Bitirmek… Ne kadar kesin, ne kadar keskin bir kelime. Bir ilişkiyi bitirmek, bir konuyu bitirmek, bir kitabı bitirmek. Sanki bir çizginin sonuna gelmişiz de bir daha asla geri dönmeyecekmişiz gibi. Oysa bana göre bitirmek diye bir şey yok. Bitirmek sadece dilimizde, sözlüğümüzde var olan bir kelime. Çünkü gerçekten “bittiğini” sandığımız çoğu şey, bizde bir yerde kalmaya devam eder. Kimi zaman zihnimizde, kimi zaman kalbimizde, kimi zaman da ruhumuzun derinliklerinde.
Kalan izler bazen acı, bazen huzur, bazen de tatlı bir tebessüm bırakır. “Eksik kaldı” derler ya, aslında hiçbir şey eksik kalmaz, çünkü zaten hiçbir şey tam anlamıyla bitmez. Doğrusu şudur: Biz ya fazlasıyla kalırız o şeyin içinde, ya da yarım kalarak sürükleniriz. Bazen de bittiğini sandığımız şeyler aslında bizi bitirir. Biz ise ona “bitti” deriz, çünkü onunla yaşamaya devam etmek ağır gelir.
Bitirmek yoktur aslında. Devam eden, şekil değiştiren, içimizde yer bulan şeyler vardır. Ve biz, kalanlarla yaşamayı öğreniriz.
lizzie
bazen kendin için yapabileceğin en güzel şey, hiçbir şey yapmamak. durmak, susmak. nefes aldığının farkına varmak. her şeye yetişeyim derken kendine geç kalmamak. bazen kabuğa çekilmek iyidir.
Seelamm! Bu günün konusu: "Kült Klasiklerin Türk Edebiyatına Yansıması." Fikri instagram.com/p/DMM8AmEM8iT/?... hesabından aldım, hatta sadece bazı eklemeler ve düzenlemeler yaptım diyebilirim.
Klasikler yalnızca kendi dönemlerini değil, farklı coğrafyalardaki edebiyatları da besleyen evrensel eserlerdir. Türk edebiyatında da Batı’nın kült klasiklerinin izlerini görmek mümkündür. Karakterlerin içsel çatışmaları, toplumsal dönüşümler, aşk ve ihanet gibi temalar farklı dillerde ama benzer ruhlarla yeniden hayat bulur. İşte birkaç çarpıcı eşleşme:
Büyük Umutlar – Charles Dickens ↔ Fatih Harbiye – Peyami Safa
→ Sınıf atlama arzusu, masumiyetin kaybı, modernlik-gelenek çatışması. Pip’in yolculuğu Neriman’ın içsel bocalamalarıyla aynı ruha dokunur.
Uğultulu Tepeler – Emily Brontë ↔ Acımak – Reşat Nuri Güntekin
→ Karakterlerin öfke, intikam ve sevgi arasında sıkıştığı yoğun atmosfer. Heathcliff’in acısı, Zehra’nın geçmişiyle birleşir; ikisinin de yarası sessiz değildir.
Beyaz Geceler – Fyodor Dostoyevski ↔ Ben Ruhi Bey Nasılım – Edip Cansever
→ Kısa ama sarsıcı bir aşkın ardından gelen sessizlik. İki eser de geceye, düşe ve yalnızlığa ses olur.
Suç ve Ceza – Fyodor Dostoyevski ↔ İçimizdeki Şeytan –