Kalp ile tasdik yetmez. Dil ile ikrar da gerekir. Bâtın ile zâhir arasında âdeta bir köprü olan "kalbin tercümanı" için "can kapısı" denilmesinin bir sebebi de budur. Nitekim sıradanlığı aşıp sâlih bir kalbe tercüman olma muradındaki dil, yenilenmiş bir idrakle ikrar edecektir..
Dünyanın çarklarını güçlü insanlar yağlıyordu işte. O çarkları sözleriyle, paralarıyla, yetkileriyle yağlayıp en altta kalan tabakayı hunharca eziyorlardı. Suç onlar işlediğinde suç olmaktan çıkıyordu, güçsüz olana edilen merhamet hep göstermelikti.
“Dnieper üstünde insandan köprü meydana getirildiğinden, donan bütün bir alayın
yüzüstü bırakıldığından, tutuşan topraklardan, Çernigov'da geçirilen korkunç haftadan, yarık, çatlak içinde kalan ellerimizden, ölüm karşısında boynu bükük o korkunç bekleyişimizden de söz edilmiyordu. O zamandan bu yana generaller bu olayların tümü üzerine bir sürif şey anlattılar. Felaketlerin nedenlerini
bir bir sayıp döktüler; hastalıktan ya da donarak ölenlerden bir satır veya on satırla söz ettiler. Ama bana sorarsanız, bir uyuz köpekten de kötü bir durumda, kendi kaderiyle baş başa bırakılmış olan askerlerin duyduğu acıları hiçbir zaman
dile getiremediler. Büyük bir sürü içinde kendini yapayalnız hisseden, kendi derdiyle uğraşmaktan başkasını düşünemeyen insanın içinde bulunduğu bunalımı anlatamadılar. Komutanların
emirlerini yerine getirmekle yükümlü olup bazen zafere ulaşan, bazen yenilgiye ve bozguna uğrayan sürülerden; başka bir düşman sürüsünün aralıksız saldırılarına «haklı» bir kinle karşı koyan, cinayetleri ve her çeşit alçaklığa bulaşan ve de daha sonra kazandığı zeferlerin ölçüsünde bir özgürlük sağlamadığını görüp hayal kırıklığına uğrayanlardan da söz etmediler. Gerçekte özgürlük diye bir şey yoktur da ondan. Aslında savaşın maddesel cinayetiyle barışın ikiyüzlü ve düşünsel cinayeti vardır sadece.”