Oturmuş, ağlayan avare bir mazlumu kim dinler?
Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da, Bugün bir serseri, bir derbedersin kendi yurdunda! Hayat elbette hakkın, fakat ona sahip ol haykırarak; Sağırdır kubbeler, tek ses duyar: Uğraşıp kazanmak.
Sayfa 883 - Başlık alıntıya dahildir·Kitabı okuyor
Şiir
Ne duruyorsunuz..! Sökün sahte su borularını.! Ev ev merhamet şebekesi kurun.! Tepelerinizdeki çatıları da yıkın! Göklerle temasa geçin! O zaman göreceksiniz ki; acı su borularından, kendi kendine tatlı su akacak... Ve başlar üstünde, güneşe yol veren kubbeler yükselecek.
Büyük Doğu Yayınları
Alıntı
Reklam
"Ne hoş, ne garip," dedi Bernard, "parlayan bir sürü sivri ucu ve kubbesiyle Londra sisin altında önümde uzanıyor. Biz yaklaşırken, o gazölçerlerle fabrika bacalarının bekçiliğinde uyuyor. Karınca yuvasını göğsüne bastırmış, Tüm çığlıklar, haykırışlar sessizlik içinde yumuşakça sarmalanmış. Roma bile daha şahane görünemez. Ama bizim hedefimiz o zaten. Anaç uykusu şimdiden tedirginleşti. Evlerin diken diken kabardığı sırtlar sisin içinden yükseliyor. Fabrikalar, katedraller, cam kubbeler, kurumlar ve tiyatrolar doğruluyorlar. Kuzeyden gelen erken bir tren sise füze gibi hızla giriyor. Geçerken perdeyi çekiyoruz. Parlayan ışığımızla istasyonlardan tangır tungur geçerken, beklenti içindeki boş yüzler bize dik dik bakıyor. Rüzgârımız onları yalayıp zihinlerinde ölümü canlandırırken, erkekler gazetelerini biraz daha sıkı kavrıyorlar. Ama kükreyerek ilerliyoruz. Hantal, anaç ve muhteşem bir hayvanın yan tarafındaki bir kabukmuşuz gibi şehrin böğründe patlamak üzereyiz. Şehir uğulduyor, mırıldanıyor; bizi bekliyor. O sırada, ayakta durmuş trenin penceresinden dışarı bakarken, garip ve ikna edici bir biçimde, büyük mutluluğumdan ötürü (nişanlandım) bu hızın, şehre doğru atılan bu füzenin bir parçası olduğumu hissediyorum. Hoşgörü ve uysallığa karşı duyarsızım. Sevgili beyefendi diyebilirdim, neden bavulunuzu indirip gece boyunca taktığınız takkeyi içi ne tıkarak, kıpırdanıp duruyorsunuz? Ne yaparsak yapalım, yararı olmayacak. Hepimizin üstüne muhteşem bir görüş birliği heyula gibi çökmüş durumda. Büyümüşüz, törenlerle resmileşmişiz ve devasa bir kazın gri kanadı gibi türdeşliğe doğru itilmişiz (güzel, ama renksiz bir sabah) çünkü tek bir isteğimiz var - istasyona varmak. Trenin bir gümbürtüyle durmasını istemiyorum. Gece boyu birbirimizin karşısında otururken bizi birbirimize
Sayfa 93 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 15.Basım, Ocak 2026·Kitabı okudu
"Ne hoş, ne garip," dedi Bernard, "parlayan bir sürü sivri ucu ve kubbesiyle Londra sisin altında önümde uzanıyor. Biz yaklaşırken, o gazölçerlerle fabrika bacalarının bekçiliğinde uyuyor. Karınca yuvasını göğsüne bastırmış, Tüm çığlıklar, haykırışlar sessizlik içinde yumuşakça sarmalanmış. Roma bile daha şahane görünemez. Ama bizim hedefimiz o zaten. Anaç uykusu şimdiden tedirginleşti. Evlerin diken diken kabardığı sırtlar sisin içinden yükseliyor. Fabrikalar, katedraller, cam kubbeler, kurumlar ve tiyatrolar doğruluyorlar. Kuzeyden gelen erken bir tren sise füze gibi hızla giriyor. Geçerken perdeyi çekiyoruz. Parlayan ışığımızla istasyonlardan tangır tungur geçerken, beklenti içindeki boş yüzler bize dik dik bakıyor. Rüzgârımız onları yalayıp zihinlerinde ölümü canlandırırken, erkekler gazetelerini biraz daha sıkı kavrıyorlar. Ama kükreyerek ilerliyoruz. Hantal, anaç ve muhteşem bir hayvanın yan tarafındaki bir kabukmuşuz gibi şehrin böğründe patlamak üzereyiz. Şehir uğulduyor, mırıldanıyor; bizi bekliyor. O sırada, ayakta durmuş trenin penceresinden dışarı bakarken, garip ve ikna edici bir biçimde, büyük mutluluğumdan ötürü (nişanlandım) bu hızın, şehre doğru atılan bu füzenin bir parçası olduğumu hissediyorum. Hoşgörü ve uysallığa karşı duyarsızım. Sevgili beyefendi diyebilirdim, neden bavulunuzu indirip gece boyunca taktığınız takkeyi içi ne tıkarak, kıpırdanıp duruyorsunuz? Ne yaparsak yapalım, yararı olmayacak. Hepimizin üstüne muhteşem bir görüş birliği heyula gibi çökmüş durumda. Büyümüşüz, törenlerle resmileşmişiz ve devasa bir kazın gri kanadı gibi türdeşliğe doğru itilmişiz (güzel, ama renksiz bir sabah) çünkü tek bir isteğimiz var - istasyona varmak. Trenin bir gümbürtüyle durmasını istemiyorum. Gece boyu birbirimizin karşısında otururken bizi birbirimize
Sayfa 93 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 15.Basım, Ocak 2026·Kitabı okudu
Bir zamanlar, imparatorluk coğrafyasına çil çil kubbeler saçanların torunları, şimdi tazecik canları bir tohum gibi toprağa vermiş ve vermeye devam ederek geri çekilmişti.
Sayfa 21·Kitabı okudu
1000Kitap
İSLÂM; BİR ÜFLEYİŞLE TAŞI ELMASA ÇEVİREN...
(...) “Sarı, siyah, siyah, sarı, bazan da yeşilimtrak steplerde bir akış… Burası birkaç mankafa puttan başka hiçbir ruh tasası çekmiyen, beş hasse plânında yaşıyan ve mâbudunu bu plânda anlayan, atların cidago kemiklerine mıhlı, önlerine ne çıkarsa yakıp yıkıcı çiğ adamların vatanı… Turan… Bu madde adamlar bir gün en büyük mânaya kavuşacağından, Allah’ın Birliğine ve Resûlünün doğruluğuna inanır inanmaz atlarından inip büyük kubbeler altında toplanacağından, siteler ve imparatorluklar kuracağından, "Allah" kelimesini bayraklaştıracağından ve İslâm’ın kılıcını ışıldatacağından o ânda nasıl haber sahibi olabilir? İslâm onların taştan madenini, bir üfleyişte elmasa çevirecektir.”
Sayfa 46 - 47 BÜYÜK DOĞU Yayınları
Turan
Reklam
Reklam