Adı:
Uşak
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754341409
Kitabın türü:
Çeviri:
Yaşar Nabi Nayır
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Uşak
Uşak
Uşak
Istrati, bu romanda, bir tüccarın evinde uşaklık yaptığı yılların anılarını, o her zamanki büyüleyici sanatıyla canlandırıyor.
Çalıştığı evin hanımına karşı duyduğu, maddi arzulardan, uzak, tapınma duygusunu andıran aşkın yanı sıra, Istrati'nin işçi hakları için verdiği savaşımları, ideolojilerin boşluğunu ve politikacıların ikiyüzlülüğünü gördükten sonra siyasal çatışmalardan nasıl uzaklaştığını anlatan sayfalar, onun dünya görüşünü en açık bir biçimde ortaya koyuyor.
(Arka Kapak)
128 syf.
·1 günde
"İnsanım ben, yani benzerlerinin acıları karşısında acı duyan tek yaratığım, insanım.."


Bu geceyi Panait İstrati'nin Uşak adlı eserine adadım. Okuduğum ilk eseridir. Uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı Rumen İstrati...

Uşak kitabı şüphesiz en iyi, en sanatsal kitabı değildir. İlk bu kitabını okumanın büyük bir artısı var o da: İstrati'nin 19 yaşında ve hayata dair çok az tecrübesi varken eskiden yoksul olup sonradan burjuva bir koca ile evlenen Anna'nın konağında 'uşak' olarak göreve başlaması ile başlayan ve sonraki hayatındaki görüşlerinin oluşum sürecini işleyen bu eser İstrati'nin yaşam felsefesini daha iyi anlamak için güzel bir başlangıç eseri olacaktır..

"İnsanın söyleyecek bir şeyleri söyleme yeteneği varsa vazgeçmek bir cinayet, tembellik bir ayıp olur."

İstrati'nin görüşü bu yöndedir. Her insanın bir şeyleri yazma yeteneği de vardır. Bunu yapmayarak bir tembellik mı bir cinayet mi işliyoruz?

İstrati hayatında bir sürü maddi zorluk yaşayan bir insandır. Ağır işlerde çalışmış kendi parasını kazanmış. Ama yazar olduktan sonra da eserlerinin gelirleri ile şımaran biri olmamış. İhtiyaç sahiplerine dağıtmış. Maddiyat peşinde koşmamış, aldatıcı süslü zenginlikleri hayatında olmazsa olmazlarının arasına sokmamıştır..

Eserinde geçen Uşak Adrian kendisinin başka bir adlandırmasıdır. Başyapıt olarak görünen "Arkadaş" eserinde de Adrian yer alacak lakin orada Adrian'a eşlik eden bir de arkadaşı Mihail olacak ve bu eserde de Mihail'e olan özlemi sıkça yansıtacaktır...

"Adrian, hayatının örneğini göstererek ispat edecektir ki mertçe yaşamak, yaşayabilmek için tanrısal ya da erdemli bir ruha sahip olmak mutlaka zorunlu değildir. Yalnızca cömertlik insanı bencillikten arındırır ve daha mutlu kılar da ondan"

İstrati'nin altını çizdiği erdem cömertlik. Ne tanrısal ne de gösterişsel bir cömertlik bu. Sadece insanın insana ihtiyacı olduğu ve sadece insanın hemcinsinin acısını hissedebilir olduğunu bildiğinden kaynaklı oluşan doğal bir cömertlik..

Ne kadar da yoksunuz bu erdemden.. Dört duvara sahip olabilmek için ve o dört duvarı süsleyebilmek için kaç tane insanın acısını görmezden geliyoruz? Kaç tane insana uzatacak olduğumuz yardım elini geri çevirip bizce küçük muhtaç olanlarca büyük yatırımlar yapıyoruz geleceklerimize...

"Bütün geleceklerden nefret ediyorum" diyecek İstrati bu yüzden. Hangi gelecek bu.. olmasını arzu ettiğimiz hayatın gelmesini beklediğimiz belirsiz tarihlerden mi oluşuyor o gelecekler.. İyi ki geleceklerden nefret edip doya doya anı yaşamış İstrati sürekli gezmiş, sürekli görmüş, sürekli yaşam biriktirmiş..

Kırk yaşına gelince de ilk eserini yazmış. Kırk yaşından sonra bu aleme dalmak saçma biliyorum ama kalemime yenik düştüm diyor İstrati.. ve kendi dilinde de değil Fransızca yazıyor. Romain Rolland itmişti onu bu yazma sevdasına.. desteklemiş, güvenmiş. Ve sonuçta yirmiye yakın eser vermiş İstrati.

Çok çaba göstermiş. Fransız gramerini anlamak onunla anlatabilmek için gece gündüz demeden çalışmış. Kırkından sonra bir adam "günde yüz kere laruesse'a başvurmak zorunda kalmış" ve şöyle ifade eder o günleri: "Bir cehennem azabıdır bu! Kızgın bir merdivenin basamaklarını tırmanan bir köstebek gibiyim. Yazdığımı ne zaman düzeltip ne zaman bozduğumun farkında olmadan bütün hücrelerimle acı çekiyorum."

İstrati bu eserinde sınıfsal farklar arasında mekik dokuyor. Uşak olarak başladığı konakta burjuva yaşamını gözlüyor. İşi bitip ortalıktan çekilince soluğu işçi örgütünün evinde alıyordu. Yürüttükleri işçi hareketinde sembol bir isim haline gelecek kadar yükselecek ve sonrasında bu işçi örgütü tarafından ayaklar altına alınacak ve "Burjuvaya satılmış adam" olarak afaroz edilecekti.

Panait İstrsti'nin dışlanma sebebi sonradan burjuva yaşamına katılan Anna'ya duyduğu sevgidir belki de. Anna çok yoksul bir ailenin kızıdır. Hizmetçi olarak girdiği evde hanımefendi statüsüne sahip olur ve hayatı birden değişir. Yalnız Anna özünü yitirmez. Yoksul, sefil günlerinin getirdiği alışkanlıklar ile yeni burjuva yaşamının çarpışması sonucunda eski düzeni galip çıkacak. Ve Anna eskiden olduğu gibi minimalist bir hayat sürecek fakirlik günlerinde olduğu gibi cömert olacak ve bu sefer eline maddi güç de geçtiği için yardıma muhtaç olan yoksul kadınlara daima el uzatacaktır. Özellikle zengin bir adamın şımarıkları karşısında zor durumda kalan kadınlara yardım elini daha çok uzatacaktır. Bu kadınlar hizmetçi olarak girdikleri evde evin erkekleri tarafından hamile bırakılan ve çocukları düşürmeleri konusunda tehdit gören kadınlar. Bu kadınlar yanlış kürtaj uygulamaları yüzünden kanamadan ölecekken Anna tarafından hastaneye yetiştirilen kadınlar..


İşte Adrian gerçek hayatta sahip olduğu en büyük erdem olan cömertliği bencillikten arınmış kişiliği Anna'da görüyor. Lakin içinde bulunduğu işçi örgütü burjuvazinin kökten yok edilmesini savunuyor. Adrian da sınıfsal ayrımın bir sonuca ulaşabilir olduğunu düşünmüyor çünkü eline gücü alan kesimin daima birilerini alt edeceğini, ezeceğini görüyor. Bugün düzen burjuvada ise onlar ezecek yarın işçi sınıfına geçerse bu sefer onlar ezecekti. Halbuki her iki kutupta da hem iyi hem kötü insanların varlığını görmüştü Adrian. Tüm işçi sınıfı Anna'nın cömertlik seviyesine ulaşabilir miydi? Ya da onun maddi güce erişip sonradan görme olma şansına sahipken ve üstüne üstlük de çevresinin tümü burjuvayken bunu reddeden bir kadın bu kadına nasıl olur da kötü diyebilirdi ki..

"Yaşasın hiçbir inanca bağlanmayan kişi"

Panait İstrsti'nin manifestosu budur. Ve insanlığa bu kitabın önsözünde şöyle seslenecektir:

"İster ulusal, ister uluslararası olsun, eski ya da yeni efendileriyle, demokrat ya da mutlakiyetçi, birbirlerini yaşatmak için başkalarını öldürenler yerin dibine batsın. Bir başkası uğrunda can vermeye yanaşma. Kavuştur kollarını! Olduğun yerde kal. Kim olursa olsun, o baylara, her yüzyılda yarattıkları yeni yeni ülkelerin hepsinin birbirine benzediklerini söyle ve gidip kendiniz can verin, de onlara. Sen, çıplak adam, zavallı kollarıyla zavallı başından başka şeyi olmayan adam, düşüncelerine de, tekniklerine de hayır de, sanatlarına da, rahat koltuklarından destekledikleri ayaklanmalara da boş ver.."

İstrati bu sözleri söylediği zaman 1929 yılında Komünist parti davetiyle Sovyet Rusya topraklarında yaşamış. Komünist rejimi görmüş ve dünya düzeni üzerinde hiçbir rejimin insanlığın arasındaki o bencil uçurumu kapatmaya gücünün yetmeyeceğini, hiçbir siyasi rejimin tüm insanları kurtarmaya yetmeyeceğini anlayacak kendi içinde umutsuzluğa kapılarak Balkanların Gorki'si olarak adlandırılan İstrati artık politikadan, politik mücadeleden çok insanı insan yapan değerler üzerinde duracak ve onları aktaracak. İstrati'nin kaleminin çok güçlü olduğunu düşünüyorum. O yüzden okunması yönünde tavsiye verebilirim.
128 syf.
·Beğendi·8/10
İnsanlara vakit geçirmek için değil onlara kardeşçe bir şeyler vermek için doğmuş bir insanım çünkü hayat tecrübem çok zengindir, diyor yazar kitabın önsözünde bu kitapta da kendi hayat öyküsünü anlatıyor Adrain Zografi karakteri aslında kendisi.Otobiyografik bir roman özelliği taşıyor.Romanya’da İbrail liman kasabasında geçen yaşamında işçi ,burjuva arasındaki olaylara şahit oluyoruz.Kendisinin de dediği gibi Olgunluk çağında bir adamın dünya görüşünü yansıtan bir edebi eser.Oldukça etkileyici
128 syf.
·2 günde·8/10
Tapındığı kadın için bir burjuva konağında uşaklığa başlayan Adrian'ın öyküsü. Bir yandan burjuvanın da insan olduğunu anlatırken diğer yandan işçilerin de burjuvalaştıklarını anlatıyor kitap. Akıcı ve anlaşılır bir eser.
119 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Çocukken babamla markete gittiğimizi ve gazetenin bu kitabı hediye ettiğini hatırlıyorum. Yıllardır da kütüphanemde okunmayı bekliyordu. Ben her şeyin bir zamanı olduğu gibi kitapların da bir zamanı olduğuna inandım hep, neden daha önce okumadım diye hayıflanmam o yüzden. Her kitap, nasıl başarıyor bilmiyorum ama, kendi zamanını bekliyor ve doğru zamanda da geliyor insanın eline bir şekilde.

Adrian… Kendisi tutkulu bir genç, kitabımızın ana karakteri ve yazarımızın da aynadaki yansıması.
Yaşamaya tutkulu, anlamaya tutkulu, sorgulamaya tutkulu, görmeye, tanımaya, sabretmeye, çabalamaya, sevmeye tutkulu bir genç…
Günümüz insanının boş vermişliği, peşin hükümlülüğü, kaderciliği, her gördüğüne inanma boyutundaki cahilliği ama bu cehaletinin asla farkında olmayan kibri yok Adrian’da. Hani sanki bunlarla yanıp tutuşan dünyaya öyle tesadüfen gelmiş gibi bir karakter. Bu saçmalıkların hiçbiri uğramamış ona. Tek kötü yanı belki de fazla tutkulu oluşu. İşte bu yüzden ilgi çekici.
‘Bak bu doğrudur’ denilen hiçbir şeyin peşinden koşmuyor bu adam, eğer kafasına yatmazsa. Ya da doğrularının yanlış olduğunu fark ettiği an ‘aman zaten ben mi değiştireceğim dünyayı’ demiyor, en azından vicdan muhasebesini yapıyor. Nerde böyle insanlar diye düşündüğüm günlerde,’ işte bur’dayım’ diyen Adrian’la tanışmak çok kıymetliydi benim için.
Alıntılara bakıp bir aşk romanı sanmayın bu kitabı sakın. Bu büyük bir haksızlık olur. Zira bu bir feveran. Istrati bu kitapta boğazında düğümlenenleri haykırıyor adeta, hissediyorsunuz.
“Böyle gelmiş böyle geçer” diyenlere “çare sizin elinizde” diye haykırıyor.
“Bu düzen yanlış, benim peşimden gelin ben her şeyi düzelteceğim” diyen düzenbazlara inanmayın diye haykırıyor.
“Birlikte yaşayan insanları o, bu, şu diye böle parçalaya bir çare bulunamaz; o da bu da şu da aynı şeyleri yaşıyor hayatta, çare birlikte olmakta” diye haykırıyor.
“İdealler, zenginlikler, hayaller güzel pazarlama aracıdır; kime ve neye hizmet ettiğinize dikkat edin, attığınız her adımın düşünemeyeceğiniz bir sürü sonuçları olacak” diye haykırıyor.
“Zengin, fakir, işçi, patron, sosyalizm, kapitalizm hepsi boş, hepimiz insanız” diye haykırıyor.
İnsanlığı unutturulmuş, zavallı kollarıyla zavallı başından başka bir şeyi olmayan çıplak adamlara, “HAYATINIZI YAŞAYIN, UĞRUNA FEDAKARLIK YAPACAĞINIZ ŞEYLERİ DOĞRU SEÇİN” diye haykırıyor.
İşte bu yüzden insanlığı, insan olmayı ve insan olduğumuzu hatırlamak için bu kitabı mutlaka okuyun diyorum.

Son olarak kitap bittiğinde önsözü bir de sonsöz olarak tekrar okumanızı tavsiye ederim.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Romanyanın bir liman kentinde eskiden yoksul olan Alman asıllı Madam Hedwig ve kızlarının ev işlerine yardımcı olması için çamaşırcı kadının oğlu Adrianı işe almalarıyla başlayan harika bir kitap. Zenginliği, yoksulluğu, sefaleti, yardımlaşmayı, işçi sınıfını, hükümetin tutumlarını ve burjuvaziyi aralarındaki ilişkiyi derinlemesine irdeleyeceğiniz bir roman. Su gibi okuyacaksınız..
128 syf.
·Beğendi·7/10
İstrati nin vazgeçilmez kahramanı ( aslında kendisidir bu kahraman) Adrian, 20 li yaşların dadır. En yakın dostu Mihail bir savaşı ( Japon-Rus) yakından izlemek üzere Mançurya da dır.
Annesinin yerleştirdiği bir ihracatcının evin de uşaklık yapacaktır. Adrian nı bu sefer farklı bir yapıda görüyoruz. Evin hanımına duyduğu aşkı, bunun yanında, evin Macar hizmetçi kızında tanıdığı kadını, İlk gazetecilik deneyimini, Sendikal faaliyetlerini, bu faaliyetler sonunda evin zengin maliklerinin iflasa gitmelerinin hikayesi...
Adrian sınıfsal kavgaları ret etmektedir, bütün meselenin insanların kavgası olduğuna inanmaktadır, Asıl olması gerekenin yoksulluk ve sefaletle savaşmak olduğunu savunur.
Burjuvaların hepsinin kötü olmadığı yoksullarında hep iyi olmayacağını ifade etmektedir...
Zevkle okunacak kitap.
128 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
İstrati bu kez Thüringer'lerin evinde uşaklık yaptığı yıllarını kaleme alıyor.
Adrian okumaya meraklı, sorgulayan bir gençtir. Zengin ailenin fakir hanımına duyduğu aşkla birlikte, bir yandan da işçi haklarıyla ilgili çalışmaları ve sendikal faaliyetlerin kuruluş mücadelesindeki gayretleri kitabın en önemli bölümlerini oluşturuyor.
128 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Varlıklı bir ailenin uşağının işçi sendikası için yaptığı çalışmalar günün olayları eşliğinde anlatılmaktadır. Günümüzde sahip olduğumuz sendikaların, yasaların öyle bir anda meydana gelmediğini ne acılar yaşandığı gözler önüne serilmektedir.
128 syf.
·5 günde·8/10
Adrian Zograffi karakteri Balkanlar'ın Maksim Gorkisinin kaleminde hayat bulmuş ve okuyucunun hayatına girmeyi, okuyucuyla okurken butunlesebilmeyi başarabilmiş bir hikaye. İşçinin ve sendikanın mücadelesini sosyalizmi köylü hayatını ilerleyebilme sanayileşme toplumunu başarılı bir şekilde aktaran bir İstrati hikayesi.
128 syf.
·10/10
"İyice fark etmişti,sınıflar ne olursa olsun, bütün insanların mutluluğu pek zayıf temellere dayanıyordu..."
.
Kalemi ile yeni tanıştığım ve çok severek okuduğum bir kitap yorumu ile geldim.Yazar bu romanında bir tüccarın evinde uşaklık yaptığı yıllar da çalıştığı evin hanımı olan Anna'ya tapınma duygusunu andıran aşkı, işçi hakları için verdiği savaşı işçilerin birlik olmasını ve sendika kurulmasına yardımcı olduğu dönemleri kaleme almış. Zenginliği,yoksulluğu, yardımlaşmayı politikacıların kendi çıkarları için yaptıkları ikiyüzlülüğü gözler önüne sermişti.
Benim çok beğendiğim bir eser oldu bu tarz okuyorsanız tavsiye ederim
.
Çünkü insanlar yolsuz elektriksiz hatta temizlenmeden de yaşayabilirler ama ruh temizliğinden yoksun olarak yaşayamazlar.
Çıkarını dünyamızın felaketinden sağlayan aşağılık insanlar kimlerdi?
Bu insanları keşfetmek, zararsız hale getirmek ya da yok etmek olanaksız mıydı?
Yüreğim yalnız şu ya da bu sınıfın değil, yeryüzünde hayvanlara varıncaya kadar, acı çeken bütün yaratıkların acısından duygulanıyor. Ne yapsam beni bu huyumdan vazgeçiremezler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uşak
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754341409
Kitabın türü:
Çeviri:
Yaşar Nabi Nayır
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Uşak
Uşak
Uşak
Istrati, bu romanda, bir tüccarın evinde uşaklık yaptığı yılların anılarını, o her zamanki büyüleyici sanatıyla canlandırıyor.
Çalıştığı evin hanımına karşı duyduğu, maddi arzulardan, uzak, tapınma duygusunu andıran aşkın yanı sıra, Istrati'nin işçi hakları için verdiği savaşımları, ideolojilerin boşluğunu ve politikacıların ikiyüzlülüğünü gördükten sonra siyasal çatışmalardan nasıl uzaklaştığını anlatan sayfalar, onun dünya görüşünü en açık bir biçimde ortaya koyuyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 105 okur

  • Küçük Prens
  • Gülşah tuna
  • Erim Koçyiğit
  • ebru cemre
  • Erdoğan Kart
  • Mia
  • Verda
  • Berfin Polat
  • Nln
  • Psyche

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10.5
25-34 Yaş
%36.8
35-44 Yaş
%15.8
45-54 Yaş
%21.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.3
Erkek
%40.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.6 (3)
9
%17.1 (6)
8
%34.3 (12)
7
%28.6 (10)
6
%8.6 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0