Evet, içinde bulundukları an, kritik bir andı. Öldürmek ve ölmek lâzımdı. Kumanda yerindeydi. Kumandan, işte böyle bir anda bu emri verebilen insandır. Bu emri alanlar, öldürmeyi ve ölmeyi bilen insanlardı. Netice şu oldu. Düşmana saldırıldı. Boğuşuldu. Düşman dayanamadı. Geri çekildi. Sahile kadar gerileyerek oralarda tutunabildi. Arıburnu cephesi işte böyle açıldı. Ya 57'nci Alay? 57'nci Alay bir başka türlü alaydı. 57'nci Alaydan bu gök kubbede baki kalan bir hoş sadadır. Çünkü Çanakkale Harbinde 57'nci Alay, tamamen şehit oldu...
David H. Barlow anksiyeteyi "yüksek derecede olumsuz duygu öğeleri ile dereceleri değiştirilmiş olumsuz bir geribildirim döngüsü içeren yaygın bir bilişsel-duygusal yapı, beklenmedik, kontrol edilemeyen biçimde hissedilen ve devam eden içsel ve dışsal olaylar ve bu dikkate yönelik uyumsuz çözümler" olarak tanımlamıştır. Bu nedenle bilişler veya düşünme işlemlerinin, anksiyete yanıtının oluşmasında ve devamlılığında kritik bir rol oynadığı düşünülmektedir.
Tek eşlilik doğamıza aykırı mı sorusundan daha önce görmemiz gereken kritik bir mesele var. Diyelim ki bu kişiler haklı ve bu durum doğamıza aykırı olsun. Bu neyi değiştirecek ki? Sonuçta kredi kartı kullanmak da doğamıza aykırı, bir yere uçakla seyahat etmek de. Kimlik taşımak vergi ödemek ya da cep telefonu ekranını sürekli kaydırıp durmak... bunların hangisi doğada gözlemleyebilirsiniz ayrıca hayatımızın ne kadarını doğamıza uygun yaşıyorsunuz ki?Hemen her fırsatta kendini doğadaki tüm canlıların üzerinde gören ama söz konusu cinsellik olduğunda hayvanlarla aynı kategoride bulunmayı dert etmenin mantığı nedir?
“NOBREZA SILENCIOSA. SESSIZ SOYLULUK. Bir hayatın bir daha dönmemek üzere alışıldık yönünden saptığı kritik anların sert ve çarpıcı bir dramatikliği olduğuna ve insanın ruhunda içten içe şiddetli bir kaynama oluştuğuna inanmak hatadır. Kafalarının içi bir bulvar gazetesine benzeyen ayyaş gazeteciler, projektör ışığı meraklısı film yapımcıları ve yazarların hazırlayıp sundukları zevksiz bir masaldır bu.
Aslında, hayata yön veren olayların altında çoğunlukla inanılmaz derecede sessiz bir dramatiklik gizlidir. Patlamaya, yükselen alevlere ve yanardağın lav püskürtmesine o kadar benzemez ki, yaşandığı anda o deneyim çoğu kez fark edilmez bile. Devrimsel etkisi ortaya çıkarken ve bir hayatın bambaşka bir ışığa bürünüp yepyeni bir melodiye kavuşmasını sağlarken, sessizce yapar bunu; ve bu muhteşem sessizlikte yatar onun asıl soyluluğu.”
Ruhumuzla bağlantımızın koptuğu zamanlar olur. Böyle zamanlarda onunla kısa sürede tekrar bağ kurabilme yeteneği ve pratiği kritik önem taşır. Kayıp parçalarımızı bulabilmemiz, kendimizi onarabilmemiz ya da ruhumuzun dipsiz karanlık yönleriyle yüzleşebilmemiz gerekiyor. Korkularımızla, kayıplarımızla ve en önemlisi de geçmişimizle yüzleşebilmeliyiz diyorum. Ama bu yüzleşme konusunda iki önemli kuralımız var: birincisi cesaret, ikincisi samimiyet. Ruhumuzun prangalarını kırıp hayatımızı geçmişin elinden almak, kendimize borcumuz. Hepimizin acı eşiği, kırılma noktası ve toparlanma süresi birbirinden farklıdır. Bazılarımızın yaşadığı hayata, bazılarımız bir gün bile tahammül edemeyebilir. Ama şuna inanıyorum ki günün sonunda mücadele edenler, boyun eğmeyenler ve sorunlarının üzerine cesaretle gidenler kazanır.