Hikâye, vicdan ve merhametin nasıl istismar edilebileceğini ele alır. Anlatıcı, yolda karşılaştığı Semyon’a acıyarak ona yardım etmeye başlar. Ancak Semyon, bu iyiliği bir alışkanlığa dönüştürür ve anlatıcının emeğiyle geçinmeye razı olur. Fiziksel olarak çalışabilecek durumda olmasına rağmen hiçbir çaba göstermez, çünkü onun yerine çalışan biri vardır.
Anlatıcının iyilik olarak gördüğü fedakârlık, Semyon için yalnızca bir rahatlık alanıdır. O, anlatıcının merhametini aptallık ve saflık olarak görüp her geçen gün daha fazlasını talep eder. Ancak zamanla anlatıcı bu dengesiz ilişkinin farkına varmaya başlar ve içinde bir huzursuzluk doğar. Semyon ise bu değişimi hisseder. Anlatıcının kendisinden uzaklaşmaya başladığını anladığında, çıkar sağlayamayacağını fark edip ayrılır. Böylece, bu dostluğun başından beri bir dayanışma değil, tek taraflı bir sömürü olduğu açığa çıkar.
Gorki, bu hikâyede sadece bireysel bir ilişkiyi değil, toplumsal bir gerçeği de gözler önüne serer: İyiliğin sınırı çizilmediğinde, suistimal edilmesi kaçınılmazdır. İsimsiz anlatıcı, vicdanının peşinden giderken aslında kendisini yük altında bırakmış ve karşı tarafın sorumluluğunu üstlenmiştir. Ancak sonunda, merhametinin bedelini fark ederek Semyon’dan kopar.
Bu hikâye, fedakârlığın her zaman değer görmediğini ve iyi niyetin sınırlarının belirlenmesi gerektiğini düşündürür. Anlatıcının baştan çizmediği sınırlar, sonunda kaçınılmaz bir hayal kırıklığına dönüşmüştür. Hikâyeyi Semyon'dan dinleseydik, arkadaşım der miydi acaba?