yepyeni bir köprü kurmayı başarmıştık. Ne taştan, ne tahtadan. Bizimkisi asma köprüydü, en ufak bir rüzgârda sallanan. Bazen bir hatalı söz, bir yanlış anlama yetiyordu sallanmasına. Gene de köprüydü, hiç yoktan iyiydi. Daha sık yazışmaya başladık.
Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi.. Hakikat ve sevgi.
Eğer hayatımızı dışarıdan izleyebiliyor olsaydık kendimiz hakkında ne düşünürdük diye merak ederdim hep. Bazen bizim kendimizi gördüğümüz gibi değil de ötesinde sakladıklarımız, geçmiş acıların izlerini gösteriyor muyuz ya da ustalıkla saklıyor muyuz diye.
Sevdiğiniz birinin, üstelik yeterince zaman dahi geçiremediğinizi düşündüğünüz birinin gözünüzün önünde günden güne erimesini izlerken elinizden hiçbir şey gelmediği oldu m u?
Çaresizlik göğsünüzü demirden bir yumruk olup sıkarken gözyaşlarınızı kendinize saklamak zorunda kaldığınız oldu mu hiç? Bence bir insanın bu dünyada yaşayacağı en büyük acılardan biriydi.