• "Gözyaşı dökmesekte ağladığımızı görebilen tek kişi annemizdir. "
  • Bunu kendi kişisel günlüğüme yazdığımda dedim ki neden başkalarıyla paylaşmıyorum. Bunu sizinle paylaşmalıyım. Paylaşmalıyım çünkü belki birileri için önemli gelişmelere sebep olabilir.
    Özgür olduğumu savunduğum zamanlar hatırlıyorum. Ortalıkta ben özgürüm gibi cevaplar verdiğimi, özgürlüğüme el koyanlara kocaman bir nefret hissettiğimi hatırlıyorum. Ancak şuan ne fark ettim biliyor musunuz? Ben hiç özgür olmamışım. Ben ilk defa şuan özgür olmuşum.
    Hayatım boyunca hiç bir fiziksel engelim yoktu. Yani bir dönem epilepsi hastalığı geçirmiştim ama fiziksel bir hastalıkmış gibi gelmiyordu bana. O zamanlar küçüktüm zaten. Bunun önemli bir hastalık olduğunu kavrayamayacak kadar küçüktüm. Ancak birkaç yıl içinde kurtuldum. Küçük yaşta kafama takılan o tedavi aletleri bende saçma sapan bir düşünceye sebep olmuştu. Doktorların beni zekamı azaltmaya çalıştığına inanıyordum ki bu düşünce 8-9 civarları yaşında birisi için oldukça normal bir inanış.
    Büyüdüm ve delirdim. Nasıl delirdiğimi, neden delirdiğimi bilmeden delirdim. Nasıl başladığını hiçbir zaman anlayamadım. Hala bilmiyorum. Ama artık bunu önemsemiyorum. Nasıl başladığı umurumda bile değil. Delirdim derken öyle küçük bir delirmek değildi bu. En dipte delirdim. 11 hastane yatışı geçirdim. Ciddi anlamda çok aşırı derecede ilaçlar kullandım. Hatta o kadar çok ilaç kullandım ki psikiyatrideki ilaçların isimlerini, etkilerini ve neden verildiğini ezberlemiş bir hale geldim. İntihar ettim. Kendime zarar verdim. Öfke patlamalarıyla başkalarına ufak zararlar verdim. Kavga gibi mesela. Acının doruğuna çıktım. Psikolojiye dair her şeyi biliyordum ancak bilmem gereken tek şeyi bilmiyordum. Kendimi. Buna rağmen kendimi kaybettim bile diyemiyordum çünkü ne zaman kendim diye bir şey olduğunu düşünsem hiçbir cevap bulamadım. Olmayan bir şeyi nasıl kaybedersin?
    Bunları kendimi acındırmak için falan anlatmıyorum ancak söyleyebilirim ki büyük bir gururla anlatıyorum. Çünkü bu yaşadığım şeyleri yaşayan o kadar çok insan var ki birilerinin onları anladığını duymasını istiyorum. Ben seni anlıyorum. Gerçekten. Ne durumda olduğunu ben biliyorum ve sana zarar vermeyeceğim. Sana yardım etmek istiyorum. Seni hastaneye tıkmayacağım, seni ilaçlara zorlamayacağım, seni yatağa bağlayıp iğne vurup bütün gün uyumanı sağlamayacağım. Ben seni önemsiyorum. Ve sana yardım etmek istiyorum.
    Sana bütün doktorları savunamam. O kadar kötü doktorlar var ki psikiyatri dünyasına adım atmış her insan bunu bilir. Doktor demeye inanamayacağınız insanlar tanıdım. Hastalara eziyet etmeyi eğlence haline çevirmiş insanlar ve hastaneler gördüm. Ancak şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki her doktor kötü değildir. Doktorunuzun sizi umursadığına emin olduğunuz zaman tedaviden en iyi şekilde yararlanmaya çalışın. Hastaneye yatmanızı istiyorsa hastaneye yatın, ilaç içmenizi istiyorsa o ilaçları için, sizi yatağa bağlayıp sakinleştirici vurduğu için ona kızmayın. Ancak bunları sadece doktorunuzun sizi önemsediğini fark ettiğiniz zaman yapın.
    Ayrıca kriz bazen iyidir. Mesela benim hayatımı bir kriz değiştirdi. Hastanede yataklı tedavi görüyordum. Ve o yatışımda öylesine tükenmiş hissediyordum ki. Belki ortalığı en fazla dağıttığım, çığlıklar attığım, ağladığım, ellerim kanayana kadar duvarlara vurduğum bir kriz değildi. Çünkü inanın bana böyle zamanlar geçtim. Ama en kötüsüydü. Bunları bile yapamayacak kadar tükenmiştim. Hayatım acıdan çıldırmaktan ibaretti. Ben sadece acıdan çıldırırdım hepsi bu kadar. Başka hiçbir şey yok. Acıdan çıldırırdım, intihar ederdim, hastaneye yatardım, hastaneden çıkıp umutlanarak yaşamaya çalışırdım ancak beceremez ve yine acıdan çıldırırdım. Ve sonra yine hastaneye yatardım. Sanki deli olmak için yaratılmışım gibiydi. Başka hiçbir şey gelmiyordu elimden. Başarabildiğim tek şey deli olmaktı ki bu bile benim başarım değildi. Benim seçimim değildi.
    O krizde doktor bana xanax vermişti. Evet bu benim hayatımda içtiğim ilk xanax’ım değildi. Nasıl ilk olabilirdi ki? Ama en özeliydi. İlk defa sakinleştiğimi fark ettim. İlk defa bir şeyler değişmiş gibiydi. Tam değişim olmasa bile yine de durumumu hafifletecek bir şeydi. Doktora yalvardım bana xanax yazsın diye. İşe yaramayan düzinelerce ilacı ve iğneleri reddedip sadece xanax istedim. Bilirsiniz ki xanax’ın bir kullanım ömrü vardır ve devlet sonsuza dek kullanmanıza izin vermiyor. Devletten izinsiz de o ilacı almak mümkün değil. Doktora bütün riskleri kabul ettiğimi söyledim. Bağımlı olsam bile umurumda olmadığını söyledim. Yalvardım, yakardım, tartıştım ancak bana o xanax’ı düzenli kullanmam için vermedi. İstediğim tek şey ise xanax’tı. Yasal yollarla olmasa da burada çıktığımda yasal olmayan yollarla Xanax bulacağıma emindim. Bu da demektir ki bütün paramı madde satıcılarına vermek ve üstüne bir de başımı belaya sokmak demekti. Varımı yoğumu madde satıcılarına verip üstüne bir de bağımlı olmak demekti. Ama umurumda bile değildi. İstediğim tek şey vardı ve başka bir şey düşünemiyordum. Çünkü benim tek kurtuluşum oydu gibi hissediyordum.
    Aradan biraz zaman geçti ve doktorum bana xanax ile etkisi aynı olan, bağımlılık yapmayan ve daha az zararsız bir ilaç başlayacağını söyledi. Böylece Buspon ile tanıştım. İlk önce günde altı tane aldım. Buspon kullananlar bilir, ilk başlama dozu günde 6 tanedir. Ve Lustral, Seroquel vb. ilaçlarla beraber içmeye başladım. Sabah ilaç, öğlen ilaç, akşam ilaç, gece ilaç. Bütün hayatım ilaçtan ibaretti. Ve ben hala Xanax’a takılıydım. İşe yaramayacağına emindim ancak işe yaradı. Belkide düzinelerce benim için işe yaramayan ilaçlar arasından mucize ilacımı bulmuştum. Benim mucizem buspondu. Sizde mucizenizi bulun. Bu buspon olmak zorunda değil. Herkesin mucizesi farklıdır.
    Şuan değiştim mi? Merak edilen en büyük soru bu olmalı çünkü ben bunları sadece daha iyi olabilmenin mümkün olduğunu anlatmak için yazdım. Gelelim sorumuzun cevabına. Hayır değişmedim, geliştim. Ki asla değişmeyi istemezdim. Bana ait olan bir şeyden vazgeçme düşüncesi beni hep rahatsız etmiştir. Bu her şeyde böyleydi. Basit bir kalem bile. Ben basit bir kalemimi bile daha iyi bir kalemle asla değişmem. Çünkü o benim kalemim. Diğer kalem kadar mükemmel değil, güzel değil ama benim. Beraber anılarımız oldu onunla. Anılarımdan vazgeçip hiç anım olmayan daha güzel bir kalem almak beni asla mutlu etmez. İyileşmek için değişmek zorunda olduğumu sanıyordum ancak zorunda olmadığımı anladım. Değişmek zorunda değilim, ben kendim olabildiğim sürece harika bir insanım. Net bir şekilde söyleyebilirim ki kendimi değiştirmedim, kendimi onardım. Ve inanın bana ortaya çok verimli, çok mükemmel bir şey çıktı. Efsane bir mükemmellik mi? Hayır. İnsani bir mükemmellik. Bir insanın kendini onarabileceği kadar onardım. Mükemmelliğin eksiksiz olmak demek olmadığını anladım. Mükemmel olmak demek, savaşmayı bırakmamak ve rol yapmak zorunda kalmamak demek.
    Onarılmanızın imkansız olduğunu düşündüğünüzü biliyorum ancak gerçekten imkansız değil. Ve unutulmaması gereken önemli bir ayrıntı daha var. İlaçlar insanı iyileştirmez, ilaçlar iyileşebilmeniz için size zaman tanır. Bazı durumlarda ilaç olmadan neler yapabileceğinizi göremezsiniz ancak doğru ilacı bulduğunuzda başardıklarınız ilacın marifeti değildir. İlaçlar sadece sizi bir şeyler yapabilecek kadar dünyaya döndürür hepsi bu kadar. Dünya ne yapacağınız size kalmış. Başarılı da olsanız, başarısızda olsanız bu ilacın suçu değil. İlaç tek başına hastalığı yavaşlatır ancak asla tamamen geçirmez. İlaç size yavaşlayan hastalığınızda iyileşebilmek ve daha sağlam bir şekilde ayağa kalkabilmek için belirli süreyi tanır. Ama size söyleyeyim, bu ilk içtiğinizde falan olmayacak. aylarca, yıllarca belki çok uzun süre tedavi olmak zorundasınız. Bu grip değil ya da bu vücudunuzda herhangi bir yerin kırılması falan değil. Ya da fiziksel herhangi bir şey değil. Bu savaşların en zoru. Bu çabaların en zoru. Çoğu zaman aklın bile yerinde olmayacak. Buna hazır ol. Kabullen. Ancak aklın yerine geldiğinde ortaya muhteşem şeyler çıkacak. Bu savaşın senin başına geldiği için üzgünüm. Yani aslında değilim ama böyle olduğu için üzgünüm. Kötü tarafından bakma demeyeceğim çünkü o durumda görebileceğin tek şey her şeyin kötü tarafı. Ancak şunu bunları yaşamış birisi olarak söyleyebilirim ki asla bir yerin kırılmış, kanser olmuşsun ya da bir yerin kesilmiş gibi olmayacak. Bu korkunç bir savaş. Ancak savaşların en güzeli. Çünkü en zorlusu ve en mücadele gerektireni. Güzel olmasının tek sebebi her şeyi yaşayabiliyor olman. Böylece savaş sonunda her şeyi deneyimleyeceksin ve her şeye karşı daha dirençli hale geleceksin. Ve üzgünüm ki bu hayatın boyunca sürecek. Dünya ile Depresyon Birleşik Devletleri arasında daima bir çizgi olacak ve sen hep o çizginin yakınlarında kalacaksın. Dünya ile depresyon arasındaki çizgiye gelmeyi başardıysan bil ki gideceğin yöne karar verecek olan sensin. Mesele de o çizgiye gelebilmek zaten. Oraya gelene kadar tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki yapabileceğin hiçbir şeyden sorumlu değilsin. Kötü bir şey yaptıysan kendine kızma. Ancak o çizgiye geldiğinde yaptığın her şeyden, söylediğin her şeyden sorumlusun. Senin kaderin normallik için yazılmamış. İki seçeneğin var. Dünyanı muhteşem bir yere çevirebilirsin ya da bilincini tamamen yeniden kapatıp öleceğin günü bekleyebilirsin. Neden bunların senin başına geldiğinle de çok zaman kaybetme. Nedenlerin canı cehenneme. Buradasın işte. Olay bundan ibaret. Buradasın ve durumu kendin için en iyi hale çevirmek varken en kötü hale çevirme. Sen psikiyatri dünyasının bir vatandaşısın. İçinde öyle delicesine bir güç var ki her şeyi başarabilirsin. Dünyayı ve insanlığı kurtarabilmek varken kendini yok etmek niye?
  • Kitap başta ne kadar sıkıcı olsa da sonlarına doğru ilerledikçe güzelleşiyor. Inanin bana sonunu tahmin edemiyeceksiniz. En guzel yani bu. Genel olarak bahsedersek karmasik cumleler var. Betimlemeler az ve yas sınırı olmasi gereken bir kitap diye düşünüyorum.
  • "Sen de mavi bulutları seviyor musun Thomas?" diye soruyorum.
    Bana bakıyor, önce dudaklarında bir gülümseme beliriyor ve sonra da gözlerinde. Bulutlari her gün maviye boyayacağım. O zaman Thomas da bana her gün gülümseyecek.
  • "Pemcereye o kadar yakın duruyorum ki nefesim soğuk camı buğulandırıyor. Edebi benzetmelerde kırık bir kalp genelde parçalanmış simgelerle tasvir edilir. Benim kalbim ise kırık parçalar halinde değil, donmuş gibi."
  • "Gözyaşı dökmesek de ağladığımızı görebilem tek kişi annemizdir."
  • "Önemli olan nasıl sevdiğindir."