Kıbrıs Rum Kesimi ekranda Kıbrıs olarak yazılsa da TRT sunucuları üstüne basa basa, Kıbrıs Rum Kesimi derlerdi. Avrupa’ya özgü olan bu yarışmaya Fas’ın ya da İsrail’in katılması birçok evde tartışma konusu olur, “Biz nereden Avrupalı oluyoruz?” diye sorup cevap aramak akıllara gelmez de, “İsrail nereden Avrupalı oluyormuş?” sorusu dile getirilirdi.
Sıra Türkiye’ye geldiğinde coşkulu evlerde bir alkış kopardı. “Hazinesi beş cent’e muhtaç” bir ülkenin, kapalı sınırlar arasına sıkışmış halkı, uluslararası bir ekranda bayrağını ve ülkesinin adını görünce heyecanlanır, milli coşku, milli histeriye dönüşürdü.
Yatağa yatınca, başucunuzda şekerli ve kremalı bir kâse dolusu rendelenmiş mısır bulunurdu. Bir de kitaplar vardı. Yatağın başucundaki rafa sıralanmışlardı. Onları yerli yerine koymaya zahmet etmediğiniz için, iki üç tanesi sıranın üstünde yatay dururdu her zaman. Sayfalarının kenarları kıvrılmış, çiziklerle doluydu kitaplar. Topsy ile Mopsy'yi anlatan yepyeni kalmış bir kitap vardı. İki kızla ilgili olduğu için hiç okumamıştı o kitabı. Sihirbazı anlatan bir kitap vardı. Ödünüz kopardı bunu okurken; korkunç örümceğin resmi bulunan yirmi yedinci sayfayı atlardınız her zaman. Toprağı kazıp bir şeyler çıkaranlar üstüne bir kitap vardı, mısırlı bir şeylerdi bunlar. Erkek Çocukların Trenler Kitabı vardı; Erkek Çocukların Gemileri Kitabı vardı. Ralph gerçekten görür gibi oldu bu kitapları; elini uzatsa, onlara dokunabilirdi. Erkek Çocukların Mamut Kitabı'nın ağırlığını, raftan yavaşça nasıl çıkıp aşağıya kaydığını duyar gibi oldu... Her şey iyiydi eskiden; güler yüzlü ve dostçaydı her şey...
Sayfa 135 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 58.Basım, Eylül 2025·Kitabı okuyor
Modernite ilmi hikmetten kopardı, onun için geriye sığ bir eğitim anlayışı kaldı. Hikmetten kopan ilim teknolojinin emrine girer. Halbuki ilim bizatihi hakikat sevgisidir. Teknolojinin hakikat sevgisi ile alakası yoktur, teknoloji güç sevgisidir.
Eşekarılarından ödü kopardı. Sokunca öldürmezse eğer davul gibi şişirirdi. Çok da kurnaz arılardı. İnsana yaklaşırlarken vızıltısız sessiz yaklaşırlar, sokar kaçarlardı. Bal arıları, öbür bir kısım tür arılar insanı sokunca iğneleri insanın etinde kalır, sokmayı canlarıyla öderlerdi. Oysa eşek arılarının iğnelerine hiçbir şey olmaz, arka arkaya, fırsat bulurlarsa yüz kişiyi bile sokarlardı. Yalnız eşekarıları belki dünyadaki en güzel yaratıklardı.
Abdullah'ın hanımı Zeyneb'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Abdullah, dışardan eve geleceği zaman habersiz girmesi hâlinde hoşlanmayacağı şeylerle karşılaşmamak için kapıda ses verip öksürür, tükürürdü. Bir gün eve geldiğinde yılancık hastalığına karşı bana rukye yapan bir kadın içerdeydi. Abdullah'ın sesini duyduğumda, kadını yatağın altına sakladım. Abdullah gelip yanıma oturdu. Boynumda bir ip görünce "Bu ip de ne?" diye sordu. "Hastalığım için bu ipe okundu" dediğimde, Abdullah ipi kopardı ve "Abdullah'ın ailesi şirkten uzaktır! Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in 'Rukye, muska/nazarlık ve sihir yapmak şirktir' buyurduğunu işittim" dedi.