• Tembellik Hakkı uzun zamandır gördüğüm ha bugün ha yarın okuyacağım diye sürekli ertelediğim bir kitap, 12 gün evvel okumaya başladım yarıladım ve araya sanırım bir çok şey girdi. Bugün yarısını da bitirip bir kaç saat içinde rafa kaldırdığım bir kitap. Tembellik Hakkı evet kapitalist düzen eleştirisinden ziyade biraz da işçi sınıfının eleştirisi gibi algıladım. Çarpıcı bir bölüm vardı. Orada şundan bahsediyordu. Birazda işçi sınıfının çalışmak için fabrikalar kurulmasına yönelik devlete ve sermayeye baskı yaptığını. ^^işçiler, çalışmayı kapitalistlere zorla kabul ettirmeyi kafalarına koydular. Saf yürekli işçiler, ekonomicilerin ve ahlakçıların çalışmaya ilişkin kuramlarını ciddiye aldılar ve bunun uygulamasını kapitalistlere zorla kabul ettirmeye çalıştılar, imanları gevreyerek. İşçi sınıfı "Çalışmayan yiyemez" ilkesini attı ortaya. 1831'de Lyon işçileri, "ya bizi kurşuna dizin ya da iş verin!" diye ayaklandı, 1871 federeleri de ayaklanma eylemlerine İş Devrimi adını verdiler.”^^
    Sanayi devriminden sonra ve Kademeli olarak Köleliğin kalkmasından sonra, işçi sınıfı diye bir sınıf doğmuştur. İnsanlığın fikirsel gücünü yükseltmek için ya kölelere ihtiyacımız var, ya da işçi sınıfına! Her şeklide pislikleri süpürecek,angaryaları yükleyeceğimiz birilerine ihtiyacımız var.
    Çok ilginçtir ki? yıllardır her ideolojiden her fikri savunan kesimin ortak paydası Kapitalizmin eleştirisidir. Evet eleştiriyoruz iyi güzel de karşısına konulan alternatif sisteme gelince bir duraklıyoruz. Karşıt ideolojinin argümanları ile kafası allah bullah olmuş insan yığınları, iş Kominizim ve Sosyalizme gelince bir duraklıyor. Durakladığınıza göre köle gibi çalışmaya devam edelim öyleyse.. Koca karı gibi mızmızlanmayı kesip, yazgınıza boyun eğeceksiniz. Kitapta en sevdiğim 1. bölüm, insanın gelişimi için boş vaktinin olması, okuması dinlemesi, kendi iç dünyasına dönebilmek için zaman ayırması. eee bundan dolayıdır ki birazda düşünsel üretime girmenin yolu, belli kaygılardan uzak olmak!nedir ki bunlar, ev geçindirme çoluk çocuk sorumluluklarını yerine getirecek sürekli sürekli akan bir gelirin olması buda yoksa modern kölelik sizi(bizi)bekliyor. ... Çalışmaya ihtiyaç duymayan sürekli akan geliri olan insana ne yapacak? bence tembellik yapacak fakat buna bile izin yok. Çünkü oluşmuş inanç ve ahlak sistemi tüm algılarla tüketimi bile iş halinde sırtına yüklüyor kişinin. sürekli bir devinim içinde olmanı dikte ediyor. Boş vaktin mi var, oku, öğren, geliş, tüket ve bu süreçlerde bir çalışma şekli ve bir nevi işçilik. Kitabı okumaya meyil ettiğim anlarda. Beklentim oldukça farklıydı. Tembellik, boş boş vakit geçirmenin felsefi yönünün derinlikli bir şekilde inceleneceği düşüncesindeydim ama velakin cümbür cemaatin karşılaştığım şey zaten bildiğim şeyler olduğu için pekte başladığım anlarda ki beklentimi karşılamadı diyebilirim.. Yine de Marx amcanın damadına selam olsun :)
  • Kitabı bir arkadaşım tavsiye etmişti mutlaka okumalısın demişti. Yalnız bir çok kısmını anlatmış keşke anlatmasaydı. İçinde bulunduğumuz yüzyılı gayet iyi anlatan bir kitap. Aslında kominizim taşlaması Yazarın diğer kitabı 1984 gibi ama herhalde insanoğlu ve hükümdarlar hiç değişmiyor.
  • Üniversitelerde Profların bile Karl Marx’ı anlatırken şu cümleyle başladıklarına şahit olmuşsunuzdur: Bir donunuz bile varsa Marx’ın Komünizmi bunu ortak kullanmayı öngörür, hayır efendim! Marx’ın “özel mülkiyet” kavramı hiçbir zaman bireysel kullanım araçlarını kapsamamıştır. Marx daha çok, “sahip olan sınıfın”, yani kapitalistin mülkiyeti ile ilgilenmiştir. Kapitalist sınıf, bütün üretim araçlarına sahip olduğundan mülkiyet sahibi olmayan bireyi kiralayabilmekte ve kendisi için çalıştırabilmektedir. Mülkiyetsiz birey de mecburiyetten çalışma şartlarını kabül etmektedir. Yani kısacası Marx’ın özel mülkiyet kavramını, bireysel kullanım araçları için yorumlamak çok yanlıştır.
    Marx’a göre bireyselliğimizi gerçekleştiren, yaptığımız nesnelerdir(icraatlardır) Nesnelerimiz emeğimizle anlam kazanır, canlanır. Marx, nesnel dünya ile insan üretkenliğini kapsayan bu faaliyet ilişkisine “üretken hayat” adını vermekteydi. Bu üretken hayata için; “Böyle bir hayat, kendi içinden hayat doğuran bir hayattır.” açıklaması yapardı.
    Bu anlamda bizler, dünya tarafından sadece düşüncelerimizle değil üretiğimiz can verdiğimiz nesnelerin varlığıyla algılanır ve doğrulanırız.
    Bir yanılgı da Marx’ın kadın-erkek ilişkilerini toplumsallaştırdığının düşünülmesi; Marx’a göre sevgi, iki insan arasındaki ilişkinin en temel ve doğrudan olanıdır. Yine Marx bu konuda şunları yazar: “Kadını toplumsal şehvetin bir kurbanı ya da bir kölesi olarak gördüğümüz takdirde, insanın uğrunda canını verdiği yüce şeyleri sonsuz biçimde aşağılamış oluruz.”
    Marx, Sovyet ve benzeri devletlerde uygulanan sistem için “kaba kominizim” tanımı yapar. Bu Kavramla(kaba kominizim) Marx kendi yaşadığı dönemde çıkmış bazı kominist fikir ve uygulamalara cevap verir: “böylesi bir kominizimde, işçilerin kötü kaderi çözülmez, yalnızca bu kader tüm insanlar arasında eşit biçimde dağıtılır” der.
    Marx için Sovyet tipi bir devlet kapitalizmi, özel mülkiyet kapitalizmiyle aynı şeydir. Herkesin eşit ücret alması,Marx için öncelikli bir konu değildi sadece çalışan insanların bireyselliklerini yok eden bir çalışma biçimine karşıydı. Çalışanların nesneler haline(makineleşme) gelmelerini engellemeyi ve insanların bu nesnelerin kölesi olmaktan kurtarmayı hedefliyordu. Yani temel amaç bireyin kurtuluşuydu. Marx, bireyin bir süre sonra ürettiklerinin kölesi ve kendine yabancılaşacağına inanıyordu ki şu an zaten öyle...
    Karl Marx’ı her üniversiteli duydu ama çok az kişi onu gerçek anlamda tanıma fırsatı bulabildi. Duyduklarınızla Marx’ı tanımlamayın! Bu Marx gibi bir insana büyük haksızlık olur. Size önerim; Erich Fromm’un bu muhteşem yorumuyla Karl Marx’la tanışın :)
  • Yazarın ilk romanıdır. Ülkenin karmaşık durumlarına denk geldiğinden önce yasaklanmış, 1984 yılında yasağı kaldırılmıştır. Yazarın kendine has bir, üslubu ve çok derin bir betimleme kabiliyet var. Bu hali benim çok hoşuma gitti.

    Hikayenin asıl kahramanı Selim’dir. Bunun yanında ise önemli yan karakterler olan Seyda, Oktay ve Aysel’de yer almaktadır. Yazar karakterlerini öyle derinlemesine tanıtmaktadır ki, hikaye içerisinde hikaye bulmak içten bile değildir.

    Hikaye üçüncü tekil şahıs tarafından kaleme alınmıştır. Konu ise hafif siyasi ve solculuk diye tabir edilen siyasi görüşü biraz överek anlatılmaktadır. Hikaye 1970li yıllarda kominizim, solculuk ve işçi, öğrenci olaylarına değinir. Para babalarının boş hayatları, şöhreti yakalamanın zorlukları ve ödenen bedeller… Politik ve gerçek hayattan kesitler sunarak devam edip gider. Neden yasaklandığı ise tartışılır ben içerisinde aman aman bir şey göremedim.

    Selim asıl karakter ve solcu kişiliktir. Seyda zeki ama hayatın anlamını daha yakalayamamış ve mutsuz bir evlilik yaşayan ablamızdır. Oktay ise zengin, varlıklı olan kişiliktir. Aysel saf mahalle kızıdır, şöhret basamaklarını bir bir bedelini ödeye ödeye tırmanan karakterimizdir. Hepsinin tek ortak tarafı ise hayatlarının bir yerinden sonra kesişmesidir.

    Yazarın dili çok arı ve sade. Kurgusu ve devamlılığı çok güzel ister istemez okurda merak uyandırıyor. Elimdeki kitap 1990 yılında Can Yayınları’ndan 4. Basım olarak çıkmıştır. Sayfaları hardal rengi ve 1970li yılları anımsatırcasına hoş.

    Lakin şunu demek isterim. Devrim ya da diğer adları her ne ise hiçbir zaman iradeyi zayıflatmamış aksine daha da güçlendirmiştir. Bir takım ateşli gençlerin, yalan-gerçek olarak sergiledikleri bu görüş kendilerini de başta olmak üzere hem devlete hemde millete zarar vermiş, terör denilen bir çok kuruluşun ekmeğine yağ sürmüştür.

    Bunu en yakın zamanda “Gezi” diye tabir edilen, baş kaldırış harekatında da görmüş olduk. Dönemin iradesi Taksim’de parkı yıkıp Topçu Kışlası yapmak istedi. Olaylar başladı. Her ne kadar haklı olsa da davaları haksız olmaya mahkumdular. Milyonlarca dolar zarar. Elbette ağaçlar kesilip yok olmasın, onlar bizim geleceğimizdir. Lakin konu ağaç değildi. Kaos ortamı yaratıp, ülkeyi yangın yerine çevirmekti, başarılı da olundu.

    Kendi bölgem için konuşuyorum. Sadece kendi zararımı söylüyorum. 15 dakika ara ile aracımı yanmaktan kurtardım. 3 kere 6mm kalınlıktaki 12 metre camekan tuz buz edildi. Yine 12 metreye 1 metre led tabela kül oldu. Zarar 16000 Tl. Yapanlarda mahallenin 10 15 yaşlarındaki müptezelleri. Tutup yakalayıp, ağzını burnunu kırsan, ertesi günkü haberlerde inanın ekmek almaya gidiyordu diye haberler çıkardı. Geziyi iliklerime kadar yaşadım ben.

    İrade sahibi olan bir partiye mensup bir vatandaş değildim. Atadan bildiğim bir partim vardı. Her dönem o partiye oy vermekten başka herhangi bir siyasi kimliğim dahi yoktu. Ama nedense caddeki dükkanla, evler ve arabalar mimlenmişti. Benim yan komşumda sorun yoktu, keza karşı komşumda da, zaten benim komşularımla veya siyasi görüşleri ile de işim yoktu. Hatta ömrü hayatımda diktiğim 3 tane de ağacım vardı. Sıradan sade bir vatandaş olamama rağmen bunlar başıma geldi. Ama görün ki gezi olayları terör ekmeğine yağ sürdü.

    Peki sonuç ne oldu. Yapılması gereken yapıldı. Zayıflatılmak istenen irade çok daha güçlendi. Ölenler öldü. Bitti gitti.

    Elbette hakkını savun, protestonu et. Ama mantık ben huzursuzsam herkesi huzursuz edeceğim mantığı olursa, benim evimi soydular bende başkasının evini soyabilirim diye kendini haklı görürsen ve hele ki sırf zevk için sokağa çıkıp sağı solu taşlarsan, “haklı olduğun davanda sonuna kadar haksızsın.”

    Sözün özü; kitabı okuyun ve kendinize dersler çıkarın. Haksızlık karşısında tabi ki de boyun bükmeyin ama yakıp, yıkmayın. Bölücü değil birleştirici olun. Kitap okunulası ve tavsiye edilesi.

    Sevgi ile kalın.
  • Kurgusu güzel düşünülmüş ve kominizim eleştirisi üzerinden okurlara fabl tarzı sunulan bir eser.

    Kitabın en çarpıcı kısımı ise "Bütün hayvanlar eşittir ama bir kısım hayvanlar daha eşittir" vurgusudur.
  • Kapitalizm şuanda Sosyalizm ve Kominizim mi kapsamadim yoksa halen çatışma var mi ?