Necip Fazıl yine o kendine has üslubuyla, sade görünen ama altı oldukça dolu bir metin çıkarmış ortaya. Okurken bir tiyatro eseri izliyormuşum hissine kapıldım; sahneler gözümde canlandı, karakterlerin yüz ifadelerini bile hayal ettim.
Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, değerler üzerinden yapılan eleştiriydi. Modernleşme, şehir hayatı, gösteriş ve bunların insanı içten içe nasıl dönüştürdüğü… Özellikle geçmişinden kopan insanın yaşadığı savrulma çok net hissettiriliyor. Bir yanda eskiye ait samimiyet ve kökler, diğer yanda yeni hayatın cazibesi ama aynı zamanda boşluğu. Bu çatışma bana oldukça tanıdık geldi. Çünkü bugün de çok farklı bir yerde değiliz aslında.
Karakterler üzerinden verilen mesaj doğrudan göze sokulmuyor ama satır aralarında sert bir eleştiri var. İnsan okurken ister istemez kendini sorguluyor: Biz ne kadar değiştik? Değişirken neyi kaybettik? İlerlemek gerçekten her zaman iyi bir şey mi, yoksa bazen özümüzden uzaklaşmak mı demek?
Dili ağır değil, akıcı. Bir oturuşta bitiyor ama bittikten sonra zihinde dönmeye devam ediyor. Benim için “Villa Semer”, hacmi küçük ama fikri büyük bir eser oldu. Kısa sürede yoğun bir düşünce yaşamak isteyenler için kesinlikle okunmaya değer.