“ ‘Hayal gücü’ dedikten sonra ya da önce sakın ama sakın ‘sadece’ kelimesini kullanma. Sakın. Hayal gücü bize güç verir, hayat verir. İnsanlar uçabildiklerini hayal etmemiş olsalardı uçakları asla icat edemezdik, öyle değil mi? Ayrıca ne Astro Boy olurdu, ne Godzilla ne de Laputa. Öyle bir dünyada yaşamayı hiç mi hiç istemezdim! Hayal gücünün kudretini sakın unutma. Şu an evimizin tepesinden uçtuğumu ve etrafıma bakındığımı hayal edebilirim…”
Grigori Petrov
Deliliğe Övgü isimli ölümsüz hiciv eserin büyük yazarı, “iki ayaklı dolu beyinliler” olarak nitelendirdiği kitap bilginleri ve kuru teorisyenleri acımasızca eleştirmektedir.
Gulliver’in Gezileri kitabını yazan dâhi yazar Swift cüceler (Liliput) dünyasında kurbağalar gibi kabaran, büyük insanmış gibi görünmeye çalışan küçük insanların hayatını hicvediyor.
Swift ayrıca Laputa ülkesindeki varlıkların anormal boyları ve anormal yaşamlarına da yer veriyor. Laputalılar ince boyunlu, zayıf omuzlu kocaman, şişkin kafalı insanlardır. Tüm yaşamları kitap formülleri, geometrik çizimlerle şekillenmiştir. İçlerindeki her şey tıpkı kendileri gibi deforme olmuş ve çirkin bir biçim almıştır.
“Ben ve arkadaşlarım da,” diye devam etti sözlerine Snellman, “hayalinde kurduğu mükemmel milletin Laputa gibi görünmesini istemiyor. Bizim ne Elinpudata ne de Laputalılara ihtiyacımız var.
Biz Finlerin güçlü bacakları ve zayıf beyinleri olsun istemiyoruz. Altta manda bacaklarına, üstte koyun başına, boş bir kafatasına sahip olmamalıyız.
They liked science and music very much. Their ideas were full of lines and figures. But they were very bad thinkers. They never could give a right answer. They liked news and politics most of all. They could talk about politics for a long time. These people were always worried about something. They had no joy in their life.
Akşamları, ben mutfak masasının üzerinde ödevlerimi yaparken kitaplarıma göz atardı, özellikle de tarih, coğrafya ve fen bilgisine. Ona kazık sorular sormamdan hoşlanırdı. Bir gün, yazım kurallarını iyi bildiğini bana kanıtlamak için, illa bir dikte sınavı yapmamı istemişti. Hangi sınıfta olduğumu asla bilmezdi, "Bilmem ne hanımın sınıfında,” derdi. Okul, annemin isteği üzerine gittiğim rahibe okulu, onun gözünde Guliver’in Seyahatleri’ndeki Laputa Adası gibi korkunç bir âlemdi, bütün hareketlerimi, bütün davranışlarımı yönetmek için başımın üzerinde salınıp dururdu: "Bak sen! öğretmenin bu hallerini bir görse!” Ya da: "Gidip öğretmenine söyleyeceğim, o sana sözünü dinletmesini bilir!”
Isının metafizik üstüne etkisi yeni bir Gulliver için hoş bir konu olacaktı. (“Yeni bir Gulliver” deyimiyle, Jonathan Swift’in 1726’da yazdığı ve İngiltere’yi siyasal, sosyal yönden hicveden kitaptaki Laputa adası filosoflarını anlatmak istemekte. Bu uçan adadaki filosoflar, pratik olmayan, düşsel şeylerle uğraşır ve saçma sapan işler yapar, ısının metafizik üzerine etkisini incelemek, Laputa adasındaki filosofların işi olabilir. O filosofların böyle konularla uğraştığını görmek Gulliver’in adayı ziyaret etmesi gibidir. Böyle bir uğraşıyı izlemek için “yeni bir Gulliver” olmak gerekecektir. Çev.)