kahramanımdaki hastalığın dışında kaldım, nevrozumdu koruyan, yazmak yoluyla bana mutluluk veriyordu... Bende eksik olan gerçeklik duygusuydu. Değiştim o günden bu yana, yavaş yavaş gerçek yaşantının farkına varmayı öğrendim. Açlıktan ölen çocuklar gördüm . Ölen bir çocuğun karşısında Bulantı ağır basamaz." düşünbil, hatırlayamadığım bi' sayısı:(
Kendini çocukluğu boyunca bulamıyor Sartre. Hep rol oynadığını, sahte bi' kişiliğe büründüğünü söylüyor. Büyükbabasının biçtiği, ailesinin desteklediği, Sartre'ın da oynamaya zorunlu hissettiği rol. "Bundan ötürü acı çekmiyordum, çünkü her şey ödünç verilmiyordu bana, ama yine de soyut bir varlık olarak kalıyordum. Dünya malı, sahibine ne olduğunu yansıtır; oysa bana ne olmadığını öğretiyordu; durmuş, oturmuş ve sürekli değildim. Ben çelik üretimi için gerekli de değildim; kısacası ruhum yoktu benim."
Kutsal ruha inanıyordu, bir Tanrı, bir çare bekliyordu. Ve bu "yazmak" dediği yaratılış amacının Tanrı tarafından verildiğini düşünmüştü çocukluğu boyunca. Çocukken, yarattığı karakterlerde kendini yansıtıyordu, çok güçlü, dünyayı kurtaran, sonsuz yetenekleri olan karakterlerde resmediyordu kendini. Bana kalırsa, çocuk Sartr, Tanrıyla büyükbabasını özdeşleştirmişti. Tanrının değil, büyükbabasının hoşuna gitmeye çabalıyordu -elli yaşında bile hala büyükbabasının etkisinde olmayı amaçlayan delice bir umut taşıyıp taşımadığını sorguluyor-, dünyaya geliş misyonunu Tanrıdan değil, büyükbabasından alıyordu. "Ben bir Yaradan arıyordum ama bana bir 'büyük patron' sunuluyordu." diyordu. Çocukluğundan nefret ediyordu, ancak ölümüne kadar değişmeyen tek düşüncesi "yazarak varoluşuydu." Ölmek için yaşamıştı deyim yerindeyse Sartre. Yazılarıyla gelecekte var olmayı düşlüyordu. Kendini sevmeyi bizlere bırakıyordu. "Sıkıcı bulduğum ve ölümümün aracından başka bir şey haline getirmeyi beceremediğim şu hayatı kurtarmak için ona gizlice dönüyor ve gelecekteki gözlerle bakıyordum ona ve bu hayat benim herkes için yaşadığım ve sayemde hiç kimsenin yeniden yaşaması gerekmeyen ve yalnızca anlatılması yeterli olan etkileyici ve harikulade bir hayat olarak görünüyordu gözüme. Gerçek bir çılgınlıkla giriştim bu işe. Gelecek adına ünlü bir ölünün geçmişini seçtim ve tersine yaşamaya çalıştım. Dokuz ve on yaşlar arasında tepeden tırnağa ölümümden sonra haline gelmiştim bile.
Sonlara geldiğimde "Değiştim."le başlıyor, benim yakarış diye nitelendirdiğim sayfalar. Yanılsamalardan, çocukluğundan sıyrıldığını söylüyor. Çocukluğunu adlandırdığı "sahtekarlığı" hala karakterinde taşıdığını da söylüyor ancak. Nevroz diyor bu duruma. İnsanlar nevrozlarını içlerinden atamazlar. Çocukluğunda oluşturduğu bu karakterleri taşıyor içinde, onlara inanıyor. "Ben kendileri de yalnızca Tanrı'ya dayananlara dayanıyorum, başkalarına değil ve Tanrı'ya inanmıyorum. Gelin de işin içinden çıkın!" Ve bitirirken Kurtuluşa inanıyor, bütün insanlardan yapılmış, herkesin kendisi kadar değerli olduğu bir adamın kurtuluşuna!
"...bir elimle mezarıma, öteki elimle beşiğime dokunarak kendimi çok yoğun ve olağanüstü olarak ve karanlığın içinde yitip giden bir şimşek gibi hissediyorum."
206 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Varoluşçuluk akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Sartre’nin otobiyografisi.

Küçük yaşta babasını kaybeden yazar, annesi, büyükbabası ve büyükannesi ile birlikte büyümüş. Büyükbabasının öğretmen olmasından ötürü kitaplarla çok küçük yaşta tanışmış.
Hatta ilk okuma yazma öğrenmesi kararının verilmesi; kitaplıktan aldığı bir kitabı odasına çekilip okumaya çalışırken aile bireylerine yakalanması ve herkesin ona gülmesi ile başlamış. Ve ailesi onu hep bir gün yazabileceği konusunda destekleyerek büyütmüş. (Burada büyükbabasının katı tavrını söylemek gerek.)

Genel olarak tahmin edileceği gibi mutsuz bir çocukluk geçirmiş. Kafasından geçenleri kağıda döktüğünde bir çocuk neden bu şekilde düşünür ki diye sorabilirsiniz.
188 syf.
·2 günde·8/10
1905 yılı Paris’inde ‘denizlerde yaşamak için denizcilik okuluna giren bağırsak humması bir adam’ ile ‘uzun boylu, güzel, akıllı ve gencecik bir kadının’ evladı olarak dünyaya gözlerini açtı Jean-Paul.

Tıpkı Maksim Gorki’nin ‘büyükannesi’, Thomas Bernhard’ın ‘büyükbabası’ gibi onun da bir rol modeli vardı. Yine bir büyükbaba.

Okumak ve yazmak olarak iki bölümde kaleme aldığı otobiyografik eserinde şöyle anlatıyor büyükbabası ve kitaplara tutkusunu:

“Büyükbabamın çalışma odasında her tarafta kitaplar vardı; onların ancak ekim ayından biraz önce yılda bir kere tozunun alınmasına izin veriliyordu.”

“Daha okumayı öğrenmeden, onlara ilişkin düşler kuruyordum... Ailemin zenginliğinin onlara bağlı olduğunu hissediyordum.”

Sözcükler, 59 yaşındaki Sartre kaleminden çıkmış bir kitap. Onun çocukluğuna yıllar sonrasında ‘bakışını, dönüşünü’ müjdeliyor aslında.

Babasının vefatıyla başladığı yorgun yaşamı ablası olacak yaştaki ‘annesiyle’ devam ediyor.

Ufacık bir çocuk olsa da edebiyata ve felsefeye eğilimi o günlerde kendini göstermeye başlıyor.

Yıllar sonrasında şunları söyleyebiliyor mesela çocukluğuna dönercesine:

“Ben hayatıma nasıl başladımsa öyle öleceğim kuşkusuz; hep kitapların arasında.”

Thomas Bernhard yıllar sonda kaleme alacağı otobiyografik beşlemesi için;

“Bugün ne hissettiklerimi değil, o gün ne hissettiklerimi yazıyorum.” demişti.

Peki Sartre? Buyurun.
188 syf.
·Beğendi·10/10
Yazı ile doğdum ben. Yazıdan önce, yalnız bir ayna oyunu vardı ortada... Ama yalnızca yazmak için yaşıyordum ve ''ben'' dediğim zaman ''yazan ben'' i kastediyordum.

Eğer bir insan, yaşamını bir boyun eğişle tehlikeye atarsa, cömertlik ne olacaktı?

Ama her şeye cepheden, açık gönüllülükle bakmak gerekirdi.
"Uykuya dalarken, uykuda ölen insanlar olduğunu hiç düşünmedin mi? Dişlerini fırçalarken, işte tamam, bu son günüm demedin mi hiç? Çok süratle, hem de çok süratle hareket etmek gerektiğini, çünkü zamanın kalmadığını hiç hissetmedin mi? Ölümsüz mü sanıyorsun kendini!"
"Ama benim sevgili küçüğüm, şu yaşında bu tür kitaplar okursa, büyük olduğu zaman ne yapacak?"
Ben de, "Onları yaşayacağım." demiştim.
Yaşanıyor ve ölünüyordu; kimin yaşadığı, kimin öldüğü bilinmiyordu; ölümden bir saat önce hâlâ canlıydı insan.
Ben, kendileri de yalnızca Tanrı’ya dayananlara dayanıyorum, başkalarına değil ve Tanrı’ya inanmıyorum. Gelin de işin içinden çıkın!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
1983
Sayfa sayısı:
185
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ada Yayınları

Kitabı okuyanlar 597 okur

  • Eminenur Delikkaya
  • Psınef
  • Ezo
  • Bahar gaikwad
  • Gülsüm Cirit
  • Beyza E.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%1.3 (2)
7
%0
6
%0.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0