Emile zola nın kitapları hep güzeldir benim için fakat bu kitabında köy yaşantısını ve aile fertlerinden kalan toprağın insanları ne kadar kötüleştirebildiğini kıskançlıkları ve hatta para kıskançlık hırs ve toprak için insanların birbirlerini öldürebilecekleri..
19.yy sonlarında ortaya çıkan natüralizm akımının öncülerinden ve internet yokken çoğumuzun kadın zannettiği Fransız yazar Émile Zola'nın Toprak adlı romanını merakla ve beğenerek okudum. Toprak dediğimizde hepimizin aklına çamur renkli katı ve elde ilik ilik dökülen kara parçası geliyordur. Aslında anlamlar daha derin ve bu derinlik eserdeki hikayeleri daha çok içselleştirmekte. Fransızca ve Türkçe'deki okunuş bakımından biraz etimolojik bir inceleme yapmak gerekirse, toprak sözcüğü Fransızca 'la terre' olarak ifade ediliyor. Okunuşu 'ter' evet bildiğimiz ter yani, hani sıcaktan ve çok efor sarf edilince vücuttan akan sıvı. İkisini yanyana koyduğumuzda toprağın bir emek, bir çaba, bir mücadele, bir ter ve kan akıtma yoluyla değerlenip kazanıldığını görebiliriz. İşte bütün meseleler de buradan çıkıyor kitapta. Köylülerin ana geçim kaynağı olan toprak yüzünden insanların maddi çıkar uğruna nasıl çirkinleşerek birbirinin arkasından kuyu kazmasını çeşitli örneklerle anlatıyor bize yazar. Kitabın başı oldukça iyi başlamakla birlikte ortasına kadar sıkıcı oldu benim için hatta ara vererek okudum. Tek bir ana karakter yok köydeki herkesin yaşamından çeşitli parçalar çok az olsa da var. Kitabın ortasından itibaren olaylar hız kazanıyor ve karakterleri artık daha iyi tanıdığınız için kimin neyi neden yaptığını daha iyi kavrıyorsunız. Ben bir kitap görmedim ki bütün karakterler bir kötülük abidesi olsun, al birini vur ötekine. Herkeste neredeyse öyle kötü taraflar var ki gözardı etmek mümkün değil. Birine kötü bir şey olduğunda haketti moduna geçebilirsiniz. Yazarın dili oldukça ağır ancak natüralist bakış açısıyla yazdığı için sansürleme yok hepsi açık açık anlatılıyor. Para denen materyalin insanları nasıl birbirine düşürüp kardeşi kardeşe, babayı oğula, işçiyi patrona
Zola’nın bu kitabını hiç duymamıştım. Öyle rastgele kütüphanede karşıma çıkıverdi. Ne de iyi etmiş çıkmakla. Bazen o kadar popüler olduğu halde içi boş klasiklerle karşılaşıyorum ki işte o zaman böyle kaybolup gitmiş çok değerli klasiklere üzülüyorum.
Emile Zola’nın, toplumun farklı kesimlerini ve bunların görünmeyen yüzünü eleştirel gerçekçi bir bakış açısıyla aktarması mükemmel. Bir de hangi kesimi anlatacaksa anlatmıyor resmen yaşıyor, yaşatıyor.
Bu eserinde de Fransa’nın köylülerinin çırpınışlarını, sefalet ve açlığını, hırsını hasetini, toprağa tutkusunu, cahil ve geri kalmışlığını görüyoruz. Ve kitapta bahsedilen, eleştirilen birçok şey hala günümüzde de geçerli maalesef. İnsan şunu diyor ister istemez: Ah insanoğlu! Yüzyıllardır bir arpa boyu yol alamamışsın. Gözünü toprak doyursun.
Bitirene kadar elimden bırakamadım. Bitirdim ama doyamadım.
''Ebedi olan tek şey toprak, geldiğimizde, yine döneceğimiz yer de orası...'' diyor Zola. Ve arkasından sözlerine şöyle devam ediyor; ''Uğrunda cinayet işlemeye dek vardığımız o toprak, bütün korkunçluklarımıza, sefilliğimize rağmen, bizim bilmediğimiz amacı doğrultusunda hayatı yenilemeye devam eder''. Öyle ya dünyadaki savaşlar bile genellikle toprak yüzünden çıkmıyor mu? Tarih boyunca milyonlarca hatta milyarlarca insan bu savaşlarda ölmedi mi ? Böyle bir döngünün kahramanı değil mi toprak?
Emile Zola 23 yılda yazdığı 20 kitaplık Rougon- Macquart serisinin 15 no'lu bu kitabında toprak konusunu ele alıyor. Bunu da bizi, Fransa kırsalındaki bir köy ve çevresindeki yaşama götürerek yapıyor. Antoine Macquart'ın oğlu Jean Macquart'ı anlatıyor. Sahip olduğu topraklarını sağlığında çocuklarına devreden Fouan babanın hikayesini anlatıyor. Ablası ve eniştesine karşı yaşam mücadelesi veren Fronçoise'yi, geniş bir arazi sahibi olan Hourdequin'i, büyük arazi sahibi olan büyük annesi tarafından dışlanıp yoksulluk içinde sokakta bırakılan zavallı Palmyre'yi ve kardeşini anlatıyor. Toprak için yaşanan onca dramı anlatıyor. Tabii ki kötüleri ve kötülükleri de anlatıyor. Kaybedenleri ve kazananları da anlatıyor. Toprağın insanlığı nasıl etkilediğini anlatıyor. Kısacası toprağı ve toprağın insanlarını anlatıyor.
Birinci cilt sonuna kadar olan bölümde Zola, dönemin Fransa'sının kırsalındaki insanların yaşayışlarını ve aralarındaki ilişkileri soft bir şekilde yazmış olduğundan bu kısım keyifli bir rahatlıkla okunuyor. Ama birinci kitabın sonuyla birlikte bu durum değişiyor ve Zola gerçek yüzünü göstererek dramlara başlıyor. İkinci kitap boyunca üst üste gelen dramlarla, toprağın insan oğlunun başına neler getirebileceğini ve neler yaptırabileceğini gözler önüne seriyor.
Cok keyif alarak okuduğum bir kitap.Insanlarin varlığından beri en sadık hizmetkarı olan toprağın hikayesi,topraktan gelenlerin hikayesi.Herkese tavsiye edebileceğim guzel bir kitap.
Toprak 1. CiltEmile Zola · İlya Yayıncılık · 2008449 okunma
Çok uğraştım, denedim, olmadı. Ben bu kitabı bir türlü okuyamadım! Demek ki zorlamamak gerek bana göre bir kitap değilmiş, üzgünüm.
Zaten daha önce de okumaya çalıştım...
Toprak 1. CiltEmile Zola · İlya Yayıncılık · 2008449 okunma
Ardı ardına üç kitabını okudum Zola'nın. Tamam Zola bu yani haddim değil söz söylemek te. Ben hadsizlik yapma hakkımı kullanıp Toprak, Germinal ve bir aşk hikayesine ortak bir eleştiri yapmak istiyorum.
Bir kere birinci dünya savaşı sonrası burjuva ahlakının ne kadar yozlaştığını kadının nasıl iktisadi bir meta haline geldiğini, nasıl bir mülkiyet mevzuu haline geldiğini hemen hepimiz anlıyor ve biliyoruz.
Zola'nın bu üç eser ve diğer tamamında bunu işlemesi dönemin şartlarının gereği ya da dönemin hikayesi olması hasebi ile kabul edilebilir ve hatta edilmeli de.
Ancaaaak bunu aktarış şekli bende Emile Zola'nın bastırılmış duygularını okura fışkırtan bir sapık olduğu ya da böyle değilse affınıza sığınarak dönemin Fransız kadınlarının top yekûn bacakları birbirine kavuşmayan o......lar olduğu intibaını bırakıyor.
Nasıl olur nasıl başarır da en saf en temiz aşk hikayelerini bile kenarda köşede, tarlada bahçede, evde arabada çirkin, seviyesiz zift kokan bir cinsellik teması ile verir, nasıl başarır anlamakta güçlük çekiyorum.
Oysa hikayeleri öyle güzel ve öyle gerçek ki böylesine kirletilmeyi hak etmiyorlar.
Toprak 1. CiltEmile Zola · İlya Yayıncılık · 2008449 okunma
İlk defa bir kitabın kahramanı olarak Toprak çıkıyor karşıma.Bir baba düşünün.Yıllarca her şeyini topraktan sağlamış,bütün geçimini ordan karşılamış ama artık yaşlanınca iş yapamaz hale gelmiş.Mirasını oğullarına paylaştırmak zorunda kalmış.Ama kimse kıymetini bilmiyor.Kitap toprakla başlayıp toprakla bitiyor,o dönemin köylülerini yine harika bir şekilde yansıtmış bize Zola.Herkese tavsiye edebileceğim bir kitap.2.cildine geçmek için sabırsızlanıyorum.
Toprak 1. CiltEmile Zola · İlya Yayıncılık · 2008449 okunma
Karakterler arasında toprak, miras, para için geçen kavgalar rahatsızlık sebebiyeti olmaktadır fikrimce. Evliliğin bile para olarak düşünüldüğü insanların normal düşünmediği dönemler. Garip. Çok garip... Toprak - 1Emile Zola
Emile Zola; Edebiyatta Natüralizm'in kurucusu olarak bilinir. Çünkü eserlerinde hayatın tüm çıplaklığını gözler önüne serer. Bu eserde de Toprağı ve onu işleyen insanların hayatlarını ele alır. Tıpkı Germinal'de olduğu gibi bu eserde de Emile Zola bizi eserindeki dünyanın içine çeker. Bu dünyada Toprağa sahip olan insanların nasıl Toprağın kölesi haline geldiği, dönemin toplumsal ilişkileri üzerinden ahlak betimlemeleri, kısacası ne ararsanız tüm çıplaklığıyla karşınızda bir eser. Herkesin okumasını dilerim.
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.