İNSAN, TEVRAT, DİNLER, TANRILAR İLE İLGİLİ BİR İNCELEME
Son yıllardaki din ve dindarlık perdesi altında yapılan yağma talanın arkasından gelen ahlaki ve ekonomik çöküşün sebeplerini anlamak amacıyla Sümer, Babil, Mısır tarihi ve tanrılarını, Gılgamış, Herodot Tarih’i, Homeros’un İlyada’sı, İncil ve Tevrat-Zebur’u okudum. Kuran, hadis kitapları ve Gazali’nin İhya-u Ulumid-Din’niyse zaten çocukluğumdan beri okuyor, vaazlardan biliyordum.
Öncelikle Tevrat’da anlatılan din anlayışıyla İslam kaynaklarının anlattığı din temelde örtüşmüyor. Zira burada Tanrı’dan bilgi akışını sağlayanlar peygamber diye anılmıyor “kâhin / bilici” diye anılıyorlar. Ana gaye de Yahudi toplumunu bir arada tutmak, bu sapkın, geçimsiz, topraksız ve aç toplumdan bir ulus oluşturmak. Tevrat’ın ise Babil sürgününden sonra Sümer, Babil, Mısır mitolojisinden uyarlandığı çok açık ve net.
Tevrat sadece bir din, peygamber, vahiy kitabı değil, bir Yahudi tarih kitabı ve neyi, kimin ne zaman yazdığı dahi belirtilmiş.
Ayrıca Yahudilik bir din olmakla birlikte, bir ırkın da adı ve onlar hiçbir şekilde bu ırktan olamayanları dinlerine, tapınaklarına kabul etmiyorlar. İşte bunun için bütün Yahudi erkeklerine ‘sünnet’ denen o vahşi, acımasız ve ilkel uygulamayı şart koşmuşlar ki, aralarına başkaları karışmasın.
Fakat bunun da ötesinde Yahudiler tek Tanrıya değil, Sümer, Babil, Mısır ve Antik Yunan Tanrıları gibi pek çok tanrıya inanıyorlar. Hatta İsa bile havarilerine, “Kudüs ve Yahudiler dışında benim eğretilerimi - dinimi kimseye tebliğ etmeye çalışmayın” diyor.
Bununla birlikte, tarih metodolojisine göre yazılmış bir kitap olmasa da, bütün noksanları, fazlalıkları ve hatlarına rağmen Tevrat’ı okumadan insanlık tarihi ve dinleri, anlamak, tanımak mümkün değil.
Tavrat’da, beni hayretler içinde bırakan konular