Beklemiyordum!
Zor zamanlardan geçerken, okul cinayetleri hepimizin yüreğini yerle yeksan ederken, madenciler grevde ve tek bir olumsuz habere daha yüreğimizin dayanmayacağı zor bir zamanda Kafa gibi dünya duyarlılığı yüksek bir kültür edebiyat dergisinin kapağında Seda Sayan… Gözlerime inanamadım! Popüler kültürden kaçıp kitaplara dergilere sığınan insanlar değil miydik oysa? Ne ara böylesi yenik düştük satış rakamlarına!
Kapakta kocaman puntolarla, “Köpek gibi çalışıp kraliçe gibi yaşamaya çalışan bir kadınım.” Orada bitmedi yalnızca, “Sen bana nasıl elini uzatırsın yalak!” “Uyuyan adamdan nefret ederim, adam dediğin sabah kalkar gider.” “Çorap bir kültürdür, ben çorap kadınıyım.” Yeşim Salkım ile bir kavgası gündemdeydi, “Ben senin gibi kuryeleri boşamadım. Ben Hakan Ural’ı, İlker İnanoğlu’nu boşadım. Ben çok insan boşadım bu ülkede. Çok da düzgün adamlar boşadım, ucuz lümpen tayfasını boşamadım.” Durun bir dakika ya! Ülkemin güzel insanları nelere şahit oluyor böyle! Kuryeler de ülkemin en emekçi insanları ayrıca insanı ucuz yapan kazancı mı? Neresinden tutsam elimde kalıyor, tamam Seda Sayan güçlü bir kadın ama bu ayki sayıya olmadı diye düşünüyorum.
İlber Ortaylı hocamız vardı son sayıda! #301319407 Sonraki ayda ülke gündemi o kadar yoğundu ki koşarak almaya gittim dergiyi. Yaşadığım hayal kırıklığını onlara da iletmek istedim: instagram.com/p/DX9oAA6oUsy/?... Hiçbir eleştiri dikkate alınmadığı gibi, 2. baskıyı duyurdular aklımızla alay edercesine! Siz isterseniz okumayın, bizi okuyan bulunur, der gibi! Popüler olan her şeyin modası geçmeye mahkûmdur!
Kadınlar güçlüdür. Seda Sayan da güçlü bir kadın. Kadınlar ondan önce de güçlüydü. Erken gitti diye güçsüz mü Nilgün Marmara, kim diyebilir Didem Madak güçsüz
What Doctors Dont Tell You'nun haziran (june) 2026 sayısının kapağında "Super Takviye - NAD+" ile sonsuz gençlik olası mı, soruluyor. Burada yaşlanma karşıtı geliştirilen bir serum hakkında bilgi yer alıyor. "İnsanlar, yaşlanmayı yavaşlatacağı ve hastalıkları tersine çevireceği vaat edilen, hücresel enerjinin merkezinde yer alan bir molekülün damardan verilmesi için binlerce dolar ödüyor." Celeste McGovern, "bu konudaki bilimsel gerçekleri, medyadaki abartılı haberleri ve NAD* düzeyini gerçekten artıran faktörleri inceliyor." Yüzyıllık yaşamı isteyenler için okumasında fayda var.
Ritminizi yeniden kazanın. Dr. Leigh Erin Connealy, polikistik over sendromunun temel nedenlerini ortaya çıkarmak, hormonal dengeyi yeniden sağlamak ve semptomları hafifletmek için çok önemli olduğunu belirtiyor.
Boba çayı veya bubble tea son zamanlarda çok popüler, ancak içindeki baloncuklar sağlık sorunlarına yol açabilir. Tayvan menşeli bu içecek, yüksek miktarda kurşun içerdiğinden kaş yapayım derken gözünüzden olmayın.
Ayrıca bir parazit ilacı kanseri tedavi edebilir mi? Bu durumla ilgili önemli bir yazı. Bir parazit ilacı umut mu yoksa sosyal medya aracılığıyla abartılmış sahtekarlık mı? Burada Ivermektin adındaki parazit ilacının kanser hastalarına iyi gelip gelmediği hakkında en son yapılan araştırmalarla iki tarafın da görüşleri alınarak "umut" ya da "abartı" mı konusu işleniyor.
Derginin yazarı Bryan Hubbard ise İngiltere'de covid aşılarıyla ilgili son araştırma hakkında bilgi veriyor. Diyor ki: Kovid-19 aşısı büyük bir başarı olarak nitelendiriliyor. Köpük ve zafer ülkesi adıyla bu konuyla ilgili önemli yazısı da yer alıyor.
Yılan zehiri acaba sağlığı tekrar kazanmak için bir merdiven olabilir mi? Covid aşılarının verdiği zararlar için beklenmedik bir çözüm sunabilir mi? Bu
"Beklerim ben, cehennem azabıysa da beklemek seni." William Shakespeare
Hayat biraz da beklemek değil mi? Hatta belki en çok beklemek. "Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek," diyor Ümit Yaşar Oğuzcan, Sezai Karakoç, "Beklemek, neyi beklediğini bilmeden." "Tek yaptığım ölümü beklemek," diyor Hakan Günday, ona cevap verir gibi adeta Nazan Bekiroğlu, "Ölümü beklemek bile yorgunluktu."
Bekledim. İlber Hoca hastaneye yattı, sağ salim çıkmasını bekledim. Bekledim. Öldü, Fatih Altaylı ile yaptıkları ölmeden önceki son program olan Teke Tek'in yayınlanmasını bekledim. youtu.be/EjvkF-7HQOc?si=...Gerçek dostluk ebedidir. Öyle zordu ki ölümünün ardından hiç ölmemiş gibi onu izlemek... Bekledim. Daha Kafa dergisinin yeni sayısına vardı. İlber Hoca yetişir dedim. Yetişti de... Kapakta kocaman resmi... Öyle siyahlar içinde falan değil! İlber Hoca siyah olur mu! Gençlerin umudu o! Umut siyaha bürünür mü hiç... Ve işte şimdi, okudum; bitti...
"Bu satırları yazarken boğazım düğümleniyor, ağlamamak için kendimi zor tutuyorum."Celâl Şengör
Hepimiz duygusuz bilirdik dimi onu... Kaybetmek insanın içindeki gizil duyguları tüm çıplaklığıyla dışarı çıkarıyor. Okurken ben de ağlamamak için zor durdum. Her sayfa biraz ona götürdü beni: En sevdiği romancı: Tolstoy. Aa, dedim ben de çok seviyorum. Göçmen: Kırım'dan Stalingrad'a, Avusturya'dan Türkiye'ye gelen ailenin yaşam hikâyesi. Ben de anne tarafından Kırım - Tatar Türküyüm! Satır satır aradım onu. "Mektebi bitirir bitirmez evlenip de mobilyacı dükkanı gezeceğinize dünyayı gezin." Onun sesiyle okudum... instagram.com/reel/DV1ebLlCNS..."Gazze Katliamı, Epstein Skandalı, İran'ın işgali... Dünyayı satanist pedofil yamyamlar yönetiyor!"
**Yalnız duygulu değil, duyarlı da bir sayıydı
Neden toplum olarak “bir anda popüler olan” şeylere yöneliyoruz?
Neden bundan 18 yıl önce yazılan Masumiyet Müzesi, 18 yıldır hiç olmadığı kadar okunuyor ve bütün satıcıların çok satanlar listesinde?
Neden akışım Masumiyet Müzesi ile dolu ve neden bu derginin kapağında Masumiyet Müzesi var!
Bir şeyleri keşfetmemiz için dillere düşmesi mi gerek?
Az bulunan incelikleri keşfetmek için mücadele vermek daha keyifli değil mi?
Aynı şeyi Kral Kaybederse ile de yaşamıştık, kimsenin yüzüne bakmadığı kitap bir anda farklı kapaklarda vitrinlerde poz veriyordu. Hiç olmadığı kadar popülerdi üniversite yıllarımda Kürk Mantolu Madonna, sırf o yüzden okumak için beklediğimi biliyorum yıllarca. İsterdim ki bir diziyle değil, kitap eleştirileriyle, edebi bir yolculukla keşfedelim okuyacağımız eserleri. O kıvılcım bizden gelsin! İşte o zaman, gün gelir de dizisi/filmi çıkarsa önceden keşfetmenin verdiği haz paha biçilemez olur! #241583839
“Artık günümüzde Kadınlar Günü çoğunlukla burjuvalar arası bir hediye alışverişi, orta sınıf için bir ‘piyasa canlandırıcı’, işçi kadınlar içinse sadece takvimde sıradan bir gün.”
Dündü değil mi?
Bitti!
Hediyelerle kutlandı, sosyal medyaya story dediğimiz şeylerden atıldı, o gün bile gerçekleşen kadına şiddet olayları ve kadın cinayetleri sümenaltı edildi. Peki ya bugün ve geriye kalan günler? İsterdim ki o güne yönelik duyarlılık etkinlikleri gerçekleştirilsin, konferanslar verilsin, bir gün olsun kitle iletişim araçlarında psikologlar, sosyologlar sahne alsın! Dün alınan çiçekler bugün soldu, dün var olan kadınlar bugün öldü, tıpkı önceki günlerde ve ondan önceki günlerde ölenler gibi. “Çünkü her sevgide biraz da cinayet bulunur,” diyor Edip Cansever, sevmeyin kadınları ve çocukları böyle sevecekseniz eğer.
“Artık en büyük korkumuz
"Beni sorarsan,
Kış işte...
Kalbin elem günleri geldi."
Yine bir kış günü... İnsanın içini şiir kadar ne ısıtabilir? Üstelik o şiirlerin sahibi bizden biri, yüreğimizin sesi, Gülten Akın'sa. "Evinin tavan arasında bulduğu Dostoyevski, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Tolstoy kitaplarını okuması onun bütün hayatını etkiyecekti." Bir insan bir kitap okur, bütün hayatı değişir, sonra dokunduğu hayatları değiştirir. Kimimiz Gogol'un Palto'sundan çıkıyoruz, kimimiz Dostoyevski'nin Budala'sından, kimimiz Nâzım'ın 835 Satır'ından... "Çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan…"
"Ah, kimselerin vakti yokDurup ince şeyleri anlamaya."
Bir insan,
Bir öğretmen,
Bir şair,
Bir komünist! "Gülten ve Yaşar goministlik yaptıkları, bozgunculuk çıkardıkları gerekçesiyle Ordu'nun Kumru'suna sürgün edilirler." Hayatı Anadolu'da oradan oraya sürgünle geçer, Sinop, Maraş... Gittiği her yerde insanlara dokunmaya, onlar için mücadele etmeye devam eder. İstanbul'dan yazmaz şiirlerini, Anadolu'nun en ücra köşelerinde, oradan oraya göçerken yazar. Halkın, kadının sesi, Anadolu'nun direnişi olur. Bir romantizm olarak verilen Anadolu'yu tokat gibi gerçekliğiyle çarpar insanların yüzüne! "Halk gibi yaşamadıkça, halkla beraber olmadıkça, değil öncü olmak, tek söz söylemeye haklı olmazsın."
"Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan.
Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü"
youtube.com/shorts/1bnLD4Gn...
Bazıları kadından şair olmaz, der. Bırakalım arkadaşlar. Şiirin, şairin bedenindeki kıl sayısıyla ilgisi yoktur diyor Sunay Akın, Gülten Akın'dan bahsederken. Ve "onunla
Kafkaokur’un ilk sayısını bitirdim.
Bu sayı benim için sadece bir dergi değildi; her ay kitapların yanına bir dergi ekleme hedefimin ilk ayıydı. 2026 ile birlikte bu hedefi daha bilinçli bir hâle getirdim ve Kafkaokur Sayı 01 bu yolculuğun başlangıcı oldu.
Dergi merkezine Franz Kafka’yı alıyor ama bunu tek yönlü yapmıyor. Kafka’nın yaşamına, düşüncelerine ve edebiyat dünyasındaki yerine dair yazıların yanında, Kafka’nın kendi metinlerine de yer verilmiş. Gözlem, Yolcu ve Akbaba gibi kısa metinler, derginin sadece “Kafka’yı anlatan” değil, Kafka’yı okutan bir yapıda olduğunu gösteriyor.
İçerik bununla sınırlı değil.
Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’sı üzerine bir kitap incelemesi, Sylvia Plath ve Cemal Süreya’ya ayrılmış yazılar, Sartre, Camus ve Wilde üzerinden varoluşçuluk temalı değerlendirmeler dergiyi edebiyat açısından oldukça geniş bir alana yayıyor.
Deneme, anlatı, şiir ve kısa öykü çeşitliliği derginin en güçlü yanlarından biri. Üstelik bu metinlerin önemli bir kısmı çok bilinen isimlerden değil; daha az tanınan, farklı seslerden geliyor. Bu da dergiyi daha samimi ve keşfe açık kılıyor. Her metin aynı etkiyi bırakmasa da, okur olarak “yeni bir kalemle tanıştım” dediğim anlar oldu.
Bu yüzden puanım 8/10.
Kafkaokur Sayı 01, ilk sayı olmasına rağmen dolu bir içerik sunuyor ve devam sayıları için merak uyandırıyor. 2026 ile birlikte koyduğum aylık dergi hedefi için de güzel ve motive edici bir başlangıç oldu.