• Zamane kızlarından olmayalım diye diye başka zamanın kızı olduk. Yeri geldi çağımızdan tiksindik 1600'e gittik; yeri geldi beni uzaya yollayın, 2050' ye, burada hayat yok Elon Musk'ı çağırın dedik. Peki kimin neyin zamanı bu?
    Öyle ki artık hangi çağa uzanmamız konusunda koca ummanda şaşkın balıklara döndük. Hangi dünyaya aitliğimiz konusunda yalpaladık durduk. Ait-siz-leş-tik. Modernci sevdalıları tarafından yobaz, dilinden tahiyyatlar eksik olmayanlardan bozuk gençlik yaftası yemeğini yedikte durduk. Yaptık-ettik-yuttuk-tutkunduk. Yeyom yeyom doyameyom toğtor beeey...! Fakat devranı döndüremiyoruz artık. Bu derdin muzdaripleri olarak yeni bir kimlik ve dahi toprak parçası talep edeceğiz korkarım ki yakında. Eee malum kimse bizi vatandaşı olarak kabul etmiyor.
  • - Kız kısmısı önce evlenip döl alır... Sonra kocası izin verirse işini kurar... Bak, adaşın Sıdıka Atalay iki çocuk büyütüp ööle iş kadını olmuş. Önce bi dünyaevine gir, sonra istersen TÜSİAD’a bile girersin...
  • 140 syf.
    ·2 günde·8/10
    Küçük kankam Alex* geceleri yüksek sesle müzik dinlediğinden anne ve babasına uykuyu haram ediyor ve Ludwig Van'ın dokuzuncusunu dinlerken kendini; cıyaklayan morukların kafalarını, harika kocaman çizmeleriyle ezerken dikizliyordu hayallerinde.(* Otomatik Portakal #24810163)

    Şeyhim Tolstoy ise karısını her sene hamile bırakmaktan arta kalan zamanlarda Beethoven'ın keman sonatını dinlerken, Tanrı'nın yarattığı en adi piç kurularından insanoğlunun alçakça sevişmelerini yorumluyordu nadide bulunan bir piliç gibi olan bu eserinde.

    Günümüz Türkiye'sinde istatistiklere göre evlenen her beş çiftten biri boşanıyor. Bizim eski kuşaklar tarafından bunun sebebi çok okumuş yazmış olmaya bağlanıyor. Kız kısmısı okuyup mesleğini alıyor ve devamında da çalışmaya başlayıp ekonomik özgürlüğünü kazanıyor.(İşte bütün kötülüklerin anası) Okuma yazma bilmeyen, büyükbabamdan yıllarca dayak yemiş babaanneme göre bunun adı 'ahişer', yani kıyamet alameti. Bu zihniyete sahip erkekler ise kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etme inancıyla hareket etmekten gurur duyarlar adeta. Birbirlerinin yüzünü evlendikten sonra gören eşlerin durumuna ise hiç girmeyelim.

    Üst paragraftaki meselelerden bahsetmemin sebebi Türkiye ve Rusya'yı toplumsal anlamda hayatın her alanında birbirlerine çok benzetmemdir. İşbu sebep Rus klasiklerinin okunmasının zaruri olduğuna inanıyorum.

    Tolstoy bu eserinde evliliklerin sevgi temelinde kurulup kurulamayacağını ya da daha genel anlamda kadın erkek ilişkilerinde gerçek sevgi var mıdır? sorusuna cevap aramış diyemeyeceğim çünkü direk kendi penceresinden "ne sevgisi? Yalan onlar, inanmayın bu saçmalıklara!" modunda aksilik eden ihtiyar delikanlı, devamında da kendisiyle çelişip sevgisizce sevişen çiftlerimizi zumzuklayıp ağız burun dağıtmış adeta ey mübarek kardeşlerim!

    Kitapta genelde kadınlar şeytanlaştırılırken erkeklere de az da olsa dokundurmalar yapmış. Domuzlar gibi sevişiyormuşuz mesela. Karısına göre ise kendisi tam bir ayıyı andırıyormuş.

    Kadınların kendilerini cinsel meta haline getirmeleriyle alakalı eleştirilerine günümüzden bakarak Tolstoy'a katıldığımı dile getirmek isterim. Örneğin reklam sektöründe hiç alakasız ürünlerde dahi kadın bedeninin ön plana çıkarılması ya da otomobil fuarlarına giden olmuşsa görmüştür veya en azından TV'de görmüşsünüzdür; otomobilden çok kadınlar sergilenir adeta. Son zamanlarda bu konuyla alakalı feminist çevrelerden yükselen itirazlar neticesinde bazı fuarlar artık bu yanlışlığa son verileceğini açıklamış. Yine Formula 1 yarışlarında Grid kızlarının işlerine son verilmesi ve Fransa bisiklet turunda kazanan sporcuya öpücük kondurma uygulamasının sonlandırılması da alınan yeni kararlar arasında. Bunlara sebep olan zihniyet kirliliği ortadan kaldırılmadan ne kadar etkili olur bu hamleler doğrusu tartışılır.

    Tolstoy'la giydirmelere devam ediyoruz: Kadınlar bir çocuk gördüklerinde "aay ne tatlı şeysin çeen kıyamaam" gibi ponçik sevgi gösterilerinde bulunurken iyi ama iş çocuk yapmaya gelince yook rahatımı ve vücudumu bozamam havalarındadırlar. Hele hele doğum kontrol yöntemlerini uygulamıyorlar mı! İşte Tolstoy'u çıldırtır bu ve dozajı baya artırıp bunu yapanlara "orospudan farkları yok" diyecek kadar cozutur. Doğum kontrol yöntemleri bizde de en üst perdeden sıkça eleştiri konusu yapılıyor ara ara. Ama sebebi Tolstoy'dan farklı tabi. Biliyorsunuz bir olur garip olur, iki olur rakip olur, üç olur denge olur, dört olur bereket olur, gerisi Allah kerim. Tolstoy Allah'ın kerim sıfatını çok sevdiğinden on üçe kadar götürmüş işi.

    Yine Tanrı'ya tam teslimiyetçi Tolstoy cümlelerine ara ara rastlamak mümkün bu eserde de. Artık durumu kanıksadığımızdan mı nedir, yav he he diyerek geçiyorsunuz oraları.

    Son bölümlerde ise kıskançlık meselelerine girilmiş. Açıkçası bu bölümler de sıkıldığımı söylemeliyim. Ancak bunun tamamen kendimden kaynaklandığını da belirteyim. Çünkü şu sıralar karşı cinse karşı duygularımdan arınmış bir dönemde olduğumdan, bu kısımlar beni kendine çekemedi.

    Kitap kesinlikle okuyan herkeste karakteri ve duygu durumuna göre farklı etkiler bırakacaktır. Okurun evli veya bekar olması da önem arzetmekte. İleride olur da evlenirsem tekrar okuyacağım. Bakalım o zaman nasıl etkileneceğim?

    İncelemeyi bitirmeden Tolstoy'a değinmek isterim. Ben Tolstoy'un önceden takıntılı bir adam olduğunu sanıyordum. Fakat bu kitabıyla birlikte onun tam bir manyak olduğuna şüphem yok artık. Manyakları da ayrı bir severim yalnız. Önceden sevemediğim adamı artık seviyorum.

    Şuraya da bizden bir manyağın Beethoven'ın Kreutzer Sonat performansını bırakayım.
    https://youtu.be/OF9fneQ50Us
  • 328 syf.
    ·3 günde·7/10
    Başar Başarır'ın okuduğum ilk kitabı. Heyecanlı bir dili var romanın. Üzerinde çalışılmış bir kitap bana çok özenli geldi. Aslında klişe olan bir konusu mevcut. Şöyle ki; internetten tanışıp birden evlenen çiftimizin erkek kısmısı Orhan aslında neye bulaştığını bilmeyen aklı bir karış havada hukuk mezunu bir avukat. Aslı ise bir miras meselesi sebebi ile Avrupa'dan dönmüş bir garip kız. İşin içinde bir de büyük tiyatro yıkımı projesi, miras durumu ve mafyatik durumlar girince değişik bir kitap çıkmış meydana.