Merhabalar herkese #thomasmore den #ütopya kitabı ile buradayım
Thomas More düşüncesi ve söylemi ile bambaşka bir kişiliğe sahip olan harika bir yazar. Ütopya 1516 yılında yazılmış ve günümüze kadar gelebilen olağanüstü bir başyapıt. 500 senedir hala Thomas More'nin Ütopyası okunuyor ise gerçekten alınması gereken bir şeyler olduğu kanısındayım. Thomas More, Kralın kanunlarının sadece o ülkeyi bağladığını dile getirmiş, ülke dışının o kanunların ilgilendirmediğini söylemiştir. Kötü bir amaç uğruna haince suçlanmaktan ötürü idam cezasına çarptırılmış, idamı ve cenazesi Londra Köprüsü'nde herkese sergilenmiştir.
Ütopya kelime anlamı itibariyle "hiçbir yer" anlamını taşımaktadır. Sadece bu anlamla kalmaz. Ütopya,olmayan ama tasarlanmış toplumdur bir nevi.
Thomas More ülkede adaletin, toplumda düzenin, eşit olmanın, idarenin ve kanunların nasıl olacağına dair önerilerde bulunulmuştur.
Ben bu kitabı okurken, "bir ülkenin düzeni nasıl olmalı?" derken "Peki dünya düzeni nasıl olmalı?" diye sordum. Kendime verdiğim cevap aynen şuydu; "Acaba biz adaletin anlamını mı bilemiyoruz? önce "Adaletin anlamı." Daha sonra da, "Adaletli yaşam nasıl olmalı?" onu öğrenmemiz gerektiğini düşündüyorum. Adaletin anlamı ve adaletli yaşam nasıl olunmalı bunu öğrendiğimiz de bir ülkenin düzeninin de nasıl olması gerektiğini biliriz diye düşündüm.
Beni sıkmayan ve zevkle okuduğum bir eser oldu. Sizlerde okuyun. Sizler de yorumlayın ve bence sizlerde önerin. Çünkü okunması gereken bir eser olduğu kanısındayım.
Saygılar
Sevgiler
Hoşça kalın
Atatürk Thomas Moore'un Utopia'sını ütopyadan çıkarıp uygulamaya sokan, hayalleri hayal olmaktan çıkarıp mümkün kılandır.
Kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız..
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
Farklı bir basım olmakla beraber düzeni çok güzel eleştiren bir yönü vardı . Ben kitaplarda olay akışını daha çok sevdiğim için söz okuyormuş gibi hissetim onun dışında Ufuk açıcı sorgulayıcı ve düşündürücü bir kitaptı . Biraz zor okudum sadece .
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
Lisede iken Felsefe öğretmenimizin tavsiyesiyle okumuştum. Onca zaman geçmesine rağmen halen zihnimde yer etmiş bir kitaptır. İsmine yaraşır bir kitap; yoksa kim altınları kölelik belirtisi sayar, kim evini kilitsiz bırakır ve o eve asla zarar gelmez öyle değil mi? :)
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
Ütopya adası yaklaşık üç yüz kilometre genişliğinde bir arazinin ortasında yer alıyor.Bulunduğu konum açısından oldukça iyi.Burayı fetheden Utopus halkını öyle bir yetiştirmiş ki diğer insanlardan daha üstünler.Utopus ada halkını kontrol altına aldıktan sonra fethettiği bölgeyi ana karadan ayırıp etrafını suyla çevrelemeyi kafasına koymuş ve bunu gerçekleştirmiş.Yerlilerini kendilerini köle olarak görmesinler diye kendi askerlerinide onlarla beraber çalıştırıp yaklaşık yirmi beş kilometre uzunluğunda bir kanal kazdırmış.Alt üst sınıfı yok herkes eşit haklara sahip böyle oluncada para,altın,değerli sayılacak ne varsa kıymetsiz onlar için...toplumun belli kuralları var bunlara uymayan olduğunda köle oluyorlar.Adada 54 şehir bulunmakta hepsinde aynı davranış,gelenek,yasalar geçerli.Evler aynı biçimde inşa edilmiş.Birbirine en yakın şehir arasında ki mesafe en az 38 km ve birbirlerine en uzak iki şehir ortalama bir insanın bir günlük yürüyüşüyle varabilecek mesafede.Başşehir Amaurot meclis bu şehirde toplanıyor.Kitap Ütopya’nın yönetimini,yaşam biçimlerini,ticari ilişkilerini,malların nasıl dağıtıldığını,bir şehirden başka bir şehre giderken uyulması gerekenleri,köleleri ve evlilikleri,askerlik ve ordu konularını,dine bakışlarını tek tek konu halinde açıklıyor.Ütopya gerçekten varolsaydı nasıl olurdu diye düşündüm hiç sanmıyorum çünkü biz insanoğlunda bencillik,kibir,daha çok sahip olma,sınıf farklılığı,eşitsizliğe alışmışız bolca da alt-üst farkı var.Okurken Platon’un yazmış olduğu Devlet kitabı geçti aklımdan bu kitapta da hatta bahsediyor.Kolay kolay kesinlikle okuyum demem bir kitap için ama bunu okuyun lütfen
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
adına tam olarak roman diyemeyeceğim eseri okudum. roman diyemem çünkü roman özelliklerini taşımıyor. ütopya diyemem çünkü ütopya olmaktan çok uzak.
yazıldığı dönem için (1400’lerin sonu 1500’lerin başı) ütopya olabilir. özellikle mülkiyet eşitsizliğiyle alakalı bir takım yerleri de günümüzde kimileri tarafından kabul görebilir. fakat kendi zaman dilimimizde yorumladığımızda distopyaya daha yakın. okurken kendimi başta her şeyin harika göründüğü fakat sonlara doğru her şeyin bir yanılsama, ya da proje olduğu, insanların uyutulduğu evrenlerde geçen o filmlerdeymişim hissi geldi. (truman show gibi)
uzun bir tanışma ve giriş bölümünden sonra “amaurat ve diğer şehirler, yöneticileri hakkında, ilişki biçimleri, gezileri ve diğer konular, köleleri ve evlilikleri, askerlik ve ordu konuları, dine bakışları” başlıkları altında 8 bölümden oluşuyor kitap.
özgürce gezme hakkı yok, evliliğine ve çocuk sayına çocuğunu nasıl yetiştireceğine sen karar veremiyorsun. nerde ve nasıl yemek yiyeceğine bile karar veremiyorsun. dini özgürlük var deniyor ama kitaptan alıntıyla “herkesi özgür bırakmış ki ne istiyorlarsa ona inansınlar. sadece ruhumuzun da bedenimizle birlikte öldüğüne ya da dünyanın kadirimutlak bir varlık yerine tamamen rastlandı eseri oluştuğuna inanarak insan onurunu ayaklar altına alanları cezalandıran katı bir yasa çıkarmış.” gerçeğini de görüyoruz.
kitaptaki kölelik başlığına ve köleliğe bakışa yazıldığı dönemi göz önünde bulundurduğum için hiç girmeyeceğim, eleştirisini de yapmayacağın.
more ütopyasında kendi dönemini, dine yaklaşımını, büyük bir devlet ve hukuk adamı oluşunu başarıyla yansıtmış. hayatını devlet yönetimine ve dine adamış. sonunda da kralı kilisenin başı olarak görmeyi reddettiği için idam edilmiş.
bize ise bireyselliği, özgür iradeyi göz ardı
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
Thomas More’un Ütopya’sı, 16. yüzyıl Avrupa’sındaki adaletsizliklere karşı hayali bir toplum düzeni tasarlayan felsefi bir eser. Kitapta, denizci Raphael Hythloday, özel mülkiyetin olmadığı, herkesin günde altı saat çalıştığı, eğitim ve adaletin eşit dağıtıldığı Ütopya adasını anlatır. Bu adada din özgürlüğü vardır, suç oranı düşüktür ve toplum ortak iyilik için yaşar.
More, bu düzeni kusursuz bir çözüm olarak değil, dönemin sorunlarına ayna tutan bir eleştiri olarak sunar. “Ütopya” kelimesinin hem “iyi yer” hem de “olmayan yer” anlamı, okura bu sistemin uygulanabilirliğini sorgulatır. Kısa hacmine rağmen eşitlik, özgürlük ve adalet üzerine düşündüren zamansız bir klasik.
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
"Ütopya isimli bir ada ülkesi anlatılır. Paranın kullanılmadığı, paylaşılan kaynaklarda rotasyonla çalışan vatandaşların üretiminin ortak depolarda biriktirilerek isteyenlere ihtiyaçları kadar dağıtıldığı, yokluk yaşanmayan mutlu ve müreffeh bir ülkedir. Devletin kasasındaki paranın üst sınırı vardır, bu sınır aşıldığında zenginlik vatandaşlarla paylaşılır. Özel mülkiyet yoktur. Hiç kimsenin hiç bir şeyi olmadığı halde herkes zengindir. Vatandaşlar belli dönemlerde kurayla oturdukları evleri değiştirirler, böylece her ev bakımlı olur. Burada Evlilik kutsaldır, evlilik öncesi ilişki ve zina yasaktır. Yaşlılara saygı gösterilir, toplum en yukarıdan en aşağıya kadar aile formatında örgütlüdür. Akşamları belirli noktalarda mahalle eşrafı yaşlı-genç karışık oturarak birlikte yemek yer. Herkes sade ve aynı tip elbiseler giyer. Edebiyat ve felsefeye düşkündürler. Her vatandaşın canı kıymetlidir, mecbur kalmadıkça savaşmazlar, mecbur kalmadıkça kendi vatandaşlarını ölüme sürmezler; düşmanları satın alırlar, birbirlerine düşürürler, rüşvet verirler, paralı asker tutarlar. Benimsedikleri ana ilke yaşamın doğanın ilkelerine göre düzenlenmesidir. Kölelik vardır ama cezadan sayılır. Çok az sayıda yasa vardır, herkes bunları bilir, avukata gerek yoktur. Farklı inançlar bir arada laik düzende yaşar. Herkes tarım işlerini bilir. İlave olarak dokumacılık, terzilik gibi yan işlerin öğrenilmesi de özendirilir. Kadın-erkek, genç-yaşlı herkes çalışır, dolayısıyla rahip-soylu-asker vb gibi üretim fazlasıyla beslenmek zorunda olan “üst” sınıflar yoktur, fazla üretmeye gerek yoktur. Seyahate çıkanların gittikleri yerlerde, memleketlerindekine benzer bir iş yapmaları (aylak durmamaları) beklenir. Taraf tutma ve açgözlülük yargıya yerleşirse toplumu bir arada tutan en güçlü bağ olan adaleti
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
Şu kitabı burdaki incelemelerde gördüm, o yüzden satın aldım, almaz olaydım.
Hiç bir felsefi yönü olmamakla birlikte neredeyse hiç bir sebep sunmadan sadece kurallar sıraladığı ve bazı şeyleri de isteğine göre göz ardı ettiği bir kitap.
Adam kendi Ütopyasını yapmış, böyle olsaydı iyi olurdu demiş. İyi tamam da bunun bize ne yararı var? Adı üstünde gerçekleştirilmeyecek bir Ütopya.
Platonun Devlet kitabında ise bu kitabın aksine ütopik bir devlet anlatılırken bir yandan da hep tartışılan derin felsefi mevzularda da derin düşünceler dile getirilmiş.
Yani ütopyada yaşamak ister misiniz diye soracak olursanız pek zannetmiyorum yani seçme şansım olsa öyle bir diyarda yaşamak istemezdim. Mesela bazı düşüncelere katılmasam da, bazı katıldığım noktalar var bunların dışında ütopyanın tek tip tek bir düşünce tarzı olması pek hoş değil aile nüfusu fazla diye o çocuğun başka bir aileye verilmesi aile yapısını bozması hiç hoş değil 22 yaşından önce erkeklerin bir aşk gibi basit duyguları yaşamaması hiç hoş değil bunun dışında Evet maddi şeylere değer verilmiyor derse de yani tekdüzelik tek bir sistem bilmiyorum Çok akla yatkın gelmiyor aslında burada çağdaşlık adı altında aşırılıktan kaçma derken tam tersini biraz dikta rejimi gibi geliyor Çünkü herkes birbirini denetliyor ve evinin en mahrem bölgelerine kadar bir kontrol mekanizması var gibi geliyor özgürlük adı altında Aslında özgürlüğün ölçüsü bile olmayan bir ülke bir sistem söz konusu orada çünkü sistem Uyumadıgınız zaman sistemden atılıyorsunuz ve farklı bir fikir ver ettiğinizde de aynısını ile karşılaşacağınızı tahmin ediyorum Dolayısıyla ütopyada Yaşar mısınız deseniz Kesinlikle hayır dedim.
ÜtopyaThomas More · Timaş Yayınları · 202324,6bin okunma
Thomas More, (7 Şubat 1478 - 6 Temmuz 1535) İngiliz yazar, devlet adamı ve hukukçu. Yaşamında önde gelen bir hümanist bilgin ünvanına kavuşup bir çok kamu görevi üstlendi. Eseri Ütopya ile edebiyatta yeni bir nesil yarattı. 1516'da yazdığı Ütopya'da ideal hayali bir ada ülkenin siyasi sistemini tarif ediyordu. More'un Kral Henry VIII'in İngiliz kilisesinin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935'de Papa Pius XI tarafından aziz ilan edildi.
7 Şubat 1478'de, Londra'da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi'ne girdi. Oxford'da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra'ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509'da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More'a adadı. 1517'de Kral'ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525'de Lancaster Düklüğü'nün bakanı oldu. Kral Henry VIII'in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey'i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More'u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531'de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532'de görevlerinden ayrıldı. 1533'de Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı.
Parlementonun Anne Boleyn'i İngiltere'nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa'ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başı olarak görmediği için ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535'de idam edildi.